HER YAŞTA AĞIZ VE DİŞ SAĞLIĞI

Diş Hekimlerimiz güncel teknolojilerle donatılmış kliniğimizde, titizlikle sağlanan sterilizasyon ve dezenfeksiyon şartları altında hastalarımıza hizmet vermektedir.

Günümüzdeki uygulamalar sadece ağız ve diş sağlığı değil, estetik olarak da güzel bir gülüş kazandırmayı hedeflediğinden bu tip uygulamalar da merkezimizde yapılabilmektedir.

Estetik Diş Hekimliği

Diş estetiği görsel algılama ile ilişkilidir. Dişlerin renk, sınır, yüzey özellikleri, birbirleri ve yüzün bütünüyle olan oranı, simetri ve dengeleri önem taşır.

Estetik Diş Hekimliğine Konu Olan Problemler

  • Renk değişikliği oluşmuş dişler,
  • Kırılmış veya hasar görmüş dişler,
  • Çapraşık veya dönmüş dişler,
  • Aralıklı dişler,
  • Dişeti çekilmesi sonucunda kök yüzeylerinin bir kısmının görünür hale gelmesi,
  • Aşınma sonucu yaşlı görünüm
  • Beyaz nokta bozuklukları,
  • Küçük yan keser dişler, olarak sıralanabilir.

Günümüzde diş hekimleri ön bölge dişlerini restore etmek için daha önce olmayan pek çok tedavi seçeneklerine sahip bulunmaktadır. Hasta estetik düzeltme isteği ile başvurduğunda iyi teşhis önem arz etmektedir. Estetik problemlerin objektif olarak belirlenmesi başarı için gereklidir.

BEYAZLATMA

Evde veya muayenehanede farklı iki şekilde uygulanabilmektedir. Orta dereceli sarı-kahverengi renklenmelerden açık griye kadar olan renklenmelerde, ilaç kullanımına bağlı renklenmelerde, sigara, kahve veya çay tüketimine bağlı yüzeysel renklenmelerde diş beyazlatma uygulanabilir. Diş hassasiyeti olan hastalarda, mikro-çatlak veya çok genç dişlerde, periapikal (diş köküne yakın) hastalıklı dişlerde riskli bir uygulamalıdır.

KOZMETİK KONTURLAMA

Doğal dişlerin küçük aşındırmalarla düzenlenmesidir. Kesici kenarların düzeltilmesi, sivri köşelerin yuvarlatılması, küçük kırık ve kopmaların düzeltilmesi yoluyla gerçekleşir.

DİREKT KOMPOZİT BONDING UYGULAMASI

Küçük aralıkların kapatılmasında, dönmüş veya çapraşık dişlerin düzeltilmesinde, aşınma ve hafif renklenme vakalarında dişten minimum madde kaldırarak yapılan bir çeşit kompozit uygulamadır. Bu amaç için özel kompozit materyaller kullanılmaktadır. Son derece koruyucu olması, tek seansta tamamlanabilmesi, dişte çok az aşındırmayla uygulanabilmesi ve estetik olarak tatminkar sonuçlar vermesi tercih sebeplerindendir. Ancak, uzun dönemde renklenme gerçekleşebildiğinden hastanın beslenme ve fırçalama alışkanlığına göre belli bir süre sonra değiştirilmesi gerekebilmektedir.

PORSELEN VENERLER (LAMINATE)

Orta dereceli renklenmelerde, dişlerdeki aralıkların kapatılmasında, dönmüş veya çapraşık dişlerin düzeltilmesinde, aşınma durumlarında dişten orta derecede madde kaldırarak yapılan bir porselen uygulamasıdır. Dişlerin sadece ön yüzeylerinde aşındırma yapılır ve  ölçü sonrası laboratuarda hazırlanan maddeler ikinci seansta dişlere uygulanır. Direkt kompozit uygulamalarına göre daha uzun süreli estetik ve dayanıklılığının olması en önemli avantajlarıdır.

Estetik Dolgu Tedavileri

Kompozit dolgular; dişe direkt uygulanabilen, dişten en az madde kaybına yol açan, diş renginde bulunan estetik dolgulardır.

Estetik özelliklerinin yanında kompozit dolgular, siyah renkli amalgam dolguların aksine dişe kimyasal olarak tutunurlar, böylece tutuş sağlamak için sağlıklı diş dokusundan ekstra madde kaldırılması ihtiyacı duymazlar. Ayrıca, amalgam dolgular metal olduklarından genleşmeleriyle dişte çatlaklara sebep olup, dişin zayıflamasına yol açabilirler.

Kompozit dolgular tek seansta uygulanabilmektedirler.

Kompozit dolgular ile kırık veya aşınmış dişlerin tedavisi de mümkündür.

Amalgam dolgular estetik ve fiziksel dezavantajlarının yanı sıra toksik bir madde olan civa içerirler. Bu yüzden bir çok ülkede kullanımlarına sınırlandırma veya sonlandırma getirilmiştir.

İndirekt dolgular (inlay ve onlay) ise estetik özelliklere sahip, dayanıklı ve hassas laboratuar ortamında hazırlanan dolgulardır. Genellikle porselen veya kompozitten yapılırlar.

Çürük dişteki eski dolgu veya kırık parça uzaklaştırıldıktan sonra ölçü almaya uygun hale gelir. Alınan ölçü laboratuara gönderilir. Oluşturulan model üzerinde dolgu hazırlanır. Bir sonraki seansta dolgu dişe yapıştırılır.

Implantoloji

İmplant nedir, hangi durumlarda yapılabilir?
   
Bir dişimizi kaybettiğinizde bunu yerine koyma yöntemlerinden birisi de implant tedavisidir.

İmplant, diş eksikliği olan bölgelerde çene kemiğinize cerrahi olarak yerleştirilen titanyumdan yapılmış ve dişin kökü yerine geçen bir vidadır.

Kemiğe biyolojik olarak kaynadıktan sonra üzerine porselenden dişiniz yapılır. Görüntü ve çiğneme hissi olarak doğala en yakın protez şeklidir.

İmplant tedavisi hastaya getirdiği avantajlar sayesinde son yılların en gözde tedavi yöntemlerinin başında gelmektedir. Tek bir diş eksikliğinden birden fazla diş eksikliğine kadar olan birçok durumda komşu sağlam dişlere dokunulmadan sabit bir protez şeklinde yapılabildiği gibi takılıp çıkartılan protez kullanan kişilerde sabit protez veya implant destekli hareketli protezler  şeklinde de yapılabilir.

İmplant uygulamasının faydaları nelerdir? 
  
İmplant tedavisi; kullanımı kolay, rahat, sağlam, estetik ve hasta açısından en makul tedavi şeklidir.
 İmplantlar üzerine yapılan porselen protezler sayesinde gerçek dişlerin yerini alırken doğal ve estetik bir görünüm sağlamış olular.
Bu tedavide eksik dişler tamamlanırken, sağlıklı dişlere dokunulmaması önemli bir avantajdır. Tüm protezlere oranla çok daha uzun ömürlüdür. Ayrıca diş eksikliğinin olumsuz psikolojik etkilerini de ortadan kaldıracaktır.

İmplant tedavisi  uzun ömürlü müdür?

