TIBBİ BİRİMLER


+A A-

MEDICANA BURSA Nöroloji

DİYABETİK POLİNÖROPATİ(DPN)




Diyabetes mellitus (DM) toplumda en sık rastlanan hastalıkların başında gelir. Distal simetrik sensori-motor polinöropati ;diyabetik nöropatiler içinde en sık rastlanan sendromdur ve diyabetin ciddi bir komplikasyonudur.


Diyabet tanısı konduğunda hastaların %10’unda diyabetik nöropati bulunurken, 20 yılın sonunda bu oran %50 düzeyinde olmaktadır. Diyabetik Nöropati patogenezinde metabolik, vasküler, genetik, immünite gibi birçok faktör rol oynamaktadır.


Diyabetik polinöropati ; sinsi başlangıcı olan ,aylar içinde gelişen ,ağırlıklı olarak duyusal tutulumu olan bir nöropati formudur. Tercih olarak en erken duyu etkilenmesi ayak başparmaklarında ortaya çıkar ve yukarı ilerler. Tutulum diz duzeyıne ulastıgında üst ekstremıtelerin distali etkilenir.Tipik olarak eldiven-çorap tarzı duyu kaybına yol açar.İlerlemiş hastalıkta göğsün merkezi ve karın bölgesi kalkan paternınde etkılenır.


Hastadaki belırtıler el ve ayak uçlarında uyuşma, keçeleşme, karıncalanma hissi,yanma,elektrik çarpması, iğne batması ,donma ,allodini – hafif bir dokunuşla akut ağrı şeklinde olabilir. Daha ileri evrelerde el ve ayak kaslarında erime ,distrofik değişiklikler,kemık deformasyonları görülebilir. Etkilenme sağ ve solda simetrik olur.Gece şikayetlerde artış tipiktir.Hastaların basınç, titreşim, ağrı, sıcaklık hissetme yeteneklerinin kaybından ötürü kendisine zarar verme ihtimali olmaktadır,çünkü duyarlılık ve algılama kaybolur.Bu yuzden, hastalığın en tehlikeli belirtisi ayaklarda ülser ve yaraların olmasıdır .Hasta ağrı hissetmez ve durumu tehlikeli görmez, ancak bu sırada ayaklarda ve parmaklarda iltihap gelişebilir hatta bu nedenle bazen ampütasyona başvurmak gerekebilir.



Diabetik nöropati tanısı hastalık öyküsü ve ayrıntılı bir bir nörolojik muayene ile konur.Hastada klinik yakınma, muayene bulgusu, elektrofizyolojik inceleme ve kantitatif duyu testlerinden en az ikisi mevcutsa nöropati olduğu söylenebilir.Elektrofiyolojık tetkık olarak yapılan sinir iletim testi (EMG)de:Üst ve alt ekstremitelerde motor ve duyu sinirlerinin elektriksel ileti özellikleri çalışılarak bu sinirlerin elektriksel sinyal gücündeki değişiklikler ile periferik polinöropati veya tek sinir tutuluşları gösterilebilir. Bu çalışmalar kalın çaplı sinir liflerinin fonksiyonları hakkında bilgi verirken, ince sinir lifleri hakkında bilgi vermez. Bu nedenle EMG'nin normal bulunması periferik nöropati varlığını dışlamaz.



Diyabetik Nöropati Tedavisinde ,sinir hasarını engellemek veya düzeltmek için bu hastaların normal yada normale yakın kan glikozu kontrollerinin sağlanması gerekmektedir.Diyabetik polinöropatı seyrını yavaslatmak yada önlemede yoğun glısemık kontrolün önemi büyüktür. Kan şekerinin yüksekliği kadar, dalgalı seyir göstermesi de önemli bir risktir. Aynı zamanda kolestrolün kontrolü, sigaranın bırakılıp alkolün azaltılması, obeziteden kaçınma, ayak bakımının yapılması nöropati progresyonunu geciktirir. Glikozu yakmak ve kas gücü oluşturmak için düzenli egzersiz programı yapılmalı ve sağlıklı beslenilmeye özen gösterilmelidir.Hastalar ayaklarını kendı kendıne muayene etmeleri ve enfeksiyon kontrolü konusunda eğitilmelidir.

Medikal tedavide trisiklik antidepresanlar, pregabalin, gabapentin, karbamazepin, duloksetin, antioksidan,B vıtamını,magnezyum kullanılabilir ajanlardır.




İNME (FELÇ)


         İnme; beyin damarlarında tıkanma veya kanama sonucu ani olarak gelişen ve çeşitli Nörolojik belirtilerle seyreden bir beyin hastalığıdır. Çoğunlukla neden beyin damarllarında tıkanmadır. Ancak kanama da inme nedenlerinden biridir.

         Bu yazıda tıkanma nedneiyle inme geçiren hastalar söz konusu edilecektir.

         Tıkalı damar hangi beyin bölgesindeyse o bölgeye ait nörolojik belirtiler gelişir. Örneğin motor hareketi etkileyen bölgede ise vücudun sağ veya sol yarısında tutmama, duyu bölgesindeyse yine vücudun tek beden yarısını etkileyen duyu bozuklukları gelişir. Konuşma merkezinin etkilenmesi konuşamam veya konuşmanın bozulması, görme merkezinini etkilenmesiyle de kısmi görememe veya bulanık görme, bazende görme alanının tek yarısını göremem gibi belirtiler oluşur. Bu sık klinik görünümlerin yanında her iki bacakta tutamam, sfinkter kusuru, yürüme ve algı bozuklukları, denge bozukluğu da görülebilir. Hastalar bazen inme başlangıcında bilinç kaybı, şiddetli baş ağrısı veya baş dönmesi yaşayabilirler.

