KADIN HASTALIKLARI DOSYASI

Jinekolojik enfeksiyonlar neden olur? Çikolata kistinden kurtulmak mümkün mü? Polikistik over sendromu hamile kalmayı engeller mi? Emzirmenin yararları nelerdir? Menopozu sağlıklı yaşamanın ipuçları. En sık karşılaşılan kadın hastalıklarına dair her şey...

Kadın hastalıkları dosyası

Jinekolojik Enfeksiyonlar Önlenebilir

Ciddi sonuçlara da yol açabilen vajinal ve rahim ağzı enfeksiyonları, doğru hijyen kuralları ve doğru tedaviyle önlenebilir.

“Jinekoloji pratiğinin en sık karşılaşılan şikayeti olan vajinal akıntıların bir kısmı tamamen doğal vajinal salgı olup bir kısmı da değişik kimyasal maddelere (sprey, pudra, kozmetik maddeler, deterjanlar, kondom, sipermisit kremler) karşı oluşan alerjik reaksiyonlardır. Normal koşullarda vajinal florayı oluşturan birçok mikroorganizmanın da katkısıyla oluşan kokusuz ve renksiz bir salgı vardır. Vajinal enfeksiyonlarda bu salgının miktarı, rengi ve kokusu değişir. Mantarlar, parazitler ve bazı bakterilerin neden olduğu vajinal enfeksiyonlarda kaşıntı, kötü kokulu ve renkli akıntı, ilişki sırasında ağrı ve idrar yaparken, yanma şikayetleri ön plandadır.”

Vajinal Enfeksiyonun Türleri;

Bakteriyel enfeksiyonlar: Bakteriyel enfeksiyonlar genellikle cinsel aktivitenin başladığı dönemlerden itibaren ön plana çıkan ve tedavisi ihmal edildiği taktirde üst genital organlara sıçrayarak üreme sağlığı üzerine olumsuz hasarlar yaratan enfeksiyonlardır. Vajinal akıntının mikroskobik ve bakteriyel incelemesi sonucu etken doğru olarak saptanmalı ve uygun tedavi verilmelidir.

Paraziter enfeksiyonlar/Trikomonas vaginalin: Paraziter enfeksiyonlar oranında en sık rastlanan trikomonas vaginalis enfeksiyonudur. Hem erkekte hem de kadında rastlanan bu parazitin şikayetleri genellikle kadında ortaya çıkar. Çok rahatsız edici tahriş bulguları ve kötü kokulu yeşil akıntı çok tipiktir. Tedavide mutlaka eşlerin de tedavi edilmesi gereklidir.

Mantar enfeksiyonlar: Vajinal enfeksiyonların en sık rastlanan nedeni hiç kuşkusuz mantar enfeksiyonlardır. En sık rastlanan mantar enfeksiyonu nedeni olan candida albicans, normalde insan vücudunda zaten var olan bir mikroorganizmadır. Değişik nedenlerle vajinal alanda bir enfeksiyon oluşturduğu zaman, beyaz peynir kıvamında bir vajinal akıntıya ve tahriş bulgularına yol açar. Uygun ilaç tedavisine dramatik bir cevap vererek hızla iyileşir. 

Rahim Ağzı Enfeksiyonları Daha Riskli Olabilir

Rahim ağzı enfeksiyonlarının çok daha farklı bir klinik tablo ve ileriye dönük tehditler içerir. “Bakteriyel (klamidya-uroplazma-mikoplazma ve gonore) veya viral (herpes genitalis, human papilloma virus) kökenli olan bu enfeksiyonların bir kısmı genital organlarda kalıcı hasarlara yol açarak üretkenliği ciddi olarak engellerken bir kısmı da rahim ağzında kanserle sonuçlanabilecek bazı değişimleri başlatabilir.”