İmplant konusundaki çalışmalar 1800'lü yıllara dayanmaktadır. Günümüzde dünyada yapılmış olan 35-40 yıllık klinik takipleri bulunan implantlar mevcuttur. Eğer uygun vakada, uygun seçilmiş implantlar, doğru şekilde uygulanırsa ve hasta da ağız hijyenine gerekli özeni gösterirse yapılan implantlar çok uzun süre sorun çıkarmadan ağızda kalabilir.

Her hastaya implant uygulanabilir mi?
 
Genel sağlık durumu iyi olan herkese implant uygulanabilir ve uygulamasını engelleyecek bir üst yaş sınırı yoktur. Kemik gelişimi tamamlanmamış çok genç yaştaki hastalara implant tedavisi uygun olmayabilir.

İmplant vidalarının belirli kalınlık ve genişlikleri bulunmaktadır. Bu nedenle implant uygulanacak bölgede çene kemiğinin, implantlara uygun yükseklik ve genişliğe sahip olması gerekmektedir. Kemiğin kalitesi de implantın başarısını etkileyen faktörlerden biridir; kemiğin çok sert veya çok yumuşak olması implantın başarısını olumsuz yönde etkiler. Bundan başka dişetleri ve komşu dişler de implant uygulamasında önemli föktörlerdir.

İmplantlar hangi durumlarda kullanılabilir?

İster tek diş, isterse birden fazla diş eksikliğinde çenede implant yerleştirmeye uygun miktarda kemik varsa, her durumda implant tedavisi uygulanabilir. Burada dikkat edilmesi gereken şeyler; kemiğin genişlik ve yüksekliği ile komşu dişlere olan uzaklığıdır. Bunun için yapılacak olan radyolojik çekimlerde kemiğin durumu tespit edilir.
 
İmplant uygulaması yapılırken acı duyar mıyım?

İmplant tedavisinde eğer uygun anestezi yöntemi uygulanmışsa herhangi bir ağrı duymak söz konusu değildir. İşlemden sonra diş çekiminden sonrakine benzer bir ağrı olabilir. Genelde implantın yapıldığı akşam duyulabilecek olan bu ağrı, hekim tarafından önerilen ağrı kesici kullanılarak giderilebilir.

Tedavi süresi ne kadardır?

İmplant tedavisi iki aşamada yapılmaktadır. İmplantların yerleştirilme aşaması yapılacak implant sayısına bağlı olarak değişmekle birlikte bir implantın yerleştirilme süresi yaklaşık on - on beş dakikadır. Bu süre diş ve kemik yapısına göre değişebilir. İkinci aşama olan protez aşaması implantların yerleştirilmesinden yaklaşık 2 - 3 ay sonradır. Bu süre içerisinde yapılacak geçici protezlerle estetik ve kullanım açısından herhangi bir sorunla karşılaşılmaması sağlanır.

İmplant uygulamasından ne kadar sonra protezlerim takılabilir?
  
Implantların kemik ile tam olarak bütünleşmesi  yaklaşık 2 - 3 aydır. Bu dönemde implantların üstüne gelen yüklerin en aza indirgenmesi gerekir. Bu sürede implantların üzerine aşırı yük gelmemek kaydıyla geçici bir protez yapılabilir. Kalıcı protez ise; implantların çene kemiğine kaynaması tamamlandıktan sonra yapılabilir.

Eksik her diş için bir implant gerekli midir?

Genellikle gerekmez. Eğer eksik diş sayısı ikiden fazla ise; implantlar arasında boşluk bırakarak dişsiz bölgeye köprü protezi yapılacak şekilde bir planlama yapılabilir.

İmplant çene kemiğine kaynamaz ise ne olur?

İmplantlar uygun şekilde yapıldığı sürece böyle bir ihtimal çok düşüktür. Başarısızlık oranı %1 - %2 civarındadır. Bu başarısızlıklar genellikle implantın yerleştirilmesini takip eden ilk aylarda ortaya çıkar. Böyle bir durumda diş çekimi kadar kolay bir işlem ile implant yerinden çıkartılır, kemikte fazla miktarda kayıp yoksa biraz daha kalın bir implant yerleştirilebilir. Kemik kaybı fazla ise bu durumda kemiğin iyileşmesini takiben yeni bir implant konulabileceği gibi, klasik tip protez uygulaması da tercih edilebilir.

İmplant tedavisi nerede ve nasıl yapılır?

İmplant tedavisi multidisipliner bir çalışma ile hastane şartlarında yapılır. Böyle bir tedavinin komplike çalışıldığı merkezlerde yapılması her şeyden önce sağlığınız açısından çok önemlidir. Bu tedavi sırasında genel sağlık durumunuzdan implant uygulanacak bölgenin incelenmesine kadar ayrıntılı bir muayene yapılması ve gerekli bazı tetkiklerin istenmesi gerekebilir. Bunlar dışında panoramik film ile kemiğin durumu incelenir.
      
İmplant tedavisinin avantajları nelerdir?

Alt çenesinde dişi olmayan ve takıp çıkartılan bir protez kullanan hastalar protezin hareketine bağlı olarak sürekli ağrıdan ve iyi çiğneyememekten şikayetçidirler. Bu şikayet ileri yaşlarda proteze destek olan kemik dokunun daha fazla erimesi ile daha da artar. Böyle vakalarda implant tedavisi, bu şikayetleri ortadan kaldırdığı gibi kemiğin erimesini de durdurabilmektedir.

Alt ya da üst çenede dişlerinin bir kısmını kaybetmiş hastalarda ise; eksik olan dişler kancalı ve hareketli bir protez veya uygulanabiliyorsa köprü protezi ile giderilir. Sonuçta hareketli protezin kullanma güçlüğü ve köprü yapılırken sağlam dişlerin kesilecek olması genellikle hastalar tarafından istenmeyen bir durumdur. Bu tip durumlarda yapılacak implant tedavisi ise sabit bir protez şeklinde yapılacağından biraz önceki olumsuzluklar giderilecektir.

Tek bir dişini kaybetmiş hastalarda ise; klasik olarak yapılan tedavi şekli tek bir dişin restorasyonu için komşu en az iki dişin kesilmesi zorunda kalınmasıdır. Böyle durumlarda yapılacak tek bir implantla komşu dişlerin kesilmesi önlenmiş olur. Bu şekilde daha estetik ve fonksiyonel bir protez yapılmış olur.
  
İmplantların başarısız olma ihtimali nedir?

Genellikle başarısızlık oranı %1 - %2 civarındadır. Tedaviden önce hastanın genel sağlık durumunu öğrenmek ve varsa riskleri incelemek gerekir. Bazı hastalıklarda (diyabet) implant uygulamasından kaçınmak gerekir. Ayrıca; sigara içen kişilerde ve ağız hijyenine gerekli özeni göstermeyen kişilerde de implantların başarı oranı daha düşüktür.

İmplant uygulanacak bölgenin çok iyi değerlendirilmesi, kemik miktarı ve kalitesi, diğer yapılara olan komşuluğu gibi göz önüne alınması gereken durumlar mutlaka değerlendirilmelidir. İmplant tedavisinde özenli bir çalışma yapılmışsa ve hasta gerekli özeni gösterirse uzun yıllar sorun olmaksızın ağızda kalabilir.

İmplantlar kansere yol açar mı?

Halk arasında yaygın olan böyle bir yanlış kanı vardır. Bugüne kadar yapılan bilimsel çalışmalarda implantların kansere sebep olduğunu gösteren bir bulguya rastlanmamıştır. 