         İnme için mevcut bazı hastalıklar riski arttırır. Hipertansiyon, Diyabet, Hiperlipidemi, Obesite, Kalp ritm bozuklukları bunların başında yer alır. Ailede inme veya kalp krizi geçiren biririn varlığı, sigara ve alkol alışkanlıkğı ve stres riski arttıran diğer nedenlerdir.

         Bir hastanın inme geçirip geçirmediğini hızlıca anlamak ve tanı koymak çok önemlidir. Zira erken tedavi ile beynin daha büyük alanlarnın etkilenmesini önlemek veya etkilenen damarın hızlıca açılarak durumun hasarsız atlatılmasını sağlamak mümkündür. Klinik olarak kuşku duyulan hastalar zaman kaybedilmeden acil servise ve Nöroloji hekimine ulaştırılmalıdır.

         Tanı aşamasında hastanın Nörolojik muayenesinin değerlendirilmesi ve ardından radyolojik ve laboratuar incelemesi yapılır. En sık başvurulan radyolajık inceleme beyin tomografisi (BT)ve beyin manyetik rezonans (MR) incelemesidir.

         Tedavi, inmenin ne zaman geçirildiği, tıkalı damar büyüklüğüne ve tıkalı damar alanına göre değişir. Acil tedavi programı başlanılan ve devam edilen hastada erken dönemde rehabilitasyon uygulaması da tedaviye eklenir.

         Risk faktörü yüksek olan hastalarda veya daha önceden atak geçiren hastalarda birincil ve ikincil korunma çok önemlidir. Tansiyon ve kan şekeri regülasyonu, yüksek kolesterol ve trigiliserid seviyelerinin düşürülmesi, sigara ve alkolden uzak durmak, düzenli egzersiz, akdeniz tipi beslenme ve varsa kalp ritm bozukluğunun giderilmesi önerilir. Karotis darlığı ve bu nedenle inme geçiren hastalarda belli aralıklarla klinik ve radyolojik takip önerilir.






 

KARPAL TÜNEL SENDROMU(Bilekte Sinir sıkışması)

Karpal tünel sendromu(KTS); Medyan sinir ismi verilen kol sinirinin , el bileğinde, adını aldığı karpal tünelden geçerken çevre kılıf tarafından sıkışmasıdır.

Sinir sıkışmaları içinde en sık görülen rahatsızlıktır. Karpal tünel sendromu daha çok kadınlarda ve 40-60 yaş arasında sık görülür .Fakat ellerini aktif kullananlarda daha erken yaşlarda da görülebilir.

Başlangıç döneminde el bileğinde,başparmak,işaret parmağı,orta parmak ve yüzük parmağının yarısında uyuşma ,karıncalanma ve ağrı görülür. Ağrı ve uyuşukluk hissi genellikle geceleri hastayı uykudan uyandıracak düzeyde olabilir ve belirtiler hasta ellerini salladığında, bileğini hareket ettirdiğinde azalır. Bu yüzden hastaların ağrı ve uyuşuklukla geceleri uyanıp ellerini sallaması hastalığın karakteristik bir işaretidir. İlerlemiş vakalarda baş parmak tabanı etrafındaki kaslarda erime ve buna bağlı başparmakta güçsüzlük ortaya çıkar.Hastalar ellerindeki eşyaları düşürdüklerini bazende his kaybından parmaklarını yaktıklarını veya kestiklerini fark etmediklerini ifade ederler.

KTS, genel olarak aynı işi uzun süre yapanlarda ve el bileği tekrarlayıcı mikrotravmalara maruz kalanlarda görülebildiğinden meslek hastalığı olarak kabul edilir.Sürekli el bileğinin bükülü kaldığı durumlarda (masa başında sürekli klavye kullanmak, piyano ,gitar çalmak, boya ve resim yapmak vb.) veya el elbileğine sürekli yük binen işlerde çalışanlarda (ev temizliği yapanlarda,aşçılarda,titreşimli cihazlar kullanan temizlik işçilerinde,ahşap oymacısı, marangoz, tornacı, teknisyen, örgü-nakış gibi el becerisi gerektiren işlerde çalışan kişilerde vb) daha sık görülür.

KTS ayrıca şeker hastalığı, romatoid artrit, hipotroidi, aşırı şişmanlık, gut gibi diğer başka problemlerin etkisiyle de ortaya çıkabilir. Gebelik döneminde vücud sıvılarının artması karpal tünel içinde basınç artışına bu da geçici olarak karpal tünel sendromu belirtilerinin oluşmasına yol açabilir.

Hastanın şikayetleri ve muayene bulguları genellikle teşhis için yeterlidir. Ancak kesin tanı için sinir ileti incelemesi olan EMG (elektromyografi) tetkiki de mutlaka yapılmalıdır.

Karpal tünel sendromu için risk altında olan kişiler ,hastalığın oluşmasını önlemek için koruyucu olarak bileğine dairesel egzersizler yapmalı ve günlük yaşantılarında son derece dikkatli davranmalıdır.Hastalar bileklerini belli aralıklarda dinlendirmeli, bileklerine binen yükü azaltmalıdır.Mouse kullanırken bilek ve dirsek altı desteklenmeli,hasta olmayan diğer el kullanılmaya çalısılmalıdır.

Dengeli ve düzenli beslenilmeli, omega 3 yağ asidi yönünden zengin gıdaların tüketilmelidir.