Rahim Ağzı Enfeksiyonlarının Türleri

Bakteriyel enfeksiyonlar: Bakteriyel enfeksiyonlar içinde en ön planda görülen tür, klamidya enfeksiyonlarıdır. Cinsel ilişki sonucu erkekten kadına bulaşan enfeksiyon; kokusuz sarı renkli akıntı, düzensiz kanama cinsel ilişki sırasında ağrı gibi şikayetlere yol açabildiği gibi tamamen sessiz kalıp üst genital sistemde (rahim, yumurtalık kanalları ve yumurtalıklar) hasarlara yol açabilir. Bu tür yayılımın sonucu kısırlık, dış gebelik gibi oldukça riskli hastalıklar gelişebilir. Uygun bakteriyel teşhis yöntemleri sonucu teşhis konan hastalar eşleri ile birlikte tedaviye alınmalı ve tedavi süresince ilişki engellenmeli veya kondom kullanımı teşvik edilmelidir. Klamidya enfeksiyonu diğer bakteriyel etkenler ile birlikte gebelerde ortaya çıktığı taktirde, doğum anında bebeğe de bulaşarak hem erken doğumlara hem de çeşitli yenidoğan hastalıklarına yol açabilir.

Herpes virüs enfeksiyonları: Uçuk virüs olarak da bilinen herpes virüsü, Herpes Simpleks tip 1 ve 2 olarak iki büyük gruba ayrılır. Tip 1 daha çok ağız çevresi lezyonları yaratırken, genital bölge lezyonlarından Tip 2 virüsü sorumludur. Virüs genellikle cinsel yolla bulaştıktan 10 gün sonra genital bölgede beliren ağrılı ülserlere dönüşür. Genel vücut düşkünlüğüne ait ateş, halsizlik gibi belirtiler de eşlik edebilirler. Bu birinci atak iyileştikten sonra genellikle vücut direncinin azaldığı dönemlerde ataklar tekrarlayabilir. Genellikle cinsel yolla bulaşan bu enfeksiyon hakkında en çok yanıltıcı olay, kişinin sadece aktif enfeksiyon esnasında değil ara dönemlerde de bulaştırıcı olduğudur.

Bebeğe Virüs Bulaşabilir

Herpes enfeksiyonunun gebeliği de olumsuz etkilediği iyi bilinmektedir. Özellikle aktif lezyonu olan kişilerin normal vajinal doğum yapmaları veya su kesesi açıldıktan 24 saat sonra hala bebeğin anne rahminde durduğu koşullarda yaklaşık yüzde 50 oranında bebeğe virüs bulaştırdıkları bilinmektedir. Bu da ciddi yenidoğan problemlerine yol açar. Erken gebelik dönemlerinde herpes enfeksiyonuna ilk defa yakalanmak da önemli bir düşük nedenidir. Hastalığın tekrarı, gerek erken gerekse geç gebelik dönemlerinde ilk enfeksiyona kıyasla daha az tehlikelidir. Herpes enfeksiyonlarının kanserle ilişkisi uzun araştırmalara konu olmuştur. Ancak herpes virüsünün tek başına jinekolojik kanserlere neden olduğu gösterilmemiştir. Tedavide antiviral ilaçlar ve genel hijyen kuralları ön planda yer alır. Human papilloma virüs enfeksiyonları: Kısaca HPV olarak bilinen virüsler dış genital organlar ve rahim ağzında siğil benzeri lezyonlara yol açar. En tipik belirtileri dış genital organlarda kümeler halinde beliren ve hızla büyüyen siğiller ve pap smear testleri ile rahim ağzında saptanan çok küçük lezyonlardır. Özellikle kontrolsüz ve çok partnerli cinsel yaşamın sonucu bulaşan HPV enfeksiyonunun en önemli riski, rahim ağzı kanserlerinin en önemli nedenini oluşturmasıdır. Tedavisinde tıbbi tedavinin yanı sıra çoğu kere cerrahi yöntemler kullanılması zorunlu hale gelir.

Hijyenik Önlemlerle Engellenebilir

Buraya kadar kısaca özetlediğimiz vajinal enfeksiyonların genel karakteristiği çoğu kez, gerek cinsel yaşantıya gerekse normal gündelik hayata uygulanacak hijyenik kısıtlamalar ile kesinlikle önlenebilir olmasıdır.

Çikolata Kistinin Sadece ‘Adı’ Tatlı

Hamile kalmak istiyorsanız ve çapı 4-5 cm’den daha küçük çikolata kistleriniz varsa bu kistlere cerrahi müdahale yapılmadan önce aşılama ya da tüp bebek tedavisine başlamak akılcı bir yaklaşım olabilir.

