DOĞUMUNDAN ERGENLİĞE GÜVENİLİR ELLERDE

Medicana International Ankara Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Ünitesi, anne karnındaki hayatından ergenlik dönemine kadar çocuğunuzun tüm sağlık ihtiyaçlarında yanınızda...

Çocuk sağlığının korunması ve hastalıklarının tedavisi için yapılan çalışmalar; ailelerin, dolayısıyla toplumun sağlığı ve gelişiminde hayati önem taşıyor. Medicana Ankara Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Ünitesi'nde anne karnındaki hayatından itibaren izlenmeye başlanan bebekler, doğum sonrası mental-motor gelişim, beslenme, aşı ve koruyucu hekimlik programları ile takip ediliyor. Bölümün keyifli oyun alanı, özel akvaryumu, renkli poliklinik odaları ve güleryüzlü ekibiyle çocuklar Hastane ortamında olduklarını hissetmeden her türlü tanı ve tedaviye yönelik hizmet alıyor. Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı hekimlerimizin yanı sıra Çocuk Kardiyolojisi, Çocuk Alerjisi ve İmmünolojisi, Çocuk Cerrahisi, Çocuk Endokrinoloji ve Çocuk Nörolojisi  Uzmanlarımız da ergenlik dönemine kadar tüm kontrollerinde ve sağlık sorunlarının aşılmasında çocuğunuzun yaşamına keyifle eşlik ediyor.

Medicana Ankara Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Ünitesi

  • Yeni Doğan Yoğun Bakım
  • Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları
       0-1 ay Yenidoğan Muayenesi
       Sağlam Çocuk Muayenesi, Beslenme, Aşılar
       Hasta Çocuk Muayenesi ve Tedavisi
       Büyüme Geriliği
       Ergenlik Bozuklukları
       Tiroid Hastalıkları
       Obezite
  • Çocuk Kardiyolojisi
       Muayene
       Çocuk Ekokardiografi
       Fetal Ekokardiografi
       Holter Monitorizasyon
       Efor Testi
  • Çocuk Nörolojisi
       Bebek ve çocukların nörolojik gelişim takibi
       Erken doğan bebeklerin veya  riskli doğan bebeklerin nörolojik gelişim takibi
       Ateşli ve ateşsiz havale
       Epilepsi
       Bayılma
       Disleksi
       Otizm
       İdrar ve/veya  gaita kaçırma
       Uyurgezerlik
       Gece korkusu,/Gece terörü
       Baş ağrısı, çocukluk çağı migreni
       Baş dönmesi, sersemlik hissi
       Yürümede gecikme, parmak ucunda yürüme
       Kol ve bacaklarda uyuşma, his kusurları
       Konuşmada gecikme
       Öğrenme güçlüğü, unutkanlık
       Dikkat eksikliği ve aşırı hareketlilik
       Denge sorunları (Ataksi)
       Yüz felci
       Beyin felci (Serebral Palsi)
       Başını dik tutamama, gevşek bebek (Hipotonik bebek)
       Sert bebek (Hipertonik bebek)
       Ellerde titreme (Tremor), gözlerde titreme (Nistagmuş), baş titremesi (Titubasyon), tik
       Ağlarken nefes tutma (Katılma nöbeti)
  • Çocuk Cerrahisi
       Yenidoğan Cerrahi Hastalıkları
       Çocuk Ürolojisi
       Kasık Bölgesinin Cerrahi Hastalıkları
       Mide ve Bağırsak Hastalıkları
       Karaciğer ve Safra Yolları Hastalıkları
       Çocuklarda Baş -Boyun Bölgesinin Cerrahi Hastalıkları
       Solunum Sistemine Ait Cerrahi Hastalıklar
       Çocuklarda Travma
       Genital Hastalıklar
       Ev Kazaları
       Sünnet
  • Çocuk Alerjisi ve İmmünolojisi
       Astım Tanı ve Tedavisi
       Alerji Testleri
       Alearji Aşıları
       Arı ve Böcek Allerjisi Testleri ve Aşıları
       İlaç Allerjileri ve Testleri
       Gıda Allerjileri ve Testleri
       Atopik Egzama
       Cilt Allerjileri
       Ürtiker ve Anjioödem Testleri ve Tedavisi
       İmmünolojik Değerlendirmeler
  • Çocuk Endokrinolojisi
       Büyüme gerilikleri,
       Boy kısalıkları,
       Erken ergenlik,
       Gecikmiş ergenlik,
       Şeker Hastalığı (diyabet),
       Hipoglisemi (kan şekeri düşüklüğü),
       Şişmanlık (obezite),
       Guatr ve Tiroid Bezi Hastalıkları (hipotiroidi-hipertiroidi),
       Cinsel Gelişim Bozuklukları,
       Penis Sorunları,
       Böbrek Üstü Bezi Hastalıkları,
       Adet Düzensizlikleri,
       Aşırı Tüylenme,
       Hipofiz Bezi Hastalıkları,
       Turner Sendromu,
       D vitamini İle İlgili Hastalıklar,
       Kalsiyum ve Fosfor Metabolizması ile İlgili Bozukluklar ve Raşitizm Olmak Üzere Diğer Kemik Hastalıklarına yönelik hizmet verilmektedir.