Konservatif Diş Tedavisi ve Endodonti

DİŞ ÇÜRÜKLERİ

Diş çürükleri; dişin sert dokuları olan mine, dentin ve sementte daha çok koyu veya opak (beyaz) renklenmelerle birlikte görülen boşluklar şeklindeki hastalık durumu olarak bilinmektedirler.

Ağızda bulunan bakteriler, gıda maddelerinin ağızda kalan artıklarından kendi ihtiyaçları olan besin kaynaklarını elde etmek için asit salgılarlar. Bu asitlerle dişlerin mineral dokusunu çözerek dişin minesinin bozulmasına, diş çürüklerinin başlamasına ve diş hekimlerinin kavite dedikleri boşluklara neden olmaktadırlar.

Beslenmelerinde asitli ve şekerli yiyeceklerin oranı yüksek olanlar bir de içtikleri suda florür oranı çok düşük olanlar çok daha fazla çürük tehlikesi altındadırlar. Bakteri plağı tarafından oluşturulan asitlere karşı tükürük doğal bir savunma mekanizması oluştursa da tek başına çürüğü önleyemez. Tükürük akışını ve miktarını azaltan hastalıklar ya da ilaçlar da çürük oluşumunu hızlandırmaktadır. Bu nedenle diş hekimleri tükürük akışını arttırdığı için şekersiz sakızları hastalarına sıklıkla önerirler.

Diş Çürüklerini  Önlemek İçin Neler Yapılabilir?

Sabah kahvaltısından sonra ve akşam yatmadan önce dişlerin fırçalanması, diş ipliğinin düzenli kullanılması en etkili yoldur. Yiyecek artıkları en çok dişlerin çiğneme yüzeylerindeki girintilerde ve dişlerin birbirine değdiği ara yüzeylerde biriktiği için, diş fırçaları küçük başlı seçilmelidir. Dişlerin iç yüzeyleri, dış yüzeyleri, çiğneyici yüzeyleri ve dilin üstü fırçalanmalı ve ara yüzlerde diş ipliği kullanılmalıdır. Fırçalar, orta derecede sert ya da yumuşak kıllı olmalı ve belirli aralıklarda değiştirilmelidirler. Fırça kıllarının aşınmamış olması ve bakteri taşımayacak bir şekilde muhafaza edilmesi gerekmektedir. Diş fırçalamaya yardımcı olarak aynı zamanda ağız kokusunu gidererek antiseptik etki, ferahlık ve temizlik hissi veren florürlü gargaralar da kullanılabilir.

Günümüzde diş çürüğüne eskiye oranla daha sık rastlanıyor. Bunun en büyük nedeni beslenme alışkanlıklarının değişmesi gibi görünmektedir. Eski insanlar sert ve doğal gıdalarla beslendikleri için doğal yollarla dişlerde bir temizlik sağlanırdı. Günümüzde hazır gıda endüstrisinin gelişmesiyle birlikte bu tür gıdaların tüketimi de arttı. Bisküvi, şeker, çikolata, asitli içecekler gibi her an elimizin altında olan bu gıda maddeleri dişlerin üzerine yapışıp kalan ve asit oluşturan maddeler oldukları için günümüzde diş çürüğü artışının başlıca sorumluları olarak kabul ediliyorlar. 

Diş hekimine düzenli aralıklarla başvurmak bir çürüğü önlemek ya da erken tedavisinde en iyi yoldur. Ayrıca; sıcak ve soğuğa duyarlı dişler ya da ağrılı dişlerde, tebeşirimsi renkte olan başlangıç çürükleri, kahverengi renklemeler ve oyuklar gibi durumlarda vakit geçirilmeden diş hekimine başvurulması tedavinin şeklini değiştirecek ve zorluğunu azaltacaktır.

Diş çürüklerini önlemek için yapılması gereken diğer bir yöntem diş yapılarının güçlendirilmesidir. Diş yapısını güçlendirmek amacıyla kullanılan en etkili madde "flor" bileşikleridir. Flor bileşikleri dişlerin gelişmekte olduğu dönemlerde ya da dişler ağızda görüldükten sonra uygulandıklarında dişin yapısına girerek çürüğe karşı daha dayanıklı bir yapı oluşmasını sağlarlar. Flor bileşiklerinin çürük önleyici etkisi başlıca dört yoldan gerçekleşir;

  • İçme sularına belirli oranda flor bileşikleri katılarak, 
  • Piyasada hazır olarak satılan flor tabletlerini çocuklara vererek, 
  • Sofra tuzu, diş macunu veya ağız gargaraları içine ilave edilen flor bileşiklerinin etkisinden yararlanarak,
  • Diş hekiminin muayenehanelerde jel şeklindeki özel flor bileşiklerini dişler üzerine sürmesi şeklinde.
Bu uygulamalar arasında en kolay uygulanabilecek yöntem üç yaşından itibaren florürlü bir diş macunu ile sabah akşam dişlerin fırçalanması ve altı yaşından sonra florürlü gargara kullanımıdır. Diğer uygulamalar henüz yurdumuzda yaygın olarak kullanılmadığı gibi yeterli bir alt yapı da bulunmamaktadır. Flor vücut için gerekli bir elementtir. Fakat gereğinden fazla alındığında dişlerin rengini değiştirir ya da kemiklerde bozulmaya neden olabilir. Bu nedenle mutlaka diş macunu ve gargara dışındaki uygulamalar hekim kontrolünde yapılmalıdır.

DİŞ TEDAVİLERİ

Diş çürüğü, travma, çeşitli genetik hastalıklar sonucu dişlerde oluşan hasarların tedavisi Konservatif ve Endodontik olmak üzere başlıca iki kısımdan oluşmaktadır.

KONSERVATİF DİŞ TEDAVİ UYGULAMALARI

Konservatif diş tedavileri dişin ağız içinde çıplak gözle görülebilen ve dişlerin daha çok mine ve dentin kısımlarını ilgilendiren tedavilerdir. Dişin çürük veya diğer nedenlerle harap olmuş kısımları, diş hekimliğinde kullanılan özel cihazlarla temizlenip uzaklaştırıldıktan sonra geriye kalan canlı ve sağlam dokular özel yalıtım maddeleri ile izole edilerek en son doğal dişin yapısını taklit edecek şekilde dolgu maddeleri ile düzenlenerek işlem tamamlanır. Daimi dolgu maddesi olarak bugüne kadar pek çok madde denenmiş ise de bugün en yaygın olarak amalgam (metalik) ve kompozit (beyaz) dolgular kullanılmaktadır.

Diş Rengindeki Dolgular (Kompozit Resin)
    
Kompozit Resin nedir?

İçinde silikon dioksit parçacıkları bulunan plastik bir karışımdır. Diş rengine yakın olduğu için beyaz dolgu olarak tanımlanırlar. 1960'larda yalnızca ön dişlerde kullanıldıkları halde maddenin geliştirilmesiyle çiğneme basınçlarına dayanıklı ve daha az aşınan bir dolgu maddesi olarak arka dişlerde de başarıyla uygulanabilmektedirler.

Kompozit dolgular nasıl yapılır?