Tedavide bölgesel ağrı kesici ve ödem çözücü jeller kullanılır.El-el bileğine istirahat ateli takılması, kanala steroid enjeksiyonu ve fizik tedavi gibi yöntemler de kullanılabilir. Steroid enjeksiyonları sinir etrafındaki şişlikleri azaltarak semptomların gerilemesine yardımcı olabilir. Koruyucu olarak kullanılan atel sayesindede bilek ani hareketlerden korunur ve gece ağrıları azaltılabilir.

Birkaç ay süresince geçmeyen ve koruyucu önlemlere rağmen devam eden karpal tünel sendromlarında ameliyat gerekir. Karpal tünel ameliyatı sinirlere baskı yapan bağ dokunun kesilmesine dayanan bir operasyondur. Hasta birkaç gün ile birkaç aya varan süre zarfında eski sağlığına kavuşur. Bazı çok ağır ve geç kalınmış olgularda ameliyattan sonra şikayetler azalmakla beraber tam olarak ortadan kalkmayabilir. Hastanın sigara içmesi, yeterince beslenmemesi, ileri yaşta olması gibi faktörler cerrahi tedaviden alınacak sonucu olumsuz olarak etkiler.

ALZHEİMER HASTALIĞI

Alzheimer hastalığı, beyindeki bilişsel fonksiyonların kaybıyla seyreden demansın en yaygın formudur. Yani beynin normal organizasyonunun bozulmasıdır.

Hastalığı ortaya çıkaran nedenler yüzde yüz ortaya konulamamıştır ancak bazı faktörlerin kolaylaştırıcı olduğu söylenebilir. Genetik yatkınlık, kafa travmaları, düşük eğitm seviyesi, sık depresyon atakları...

DİKKAT!

Bu belirtiler varsa dikkatli olun. Yakın geçmişin unutulması ve yeni öğrenilen bilgilerin unutulması. Eski yaşantıların ya da eskiden öğrenilen bilgilerin iyi hatırlanması mümkündür. İlk ve en önde gelen belirti unutkanlıktır. Kişiler daha sık unutmaya başladıklarını, isimleri, telefon numaralarını eskisi gibi iyi hatırlayamadıklarını ve biri iki saat veya bir iki gün önce dinlediklerini okuduklarını konuştuklarını, yaptıklarını unutmaya başlarlar. Bu belirtiler zaman içerisinde artış eğilimi gösterir. Bazen hasta bazen de yakınları tarafından bu ilk belirtiler farkedilir.

Alzheimer hastalığı sadece unutkanlık hastalığı değildir. Beynin üç ana fonksiyonel alanında bozulma görülür. Hafızanın bozulması ana belirtilerden biri olmakla birlikte günlük yaşam aktivitelerinde bozulma ve ruhsal yapıda bozulma diğer önemli belirtilerden ikisidir.

Hastalar, günlük işlerini yapma ve planlamada zorlanırlar, basit kelimeleri bile bulmakta zorlanabilir ve uygun olmayan kelimelerle değiştirebilirler. Bu da konuştuklarının ve yazdıklarının anlaşılmasını zorlaştırabilir. Karar verme, yargılama yetenekleri zayıflar, kendi çevrelerinde ve hatta semtlerinde yön ve yol bulmakta zorlanabilirler, hatta bazen kaybolabilirler, para hesabını karıştırırlar, alışveriş yaparken zorlanmaya başlarlar.

Ruh hallerinde çok çabuk değişiklikler yaşayabilirler, çabuk alınabilirler, hemen ağlayabilirler, sinirli ve suçlayıcı olabilirler, kişilik değişimleri yaşayabilirler. Bunun yanında içe çekilme ve isteksizlik, bazen de depresyon belirtileri gösterebilirler.

KORUNMAK MÜMKÜN MÜ?

Alzheimer hastalığında beyinde meydana gelen değişiklikleri kan şekerinin anormal seviyeleriyle ilişkilendiren çalışmalar var. Günlük aldığınız fruktoz, yani meyve şekeri miktarı 25 gramın altında olmalı. Meyve şekeri fazla alınırsa zararlı olabilir. Açlık insulin seviyesi 3'ün altında tutulması önerilir. Diğer şekerler, tahıllar ve yetersiz egzersiz yapmak da bu durumu etkiler.

B12 düzeyi ve folik asit seviyesi yüksek gıdalarla beslenmek öneriler arasındadıır. Bu nedenle taze sebzeleri her gün çiğ olarak tüketmekte fayda var.

Çok sıkı vejetaryen diyetlerin Alzheimer riskini yükselttiği, Omega-3 yönünden zengin diyetlerin ise bu riski düşürdüğünü gösteren çalışmalar vardır.

Antosiyanin ve antioksidan içeriği yüksek gıdalarla beslenmek oksidasyon süreçlerine katkı sağlayacağınden beslenme protokollerini bu yönde düzenlemekte fayda olabilir.

Nöronal uyartının özellikle enstrüman çalmak ya da dil öğrenmek gibi yeni bir şey öğrenmek Alzheimer riskindeki düşüş ile ilişkilendirilmiştir.

Yapılan çalışmalar göstermiştir ki yüksek eğitim seviyesine sahip ve sürekli beyin aktivitesini canlı tutan kişilerde demans daha az görülmüştür.

Egzersiz yapmak da Alzheimer ile savaşmaya yardımcı olabilir. Egzersizin, amiloid öncü proteininin metabolize edilmesi şeklinde bir değişimi tetiklediği öne sürülmektedir.

Ketonik diyetin nörejenerasyona karşı koruma sağladığını gösteren çalışmalar vardır.  Keton ürtiminin artması yüksek yağ, yüksek protein ve düşük karbonhidrat içeren bir diyet yapıldığında; vücut karbonhidratlar yerine yağları kullanmaya başlar.