Ekibimiz

Prof. Dr. Mehmet Karaayvaz (Çocuk Alerjisi)
Prof. Dr. Nazlıhan Günal (Çocuk Kardiyolojisi)
Doç. Dr. Mehmet Boyraz (Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları - Çocuk Endokrinolojisi)
Uzm. Dr. Aynur Ela Güçkaya (Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları)
Op. Dr. Banu Kumrulu (Çocuk Cerrahisi)
Uzm. Dr. Esin Açıkgöz (Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları)
Uzm. Dr. Bilge Çetinkaya (Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları)
Uzm. Dr. Sümer Gönül (Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları - Çocuk Nörolojisi)
Uzm. Dr. Nihan Gökçe (Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları)

Bizimle İletişime Geçin

Merak Ettikleriniz...

Çocuklarda Obezite

Medicana International Ankara Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Esin Açıkgöz, son 30 yılda çocuklarda artan obezite kaygı verici boyutta olduğunu belirtirken, bu konuda ailelere çeşitli uyarılarda bulundu:

Obezite, refah düzeyi yüksek toplamlarda en yaygın sağlık sorunlarından biridir. Buna bağlı olarak; artan insüline bağımlı olmayan diyabet (tip 2 diyabet), hipertansiyon ve kardiovasküler hastalıklar gibi çoğalan hastalık ve ölüm riski konunun önemini daha da arttırmaktadır.

Son 30 yılda küçük çocuklarda ve ergenlikte, boya göre aşırı vücut ağırlığı (şişmanlık - obezite) dramatik şekilde artmaktadır. Bu nedenle obezite artık çocuk doktorlarının da ilgi alanına girmektedir.

Gelişmekte olan ülkelerde değişen ekonomik şartlarla birlikte gelirler arttığından ve kentleşme hızlandığından aşırı beslenme giderek yaygın hale gelmektedir. Annenin çalışması nedeniyle fast-food tarzı beslenme de yaygınlaşmaktadır. Bu nedenle bu ülkelerde çocuklarda fazla kilo ve obezite hızla artış göstermektedir.

Obez ebeveynlerin çocuklarında yaşamın erken dönemlerinde kilo sorunlarının başlamasının gözlenmesi, kalıtsal faktörlerin de obezitede önemli rol aldığı görüşünü doğurmuştur. Ama yapılan çalışmalar bunun tek faktör olmadığını ortaya koymuştur. Obezitenin nedeni genetik, davranışsal (beslenme alışkanlığı gibi) ve çevresel faktörlerin biraraya gelmesiyle açıklanmaktadır.

Risk nasıl ortaya çıkıyor?
Çocukluk çağında obezite sıklığının artması ve çocuklukta obez olan çocukların ileride obez yetişkinler olması nedeniyle obezitenin önlenmesinde yenidoğan döneminden itibaren beslenme çok büyük önem taşımaktadır. En az bir yıl bebeklere anne sütü verilmesi obeziteyi engelleyen en önemli etkendir. Altıncı ayda ek gıdalara başlanmasıyla beraber obezite riski de ortaya çıkmaktadır. Süt çocukluğunda, boy uzamasına oranla hızlı kilo alınması sanıldığının aksine büyümeye değil obeziteye yol açmaktadır. Bu dönemde çocuklar yakından takip edilmeli, ek gıdalara başlanırken bunların çeşit ve miktarlarına dikkat edilmelidir. Çocuklar yuvaya ve okula başladıklarında ise sağlıksız gıdalarla tanışmakta ve obezite riski artmaktadır.

Hangi dönem kritik?
Ergenlik de obezite riskinin artması yönünden kritik bir dönemdir. Ergenlik döneminde hızlı büyüyen organizma nedeniyle iştah artmaktadır. Ayrıca bu dönemde sağlıksız gıdalara eğilim yükselirken, ailenin çocukların beslenmesi üzerindeki kontrolü azaltmaktadır. Çocukların televizyon ve bilgisayar başında geçirdikleri süre uzarken, fiziksel aktiviteler azalmaktadır. Ayrıca televizyon ve bilgisayar başında zaman geçirirken cips, bisküvi, çikolata, şeker gibi sağlıksız atıştırmalıkların tercih edilmesi obezite riskini giderek arttırmaktadır.

Ergenlik döneminde nelere dikkat edilmelidir?
Mayonez, ketçap, şekerli - gazlı içecekler, çikolata, şeker, bisküvi bulundurulmamalıdır. Atıştırmalık olarak kuruyemiş, kuru ve yaş meyve, süt, ayran, limonata, mısır gevreği ve hafif atıştırmalıklar bulundurulmalıdır. Çocuk, yemek ile ödüllendirilmemelidir. Pizza ve hamburger gibi gıdaların mümkün olduğu kadar az tüketilmesi için de çocuk teşvik edilmelidir. Okulların kantinlerinde sağlıksız gıdaların satılması engellenmelidir. Anne - baba çocuğuna beslenme ve yaşam tarzı konusunda liderlik yapmalı ve ona örnek olmalıdır. Uyarı yapmak yerine çocukla birlikte yürümek, bisiklet gibi spor aktiviteleri birlikte yapmak önemlidir. Aile televizyon ve bilgisayar başında daha az vakit geçirmelidir.