Adı kulağa hoş gelse de hiç de hoş olmayan bir hastalık bulgusudur çikolata kisti. Bu kiste yol açan endometriozis hastalığı kadınların yaklaşık yüzde 10’unu etkileyen oldukça yaygın bir sağlık sorunudur. Medicana International İstanbul Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Doç. Dr. Selman Laçin, kadınlarda ağrılı bir hastalık olan halk arasında çikolata kisti olarak bilinen sağlık sorunu hakkında bilgiler veriyor.

Endometriozis ve Çikolata Kistleri İçin 8 Uyarıcı Belirti
1)Ağrılı adet görme
2)Adet kanamasının çok yoğun olması
3)Bel ağrısı
4)Ağrılı cinsel ilişki
5)Kısırlık
6)Ağrılı işeme
7)Ağrılı barsak hareketleri
8)Kabızlık veya İshal

Laparoskopik Yöntemle Kesin Tanı Koyabiliriz

Endometriozisin kesin nedeni halen bilinmediğini hatırlatan Doç. Dr. Selman Laçin anlatıyor: “Bu konuda en yaygın kabul gören teori, adet kanamaları sırasında rahim içindeki dokuların kadının tüplerinden geçerek karın boşluğuna yerleşmesi ve burada gelişimini sürdürmesidir. Bağışıklık sisteminin de buna izin verecek şekilde normalden farklılık gösterdiği düşünülmektedir. Kadının yumurtalıklarında endometriosis oluşması durumunda kistler (çikolata kistleri) oluşabilir ve bunlar çok büyürlerse ciddi problemlere yol açabilirler. Çikolata kistleri her zaman kesin olmamakla birlikte ultrasonografi ile görülebilir. Kesin tanı ise yalnızca laparoskopi işlemi ya da açık ameliyatla konulabilir. Laparoskopi, hastalığa tanı konulmasında yararlı bir işlem olup, ayrıca hastalığın ciddiyetine ilişkin fikir de vermektedir. Bu işlem ayrıca, doktorun sizin için en iyi tedavi planını hazırlamasında da yardımcı olacaktır.”

Hamile Kalmakta Güçlük Çekebilirsiniz

Dr. Laçin, hamile kalmakta güçlük çeken kadınlarda endometriozis hastalığı görülme olasılığının arttığını, bu kadınların bir kısmında, özellikle de ileri evre endometriosis hastalığı olanlarda, endometriozisin neden olduğu tahribat fallop tüplerinde (rahim kanalları) tıkanıklığa yol açtığına da dikkat çekiyor.

Çikolata Kistinin Karşı İki Ayrı Tedavi

Endometriozisin kesin tedavisi olmadığını belirten Dr. Laçin, hastalığı tümüyle ortadan kaldırılmak mümkün olmadığı için ana sorunlara yönelik  iki farklı tedavi uygulanabileceğini ifade ediyor.

1) Ağrıya yönelik tedavi (ilaç veya cerrahi tedavi)

2) Kısırlığa yol açan durumun cerrahi tedavisi (çikolata kistlerinin çıkartılması, yapışıkların açılması ve tüplerin kontrolü) tedavisi. Kısırlık tedavisi planlanırken, hastanın yaşı, evlilik süresi, eşlik eden erkek faktörünün olması hangi tedavi yönteminin seçileceğinde önemli rol oynar.
Son yıllarda oldukça etkili olan ancak kişiyi geçici olarak menopoza sokarak yumurtalıkları ve dolayısıyla da endometriozis hastalığını baskılayan analog adı verilen aylık ya da 3 aylık depo iğneler mevcuttur. Ağrının giderilmesinde oldukça etkili olduğu bilinen bu ilaçların 6 aydan daha fazla kullanımı sakıncalı olduğundan bu süreden daha fazla kullanılması gerekiyorsa mutlaka ek bazı önlemlerin alınması özellikle kemikleri korumak amacıyla gerekmektedir. Unutulmamalıdır ki tıbbi tedavilerin hiçbiri kişinin gebe kalma şansını artırıcı etkiye sahip değildir. Hatta depo iğnelerin kullanıldığı dönemde kişi menopoza girdiğinden zaten gebe kalması hatta adet görmesi olası değildir. Hastalığın ciddiyeti, kadının kısırlık öyküsü, gebe kalma isteği, yaşı, uygulanacak cerrahi tedavinin biçimini belirler.