Kompozit dolgular, hazırlanmış oyuklara tabaka halinde yerleştirilir ve her tabaka özel bir ışık yardımı ile sertleştirilir. Bu işlem sonrasında kompozit dolgular dişe göre şekillendirilir ve düzeltilir. Bütün bu işlemler amalgam dolgu işleminden daha uzun sürer. Son zamanlarda kompozit dolguların ağızda kalma süresi ve dayanıklılığı amalgam dolgunun ömrüne yakındır.

Kompozit dolguların en büyük avantajı estetik olmalarıdır. Ayrıca bu dolgular dişlere iyice bağlandığı için diş dokularını destekler, kırılmaları ve sıcaklık geçmesini engellerler. Kompozitler, yalnızca çürükleri restore etmek için değil, dişlerin rengini ve biçimini değiştirerek kozmetik etkileri için de kullanılabilmektedirler. En önemli dezavantajı işlem sonrası duyarlılıkların olmasıdır. Dolguların renkleri sigara, kahve, çay gibi boyayıcı etkenlerle hafifçe değişebilmektedir. 

Kompozit dolgularda aynı seansta polisaj işlemi yapılabilmektedir. Ancak çok büyük düzenlemeler ya da çok diş için yapılan seri uygulamalarda hastayı bir defa daha kontrole çağırıp varsa gerekli düzeltmeleri yapmak hem estetik hem fonksiyon açısından çok daha iyi olacaktır.

Bu materyaller ile ön dişlerde çok büyük kayıplar düzenlenebilmekte bu nedenle hastaların ısırmada dikkatli olmaları bu düzenlemelerin ömrünü uzatacaktır. Özellikle ön yüzde yapılan uygulamalardan sonra boyayabilen yiyecek ve içeceklerin dolguların renklerini değiştirebileceği hatırlatılmalıdır. Aşınma nedeni ile restore edilmiş dişlerde dikkat edilmesi gereken şey de hastaya çok sert olmayan diş fırçaları önermek ve fırçalama yöntemlerinde düzeltmeler yapabilmelerini sağlamaktır.

ENDODONTİK TEDAVİ UYGULAMALARI

Endodonti, diş pulpasına (dişin özü) kadar ilerlemiş problemler ile ilgilenen diş hekimliği dalıdır. Endodontik tedavi  denince genellikle akla kanal tedavisi gelir.

Diş tedavisi işlemleri arasında da en korkulan tedavi yöntemidir.

Dişin ağızda görünen kısmına kuron, ağızda görünmeyen, kemik içinde kalan kısmına da kök adı verilir.

Dişimiz birkaç tabakadan oluşur. Kuron kısmının en dışında yani ağzımızda görülen kısım mine adını alır. Mine vücudumuzdaki en sert dokulardan biridir. Dişimizin diş eti altında kalan ve kemik ile çevrelenen kök kısmının üzerini sement tabakası ile örtülüdür. Mine ve sement tabakalarının altında da dentin tabakası vardır. Dentin dişin en büyük tabakasıdır ve mine tabakasının aksine sinir uçlarını barındırır. Bu özelliği ile ağrı mekanizmasında rol oynar.

Dentin tabakasının altında dişin pulpası vardır. Bu kısımda dişin damar ve sinirleri bulunur. Pulpa dişin devamlılığı ve gelişmesi sırasında önemli bir rol oynar. Ayrıca ağrı mekanizması ile dişimizin karşılaştığı sorunları bize iletir. Pulpa dişin merkezinde ve her diş kökünün kanallarında yer almaktadır. Dişi besleyen bağlayıcı doku, kan damarları ve sinirlerden oluşur. Diş oluştuktan sonra pulpa, pulpa odasından ve kök kanallarından güvenli bir şekilde alınabilir. Endodontik tedavi de kanal tedavisi olarak bilinen pulpanın yerinden alınması işlemidir.

Belirtileri Nelerdir?

Dişte soğuk veya sıcak yiyecek ve içeceklere karşı oluşan ağrı ve hassasiyetlerde, yemek yeme sırasında oluşan ağrılarda iltihaptan ve bir iltihap başlangıcından söz edilebilir.

Dişlerde meydana gelen renk değişimleri de iltihap belirtisi olarak algılanabilir. Bunların dışında çürüğün pulpaya kadar ulaştığı ama tedavi edilmeyen dişlerde, enfeksiyon kök ucundan çene kemiğine çıkar ve yüzde küçük veya büyük şişlere neden olabilir. Bu durumda enfeksiyonla mücadelede, diş hekimin yaptığı işlemlerin yanı sıra antibiyotik ilaç kullanımı ile olur. Bu tür büyük enfeksiyonlara neden olan dişler kanal tedavisi yapılarak ağızda tutulabilir ve bu dişte aynı ağızdaki sağlıklı diş gibi yıllarca hizmet edebilir.

Kanal tedavisi süresi dişin durumuna bağlı olarak  bir ya da iki seansta yapılır. Enfeksiyon oluşmuş bir diş için, enfeksiyonu tamamen ortadan kaldırıldığından emin olmak için birkaç seans gerekebilir. Dişin pozisyonu, dişte birden fazla ve kıvrımlı kanal bulunması tedavinin uygulanmasını zorlaştırır. Komplike olmayan bir kanal tedavisi genellikle bir seansta tamamlanır. Kanal tedavisinden sonra gerekirse diş kuronla kaplanır ya da dolgu ile restore edilir.

Kanal tedavisini takiben, özellikle de canlı dişlerin tedavisinin ardından dişte birkaç gün katlanılabilir bir ağrı veya dişin üzerine basıldığında ağrı oluşabilir. Bu durum tedavi sonrası oluşan normal bir ağrıdır. Kanal tedavisi yapılan dişin biraz korunması ile kısa sürede ortadan kalkar.

Dişlerin arasındaki boşluklar (diastema) nasıl kapatılabilir?

Işıklı dolgular ( kompozit - bonding) ve porselen laminalar ile de dişler arasındaki aralıklar kapatılabilir. 

Oluşan boşlukların sebepleri tespit edilip, yeniden oluşmamaları için önlem alınmalıdır. Aşırı bir aralık görülen olgularda kombine tedaviler gerekebilir.

Oral Diagnoz ve Radyoloji

"Oral Diagnoz" "Ağız İçi Teşhiş" anlamına gelmektedir.

Başarılı bir ağız içi tedavisi doğru teşhis konulabilmesi ile mümkün olmaktadır.

İyi bir oral diagnoz, ağız dışı ve ağız içi muayenenin yanında radyolojik tetkikler ile yapılmaktadır.

Ağız dışı muayene, ağız ve çevresindeki dokuları (yüz, çene, çene eklemi, dudaklar, burun, boyun, çene ucu, vs) kapsamaktadır.
Ağız içi muayenede dişler, sistematik bir sırayla incelenmektedir. Dişeti çekilmesi, plak, diş taşı birikimi, fistül varlığı, çürük, uyumsuz uygulamalar, çapraşıklık, renk, sayı ve şekil bozuklukları açısından değerlendirilmektedir.

Dişlerin tek tek muayenesinin ardından, hastalar kapanış ve çenelerin birbirleriyle olan ilişkileri açısından da muayene edilmektedir. Tüm dişler ve ağız içi dokular değerlendirilerek henüz şikayet olmayan dişlerle ilgili müdahaleler gerekiyorsa, bilgilendirmek ve bakım önerilerinin aktarılması gerekmektedir.