Çocuğunuz obez ise ne yapmalısınız?
Obez olan bir çocuk, genetik ve hormonal nedenlerin araştırılması, gerekli kan vb. tetkiklerin yapılması, beslenme ve aktivite planının düzenlenmesi amacıyla mutlaka bir çocuk doktoruna götürülmelidir. Obez çocuğun tedavisi, zayıf bir çocuğa kilo aldırmaktan daha zordur. Çocuklukta obezitenin tedavisinde beslenme ve aktivite planlanması esastır. İlaçla tedavi insülin direnci olan seçilmiş vakalarda doktor kontrolünde uygulanabilmektedir. Obezitede cerrahi tedavi çocuklarda önerilmemektedir.

Doğumsal Kalp Hastalıkları

Medicana International Ankara Hastanesi Çocuk Kardiyolojisi Uzmanı Prof. Dr. Nazlıhan Günal, bilgi verdi:

Çocuklardaki doğumsal kalp hastalıkları nelerdir?
Çocuklarda pek çok çeşit doğumsal kalp hastalığı görülebilir. Bu hastalıkların önemli bir kısmını, kalbin bölümlerini ayıran duvarlar üzerinde bulunan delikler oluşturur. Kulakçıklar veya karıncıklar arası duvarlarda bir veya daha fazla sayıda delik bulunabilir. Bir kısım hastalıklar ise kalp kapakçıklarında ve kalpten çıkan ana damarlarda darlık veya şekil bozukluklarıdır. Kalbin göğüs boşluğunda yerleşim anomalileri, kalp yapılarının veya büyük damarların ters yerleşimi, kapakçıkların, damarların veya kalp odacıklarının hiç gelişmemiş olması da rastladığımız anomalilerdendir. Bazen birden fazla bozukluk aynı hastada bulunabilir. Bunlara kompleks doğumsal kalp anomalileri diyoruz. Daha nadiren de doğumsal kalp kası hastalıkları görülebilir. Bunlar kalp kasının işlev bozuklukları, aşırı kalınlaşması veya yapı bozukluğu şeklinde olabilir.

Doğumsal kalp hastalıklarının belirtileri nelerdir ?
Çocuklarda doğumsal kalp hastalıklarının belirti ve bulguları çok çeşitlidir. Hastalığın cinsine, dolaşımda ve kalpte oluşturduğu işlev bozukluğuna, çocuğun yaşına bağlı değişik belirtiler olabilir. Morarma, çabuk yorulma, sık nefes alma, çarpıntı, bayılma, göğüs ağrısı bu belirtilerin bazılarıdır. Morarma, özellikle yenidoğanda olmak üzere her yaşta önemli bir belirtidir. Ancak her kalp hastalığı morarma yapmaz. Küçük bebeklerde sık nefes alma, beslenirken çabuk yorulma, terleme, kilo almada gerilik, sık akciğer enfeksiyonları, kalp hastalığı belirtisi olabilir.Bazı kalp hastalıkları ise çocukta herhangi bir belirtiye yol açmaz, Örneğin kalpte küçük delikler, damar veya kapaklarda hafif veya orta dereceli darlıklar çoğu zaman muayene eden hekim tarafından kalpte üfürüm duyulması ile fark edilirler.

Teşhis nasıl konur?
Hastanın öyküsü ve fizik muayenesinde elde edilen bulgular ile doğumsal kalp hastalıklarının bir kısmının tanısı konulabilirse de, şüphelenilen durumlarda , ekokardiyografi, elektrokardiyografi, röntgen, kalp kateterizasyonu gibi yöntemler ile ayrıntılı tanı konulabilir. Bazen MR-anjiyo, tomografi gibi yöntemler tanıda yardımcı olabilir. Doğumsal kalp hastalıklarında veya tek olarak görülebilen kalp ritim bozukluklarının araştırılmasında ise 24 saatlik Holter monitorizasyon, egzersiz testi ve elektrofizyolojik çalışmalar yapılabilir.

Tedavide nasıl bir yol izlenir?
Doğumsal kalp hastalıklarının tedavisi hastalığın çeşidine, kalpte oluşturduğu bozukluğa ve hastanın yaşına göre değişiklikler göstermektedir. Kalp hastalıklarının bir kısmı tedavisiz izlenirken, bir kısmında ise cerrahi tedavi gerekebilir. Morarmaya ve ciddi belirtilere yol açan bazı hastalıklarda, örneğin damarların ters yerleştiği veya kapakların hiç gelişmediği durumlarda yenidoğan döneminde yapılan acil cerrahi tedavi hayat kurtarıcı olabilmektedir. Bir kısım kalp hastalıkları ise daha geç dönemde ameliyat gerektirebilir. Kalp yetersizliği olan hastalara ilaç ile tedavi verilir. Yapılacak tedavinin veya ameliyatın çeşidine ve zamanına hastanın klinik bulgularına ve gerektiğinde kateterizasyon bulgularına göre karar verilir. Bazı hastalıklar ise kalp kateterizasyonu sırasında ameliyatsız yöntemlerle tedavi edilebilmektedir. Kalp kapaklarında belirli birsınırın üzerinde darlık olan hastalarda kapaklar kalp kateterizasyonu sırasında balon ile genişletilebilmektedir. Kalbinde delik olan hastalarda ise deliğin yeri ve büyüklüğü uygun ise kateterizasyon işlemi sırasında özel cihazlarla kapatılabilmektedir. Bazı ameliyatlardan sonra uzun süreli ilaç alımı gerekebilir.