D vitaminin  zihin sağlığı için önemini vurgulayan araştırmaların sayısı her geçen gün artmaktadır.

Tüm bu öneriler destek sağlayabileceği düşünülen maddelerdir. Kesinleşmiş bir korunma tedavisi yoktur.

TANI VE TEDAVİ

Hastanın kapsamlı olarak değerlendirilmesi, yakın çevresindeki kişilerle görüşme yapmak ilk adımdır. Ardından hafıza testleri, beyin MR ve kan testleriyle değerlendirme yapılır. Gerek görülen hastalarda EEG incelemesi de yapılabilir. Tüm bu verilerin ışığında hastaya tanı konulur.

Tedavi hastalığın derecesine göre belirlenir. Hafif evre Alzheimer hastalığı tanısında tek bir ilaçla bir süre hastayı mevcut konumda tutmak ve hastalığın ilerlemesini kısmen yavaşlatmak mümkün olabilir. Bu hastalıkta klinik takip çok önemlidir. Hast

SARA (EPİLEPSİ) HASTALIĞI

Beyin yapısını oluşturan merkezi sinir sistemi hücrelerinin beklenmedik ve ani bir şekilde elektriksel boşalması sonucu nöbet oluşur. Epilepsi tekrar eden nöbetlerle karakterize bir hastalıktır. Nöbetler bir kaç dakika sürer ve sonra geçer. Nadiren daha uzun sürdüğü de olabilir.

Dünyada yaklaşık 40 milyon epilepsi hastası vardır. Ülkemizde bu sayı 700 bin civarındadır. Halk arasında epilepsi çoğu zaman psikolojik hastalık olarak düşünülmektedir. Ancak epilepsi tedavi edilebilir bir beyin hastalığıdır. Epilepsi psikolojik bir hastalık değildir, akıl hastalığı değildir, zeka geriliğne neden olmaz ve evlenip çocuk sahibi olmaya engel olan bir hastalık değildir.

HASTALIĞIN NEDENLERİ

Genelde epilepsinin nedeni belli değildir. Bazı hastalıkların veya doğumsal bazı faktörlerin nöbet oluşumunu tetikleyebileceği bilinmektedir.

Doğum sırasında beynin oksijensiz kalması ya da zedelenmesi, genlerin bulunduğu kromozomlarda meydana gelen bazı hastalıklar, enzim eksikliği gibi durumlarda epilepsi nöbetleri görülebilir. Gebelikta annenin sigara alkol ve madde kullanımı bebeğin gelişim aşamasında sorunlara yol açarak doğumdan sonra nöbet geçirmesine neden olabilir. Çocukluk çağında yüksek ateş nöbet geçirmeye neden olabilir

Beyin veya zarlarının iltihabı anlamına gelen, menenjit ve ensefalit hastalığında beyin tümörlerinde ve kafa travmalarında yine epileptik nöbetler görülebilir.

EPİLEPSİ NÖBETİ

Epilepsi nöbetlerinin farklı şekilleri mevcuttur.

Bilinç kaybı ile birlikte olan nöbetlerde aniden yere yığılma, veya baygınlık sırasında tüm vücutta kasılma ve ardından titmeme benzeri hareketler görülebilir. Yaklaşık 3-4 dakika sürer. Nöbet sırasında renk solması, gözlerde yukarı dönme, dişlerde kenetlenme, ağızdan köpük gelmesi, idrar veya gaita kaçırma olabilir. Ancak olmaması nöbet geçirmedği anlamına gelmez. Nöbet sonrası sersemlik hissi, yorgunluk ve kısmen uykuya eğilim vardır.

Bazı nöbetlerde sadece belli bir vücut bölgesi etkilenir. Çünkü bütün beyin etkilenmemiştir. Etkilenen vücut bölgesinde istemsiz hareketler görülür. Bilinç kaybı yoktur.

Bir başka nöbet şeklinde ise bir kaç saniye donuk anlamsız bir bakış ve ardından normale dönüş olur. Çok kısa sürelidir . Çoğu zaman farkedilmesi zordur.

Epilepsi ölüme neden olan bir hastalık değildir ancak nöbetlerin ard arda gelmesi solunum kaslarının etkilenmesine neden olarak tehlikeli durumlara yol açabilir.

NÖBET SIRASINDA NELER YAPILMALIDIR?

Nöbet sırasında yapılcak şey, hastanın kendisine zarar vermesini önlemektir.

Hastanın etrafında hastaya zarar verecek eşyaları kaldırmak gerekir. Başını bir yere çarpabilir.

Başını ve vücudunu yana çevirip, başının altına yumuşak bir yastık koyulmalıdır.

Dilini ısırmaması için nöbet geçiren kişinin çenesi açık tutulmaya çalışılmalıdır.

Kıyafetleri ve yakası gevşetilmelidir. Rahat nefes alması sağlanmalıdır. Hastanın ağzında yiyecek varsa bunu çıkarmak gerekir.

Hastayı kendine getirmek için soğuk su dökme, tokat ama, kolonya sürme gibi şeyler uygulanmamalıdır.

EPİLEPSİ NASIL TEŞHİS EDİLİR?

Epilepsi teşhisinde hasta yakınlarının, doktora vereceği bilgiler çok önemlidir. Mümkünse nöbet sırasına video kaydı almak hekimin tanı koymasına çok olur. Nöbet sırasında neler olduğu hasta yakınları tarafından dikkatle incelenmeli ve bu bilgiler doktora iletilmelidir. Kesin tanıyı koymak için bazı tetkikler gerekecektir. Beyin MR, EEG ve bazı testler istenir.

