PSİKOLOJİK DESTEK KANSER HASTALARINI YAŞAMA BAĞLIYOR!

İnsan biyopsikososyal yönleri olan bir varlıktır, her birimizin biyolojik-sosyal ve psikolojik özelliklerimiz, ihtiyaçlarımız vardır, dolayısıyla tüm hastalıklara bu arada kansere de bakışımız da bu çerçevede bütüncül olmalıdır. Nitekim Dünya Sağlık Örgütü 2008 yılında psiko-onkoloji hizmetlerinin tüm kanser servislerinde verilmesi gerektiğini belirtmiştir.  1-7 Nisan Kanser Haftası sebebiyle, Medicana Çamlıca Hastanesi Psikiyatri Bölümü'nden Uzm. Dr. Hülya Yanbay, kanser tedavisinde Psiko-onkolojik hizmetin önemi hakkında bilgi verdi.

Psiko-onkolojik hizmet; Kanserli hastanın, ailenin ve tedavi ekibinin üzerinde psikolojik etkileriyle ilgilenir, psikolojik ve davranışsal faktörlerin kanser risk ve gidişindeki etkilerini araştırır. Kanser multidisipliner bir ekip çalışması ile tedavi edilir yani cerrahi-kemoterapi-radyoterapi veya diğer medikal tedavilerle eşgüdümlü olarak psikiyatrik yaklaşım gerekir. Amaç tanı, tedavi sürecinde, hastalığı ile birlikte yaşayabilen ve hastalık sonrasında yaşamını keyifle sürdüren bireyler olmalı.

Psikolojiniz Kanser Tedavisini Etkiler!

Hastalığa uyuma,  tedaviyi kabul edip sürdürebilmeye etkili, tedaviye yanıt ve olunan sonuç üzerinde- sağ kalım süresinde etkilidir. Psikolojik stresör faktörler beyin kimyasında değişikliklere neden olur, böylece bağışıklık sistemi ve hormonel sistem etkilenmiş olur.

Hastalığın kendisinin getirdiği psikolojik yükler vardır, buna tedavi yöntemlerinin neden olduğu psikiyatrik komplikasyonlar eklenebilir. Bunlar kişinin uyumunu, yaşam kalitesini, kişiler arası ilişkilerini bozar, ayrıca hastalığın gidişini ve tedaviye yanıtı da olumsuz etkiler

Kanser ciddi ve kronik bir hastalık tır ancak hastaların üzerinde bunun ötesinde anlamları vardır. Kanserle tanışmak kişinin yaşamında bir deprem etkisi yapar, kriz yaşanır. Ölümü çağrıştırır ve varoluşsal kaygıları tetikler. Korku, umutsuzluk, suçluluk, çaresizlik, terk edilme kaygıları oluşabilir. Yaşam memnuniyeti azalır,  özgüven kaybı olabilir.

Kanser Olan Kişiye Hastalığı Nasıl Söylenmeli?

Kanser tanısı bazı kültürlerde örneğin bizim gibi doğulu kültürde hastalara söylenmemesi, gizlenmesi yaklaşımı var, batılı toplumlar da ise bireyselleşme ön planda olduğundan tanıyı net olarak bilme ihtiyacı ön plandadır. Ancak bilinmelidir ki kendisi hakkında gerçeği tam olarak bilmek kişinin en doğal hakkıdır, yasal ve tıbbi düzenlemeler de söylenmesi yönündedir.

  • Tanı kişiyi tanıyan, takip eden doktoru tarafından söylenmeli,
  • Tetkik sonuçlarının beklendiği tanının doktoru tarafından da net olarak bilinmediği dönemde hastaya açık –anlaşılır bilgi verilmeli,
  • Olasılıklar anlatılmalı, ayaküstü, aceleyle, uygun olmayan ortamda konuşulmamalı,
  • Doktor bu işe vakit ayırılmalı,
  • Empatik yaklaşmalı,
  • Hastanın kişilik özellikleri göz önünde bulundurulmalı,
  • Haberin iyi olmadığı önce belirtilmeli,
  • Sonrasında net olarak tanı söylenmeli,
  • Daha fazla bilgi almak isteyip istemediği sorulmalı,
  • Hastaya umutsuzluk oluşturmadan durumu anlatmak gerekir
  • Tanı söylendiğinde tedavi seçenekleri de birlikte söylenmeli
  • Tanı söylendiğinde hastalardaki ilk şok etkisiyle söylenenlerin önemli kısmı unutulur, yazılı bilgi de verilmeli

Kanser Tanısı Alan Kişi Nasıl Bir Psikolojik Süreçten Geçiyor?

Kanserde kişinin geçirdiği psikolojik süreç genel olarak 5 aşamada tanımlanmıştır. Bu aşamalar aynı zamanda yas reaksiyonuna da uyar.