Hangi hastalıklarda tam iyileşme mümkündür?
Bazı hastalıklarda kendiliğinden zaman içinde düzelme görülebilir. Örneğin küçük olan bazı kalp delikleri kapanabilir. Ayrıca kalp kapaklarında darlık olan, özellikle pulmoner kapak dediğimiz kapakta darlık olup balon yöntemi ile darlığı giderilen hastalar tamamen düzelebilir. Aort damarında bulunan koarktasyon dediğimiz darlık da balon genişletme yöntemi ile düzelebilir. Kalp deliğinin yeri ve büyüklüğü uygun olan hastalar ameliyatsız yöntemle kateterizasyon sırasında kalp deliğinin kapatılması ile tamamen iyileşebilirler. Ameliyat ile düzeltilen birçok doğumsal kalp hastalığında tam iyileşme görülebilir. Anatomik olarak düzeltmenin mümkün olmadığı bazı kompleks ve ağır hastalıklarda ise palyatif ameliyatlar ile kısmen iyileşme sağlanabilir.

Aileler tedaviden sonra nelere dikkat etmelidir?
İlaç ile tedavi edilen hastalarda ilaçların düzenli verilmesi ve kontrollerin düzenli yapılması önemlidir. Ameliyatlardan sonra da bazı hastalarda ilaç tedavileri gerekebilir. Bunlar kan sulandırıcı ilaçlar, kalp yetmezliğine yönelik veya ritm bozukluğunu tedavi eden ilaçlar olabilir. Ayrıca bir çok doğumsal kalp hastalığında hastayı ameliyat öncesi ve sonrasında endokardit dediğimiz kalbin iç yüzey enfeksiyonlarından korumak gerekir. Bu amaç için ailelere belirli cerrahi işlemlerden önce kullanılacak antibiyotiğin dozu ve kullanım şeklini belirten rehberler verilir.

Çocuklardaki doğumsal kalp hastalıklarının önlenebilmesi için ailelerin alabileceği önlemler nelerdir?
Gebelik sırasında alınan bazı ilaçlar, annenin geçirdiği enfeksiyonlar, ileri yaş gebeliği veya radyasyona maruz kalmak, bebek için zararlı olabilir. Akraba evliliklerinin olduğu durumlarda bazı genetik hastalıkların ve beraberinde kalp hastalıklarının görülme olasılığı artıyor.Bu durumların önlenmesi bazı kalp hastalıklarını önleyebilirse de doğumsal kalp hastalıklarının büyük bir kısmının sebebi bilinmemektedir. Bu hastalıkların pek çoğu doğumdan önce fetal ekokardiyografi, yani anne karnında bebeğin kalbinin incelenmesi ile saptanabiliyor. Anomaliler tespit edildikten sonra buna uygun tedaviler planlanabiliyor, ya da tedavisi mümkün olmayan ağır kalp hastalıkları varlığında gebeliğin sonlandırılmasına karar verilebiliyor. O halde risk faktörlerinden mümkün olduğunca uzak durmak ve düzenli gebelik izlemi bu konuda önemli olabilir.

Alerjik Hastalıklar

Medicana International Ankara Hastanesi Çocuk Alerjisi ve İmmünolojisi Uzmanı Prof. Dr. Mehmet Karaayvaz, bilgi verdi:

Alerjen nedir? En çok görülen alerjik hastalıklar nelerdir?
Alerjik hastalıklar en sık görülen kronik hastalıkların başında geliyor. Ayrıca görülme sıklığı gittikçe artıyor. Konuya alerji, allerjen ve alerjik hastalıkların tanımlanması ile başlayalım. ‘Alerji’, çoğu kişinin sorunsuzca tolere edebildiği bir maddeye anormal bir tepkidir. İşte bu tepkiye neden olan (yani alerjiye neden olan) maddeye de ‘alerjen’ diyoruz. En sık görülen alerjenler polenler, ev tozu mite’ları, mantar sporları, hayvan tüy ve deri döküntüleri, gıdalar ve ilaçlardır. İşte bu alerjenleri vücutta meydana getirdiği alerjik inflamasyon (alerjik iltihap) sonucu gelişen hastalıklara ‘alerjik hastalıklar’ diyoruz. Çocukluk çağında en sık görülen alerjik hastalıklar ise alerjik rinit, astım ve atopik dermatittir (çocuk egzaması).