EPİLEPSİ NASIL TEDAVİ EDİLİR?

Epilepsi hastalığının tedavisi, nöbetleri durdurmaya yönelik ilaç tedavisidir. Burada en önemli nokta ilaçların düzenli ve planlı kullanımıdır. Her beş hastadan dördünde uygun ilaçlar seçildiğinde ve yeterli dozda alındığında nöbetler kesilir. Diğer yöntem ise cerrahidir.

MULTİPL SKLEROZ


MS (Multipl Skleroz) hastalığı, bağışıklık sistemindeki bozukluk sonucu gelişen bir beyin ve omurilik hastalığıdır. Bağışıklık sisteminin yanlış çalışması sonucunda vücudun kendi hücrelerine karşı bir saldırı gelişir. Hedef hücre nöron ( sinir hücresi) myelin kılıfıdır. Myelin kılıfında hasarlanma sonucu beyin ve omurilikte çok sayıda plaklar oluşur. Bu hasar beyin ve omuriliğin hangi bölgesinde meydana gelmişse o alanla ilgili belirti ve bulgular görülür.

MS genellikle genç yaş hastalığıdır. En sık 20-40 yaşlar arasında görülür. Her iki cinste de görülebilir ancak kadınlarda görülme sıklığı daha fazladır. Her ırk ve coğrafi bölgede görülebilir.

Hastalığın belirtileri;


Genellikle ataklar halinde seyreden bir hastalıktır. Bazı hastalar ataklardan sonra tamamen düzelir. Bir kısmında ise birtakım nörolojik bulgular kalıcı olabilir. Hayatı boyunca tek atak geçiren MS hastalarına da rastlanmaktadır. Nadiren görülen bir grupta ise hastalık başlar ve hiç iyileşme dönemi olmadan ilerleyici seyreder.


MS hastalığında atak belirtisi olarak kabul edilen bulgular genellikle 24 saatten daha uzun sürer. Plaklar beyin veya omuriliğin hangi bölgesinde yerleşmişse o bölgeye ait belirtilerden bir veya birkaçı bir arada görülebilir.

Uyuşukluk, karıncalanma, iğnelenme,

Güç kaybı. Güç kaybı vücudun bir tarafındaki kol ve bacakta veya her iki bacakta birden olabilir.

Görme kaybı, çift görme,

İdrar kaçırma ve idrar aciliyeti,

Konuşma bozukluğu,

Denge kaybı, bulantı, kusma

En sık ve ilk görülen belirtiler arasındadır. Hastalığın ilerleyen dönemlerinde, yorgunluk, unutkanlık, depressif bulgular, idrar kaçırma veya yetiştirememe problemi tabloya eklenebilir.

Belirtilerin sadece birinin olması ve her atakta farklı bir belirtinin olması muhtemel görünümler arasındadır.


MS nedenleri;


Birçok teori ileri sürülmüş ancak yüzde yüz sebep saptanamamıştır. İleri sürülen teoriler arasında bazı kimyasal maddelere maruz kalma, civa, böcek ilaçları, radyasyon teması, bazı viral hastalıklar, vitamin eksiklikleri, allerjik reaksiyonlar düşük de olsa genetik yatkınlık sayılabilir.


Hastalık tanısı;


İlk adım hastanın detaylı dinlenmesi ve detaylı Nörolojik muayenin yapılmasıyla başlar. Daha sonra Beyin ve omurilik MR incelemesi, Uyarılmış potansiyeller, BOS incelemesi ve kan testiyle bazı laboratuvar incelemeleri yapılır. Tüm bu verilerden sonra hastanın MS hastası olup olmadığına karar verilir.


Tedavi;


Tedavi her hastaya göre hastalık belirtilerinin dağılımına ve şiddetine göre seçilir. Mıtlaka erken tedavi yapılmalıdır. Bu ataklar sırasındaki kalıcı hasarın önlenmesi için gereklidir. Atak tedavisi yapıldıktan sonra yine hastaya göre immün sistemi düzenleyici ilaçlar seçilir ve bu tedavi en az beş yıl gibi uzunca bir süre devam ettirilir. Yalnızca tek atak geçiren hastalarda uzun süreli tedavi gerekmeyebilir. Ancak MR daki lezyon yükü ve atağın şiddetine göre tek atak bile olsa minör belirtilerin farkedilmeyebileceği göz önüne alınarak hekim hastayı koruyucu tedaviye alabilir. Koruyucu tedaviler içerisinde en sık kullanılan ilaçlar cilt altı enjeksiyon yoluyla verilen interferonlardır. Günümüzde immün sistemi düzenleyen ilaçların ağızdan alınan formları da vardır.


Hastalığın daha seyrek görülen ağır formları için de tedavi seçenekleri vardır. MS tedavileribağışıklık sistemini baskıladıkları için ciddi risklere neden olabilmektedir. Bu nedenle MS hastalığı tedavisi yakın kontrol altında tutulmalı ve uzman sağlık kuruluşlarında uygulanmalıdır.


MS hastaları nelere dikkat etmeli;

MS hastaları doğru bir tedavi ile özürsüz olarak yaşamlarına devam edebilirler. Önerilen tedaviyi önerilen şekilde kullanmak bu hastaların yapacağı ilk ve en önemli noktadır. Bunun yanında aşırı yorgunluk, aşırı sıcak hava kaçınmaları gereken durumlardır. Düzenli ve sağlıklı beslenmeliler immün sistemi etkileyebilecek içeriğinde ne olduğu bilinmeyen bitki kürleri gıda takviyelerinden kaçınmalıdırlar.