Ameliyattan Sonra Gebe Kalma Oranı Nedir?
Çocuk sahibi olmak amacıyla kendilerine başvuran ve daha önce endometriosis-çikolata kisti operasyonu defalarca geçirmiş kadınlarda gebelik şansı tüp bebek tedavisiyle bile çok yüksek olmadığını söyleyen Laçin şunları anlatıyor: “Bu kadınlarda önceki operasyon ya da operasyonlarda uygulanan tekniğin yumurtalık rezervine zarar verdiğini sıkça görmekteyiz. Dolayısıyla bu konu gebelik açısından çok önem arz etmektedir. Eğer çapı 4-5 cm’den daha küçük çikolata kistleri varsa belki de bunlara hiç dokunmadan aşılama ya da tüp bebek tedavisine başlamak en akılcı yaklaşımdır.”

Gebelik Tedavisini Başlamak Gerekir
“Eğer gebelik arzu ediliyorsa medikal ve cerrahi tedavileri bir yana bırakıp doğrudan gebeliğe yönelik tedavilere girişmek en akılcı olandır. Çünkü medikal (tıbbi) ve de cerrahi tedavilerin gebelik şansını artırdığı tam olarak kanıtlanmamıştır. Dolayısıyla eğer yumurtalıklarda gebe kalma tedavilerini zora sokacak büyüklükte bir çikolata kisti yok ise ve kanalların da açık olduğu biliniyorsa aşılama ile bir an önce gebelik tedavisine girişmek gerekir.”

Hamile Kalamıyorsanız nedeni Polikistik Over Sendromu Olabilir

Adet düzensizliği, hamile kalmada zorluk, kilo artışı gibi problemleriniz varsa polikistik over sendromu sorununuz olabilir.

Polikistik over sendromu; adet düzensizliği, kısırlık, aşırı tüylenme, saç dökülmesi, aşırı kilo alımı, cilt problemleri ve depresyon gibi sorunlara yol açabiliyor. Medicana Anne Çocuk Merkezi Kadın Hastalıkları ve Doğum Op. Dr. Can Şener, kadınlarda genç yaşlarda başlayan, evlilik yaşamında eklenen farklı sorunlarla boyutu genişleyen ve şekil değiştiren polikistik over sendromunun, kısırlık ve estetik sorunlara yol açtığı gibi, insulin metabolizmasında da bozukluklara neden olabildiğini söylüyor.

Dr. Can Şener polikistik over sendromunun en önemli sekiz belirtisini şöyle sıralıyor:

Adet düzensizliği

En sık görülen belirti olup adet gecikmesi veya adet görmeme şeklinde ortaya çıkar. Bu kadınlar senede 8 veya daha az sayıda adet görürler. Bu da yumurtlamanın düzensiz olarak oluştuğunu gösterir.

Kısırlık

Kısırlık nedeniyle değişik merkezlere başvuran hastaların neredeyse yarısını polikistik over sendromu olan kadınlar oluşturmaktadır. Yumurtanın yeterince büyümemesi ve yumurtlamanın olmaması gebe kalmayı engellemektedir.

Tüylenmede artış (hirsutizm)

Çoğunlukla göğüs bölgesinde tüylenme, dudakların üstü, çene, kol-bacak ve karın bölgelerindeki tüylerde kalınlaşma ve çoğalma saptanır. Tedavisinde ilaç ve yeni tüy gelişiminin önlenmesi ve çıkmış tüylerin fiziksel metotlarla (lazer epilasyon gibi) alınması birlikte kullanılmalıdır. Hastaların ilaç tedavisinin ancak 6 aydan itibaren etkili olacağı konusunda uyarılması tedavinin başarısı için çok öemlidir.

Saç dökülmesi

Akne

Yüz, göğüs ve sırt bölgesinde önemli bir kozmetik problemdir. Özellikle ileri yaşlarda başlayan akneler çok tipik bir belirtidir.

Kilo artışı

Bu hastaların büyük bir çoğunluğu kilo vermek veya kilolarını korumak için ciddi mücadele vermektedir. Özellikle bel ve karın bölgesinde kalça bölgesine göre daha fazla yağ toplanması görülür. Bu, şeker ve insülin metabolizmasının bozulmasının doğal bir sonucudur. Uygulanan diyet programında karbonhidrat tüketiminin düşürülmesi, düzenli egzersiz programı ve hastanın yaşam tarzının gözden geçirilmesi hastanın kilo vermesi için mutlak gereklidir.