Oral diagnoz sadece diş hekimliği değil, sistemik hastalıklar açısından da önem taşımaktadır. Sistemik hastalıklar mutlaka hastalara sorulmalıdır. Örneğin; diyabet, kalp hastalığı, hipertansiyon, damar sertliği, hormonal rahatsızlıkların tümü ve bu hastalıklar ile ilgili hastanın kullandığı ilaçlar diş hekimliğinde tedavi planlamasını değiştirebilir.

Genel sağlık durumunuz, kullandığınız ilaçlar, alerji durumunuz diş hekiminizin kullanacağı ilaç ve müdahaleyi değiştirebilir. Bu nedenle Oral Diagnoz bölümünde detaylı bir hasta hikayesi olan anamnez alınmakta ve girişimlerde hastalar tarafından verilen bilgiler doğrultusunda tedavi yönlendirilmektedir.

Diş hekimliğinde kullanılan en önemli yardımcı tanı yöntemlerinden biri radyolojik muayenedir. Diş hekimliği radyolojisi pratiğinde kullanılan radyografiler ağız içi ve ağız dışı olmak üzere ikiye ayrılmaktadır.

Ağız İçi (intraoral) Radyografiler

Birçok diş hekimi tarafından rutin olarak kullanılan periapikal radyografileri kapsamaktadır. Periapikal radyografi ile bir veya birkaç diş, çevre dokuları ile dişlerin etrafındaki kemikler izlenebilmektedir. Diş çürüğü, diş kökü enfeksiyonu, kemik kayıpları, vb. periapikal radyografi ile görüntülenebilmektedir.

Panoramik Radyografiler

Panaromik radyografiler; ağızdaki mevcut dişlerin tamamını, gömük dişleri, dişleri çevreleyen kemik dokusunu, çene kemiğinin tamamını, ağız bölgesindeki boşlukları ve eklemleri tek seferde, aynı görüntü içerisinde incelemeye olanak sağlayan ağız dışı görüntüleme tekniğidir.
Kontrol amaçlı genel ağız muayenesinde, gömük diş çekimi, rezeksiyon, ufak kistler veya az sayıda implant uygulanması gibi basit cerrahi işlemlerde kullanılır. Tüm dişlerin tek seferde görüntülenmesi, seri periapikal çekimlere oranla hastanın daha az radyasyona maruz kalmasını sağlarken, hekime de genel bir değerlendirme yapabilme şansı tanır.

Periapikal Radyografiler

Panaromik radyografilerde tespit edilen şüpheli durumlar hakkında daha detaylı görüntü alınması amacıyla kullanılan, sadece birbirine komşu birkaç dişin ve bu dişleri çevreleyen kemik dokusunun görüntülenebildiği bir ağız içi görüntüleme tekniğidir.

Panaromik röntgen neden gereklidir?

Panaromik röntgen, çene ve dişlerde gözle görülemeyen çürük, kist ve tümör gibi oluşumların teşhisinde ve tedavi planlamasının eksiksiz biçimde yapılmasına yardımcı röntgen filmleridir.

Çene ve diş operasyonlarından önce hekimin görmesi gereken bir röntgendir. Bu röntgenler tedavi uygulanacak alanı geniş bir şekilde gösterir ve operasyonun başarısını arttırır.

Panaromik röntgenin avantajları nelerdir?

  • Bir çok diş çürüğü, çenedeki kistik ve tümoral oluşumlarla ilgili erken teşhis olanağı sağlar,
  • Tüm dişler tek bir röntgen üzerinde görülebilir,
  • Tüm dişlerin görüntüsüyle hem zamandan hem de tedavi maliyetlerinden tasarruf sağlanır,
  • Standart olarak alınan panoramik radyografi sağ ve sol ısırma radyografileri, tespit edilemeyen ara yüz çürükleri, kronik lezyonlar, gömük dişler, periodontal dokulardaki sorunlar (kemik yıkımları), çene kemiklerindeki oluşumlar, taşkın dolgular, çocuklarda ise bunlara ek olarak daimi dişlerin konumu, köklerin oluşumu ve süt dişi köklerinin durumu hakkında bilgi verir,
  • Travma geçiren dişlerde belirli aralıklarla alınan periapikal radyografiler, dişin, kökün ve çevresinin durumu konusunda rehber görevi görür,
  • 40 Yaş üstündeki tüm bireylerden, şikayeti olsun olmasın panoramik röntgen çekilmesi, klinik belirti vermeyen hastalıkların ve kemik patolojilerinin belirlenmesi açısından önemlidir,
  • Elde edilen radyolojik bulgularla problemlerin tespitinin ardından, alternatif tedavi planları çok rahatlıkla belirlenir. Kısaca; ilk muayenede yapılan eksiksiz bir oral diagnoz sonrasında başarılı ve bilinçli bir tedavi yaklaşımına yol gösterir.


Dental Kozmetik - Beyazlatma (Office Bleaching + Home Bleaching)

Diş beyazlatma doğal dişler üzerine yapılan estetik / kozmetik bir uygulamadır. Diş yüzeyine sürülen özel jellerin aktif hale geçmesiyle diş rengi açılması sağlanır.

Çay, kahve, sigara gibi renk verici içeriği bulunan maddelere uzun süre ve sıklıkla maruz kalması sonucu dişlerde lekelenmeler oluşur. Bu şekilde dış etkenlere bağlı renklenmelerden başka; çocuklukta belli çeşitlerdeki antibiyotik kullanımına bağlı, aşırı flor alımı sonucu veya doğuştan meydana gelen renklenmeler vardır. Ayrıca, dişler canlılıklarını yitirdiklerinde, travma aldıklarında da renkleri koyulaşabilir.

Beyazlatmanın etkili olabilmesi için temiz bir diş yüzeyi gereklidir.  Bunun için beyazlatma öncesi diş taşı temizliği yapılmalı, plaklar kaldırılmalıdır.

Ev Tipi Beyazlatma

Hastadan alınan ölçüler sonrası kişiye özel şeffaf beyazlatma plakları hazırlanır. Beyazlatma ajanları hekimin gösterdiği şekilde plaklara yerleştirilir ve konsantrasyonuna uygun sürede (2 - 4 saat) ağızda bekletilir.

Uygulamadan önce ve uygulama sonrasında dişler mutlaka fırçalanmalıdır. Beyazlatmanın etkili ve uzun süreli olması için tedavi süresince renk veren yiyecek - içeceklerden ve sigara tüketiminden uzak durulmalıdır.

Dişlerin renginin açılması için 1 ay kadar bir süre geçmesi gerekecektir.

Bu uygulamanın maliyeti "ofis tipi beyazlatmaya" göre daha düşüktür.

Ofis Tipi Beyazlatma

Muayenehane şartlarında, diş hekimi tarafından uygulanır. Kullanılan beyazlatma ajanının yoğunluğu "ev tipi beyazlatmaya" göre daha yüksektir. Diş etleri örtülerek koruma altına alınır. Seanslar ortalama 45 dakika sürer ve renklenmenin şiddetine göre seans sayısı belirlenir.

Hızlı sonuç vermesi en büyük avantajıdır. Ayrıca, "ev tipi beyazlatmanın" yetersiz kalacağı şiddetli renklenmelerde etkili sonuçlar verebilir.