UYKU BOZUKLUKLARI

Uyku, zihinsel ve fiziksel sağlığımızı yenilemek için önemli olan ve yaşamın üçte birini kapsayan aktif bir dönemdir. Uykunun bozulması yaşam kalitesinin azalmasına ve çeşitli sağlık sorunlarının ortaya çıkmasına neden olur. Yetişkin bir bireyin ortalama günlük uyku ihtiyacı 6-8 saattir. Uykunun bozulması demek, uykuya dalma ve sürdürmede bozuklulk, gündüz aşırı uykululuk ve uykuya dalma atakları, normalden çok daha az uumak veya normalden çok daha fazla uyumak olabilir. Bazı uyku hastalıkları yaşamı tehdit edici hal alabilir.

Apne, dediğimiz uykuda solunun durması beraberinde türlü hastalıkları tetiklediği için önemlidir. Apneli hişilerin en sık gösterdiği belirti horlamadır. Horlamada rol oynayan boğazdaki daralma daha da belirginleştiğinde havayolunun tamamen tıkanmasına, nefesin kesilmesine (apne) yol açar. Uyku solunum bozukluğu toplumda sık görülen bir durumdur: Uyku apne sendromu olarak bilinen hastalık en sık görülen aşırı uykululuk nedenidir. Apne atakları sırasında uykunun kesintiye uğraması, oksijende azalma, artmış sempatik sinir sistemi uyarısı sonucu hastalarda hipertansiyon, solunum ve kalp yetmezliği, inme, kalp ritim bozukluğu, aşırı kiloluluk (obezite) gibi sonuçlar gelişebilir.
Uykusuzluk (insomnia) uykuya dalma veya sürdürmede güçlük, toplumda her üç kişiden birinde görülür. Her yaşta görülebilir ancak sıklıkla kadınlar ve ileri yaştaki kişilerde rastlanır. Uyum bozukluğuna bağlı uykusuzluk, birkaç gece süren uykuya dalma veya sürdürme problemidir. Bu tür uykusuzluk üç aydan daha kısa surer. Genellikle heyecan veya sıkıntı hissinin artmasıyla oluşur. Yolculuklar da uyum bozukluğuna bağlı uykusuzluğa neden olabilir. Uyku zamanına yakın yapılan egzersiz (dört saat içinde) bu tip bir uykusuzluğa neden olabilir.
Kronik uykusuzluk en az bir ay sürer. Çalışmalar bu tip uykusuzluğu olan hastaların bazılarında solunum problemleri veya anormal istemsiz kas aktivitesi olabileceğini göstermiştir.

Birçok hastalık uykuyu bozabilir ve tıbbi hastalığı tedavi etmek uykusuzluğu da tedavi edebilir. Uykusuzluk ve özellikle sabaha karşı erken uyanma depresyonun en erken belirtilerinden biri olabilir. Örneğin reflü hastalarında da uyku sık kesintiye uğrar.

Yaşam tarzı uykusuzluğun bir nedeni olabilir. Akşam geç saatlerde alınan kafeinli gıdalar ve uyarıcılar ve alkol uykuya dalma ve sürdürmede sorunlara neden olabilir. Bazı ilaçlar özellikle astım ilaçlarından bazu-ıları ve soğuk algınlığında kullanılan ilaçlarda bulunan uyarıcılar uykuyu bozabilir.
Ortalama 6-8 saatlik uyku süresinde değişiklik bazı hastalıkların ortaya çıkmasına neden olabilir. Yani normalden daha az uyumak kadar fazla uyumak da sakıncalıdır. Uyku süresinin kısalmasıyla ilgili çoğu çalışma 5 saatin altında olan ve kronik uyku bozukluğu yaşayan hastalarda yapılmıştır. Böyle hastalarda uykunun vücuda sağladığı onarıcı maddelerin azalmasına immün direncin bozulmasına ve sonunda DNA hasarlanmasına neden olabileceğini gösteren çalışmalar vardır. Yine kan şekeri kontrolünün bozulmasına ve şeker hastalığına eğilime neden olabilir. Kronik uykusuzluk çekek hastalarda depresyon ve stres seviyelerinde artış görülmüştür.

Uyku süresinin uzaması yani ortalama 8 saatin üzerinde kronik aşırı uykululuk hali de bazı hastalıklara zemin hazırlayabilir. Obezite ve dolayısıyla şekekr hastalığına eğilim en yaygın görünümdür. Bunun yanında yine az uykuda görüldüğü gibi depresyon ile sonuçlanabilir. İnme riskinde artış önemli sonuçlardan biri olabilir. Baş ağrıları fazla uyumakla tetklenebilir. Her türlü biişsel yani beyin fonksiyonlarında yavaşlama kronik aşırı uykululuğun bir sonucu olabilir.

VERTİGO


Vertigo ; vücudun uzaysal algısını bozan,sizin yada cevrenızdekılerin döndüğünü hissetmenize neden olan, sıklıkla bulantı ve denge kaybının eşlik ettiği bir yanılsama ve bas dönmesi durumudur. Latınce olarak 'dönmek 'fiilinden gelir. Vertigo bir hastalık değil, bir semptomdur.Altta yatan bır hastalığın belırtısı olarak hastada vertigo meydana gelir.

Vertigoda şikayetlerin süresi birkaç saniye olabıleceği gibi bırkaç saate kadarda sürebilir.Vertigo sendeleme ve halsizlikten ,kulak cınlaması,işitme kaybı,görme bozukluğu, şiddetli bulantı kusmaya kadar giden geniş bir yelpazede klınık tablo meydana getirebilir.