Cilt-deri problemleri

Genellikle insülin metabolizmasındaki dengesizliğe bağlı olarak, akantozis nigrans adı verilen boyun, kasık ve koltuk altı bölgelerindeki cildin rengi değişir, siyahlaşmalar olur.

Depresyon-anksiyete

Doğrudan hormonal bozukluklar veya bunun yarattığı kozmetik sorunlar ve kısırlık sonucu oluşan psikolojik sıkıntılar, bu hastaların kendilerini toplumdan uzak tutmalarına, cinsel isteksizlik, suçluluk duygusu ve umutsuzluğa yol açmaktadır.

Bu Sorulara Cevabınız “Evet“ mi?

Polikistik over sendromunun tanısı detaylı fizik muayene, ultrasonografi ve kan hormon analizleri ile konmakta ve tedaviyle hastanın gerek kozmetik sorunları gerek çocuk sahibi olma konusundaki beklentileri ve gerekse de ileri yaşlarda ortaya çıkması muhtemel metabolik sorunları önlenmektedir.
Polikistik over sendromunun belirtilerini içeren aşağıdaki sorulara verilecek 5’ten fazla evet cevabı, sendromun varlığına yönelik önemli bir uyarıdır ve mutlaka ilgili hekime başvurmayı gerektirir.

1. Bir yıl içinde 8 veya daha az sayıda adet görme
2. Düzensiz 10 günde fazla adet görme
3. Ara kanamalar
4. Kısırlık
5. Geç yaşlarda başlayan akne
6. Aşırı tüylenme
7. Saç dökülmesi
8. Boyun-kasık-koltuk altında lekelenme
9. Fazla kilo
10. Ani kilo artışı
11. Öğün arası açlık hissi
12. Şeker hastalığı
13. Ailede şeker hastalığı öyküsü
14. Migren
15. Depresyon-anksiyete

Eğer bu sorulardan 5 veya daha fazlasına evet cevabı veriyorsanız, polikistik over sendromunuz olabilir. En kısa zamanda tıbbi yardım istemenizi öneririz.

Emzirmek Anneye Sağlık Katıyor

Anneler bebeklerini emzirerek hem doğum sonrası iyileşme sürecine hızlandırır hem de ileriki yıllarda karşılaşabilecekleri çeşitli hastalıkların riskini azaltırlar.

Emzirmek anne ile bebek arasında özel bir bağın kurulmasına yardımcı olur. Emzirirken artan oksitosin hormonu düzeyinin anne beyninde önemli fizyolojik değişimler sağlayarak anne ile bebeğin arasında etkileşim sağladığı bilinmektedir. Emziren annelerin stres düzeyi daha düşüktür. Emziren annenin serum kortizol ve adrenalin düzeyi emzirmeyen annelere göre anlamlı bir düşüş gösterir. Bu durum annenin emzirme döneminde psikolojik olarak rahatlamasını sağlar. Emzirmek meme, rahim, yumurtalık kanseri ve kemik erimesi riskini düşürür. Emzirme sürecindeki düşük ostorojen seviyesi meme kanseri riskini azaltır. Yapılan araştırmalar 30 yaşından önce doğum yapan ve bir yıl ya da daha fazla süreyle emziren kadınların yumurtalık kanserine yakalanma riskinde belirgin bir azalma olduğunu göstermektedir. Emziren annelerde kanama daha az olduğundan uzun dönemde kansızlığa bağlı halsizlik çarpıntı ve çabuk yorulma gibi şikayetler daha az görülür. Emziren anneler doğum sonrası daha kolay kilo verirler. Emzirme annenin günlük enerji gereksinimini yaklaşık 500 kalori artırır, bu artan kalori ihtiyacının bir kısmı annenin yediklerinden karşılanırken bir kısmı gebelikte depolanan yağlardan karşılanır. Bu da annenin gebelik sırasında aldıkları fazla kiloların kaybına yol açar.

Sağlıklı ve mutlu bir menopoz mümkün

Menopoz kadınların hayatındaki doğal bir döngüdür. Menopoz döneminde hem fizyolojik hem de psikolojik olarak sağlıklı kalmak da mümkündür.