Endodontik Beyazlatma

Kanal tedavisi görmüş dişlere yapılmaktadır. Beyazlatıcı madde dişin içine uygulanır.

Hekim kontrolünde yapılan beyazlatma işleminin dişe zararı yoktur. Diş yüzeyinde aşınma olmaz, renk verici moleküller diş yapısından çözülerek uzaklaştırılır.

Elde edilen rengin kalıcılığı hastanın işlem sonrası ağız bakımına göre değişmektedir.

Dolgu veya porselen renklerinde değişikliğe sebep olmaz.


Pedodonti (0-13 yaş Çocuk Diş Hekimliği)

Dişlerin Sürmesi ve Sürmeye Bağlı Problemler

Bebeğimin dişlerinin sürmesi gecikti. Endişelenmeli miyim?

Bebeklerde ilk dişler 6 aylıkken sürmeye başlar. Bebeğin kendisine bağlı birtakım faktörlerin nedeniyle gecikmeler olabilmektedir. Bir yaşına kadar gecikmeler normal kabul edilir. Bebeğiniz 1 yaşına bastığı halde ağzında dişi yoksa nedeninin araştırılması açısından bir diş hekimine başvurulması gerekir.

Diş çıkarma sırasında dişetlerinde ve ağızda ne gibi belirtiler görülür?

Çocuklarda diş çıkarmadan önce huysuzluk, iştahsızlık, dişetlerinde kaşıntı, salya miktarında artış olabilir. Dişin çıkacağı bölgede dişeti kabarır. Bütün bu şikayetler dişlerin çıkması ile kaybolur. Bu şikayetlerin tümünü giderecek bir ilaç yoktur. Çocuğu rahatlatmak amacıyla yemeklerden önce uygulanmak üzere diş hekiminin önereceği bazı pomatlardan yararlanılabilir.

Diş çıkarma sırasında çocuğun genel durumu bozulur mu?

Eskiden diş sürme çağına gelen çocuğun her şikayeti diş çıkarmaya bağlanırdı. Her ne kadar diş sürmesi genel sağlık üzerinde bazı etkiler gösterse de; havale, ishal, bronşit gibi hastalıkların nedeni artık diş sürmesine bağlanmamaktadır. Çocuğun genel durumundaki bozukluktan diş sürmesini sorumlu tutabilmek için başka bütün nedenlerin araştırılması gerekir. Böyle bir problemle karşılaşıldığında bir çocuk hekimine danışmayı ihmal etmemek gerekir.

Süt dişlerinin sürmesi ne zaman tamamlanır?

24. - 30. Aylar arasında süt dişlerinin sürmesi tamamlanır. Süt dişleri tamamlanmış bir çocukta her bir çenede 10 adet olmak üzere toplam 20 diş bulunur.

Kalıcı dişler ne zaman sürmeye başlar?

Altı yaşında süt azılarının ardından "6 yaş dişleri" denilen daimi dişler sürmeye başlar. Bu dişler alt ve üst çenede sağlı sollu ikişer tane olmak üzere toplam dört adettir. Genellikle süt dişi zannedildikleri için çürüdüklerinde tedavi edilmeyip çekilirler. Halbuki diş sistemi için çok önemli olan bu dişlerin çekilmesi dişlerde tedavisi çok zor olan çapraşıklıklara neden olur.

7 - 11 Yaşlar arasında süt dişleri sallanır ve alttan gelen kalıcı dişler onların yerini alır.

12 Yaşında 6 yaş dişlerinin arkasından ikinci daimi büyük azılar çıkar. 6 Yaş dişleri gibi bunlar da bir süt dişinin yerine sürmeyen dişlerdendir.

Bebeğim dişli doğdu. Ne yapmam gerekir?

Bazen bebekler dişli doğabilir ya da doğumdan hemen sonra bebeklerde diş sürebilir. Bu dişler genellikle sallanan dişlerdir; bebek yutabilir ya da nefes borusuna kaçabilir düşüncesiyle çekimi gerekir. Yaratacağı bir diğer problem de beslenme sırasında annenin göğüs ucunu tahriş etmesidir. Böyle bir durumda bir diş hekiminin müdahalesi gerekmektedir.

Çocuğumun dişlerini ne zaman fırçalamaya başlamalıyım? 

İlk dişler ağızda görünür görünmez, temizlenmeye başlanmalıdır. Gazlı bez kullanılarak; sabah kahvaltı sonrası ve gece yatmadan önce dişlerin silinerek temizlenmesi gerekir. Diş fırçası kullanımına bebeğin arka dişlerinin çıkmasından sonra başlanabilir.

Fırçalama için en iyi teknik hangisidir?

Okul öncesi çocuklarda diş fırçalama için bir teknik önermek ve uygulatmak çok zordur. Bu yaşlarda önemli olan, çocuğa diş fırçalama alışkanlığını kazandırmaktır.

Çocuklar diş fırçalarken çoğu zaman dişlerin görünen ya da kolay ulaşılan yüzlerini fırçalar. Oysa ki mikroplar, dişlerin ara yüzleri ya da çiğneyici yüzeylerinde birikir. Bu nedenle fırçalamadan sonra Anne - Babanın kontrolü şarttır. Okul çağındaki çocuklarda fırçanın diş - dişeti birleşim yerine 45 derece eğimle yerleştirilip dişlerin görünen yüzeylerini döndürme hareketiyle, daha sonra da dişlerin çiğneyici yüzeylerinin ileri - geri hareketlerle fırçalanması önerilmektedir.

Çocuğum için hangi diş fırçasını seçmeliyim?

Çocuğun ağız büyüklüğüne uygun, yumuşak ve naylon kıllardan üretilmiş diş fırçaları kullanılmalıdır.

Sert fırçalar dişleri aşındıracağı için kullanımı uygun değildir.

Fırça kılları aşınır aşınmaz (ortalama 3 ay) mutlaka değiştirilmelidir.

Çocuklarda hangi diş macunu, ne kadar kullanılmalıdır?

Bebeklik döneminde ve üç yaşına kadar çocuklarda diş macunu kullanımı önerilmemektedir. Diş macunu kullanımına üç yaşından sonra başlanmalıdır. Fırça üzerine sıkılan mercimek kadar macun fırçalama için yeterli olacaktır. Macun kullanımına başlandığı dönemde piyasada bulunan florürlü diş macunlarından herhangi biri tercih edilebilir. Fırçalama işleminde macundan çok etkili bir fırçalama işleminin önemli olduğunu unutmamak gerekir.

Çocuğuma dişlerini günde kaç kez fırçalatmalıyım?

Sabah kahvaltı sonrası ve gece yatmadan önce, üçer dakikalık etkili bir fırçalama işlemi yeterlidir.

Pek çok alışkanlık gibi diş fırçalama alışkanlığı da çocukluk döneminde kazanılacaktır. 

Süt Dişleri Tedavi Edilmeli mi?