Vertigo nedenleri oluşum yerıne göre perıferık ve santral tıp olmak uzere ikiye ayrılır.

1)Periferal Vertigo'nun nedeni; iç kulak veya vestibüler organlarda meydana gelen bozukluktur. En sık sebepleri ;Benign Paroksismal Pozisyonel Vertigo (BPPV),Meniere Hastalığı,Vestibuler Nörit,Kulakta Perilenf Fistülü.Menenjıt,Sifiliz,viral,bazı antibiyotık kullanımı(aminoglikozidler, streptomisin, Asetil salisilik asit vb.)dır.

2)Santral Vertigo ise beyinde bulunan denge merkezlerindeki sorundan kaynaklanır.Santral vertigoya, konuşma ve artikülasyon bozuklukları, çift görme, yutma bozukluğu gibi bazı ek nörolojik bulgular eşlik eder.En sık sebepleri; Demiyelinizasyon,Vertebrobasıler damarsal yetersızlıkler ,beyın damar hastalıkları,siringobulbi,akustik nöroma (beynin akustik sinirinde kanserli olmayan bir büyüme) ,migrene baglı vertigo.dur.Migren bas agrısı, merkezi vertigo’nun en yaygın sebebidir. Migreni olan hastaların yaklaşık %40’ında bir defada eşlik eden baş dönmesi bozukluğu vardır.

Bu sebeplerin yanı sıra şeker hastalığı, böbrek yetmezliği, akut immün yetmezlik sendromu, depresyon, anksiyete ve panik atak, derin anemi, hipotansiyon, antihipertansif ilaçlar ve diüretik kullanımı da vertigoyu tetikleyebilir.

Denge sistemimiz, birkaç farklı sistem tarafından denetlendiğinden ayrıntılı bir muayene ve tetkik gerektirir. Hasta, öncelikle Nörolojı ve KBB uzmanları tarafından muayene edilmeli; muayene, gerekirse göz, dâhiliye ve fizik tedavi uzmanları tarafından desteklenmelidir.

Vertigo tedavisi nedene yöneliktir. Vertigonun ıyıleşmesine yönelik en iyi gösterge doğru etyolojının saptanmış olmasıdır. Vertigonun sebebi bulunduktan sonra, tedavisi ilgili hekimin muayene sırasında hastaya yaptıracağı basit bazı baş hareketlerinden, medikal tedavilere ve gerektiğinde cerrahi tedaviye kadar uzanan geniş bir alanı kapsar.

Vertigosu olan bır hasta neler dikkat etmelidir?

--Aniden ayağa kalkmak veya başınızı bir taraftan diğer tarafa çevirmek gibi ani pozisyon değişikliklerinden ve hızlı bas hareketlerinden kaçının.

--Sizde stres faktörü yaratacak durumlardan uzak durmaya çalısın.

--Saglıklı beslenerek bağışıklık sisteminizi kuvvetlendirin.Damar hastalıklarından korunmada sağlıklı beslenmenın önemini unutmayın.

--Sağlıklı bir vücut için D vitaminin çok önemli oldugunu unutmayın.

--Tuz iç kulaktaki sıvı artışına neden olup vertigoyu tetikleyebildiğinden tuzu azaltın.Bol su için.

--Hızlı araç kullanmayın,arac kullanırken ani bas boyun hareketleri yapmamaya özen gösterin.

--Sakin sporları tercih edin.Sağlıklı yaşamın vazgeçilmez bir parçası olan spora hayatınızda mutlaka yer verin. Ancak ani hareketler barındıran ağır sporlardan uzak durun.

 -Başınız döndüğü zaman dikkatli olun. Kesici aletler, yüksekte bulunmak gibi durumlardan kaçınarak kendinizi güvence altına alabileceğiniz yerlerde bulunun.

HUZURSUZ BACAK SENDROMU(HBS)

Huzursuz bacak sendromu (HBS), özellikle gece uyurken yada dinlenirken bacaklarda karşı konulmaz bir hareket ettirme dürtüsü ile ortaya çıkan, anormal duyularla karakterize, kronik, ilerleyici veya tekrarlayıcı bir hareket bozukluğudur.


Hastalığın genel populasyonda görülme oranı %1-15 arasında değişmektedır.Kadınlar erkeklerin iki katı sıklıkta huzursuz bacak sendromu hastalığına yakalanır. HBS herhangi bir yaşta baslayabilir. Ancak klinikte görülen ve tanı konan hastaların çoğu orta yaşlı veya yaşlıdır. Erken başlangıçlı hastalarda semptomlar sinsi ilerlerken, geç başlangıçlı hastalarda daha agresif bir seyir gösterir.