Alerjik rinit tanısı nasıl konulur? Hastalık etkileri nasıl azaltılabilir?
Alerjik rinitin en sık görülen alerjik hastalıklardan biri olduğunu söylemiştik. Polen, ev tozu akarı, mantar sporu gibi aeroalerjenlere duyarlı kişilerde meydana gelir. Bu alerjenlerin burun mukozasında oluşturduğu alerjik inflamasyona (iltihap) bağlı burun akıntısı, burun kaşıntısı, hapşırma ve burun tıkanıklığı gibi belirtiler meydana gelir. Bazı hastalarda belirtiler mevsimsel olarak tekrarlar. Özellikle bahar aylarında şikayetleri olan hasta grubunun sıklıkla polen alerjileri vardır. Bazı hastalarda ise belirtiler yıl boyu sürebilir. Bunlar sıklıkla ev tozu akarı alerjisi, mantar sporları, hayvan tüy ve deri döküntüsü alerjisi olan hastalardır.

Alerjik rinit tanısında en önemli nokta hekimin muayenesinden sonra alerji testlerinin yapılmasıdır. Deri testleri kanda bakılan alerji tetkiklerine göre daha duyarlı ve kesinlikle daha hassastır. En fazla yarım saatte sonuç veren güvenli ve hızlı bir metottur. Tedavi için öncelikle sakınılması mümkün olan allerjenlerin uzaklaştırılması gereklidir (kedi ve köpek gibi). Fakat ev tozu gibi bazı alerjenler yok edilmese de azaltılabilir. Ancak polen gibi engelleyemeyeceğimiz bazı alerjenler için pencereleri sabah saatlerinde biraz geç açmak fayda verebilir. Tedavideki ikinci adım ise ilaç tedavisidir. Fakat verilen ilaçlar hastalığı tamamen ortadan kaldırmaz, kullanıldığı sürece rahatlatabilir. Bazı hastalar buna rağmen yeterince rahatlayamazlar. Böyle hastalarda erkence immunoterapi denilen alerji aşı tedavisi planlanmalıdır.

Alerjik astım belirtileri ve dikkat edilmesi gerekenler nelerdir?
Alerjik astım da çocukluk çağında görülen kronik hastalıklardan biridir. Belirtileri genelde 5 yaş altında başlar. Astımın belirtileri çok değişkenlik gösterebilir. Basit bir öksürükten şiddetli nefes darlığı, hırıltı ve morluk gibi solunum yetmezliği tablosuna kadar değişebilir. Astımın gelişmesinde genetik faktörler ve çevrenin önemi vardır. Astımlı hastalar düzenli takip ve tedavisi yapılması gereken gruptur. Yoksa ileri yaşlarda KOAH denilen tedavisi zor kronik hastalığa kadar ilerleyebilir. Alerjik astım tedavisinde ilk adım aile ve hastaya hastalığın ve hastalıkta kullanılacak ilaç ve cihazların anlatılması olmalıdır. Bunun yeterince yapılmaması ve uygun ilaç ile cihazın seçilmemesi tedavinin başarısını etkileyebilir. Hastalar düzenli takip edilirse tedavinin gidişatındaki problemler (ilaç ve cihaz uyumsuzluğu gibi) çözülebilir. Alerjik astımlı hastalarda da bu tedavilerle yeterince cevap alınamadığı durumlarda, alerji aşı tedavisi uygulanabilir.

Çocukluk çağı egzamasının etkiler ve hastalığın tetikleyenleri nelerdir?
Çocukluk çağında en sık görülen bir diğer hastalık çocukluk çağı egzamasıdır. Genellikle 2-3 aydan itibaren başlar. Tabiri caizse “allerjik hastalıkların ilk istasyonu” diyebiliriz. Daha sonraki istasyonlarda gıda allerjileri, allerjik rinit ve allerjik astım gibi diğer hastalıklar görülebilir. Özellikle yanakta kızarıklık şeklinde başlayıp dirsek önü ile diz arkasına yayılabilir. Eğer kontrol altına alınmazsa tüm vücudu tutan kızarıklık, pullanma ve kabuklanma olabilir. Bu hastalarda uykuyu bozabilecek derecede kaşıntı mevcuttur. Yumurta gibi hastalığı alevlendirebilen alerjenler vardır. Bu alerjenlerin allerji testleri ile tespit edilip uzaklaştırılması gereklidir. Testler uygulanmadan sadece tahmin ile gıdaların kesilmesi sakıncalıdır.

Yenidoğan Sünneti

Medicana International Ankara Hastanesi Çocuk Cerrahisi Uzmanı Op. Dr. Banu Kumrulu, bilgi verdi:

Yeni doğan sünnetinde nelere dikkat edilmelidir?
Sünnet, penis başını çevreleyen derinin cerrahi olarak çıkarılmasıdır. Böylece üretra ve penis başı ortaya çıkar. Yenidoğan bebek evine gitmeden önce bu işlemin yapılması son derece konforlu ve sağlıklıdır. Yenidoğan sünneti, tecrübeli ellerde kısa sürede ve hijyenik biçimde yapılırsa bebek hiç anestezi almadan ve acı hissetmeden evine gidebilir.