Süt dişleri de tıpkı kalıcı dişlerde olduğu gibi tedavi edilmelidir. Süt dişlerinin önemini şöyle açıklayabiliriz;

  • Süt dişlerinin beslenmede önemi vardır. Çürük dişleri olan çocuklar dişleri ağrıdığı için doğru dürüst yemek yiyemezler. Dişleri çekilen çocuklar da yemek yiyemedikleri için büyüyüp gelişemezler.
  • Genel vücut gelişiminin yanı sıra süt dişleri çenelerin gelişimi için gereklidir. Çürük ya da dişeti problemi nedeniyle dişleri çekilen çocuklarda çeneler çöker ve yaşlı bir görünüm oluşur.
  • Dişler konuşmak için gereklidir. Özellikle konuşmanın öğrenildiği dönemde ön süt dişlerinin eksik olması "f, v, s, z, t" harflerinin bir alışkanlık haline gelerek ömür boyu yanlış telaffuz edilmesine neden olacaktır.
  • Güzel bir gülümseme için ise sağlıklı dişlere ihtiyaç vardır.
  • Güzel görünmek her insanın en doğal isteğidir. Çürük ya da eksik dişleri olan çocuklar çirkin göründüklerini düşünerek psikolojik rahatsızlık duyarlar.
  • Süt dişlerinin bir diğer görevi de alttan gelen daimi dişlerin yerini korumaktır.

Çocuğun Diş Hekimini İlk Ziyareti

Çocuğumu diş hekimine ilk kez ne zaman götürmeliyim?

Bunun için en uygun zaman bebeğin ilk dişleri çıktıktan sonraki altı aydır. Çocuğunuzun dişleri ile ilgili problemler çok erken yaşlarda başlayabilir. Bu dönemde bebeğin beslenmesi, diş bakımı ve emme alışkanlığı hakkında bilgi edinerek ortaya çıkacak problemleri başlamadan önlemek mümkün olacaktır.

Çocuğumu ve kendimi ilk muayeneye nasıl hazırlayabilirim?

Çocuğunuzu diş hekimine götürmeden önce yapılacak işlem hakkında bilgi edinmek en doğru yöntemdir. Genelde dişlerde çok büyük oyuklar oluşmadan ve şiddetli ağrılar başlamadan diş hekimine başvurmak tedavinin hem çocuk hem de hekim açısından daha kolay olmasını sağlar.
"Doktor iğne yapmayacak" diye ön yargı ile getirilen çocuğa hekim anestezi yapmak zorunda kalırsa, çocuğun hem size hem de hekime güveni kalmaz. Bu nedenle çocuğu tedavi konusunda doğru bilgilendirmek, korkusunu yenmek ve güvenini kazanmak açısından önemli olacaktır.

Çocuklarda diş hekimine karşı korku neden olur, alınması gereken önlemler nelerdir?

Çocuğunuza diş tedavisinin hiçbir korkulacak yanı olmadığını anlatırsanız, kolaylıkla diş hekimine götürebilirsiniz. Ancak genelde Anne - Babalar "Uslu olmazsan seni dişçiye götürürüm, o da dişini çeker!" sözleriyle diş hekimi kavramını bir korku unsuruna dönüştürür.

Bu nedenle;

  • Çocuğun diş hekimine götürülmesi ceza anlamı taşımamalıdır. Tam aksine çocuğa diş hekimine severek gideceği bir ortam yaratılmalıdır.
  • Diş hekimine gitme ile çocuğun maruz kalacağı ağrı olayı arasında bir çağrışım uyandırılmamalıdır. Ancak, çocuğa "Dişin hiç ağrımayacak" diyerek yanıltmak; ilerideki tedavileri güçleştirir.
  • Diş hekimi ile çocuğun iyi bir diyalog kurması, çocuğun korkusunu yenmesine yardımcı bir faktördür. Bunun için diş hekiminin sorduğu sorulara çocuğun kendisinin yanıt vermesine izin verin.


Periodontoloji (Diş Eti Hastalıkları Tanı ve Tedavileri)

DİŞETİ HASTALIKLARI (Periodontal Hastalıklar)

Periodontal hastalık nedir?

Periodontal hastalıklar dişeti ve dişleri destekleyen diğer dokuları etkileyen iltihap kaynaklı hastalıklardır. Erişkinlerde diş kayıplarının %70'inden periodontal hastalıklar sorumludur. Bu hastalıklar erken dönemde teşhis edildiklerinde kolay ve başarılı şekilde tedavi edilebilirler.

Dişeti hastalıklarının önlenmesi veya tedavisi; doğal dişlerin korunması, rahat çiğnemenin ve daha iyi bir sindirimin sağlanması gibi faydaları da bulunmaktadır.

Periodontal hastalıklar dişeti iltihabı ile başlar. Bu dönemde dişetleri kanamalı, kırmızı ve hacim olarak şişmiştir. Erken dönemde çok fazla rahatsızlık vermeyebilir. Tedavi edilmezse hastalık ilerleyerek dişeti ve dişleri destekleyen kemikte geriye dönüşsüz hasar oluşturabilir.

Dişeti hastalığının belirtileri nelerdir?

Dişeti hastalığının pek çok bulgusu vardır;

  • Diş fırçalama sırasında kanayan dişetleri,
  • Kırmızı, şiş, hassas dişetleri,
  • Dişlerden kolaylıkla ayrılabilen, uzaklaşan dişetleri,
  • Dişler ve dişetleri arasında iltihaplı akıntı,
  • Sallanan veya birbirinden uzaklaşan dişler, (dişler arasında aralıklar oluşması veya mevcut aralıkların artması)
  • Isırma sırasında alt ve üst dişler arasındaki ilişkilerin değişmesi,
  • Bölümlü protez uyumundaki değişiklik ve bozulmalar,
  • Sürekli kötü ağız kokusu.

Periodontal hastalık hiç bir bulgu vermeden de ileri safhalara ulaşabilir. Bu nedenle düzenli aralıklarla diş hekimine gitmek son derece önemlidir.

Dişeti hastalığının nedeni nedir?

Dişeti hastalığının en önemli nedeni " diş plağı" adı verilen, dişler üzerinde biriken yapışkan ve renksiz film tabakasıdır.

Günlük düzenli fırçalama ve diş ipliği kullanımı ile diş plağının uzaklaştırılması sağlıklı bir ağız için temel gereksinimdir.

Plak etkin bir şekilde dişlerden uzaklaştırılmazsa diş taşı veya tartar olarak bilinen düzensiz yüzeyli ve geçirgen bir yapıya dönüşür.

Plaktaki bakteriler tarafından salınan zararlı ürünler dişetinde bozulmalara neden olur. Bu ürünler nedeni ile dişetini dişe sıkıca bağlayan lifler yıkıma uğrar, dişeti dişten uzaklaşır ve periodontal cep oluşur. Böylece bakteri ve ürünlerinin daha derin dokulara ilerlemesi kolaylaşır.

Hastalık ilerledikçe cep derinleşir, bakteriler daha derine; kemiğe kadar ilerler ve dişi destekleyen kemikte yıkım başlar. Hastalık tedavi edilmeden bırakılırsa sonunda dişler sallanır ve çekimleri bile gerekebilir. 
 
Dişeti hastalığı nasıl önlenir?

Periodontal hastalığın önlenmesinde en önemli görev kişinin, günlük ağız bakımı işlemleri ile (diş fırçalama ve diş ipliği kullanma) bakteriyel diş plağının uzaklaştırılmasıdır. Diş hekimine düzenli aralıklarla gidilmesi de aynı derecede önemlidir.

Günlük ağız bakımı işlemleri diş taşı oluşumunu en aza indirebilir, ancak tamamen önleyemez. Diş fırçası, diş ipi veya diğer temizlik araçları ile ulaşılamayan bölgelerin bir diş hekimi tarafından değerlendirilmesi mevcut diş plağı ve/veya diş taşının uzaklaştırılması açısından gereklidir.