Hastalar şikayetlerini bacaklarda huzursuzluk, gerilme,sıcaklık veya soğukluk, karıncalanma, sallanma ihtiyacı, rahat duramama, sıkıntı hissi, kasılma, agrı,kaşıntı, kaynama hissi ve uyuşma gibi çok farklı şekillerde tarif edebilirler. Bacaklardaki rahatsızlık hissi istirahatle birlikte başlar. Bu rahatsızlık, başlangıçta belirgin değilken, istirahat süresinin uzaması ile belirginleşir. Hareket etme isteği genellikle bacaklarda ve çoğunlukla diz ve ayak bileği arasında olur. Bazende kollar veya vücudun diğer bölgeleri de etkilenebilir. Tutulum tek taraflı olabilir, ancak hemen daima çift taraflı ve simetriktir. Hareket ihtiyacı veya rahatsız edici hisler yürüme veya germe gibi hareketlerle kısmi olarak yada tumuyle rahatlar.Hastalar hareket etmezlerse istemsiz hareketler seklınde sıçramalar ortaya çıkabilir ve bu durum tekrarlarsa periyodik bacak hareketleri ile sonuçlanabilir. Hareket ihtiyacı veya rahatsız edici hisler gündüze göre, akşam veya gece ortaya cıkar yada kötüleşir .Hastalar şikayetlerinden ötürü iyi uyuyamaz, şikayetlerini geçirebilmek için kalkar dolasır , uyku süresi ve kalıtesınde bozulmalar yasarlar.Kalitesiz ve yetersiz uyku ;kronık yorgunluk ,duygusal stres,halsizlik ,baş agrısı ,konsantrasyon gucluklerinide beraberınde getirebilir. Dolayısıyla hastanın yasam kalıtesı ,özel hayatı ve iş hayatı belırgın olarak olumsuz yönde etkılenir. Ayrıca HBS'de depresyon ve kaygı bozukluklarının görülme sıklığının arttığıda bilinmektedir.


HBS semptomlarının ortaya çıkabileceği veya kötüleşebileceği başka durumlar da söz konusudur. Oturularak yapılan uzun süreli araba veya ucak yolculuklarda, sinema, tiyatro, konser ya da iş toplantıları gibi sosyal ortamlarda hastalar oldukça sıkıntı duyarlar.



HBS primer (idiyopatik) ve sekonder (semptomatik) olmak üzere iki forma sahiptir. İdyopatik form tüm HBS olgularının büyük çoğunluğunu oluşturmaktadır. Bu hastalarda genetik geçiş dikkat çekicidir. İdyopatik HBS’li olguların 1. derece akrabalarında yaklaşık %50-70 oranında hastalığın görülebildiği belırlenmiştir.


Semptomatik HBS de ise neden tedavi edildiğinde HBS semptomları düzelir . Sekonder sebeplerin ortak noktası olan demir metabolizması bozukluğu, HBS gelişiminde önemli bir etkendir . Gebelik, böbrek yetmezliği ,fibromiyalji, bazı romatolojik hastalıklar , nöropati, multiple skleroz, Parkinson hastalığı, esasansiyel tremor, geçici veya kalıcı spinal kord lezyonları lumbosakral radikülopati, diyabet, hipotroidi, kanser , vitamin ve mıneral eksiklikleri, hipoglisemi ve obezite sekonder HBS'ye neden olabilen başlıca hastalıklardır.Ayrıca kafein, alkol ve sigaranın da huzursuz bacak sendromu bulgularını kötüleştirebileceği akılda tutulmalıdır. Bacak varisleri olan hastalarda yakınmalarını bununla ilişkili zannedip huzursuz bacak tanısı atlanabilir ve yıllarca tedavisiz kalabilirler.



HBS tanısı temel olarak ayrıntılı klinik sorgulama, detaylı fizik ve nörolojik muayeneye dayanır ve genelde muyeneler normal olarak değerlendirilir. Hastaların çoğu semptomlarını ifade etme güçlüğü yaşarlar. Semptomların güç tanımlanır olması tanıyı zorlaştırmaktadır. Henüz HBS tanısını doğrulayacak bir laboratuar testi yoktur fakat Polisomnografik olarak kaydedilen periyodik bacak hareketleri olması HBS için destekleyıcıdır.


HBS tedavisi nonfarmakolojik, farmakolojik ve sekonder nedenlere yönelik tedaviler olmak üzere üç yaklaşımdan oluşmaktadır. Öncelıklı olarak ikincil sebepler ve birlikte görülen hastalıklar sorgulanmalı ve tetkik edilmelidir. Tespit edilebilen sekonder sebebe yönelik tedavi semptomlarda tam düzelme sağlayabilir .



Farmakolojık tedavide ise hedefe yönelik bir ilaç tedavisinin uygulanması gerekir .HBS’nin patogenezinde dopaminerjik mekanizmalar yer aldıgından özellikle beyindeki dopaminerjik sistemi etkileyen etken maddeler tercih edilen tedavidir. Bu etken maddeler Parkinson hastalarında uzun süredir başarıyla kullanılmaktadır. Ancak HBS hastalığı Parkinson’un bir türü değil, başlı başına ayrı bir hastalıktır ve HBS tedavisi için gereken dozları, Parkinson hastalığı için kullanılan dozlarından çok daha düşüktür .



Hafif düzeyde HBS semptomları olan hastalarda, farmakolojik olmayan tedavi yöntemleri denenmelidir. Çoğu hastanın yaşam tarzında veya kişisel alışkanlıklarında yaptığı değişiklikler HBS semptomlarının hafiflemesini ve hastalıkla daha iyi başa çıkmasını sağlamaktadır.Akşamları geç yemek yemek veya kafein, alkol ,sigara ,çikolata tüketmek uyarıcı etkiyle HBS semptomlarını tetikleyebilmektedir .Uyumadan önce germe ve esneme egzersizleri gibi hafif-orta dereceli fiziksel aktivite, masajlar ,soğuk veya sıcak su uygulamaları hastanın uykuya geçisini kolaylaştırabilmektedir. Geceleri sakin, karanlık ,konforlu ve iyi havalandırılmış odada uyunmalıdır. Yatmadan önce rahatlatıcı müzik dinlemek ,meditasyon yapmak uykuya dalmakta kolaylık sağlayabilmektedir.Her gece aynı saatte uyuyup ,sabahları aynı saatte uyanmak şeklinde düzenli uyku rıtmi sağlanmaya özen gösterilmelidir.