En uygun zaman ne zamandır?
Yenidoğan sünneti için en uygun zaman bebek hastaneden çıkmadan önceki zamandır. İlk 24 saatini tamamlayan çocuk için, eğer herhangi bir sağlık problemi yoksa yenidoğan sünneti uygundur. Fakat karaciğer ve böbrek fonksiyonlarının oluşması, çocuğun fizyolojik sarılık dönemini atlatması açısından onuncu günden sonra yapılan sünnetlerin daha sağlıklı olduğu düşüncesindeyiz.

Faydaları nedir?
Yenidoğan sünnetinin bir takım faydaları vardı. Çocuk, aç kalmadan anne sütüyle beslendikten sonra sünnet yapılır. Genel anestezinin olası komplikasyonları söz konusu değildir, psikolojik hasar oluşmaz. Bebek, oluşabilecek idrar yolu enfeksiyonlarından ya da pipi başı darlıklarından erkenden kurtulur.

Nasıl yapılır?
Genel anestezi uygulanmadan lokal anestezik krem ile steril şartlarda yapılır. Yenidoğan sünnetinde standardizasyon açısından cerrahi dikişli yöntem uygulamaktayız. Halk arasında "lazer" denen yöntemi ve "klips" yöntemini asla tercih etmiyoruz.Bebek işlemin ardından bezli olarak hemen eve götürülebilir. Hiçbir ağrıkesici ilaç kullanılmaz. Çünkü anne sütü iyi bir ağrı kesici ve iyileştiricidir. Antibiyotikli merhem, günde 3-5 kez sürülür. Ardından üç-beş gün sonra bebek yıkanabilir. Burada göbek bağı düşmeden iyileşme söz konusudur.

Kız Çocuklarında Erken Ergenlik

Medicana International Ankara Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları - Çocuk Endokrinolojisi Uzmanı Doç. Dr. Mehmet Boyraz, bilgi verdi:

Bir çok anne, özellikle kız çocuklarını yeni çıkmaya başlayan tüylerinden ya da normal sayılabilecek yaştaki meme tomurcuklanmasından endişe ederek ve sanki bir kaç hafta içinde adet göreceği ya da ileride çocukların kanser olacağı  paniği ile çocuk endokrin uzmanlarına  getirmektedir. Bu endişenin artmasının bir nedeni 6-9 yaş arasındaki kız çocuklarında meme gelişimi başlama sıklığının % 5’den % 10 çıkmasıdır. Ama esas neden evlerde internet kullanımının artması ve “erken ergenlik” taraması yapıldığında beliren yazıların çoğunluğunun endişe verici bir üslupla yazılmasıdır. Bu durum yalnızca ülkemize özgü değildir. Bir çok ülkede son 10 yılda erken ergenlik nedeniyle hekime başvuru sıklığında ve ergenlik durdurucu ilaç kullanımında bir artış olduğu gözlenmektedir.

Ergenlikle ilgili haberlerin ortak özelliği kızlarda meme gelişiminin erkene kaymasıyla ilgili tıbbi tartışmaları “ergenlik patlaması” gibi abartılı ifadelerle sunması ve menstürasyon (adet görme) yaşında da yaygın olarak bir erkene kayma izlenimi vermesidir. Bu haberlerde  erken meme gelişimi eşittir erken ergenlik o da eşittir erken menstürasyon , bütün bunlar da eşittir boy kısalığı  denklemi kurulmakta, erken ergenlik nedeni ile başvuran bütün çocuklarda bir hastalık olabileceği vurgusu yapılmaktadır. Bazı aileler çocuklarındaki erken meme gelişiminden tavuk etini veya çilek gibi meyveleri sorumlu tutmakta, bir kısım aile ise erken meme gelişiminin meme kanseri riskini arttırdığı endişesi taşımaktadır. Bunun ötesinde bütün erken ergenlik  vakalarında  hormon tedavisi  gerektiği ve bu şekilde boyun kısa kalmasının engellenebileceği yazılmaktadır. Bu yazıların/haberlerin çoğu doğru değildir veya abartılı, dolayısıyla yanlış anlamalara neden olabilecek vurgulamalar ile doludur. Yine bu haberlerde  “endokrin bozucu” olarak bilinen (plastiklerde  ve çocuk oyuncaklarında bulunan  fitalat gibi bazı maddeler) kimyasalların olası etkileri sanki  yaygın, kanıtlanmış ve tehlikeli bir sorun olarak yansıtılmaktadır.

Ergenliğe ne zaman ve nasıl girilir? Meme gelişiminin erken olması her zaman erken ergenlik anlamına gelir mi?

Ergenlik, çocukluktan erişkinliğe geçiş dönemidir ve bu dönemde kızlarda memelerin büyümesi ve genital bölgede kıllanma, kadınlara özgü yağ dağılımı; erkeklerde testislerin ve penisin büyümesi ile birlikte genital bölgede kıllanma gibi cinse ait görünür değişikliklerin yanı sıra üreme yeteneğinin kazanılması ve hızlı boy uzaması gibi önemli gelişmeler olur. Ergenliğin sonuna doğru kızlarda adet kanamaları, erkeklerde ejakülasyon başlar ve bunlar olduktan bir süre sonra da boy uzaması durur.