Dişeti hastalıklarının tedavisi nedir?

Dişeti hastalığının erken döneminde tedavisi, dişler üzerindeki eklentilerin (plak ve diş taşı) uzaklaştırılması ve düzgün bir kök yüzeyinin sağlanmasını kapsar. Bu işlem dişetinde iltihaba neden olan bakterilerin uzaklaştırılmasını sağlar.

Dişeti hastalığının erken döneminde vakaların çoğunluğunda, diş taşı temizliği, plağın uzaklaştırılması ve düzgün bir kök yüzeyinin sağlanmasını takiben günlük etkin ağız bakımı başarılı tedavi için yeterlidir.

Daha ilerlemiş vakalar cerrahi tedaviyi gerektirebilir. Bu tedavinin amacı dişleri çevreleyen derin periodontal ceplerdeki diş taşlarını temizlemek, düzgün kök yüzeyini sağlamak ve daha kolay temizlenebilir bir dişeti formunu oluşturmaktır.

Periodontal tedavi sonrası hastaların düzenli olarak diş hekimi tarafından muayene edilmesi, plak kontrolü ve yeni diş taşı birikimlerinin ortadan kaldırılması gereklidir.


Protez (Porselen Kron,Laminate Vener Kron, Zirkonium Vener Kron, Empress Vener Kron)

Protez diş tedavileri, kaybedilen dişler ve ağız içi çevre dokuların hastaya tekrar kazandırılmasını hedefleyen diş tedavilerdir.

Diş ve çevre dokuların kaybı; estetik, fonksiyonel, fonetik ve psikolojik açıdan kayıplara neden olacaktır. Bu nedenle kayıpların protezler yapılarak telafi edilmesi gerekmektedir. Diş protezleri temel olarak; sabit protezler, hareketli protezler ve implant üstü protezler olarak sınıflandırılabilir.

Sabit protezler, mevcut dişlerden destek alınarak yapılan ve bu dişlere yapıştırılarak sabitlenen protezlerdir.

Bu protezlerin yapımında metal altyapılı veya metal altyapısız porselenler kullanılır. Tek dişlerin üzerine yapılan kaplamalar veya eksik dişleri tamamlamak için komşu dişler küçültülerek yapılan köprüler, sabit protez çeşitleridir. 

Hareketli protezler,dişlerden ve aynı zamanda kaybedilen diş bölgesindeki kalan dişeti ve kemiklerden destek alınarak yapılan protezlerdir. Genellikle, ağızda kalan dişlerin sayısı ve yerleşiminin sabit protez yapmaya izin vermemesi durumunda yapılırlar.

Dişsiz boşluklardan destek almak için bu bölgelere yayılan parçaları olduğundan sabit protezlerden büyüktürler. Hasta tarafından kolaylıkla çıkarılıp takılabilirler. Dişlerin kısmen kaybedildiği durumlarda kancalar (kroşe) veya hassas tutucular (anker) vasıtasıyla mevcut dişlere tutturulan protezlere hareketli bölümlü (parsiyel) protez denir. Dişlerin tamamen kaybedildiği durumlarda ise, dişsiz bölgelerdeki dişeti ve kemiğe oturan tam (total) protezler yapılır.

Gülüş Tasarımı Nedir?

Gülümsemenizin şekillendirilmesi dişlerinizin, dişetlerinizin, dudaklarınız ile beraber tüm yüzünüzün, estetik olarak kendi içerisinde ve birbirleri ile uyumunun değerlendirilerek size özgü en estetik görselliği yakalamanızın hedeflendiği tedavi planlamalarının tümüdür. Dijital programlar kullanılarak hedeflenen gülümseme öncesinde görülebilmektedir. 

Laminate Veneer Nedir?

Laminate Veneer restorasyon tekniklerinden yararlanılarak uygulanan ön bölgedeki dişlerin hoş olmayan renk, form ve pozisyonlarının değiştirilmesi amacıyla kullanılan estetik ve porselen yapıdaki çözümlerdir. Ayrıca; çürük / kırık gibi madde kaybı bulunan durumlarında da dişi koruma ve daha fazla madde kaybını önlemek amacıyla ya da kompozit dolgulardaki gibi renk değişmelerinin önüne geçmek maksadıyla da uygulanmaktadır.


Ağız Kokusu Tedavileri

AĞIZ KOKUSU

Ağız kokusu (halitozis) toplumun büyük bir kesimini etkileyen ve sebep olduğu sosyal problemlerden ötürü tedavisi istenen bir durumdur.

Ağız Kokusunun Nedenleri

Kaynak yüzde doksan ağızdır. Dil üzerindeki bakteriyel birikinti, diş eti hastalıkları, diş taşları, tükürük salgısındaki azlık, ağız hastalıkları, diş çürükleri ve enfeksiyonları,  ağız hijyeninin sağlanmaması ve yiyecek birikmesi ağız kokusunun sebeplerinden sayılabilir.

Yüzde sekiz oranında; solunum yolu enfeksiyonları ağız kokusuna neden olur. Yüzde bir oranında; mide ülseri, gastroözofageal reflü gibi sindirim sistemi kaynaklı problemler nedendir.

Bunların dışında sistemik hastalıklar da ağız kokusuna sebep olabilir: şeker hastalarındaki meyveli aseton kokusu, böbrek hastalarındaki veya karaciğer yetmezliğindeki amonyak kokusu gibi. Bazı ilaçlar, alkol ve sigara kullanımı, çeşitli yiyecekler, uzun süreli açlık ağız kokusunun sebeplerinden olabilir.

Tedavi

Tedavinin yapılabilmesi için sorunun kaynağının doğru tespit edilmesi gerekir. Bunun için hastanın tıbbi geçmişi incelenir. Ağız kokusunun en sık kaynağı; ağız ve diş hastalıklarıdır.

Öncelikle ağız ve diş hijyeni sağlanmalıdır. Diş fırçalanmasının yanı sıra dilin fırçalanması ağız kokusunu azaltmada etkilidir. Diş ipi, (varsa köprü altı ipi) mutlaka kullanılmalıdır. Ağız içindeki eskimiş köprü ve diş protezleri zamanla gıda birikmesine yol açacağından kötü kokulara sebep olabilir. Bu durumda yenilenmesi gereken protezler değiştirilmeli, eksik olan dişler için gerekli tedaviler yapılmalıdır.

Çürük dişlerdeki bakteriler besin artıklarını sindirerek kötü kokulu sülfür bileşikleri salarlar. Çürük dişlerin tedavisinin yapılması gerekmektedir. Diş taşı temizliğinin yapılması ve diş eti hastalıklarının tedavi edilmesi de gerekmektedir.

Yukarıda bahsedilen tüm maddeler gözden geçirilip, tedavi edilmesine rağmen ağız kokusu geçmiyorsa diğer faktörlerin araştırılması için; Kulak-Burun-Boğaz uzmanı veya Gastroenteroloji uzmanı tarafından konsültasyona gidilir.

Bazen de; hasta ağzının koktuğunu düşünür ancak yapılan ölçümler sonucu elde edilen bulgular temel alınarak durumun psikolojik olduğu hastaya açıklanır.

Bizimle İletişime Geçin