  • İnkar
  • Öfke
  • Pazarlık
  • Depresyon
  • Kabullenme

Aslında bu aşamalar kişiden kişiye farklılıklar gösterebilir. Önce bir şok etkisi olur, kişi inanmaz, bu dönemde gerçeği reddetme aslında benliği koruma amaçlı bir reaksiyondur, kişi yaşadığı panik, çaresizlik duygusuyla başka türlü baş etme yollarını bulamaz, kendini korumaya alır. Ardından öfke gelir, niye ben, neyi yanlış yaptım, kendisine, çevresine, tedavi ekibine öfkeli olabilir, suçlayıcı olabilir. Pazarlık döneminde örneğin tanrıyla pazarlık yapabilir, madem bu hastalığı bana verdin bari acı çektirme gibi…

Ardından çökkünlük dönemi ve nihayet yeni dönemi kabulleniş gelir. Tanıdan başlayarak her evrede görülen psikolojik reaksiyonlar farklılık gösterir, bunların bir kısmı normaldir, hatta kişinin uyumunu sağlarlar, bu tepkiler anlayışla karşılanmalı, fakat uyumu bozucu tepkiler genellikle psikiyatrik değerlendirme ve tedavi gerektirir.

Kişinin Hastalığına Vereceği Reaksiyonu Etkileyen Faktörler;

  • Kişinin önceden geçirdiği psikiyatrik hastalıklar,
  • Kişilik özellikleri,
  • Problem çözme kapasitesi
  • Sosyal destek varlığı
  • Hastalığın kişi için ne anlama geldiği
  • Yaş, cinsiyet, dini inançlar
  • Kanserin tipi, yerleşimi 

Kanserli Hastalarda Sık Görülen Psikiyatrik Hastalıklar

Kanserli hastalarda yüksek oranda eşlik eden psikiyatrik hastalıklar vardır. Yaklaşık olarak hastaların yarısı duygu-sal güçlükler yaşamaktadırlar

  • Uyum bozuklukları
  • Depresif sendromlar
  • Anksiyete bozuklukları
  • Organik beyin sendromları (deliryum, demans ve di-ğer organik psikiyatrik sendromlar, kemoterapötik ajanların nöropsikiyatrik yan etkileri)
  • Kişilik ve tutum değişiklikleri
  • Ağrılı sendromlara eşlik eden psikiyatrik sendromlar

Çocukluk Çağı Kanseri Aileyi En Fazla Etkileyen Kanserlerdir…

Bilgi almak hem hastalıkla ilgili olarak tedavi sürecinin iyi yönetilmesini sağlar, hem de çocuğun ve ailenin kaygısını azaltır. Psikolojik destek almak için çok büyük sıkıntılar beklenmemeli, danışmanlık her aşamada yararlıdır.

Çocuğa hastalığı ile ilgili bilgi verilmeli ancak yaşına, bilişsel ve psikolojik düzeyine uygun olmalı, uzmana danışmak gerekebilir. Ancak bilgiyi aktaran çocuğun tanıdığı, güvendiği birisi-ebeveyni olmalıdır, bir yabancı olmamalıdır.

Çocuğun soruları uygun şekilde cevaplanmalı, geçiştirilmemeli, göz teması çok önemli, içten davranılmalı, bilmiyorum demekten çekinilmemelidir.

Benzer hastalığı olan ailelerin deneyimleri sürecin daha kolay anlaşılmasını sağlayabilir. Akraba ve arkadaşlardan yardım istenebilir.

Tanı diğer kardeşlere nasıl söylenecek, gerekiyorsa bir uzmana danışılmalı,

Hastalığın elverdiği ölçüde günlük hayat eskiden olduğu gibi sürdürülmeye çalışılmalı, örneğin doğum günleri kutlanmalı, ailenin birlikte yapmayı alışkanlık haline getirdiği faaliyetler devam etmelidir.

Hasta çocuğun kardeşi kendisini terkedilmiş, dışlanmış hissetmemeli,

Kronik hastalığı olan çocuk ailede elbette daha fazla ilgi çeker bu durum kıskançlığa neden olabilir, sonrasında da suçluluk duygusuna yol açabilir duyguların gösterilmesine izin verilmelidir.

Sağlıklı kardeş iyi olduğu için de suçluluk hissedebilir, onlara kendilerinin değerli olduğu hissettirilecek şekilde bakım ve ilgi gösterilmelidir.

Sağlıklı kardeşte davranış problemleri ortaya çıkabilir. Üzülmesin diye bilgi verilmeyen kardeş kendisini dışlanmış hissedebilir.

Bazen çocuklar kardeşinin ya da ana babalarının hastalıklarıyla ilgili olarak kendisini suçlayabilirler. Uygun şekilde sürece katılmalı, kardeşinde duygu dışa vurumu sağlanabilmelidir. Ana baba bu sürecin kendileri için de zorluğunu kabul edebilmeli, fiziksel ve zihinsel olarak yorulabilirler, verdikleri küçük molalar için suçluluk hissetmemelilerdir.

Çocuğun oyun oynaması desteklenmeli, çocuklar duygularını oyunla ifade ederler, oyun aracılığıyla hastalıkla ilgili endişelerini gündeme taşımaları sağlanabilir, oyun terapisi bu noktada çok önemlidir.



Content

Content