Kızlarda ergenlik gelişimi, overleri (yumurtalıkları) dışarıdan görmek mümkün olmadığından östrojen hormonu etkisini gösteren meme büyümesi ile erkeklerde ise testislerin büyümesi ile değerlendirilir. Bir başka deyişle kızlarda meme, erkeklerde testislerin büyümeye başlaması ergenlikle ilgili “nirengi noktası” olarak alınır ve diğer endokrinolojik, biyolojik, fiziksel ve ruhsal değişikliklerin birbirini izleyeceği varsayılır. Ergenlik başlama yaşı konusunda günümüzde de kullanılan yaş sınırları (kızlarda en erken 8, ortalama 10.5, en geç 13; erkeklerde en erken 9, ortalama 11.5, en geç 14)  olup bu veriler çocukların % 95’inin bu yaş aralıklarında ergenliğe gireceği anlamına gelmektedir. Burada normal ile ortalamanın farklı kavramlar olduğu, ortalama ile en erken ve en geç yaş arasındaki dönemlerde ergenlik başlamasının da normal sınırlarda  kabul edilmesi gerektiği akılda tutulmalıdır.

Bilimsel olarak kızlarda 8 yaşından önce meme büyümesinin olması erken ergenlik (precocious) olarak kabul edilmektedir. Bununla beraber bazı kız çocuklarında beyindeki ergenlik merkezi çalışmaya başlamadan, yani overlerde büyüme ve ergenliğe ait diğer bulgular olmadan tek başına meme gelişimi olabilmektedir. Bu vakalar için erken meme gelişimi (prematür telarş) veya “normal erken ergenlik” tanımı kullanılmaktadır. Bir başka deyişle 8 yaşından önce meme gelişiminin olması her zaman erken ergenlik anlamına gelmemektedir. Bu vakaların çoğunluğunda ergenliği başlatan hormonlar aktive olmadan yani ergenlik hormonların bağımsız olarak meme gelişimi olmaktadır. Son yıllarda daha çok hızlı kilo alan kızlarda genital bölge veya koltuk altında tüylenmenin erken başlaması ve buna çoğu zaman yağ dokusu ile karışık meme gelişiminin eşlik ettiği gözlenmektedir. Bazı kız çocuklarında ergenliğe özgü koku değişimi de erken olabilmektedir. Bu olaylar henüz tam olarak bilemediğimiz nedenlerle böbrek üstü bezlerinde androjen adını verdiğimiz hormonların erken salgılanmasına bağlıdır ve bu durum büyük çoğunlukla bir olumsuzluğa neden olmamaktadır. Bu çocukların adet görme yaşlarında bir erkene kayma olmadığı gibi boyları da olumsuz etkilenmemektedir.

Bir başka önemli nokta da meme gelişimi ile menstürasyon zamanı arasındaki ilişkidir. Genel olarak 10.5 yaş civarında meme gelişimi olan kızlarda yaklaşık 2 yıl sonra menstürasyon olmakta, buna karşın yukarıda bahsedildiği üzere bir hastalığa bağlı olmadan görülen meme gelişiminin erken olduğu durumlarda meme gelişimi ile menstürasyon arasındaki zaman uzamakta, bir başka deyişle menstürasyon zamanı erkene kaymamaktadır.

Ergenlik yaşı erkene kayıyor mu?

Son 15 yılda kızlarda ergenlik yaşının erkene kayması ve yine kızlarda erken ergenlik sıklığının artması konularında çocuk endokrinolojisi alanında bir tartışma sürmektedir. Bu tartışmaların başlamasında  1997 yılında ABD’deki çocuk hekimlerinin ofislerindeki verilere dayanan ve meme gelişiminde beklenmeyen/açıklanamayan erkene kayma olduğunu iler ileri süren araştırma etkili olmuştur. Bu araştırma ve sonrasındaki tartışmalarda ergenlik başlama yaşının siyah kızlarda 6, beyazlarda ve diğer etnik gruplarda 7 yaşa çekilmesi önerilmiş, daha sonraki yıllarda bu öneri kabul görmemiş ve günümüzde ABD’de ve diğer ülkelerdeki çocuk endokrinoloji uzmanları  erken ergenlik için kızlarda 8, erkeklerde 9 yaş sınırını kabul etmeye devam etmişlerdir. ABD’de meme gelişimin erkene kaydığını ileri süren araştırmalarda menstürasyon yaşı, daha önceki araştırmalara benzer bulunmuş, yani menstürasyon yaşında bir erkene kayma saptanmamıştır. Menstürasyon yaşının gelişmiş ülkelerde de stabilize olduğu gözlenmektedir. Avrupa ülkelerinde yapılan araştırmalar da meme gelişimi yaşında bir erkene kayma olduğunu ama adet görme yaşının erkene kaymadığını ve  meme gelişiminin erken olmasının boyu olumsuz etkilemediğini göstermektedir. Bunun en önemli istisnası evlat edinilen kız çocuklarıdır; bu kız çocuklarında henüz   tam olarak açıklanamayan nedenlerle erken ergenlik daha sık görülmektedir.