Menopoz, kendisine yüklenen olumsuz anlamlar yüzünden hala kadınların korkulu rüyası olmaya devam ediyor. Oysa her kadının yaşayacağı bu dönemi rahat geçirmeniz için yapabileceğiniz şeyler var. Medicana International Ankara Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Prof. Dr. M. Tamer Mungan, menopoz ve sürecinde en çok merak edilen soruları yanıtladı.

Menopoz nedir?

Kadın hayatında, yumurtalık fonksiyonlarının ve yumurtlamanın sona ermesi süreci normal bir süreçtir. Patolojik bir neden olmaksızın, ortalama 50'li yaş gurubunda ortaya çıkan, yumurtlama fonksiyonunun sona ermiş olması ile karakterize, 6-12 ay süre ile adet görememe sürecine doğal menopoz denilir. Bazı durumlarda, tıbbi nedenlerle yumurtalıkların alınması gerekebilir. Bu durumda, daha erken yaşlarda yumurtalığın endokrin aktivitesi durdurulmuş olur ve adet görememe süreci başlar. Bu durum da cerrahi menopoz olarak adlandırılır.

Daha genç yaşlarda doğal menopoz olabilir mi?

Bazen, 40 yaşından önce, herhangi bir cerrahi işlem yapılmaksızın, yumurtalık fonksiyonlarının ortadan kalkması söz konusu olabilir. Genellikle bu durum prematür over yetmezliği olarak adlandırılır.  Bu durumun bir özelliği; nadir de olsa, yumurtalık fonksiyonlarının ve yumurtlamanın geri dönebilmesi ihtimalidir. Ancak bu, zayıf bir ihtimaldir. 

Menopoza giriş süreci nasıl olur?

Normalde yumurtlamanın sona ermesi, fizyolojik olarak kadın yaşı ile ilişkili bir olaydır. Kadında yumurtalıklar, döllenme için gereken yumurta oluşturma işlevini belli bir çevrim içinde yapar. Bu süreç ortalama 28 gün içinde tamamlanır. İlk 15 gün içinde yumurta olgunlaşması ve yumurtanın atılması süreci vardır. Menopoz öncesi birkaç yıl içinde bu olaylar bozulur, adet düzensizlikleri olur. Menopoza giriş ya adet aralarının uzaması, az adet kanamaları ile veya adetin aniden kesilmesi ile ya da düzensiz kanamalar ile gelişebilir. Süreç adetin kesilmesi ile tamamlanır.

Menopoz semptomları nelerdir?

Adetin kesilmesi ile tanısı konan bu süreçte, kadını etkileyen bazı önemli değişiklikler olur. Doğurganlık sürecinde pik yapan hormonal düzey, menopoz ile beraber bozulur. Düzenli hormon değişimlerine alışmış kadın bedeni, azalan veya karşılıksız kalan hormonal uyarılar nedeni ile etkilenir, değişik şikayetlere neden olur. Bunlar içinde ateş basmaları ve terleme en önemli sosyal sorundur. Aniden gelişen bu damarsal genişleme problemleri sonucu ortaya çıkan sıkıntılar kadına çok zor anlar yaşatabilir. Bunların dışında, özellikle geç dönemde kemiklerdeki kalsiyum değişimi sonucu osteoporoz dediğimiz kemik matriksinde erime ortaya çıkabilir. Öte yandan cilt ve genital organ kurulukları nedeni ile cinsel yaşantıda zorluklar söz konusudur.

Menopozdaki ateş basması ve terlemeler için tedavi uygulanır mı?

Ateş basması ve terleme şikayetleri kadınların yüzde 80 kadarında karşılaşılan bir durumdur. Olguların büyük kısmı bu süreci ilaçsız atlatabilirse de, yüzde 20-30'unda bu şikayetlere yönelik destek tedavilerinin verilmesi söz konusudur. Bu olgularda; düşük doz östrojen uygulamaları, antidepresan tedaviler, fitoestrojenler başta olmak üzere değişik ajanlar kullanılır.

Perimenopoz veya menopoz dönemindeki kanamalarda ne yapılmalıdır?