Ülkemizde yapılan araştırmalar da menstürasyon yaşı baz alındığında ergenlik yaşında bir erkene kayış olmadığını göstermektedir. Kızlarda 8-10.5 yaş arasında ve 8 yaşından önce meme gelişimi başlama sıklığında bir artış olsa bile bunun menstürasyon yaşını etkilemediği, bir hastalığa bağlı olmayan erken meme gelişimi ve/veya erken ergenlik durumlarında otomatik olarak boy kısalığı ve erken menstürasyon endişesi duymaya gerek olmadığını söyleyebiliriz. Ülkemizde ailelerin endişe ile hastanelere getirdiklerini çocukların büyük  çoğunluğu  6-9 yaş arasındaki tek başına  genital tüylenme  veya meme gelişimi olan kızlardır. Bu çocukların ergenlikleri yavaş ilerlemekte ve büyük çoğunluğunda normal zamanda adet görmekte ve boyları da genetik potansiyellerine uygun olmaktadır.

Meme gelişiminin ve/veya ergenliğin kısmi olarak erkene kaymasında çevresel faktörlerin etkisi var mı?

Yakın zamanda Finlandiyalı ikizler üzerine yapılan çalışmalar, kızlarda ve erkeklerde ergenlik başlama zamanı ve temposu üzerinde % 82-86 oranında genetik faktörlerin rolü olduğunu göstermektedir. Genetik faktörlerin yanında etnik köken, beslenme, özellikle de bebeklik ve erken çocukluk döneminde aşırı kilo alımı veya obezite, şekerli içecek tüketimi, düşük doğum ağırlığı, annenin menstürasyon yaşı, gelişmiş ülkelerdeki aileler tarafından evlat edinme, babanın evde olmaması ve son yıllarda östrojenik etkili endokrin bozucu kimyasalların ergenlik yaşını etkilediği üzerine durulmaktadır. İyi beslenmeye ve/veya şişmanlığa bağlı erken meme gelişimi ve/veya erken ergenlik olan kız çocuklarına bir hastalığa bağlı erken ergenlik gibi davranıp ilaç tedavisi başlamaya çoğu zaman gerek yoktur. Günümüzde ergenliğin başlamasını, hızını ve normal fizyolojisini etkileyen çevresel faktörler konusunda henüz tam olarak kanıtlanmamış veriler vardır ve bu konularda bilimsel platformlarda kapsamlı tartışmalar yapılmaktadır.

Kızlarda erken ergenlik ne zaman sorun olarak kabul edilmelidir?

Genel olarak ergenlik gecikmesi erkeklerde, erken ergenlik ise kızlarda sık görülmektedir. Erkeklerde görülen gecikmiş ergenlik vakalarının büyük bir kısmında bir neden bulunamadığı gibi, kızlardaki erken ergenlik vakalarının da büyük bir kısmında bir hastalık saptanamaz. Öncelikle erkeklerdeki erken ergenliğin çoğunlukla bir hastalığa bağlı olabileceği akılda tutulmalıdır. Kızlarda ise 6 yaşından önce görülen erken ergenlik vakalarında bir hastalık olma ihtimali yüksektir. Kızlarda erken ergenliğin ilk belirtisi meme gelişimi olmakla birlikte buna boyda hızlı uzama, genital bölgede kıllanma, ter kokusunun ağırlaşması ve ergenliğe özgü ruhsal değişiklikler eklenir. Bu nedenle meme gelişiminin erken olduğu durumlarda ergenliğin diğer belirtileri varsa ve hızlı bir ilerleme söz konusu ise erken ergenlik ihtimali yüksektir. Aksi durumda erken meme gelişiminden söz edilmelidir.

Kızlarda 6-8 yaş arasındaki erken ergenlik vakalarında bir hastalık olma ihtimali % 2 dolayındadır. Genel olarak hormon düzeyleri, kemik yaşı tayini, ergenlik bulgularında ilerleme hızı, over ve uterus boyutları ve gerekli vakalarda beyin MRI incelemesi birlikte değerlendirilerek tedavi kararı verilmelidir. Hiç kuşku yok ki bir patolojiye bağlı erken ergenlik vakaları tedavi edilmelidir. Bir nedene bağlı olmayan vakalarda ve 6 yaşından sonra başlayan ergenlik vakalarında tedavi kararı ergenliğin ilerleyici olup olmadığına ve diğer parametrelere göre verilmelidir. Bu vakalarda erken meme gelişiminin erken menstürasyon anlamına gelmediği ve tedavinin boy kazanımı üzerinde hissedilir bir etkisinin olmadığı akılda tutulmalıdır. 8-10.5 yaş arasında olan meme gelişiminin bir hastalığa bağlı değilse genel olarak tedavi gerektirmediği bilinmektedir.