Perimenapozal dönem içindeki kanamaların değişen hormonal düzen ile ilgili olması kuvvetle muhtemeldir. Ancak düşük bir olasılık da olsa bu kanamaların kanser veya kanser öncüsü organik nedenlerle olabileceği de unutulmamalıdır. Bu nedenle de bu kanamaları olan kadınlarda endometrial biyopsi yapılması, olası prekanseröz hücresel değişikliklerin tespiti ve tedavisinde önem kazanır. Menopozdaki kanamalarda da aynı yaklaşım önemlidir.

Menopoz bağımlı osteoporoz için ne yapılması gerekir?

Kadınlarda kemik kalsiyum yoğunluğu, çocukluk yaşlarındaki kalsiyum alımı ile sağlanır. Çocukluk dönemimde kalsiyumdan zengin gıdaların tüketilmesi, güneş maruziyeti, spor gibi aktivitelerin bu yoğunluğu yükselttiği biliniyor. Doğurganlık döneminde, kemik kalsiyum içeriğinin kadınsal hormonların da etkisi ile dengede tutulması söz konusudur. Ancak menopoz ile beraber, bu denge bozulur ve kemikten kalsiyum kaybı artar. Bu suretle kemik yoğunluğu azalır. Kırılmaya eğilim gösterir ve deformasyona yatkın hale gelir. Osteoporoz denilen bu deformasyon ve metabolik bozukluk, kadın hayatında ciddi rahatsızlıklar yaratabilir. Özellikle kalsiyum kaynaklarının daha fazla tüketilmesi, spor ve egzersizlerin yanı sıra, ilaç tedavileri ile bu sürecin en az zarar verecek şekli ile yönetilmesi gerekir.

Menopoz dönemi ile meme hastalıkları ilişkisi nedir?

Meme hastalıklarının önemli bir kısmının üreme dönemi içinde olduğu veya oluştuğu, menapozal dönemde ise ortaya konulduğu biliniyor. Ancak, meme tümörlerinin hormonal ilişkisi de olabileceğinden, özellikle estrojenik uyarının yüksek ve karşılıksız kaldığı perimenopozal dönemde atipik meme tümörlerinin gelişme ihtimali de fazladır. Bu nedenle, menopozal dönemde meme değerlendirmesinin yapılması, hastanın kendi meme dokusunun muayenesini yapması ve bazal mamografi-ultrasonografi ile meme yapısının değerlendirmesi önemlidir.

Menopoza bağlı cilt kuruluğu ve genital kuruluk tedavi edilebilir mi?

Bu dönemde, ciltteki ve genital bölgedeki kuruluğun, hormonal çekilme sonrası olduğunu biliyoruz. Bu nedenle de, özellik cilde nemlendiricilerin kullanılması yararlıdır. Genital bölgelerdeki kuruluk için lokal etkili düşük doz hormonal fitiller kullanılabilir. Hastalarda bu rahatlatıcı etki, kullanımdan sonraki iki-dört hafta içinde ortaya çıktığından, hemen tesirini göremeyebilirler. Özellikle, idrar sıkıntısı olan ve idrar yaparken yanma tanımlayan hastalarda bu tip lokal uygulamaların yararlı olduğu biliniyor.

Menopoz dönemi için değerlendirmede başlıca tetkikler nelerdir?

Genel olarak menopoz süreci; erken ve geç dönem olarak iki bölümde değerlendirilir. Erken dönemde, perimenopozal-menopozal değişik şikayetlerle gelen hastalarda, özellikle tiroid fonksiyonlarının ve prolaktin düzeylerinin de değerlendirmesi önemlidir. Bunların yanı sıra, hastaların genel muayeneden geçirilmeleri, olası kalp-dolaşım hastalıkları, akciğer ve diğer metabolizma hastalıkları açısından değerlendirilmeleri önemlidir. Rutin smear değerlendirmeleri ve jinekolojik muayenelerinin yapılması gerekir. Bu değerlendirmeler normalse, adet görmeme süreci de en az üç ay ve ilerisinde ise, hastadan FSH, LH ve E2 istenir ve menopoz tanısı laboratuvar olarak da konur. Bu noktadan sonra hastanın kemik mineral değerlendirmesi, mamografisi istenir ve genel olarak şikayetleri doğrultusunda tedavisi planlanır.

Jinekolojik enfeksiyon çikolata kisti polikistik over hamilelik menopoz sağlıklı menopoz emzirme emzirme yararları



Content

Content