TIBBİ BİRİMLER


+A A-

MEDICANA BURSA Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları

PİKA NEDİR?

Bir aydan uzun süren, besin olarak kabul edilmeyen maddelerin ( toprak, kağıt, saç, boya, kül, kil vb.) devamlı ve ısrarlı bir şekilde yenilmesi alışkanlığıdır. Halk arasında daha çok toprak yeme alışkanlığı olarak bilinen ve en sık çocuklarda görülen bir rahatsızlıktır. Pika sendromu çocukların hareketlerinden kolayca tespit edilebilecek bir tablodur. Ancak tanı konulabilmesi için çocuğun en az 2 yaşnda olması gerekmektedir. Çünkü 2 yaş altı çocuklarımızın her bulduğunu ağzına götürmesi, bir nevi "dünyayı ağzıyla tanıma" çabası da unutulmamalıdır ki yanlış teşhise yönelmeyelim.

BELİRTİLERİ

-Karın ağrısı
-Mide ve barsak sorunları (Kabızlık, İshal, Barsak tıkanıklıkları veya yırtılmaları)
-Dışkıda kan görülmesi
-Enfeksiyonlar (Yenilen maddeye bağlı oluşabilecek paraziter hastalıklar)
-Kurşun zehirlenmesi (Uzun süreli kurşun içeren boya maruziyeti)

NEDENLERİ
Pika sendromunun tam olarak nedeni bilinmemekle beraber demir eksikliği, çinko eksikliği ve yetersiz beslenme en yaygın nedenler arasındadır. Ancak kimi zamanda psikolojik sorunlar da yabancı madde yeme alışkanlığına neden olabilmektedir. Kansızlığı nedenler arasında saysakta, aslında kansızlığın mı toprak yemeye yoksa toprak yemenin mi kansızlığa neden olduğu hala tartışma konusudur. (Bir nevi yumurta mı tavuktan? tavuk mu yumurtadan çıkar? sorusunun saksağan halidir bu durum. Saksağan kelimesini özellikle kullandım çünkü saksağan sözcüğünün latincede ki karşılığı"pika"dır. Zira saksağanlarında her şeyi yediği veya yuvasına taşıdığı düşünülürse doğru bir tanımlama olmuş.) Diyet ve yetersiz beslenme sonucu tamimiyle doygunluk hissi olsun için gıda dışı maddeleri yemekte pika sendorumuna yol açabilir.

TEDAVİSİ
Tedavide öncelikle altta yatan nedeni bulmak önemlidir. Çocuğun sistem muayenesinin, besin eksikliklerinin, psiko-sosyal ve nörolojik durumunun iyi değerlendirmesi gerekmektedir. Gerekirse kansızlık, mineral ve besin eksikliği nedeniyle test yapılması gerekir. Çoğu zaman yeme bozuklukları düzeltildiği ve eksik olan mineral ve besinler yerine konulduğu zaman bu durum ortadan kalkar. Demir eksikliği tespit edildiği zaman karaciğer, kırmızı et, pekmez, yumurta, baklagiller ve yeşil yapraklı sebzeler tüketilmelidir. Eğer davranışlar beslenme tedavisinden sonra sonlanmıyorsa davranış müdahaleleri gerekir.



ÇOCUKLARDA İŞTAHSIZLIK


İştahı yemek yeme isteği olarak tanımlayabiliriz.
Açlık fizyolojik yeme ihtiyacı iken, iştah güzel tatla ilişkili ve öğrenilmiş yeme ihtiyacıdır.
Fiziksel gereksinimleri karşılanan, sağlıklı büyüyen, gıda eksiklikleri göstermeyen bir çocukta normal iştah beklenir. Bunların gerçekleşmediği durumlarda artmış/azalmış iştaha bağlı obezite veya malnütrisyon (yeterli beslenememe) gelişebilir.
İştahsızlık şikayeti olan çocukları sorguladığımızda bazen çocuğun çok az yediği, bazen seçici beslendiği, farklı yeme alışkanlıkları olduğu veya kendi kendine yemediğini görüyoruz. Ortalama yüzde 1-3 çocukta kilo alamama, ciddi kilo kayıpları, yetersiz kilo alımı gibi durumlara yol açan beslenme redleri, hatta kusmalar görülebiliyor. Bu çocuklar genellikle ileri yaşlarda da beslenme sorunları yaşıyorlar.
Bizim amacımız, sağlıklı büyümeyi engelleyen iştahsızlıkları ayırt etmek. Bunun için çocuklarda öncelikle kronik hastalıkları; besin allerjileri, yutma bozuklukları, kalp ve akciğer hastalıkları, reflü, bazı metabolik hastalıkları araştırıyoruz. Bunları dışladıktan sonra geriye davranışsal sorunlar kalıyor.( bunlar aslında düzeltilmesi en uzun süren nedenler)
İştahsız olarak tanımlanan birçok çocukta genellikle anne veya baba, çocuğun beslenmesini hayatlarının merkezine koymuş oluyor. Çocuğun az yediği düşüncesi tüm ailede hakim, sürekli bu konu konuşuluyor ve yemek artık zevkten çok strese dönüşüyor. Çocuk da bu stresten( yani yemekten) uzak kalmaya çalışıyor.
**Ne zaman endişelenelim?
1-Beslenme bozukluğuna bağlı kansızlık, kabızlık, ciddi vitamin ve mineral eksiklikleri gelişirse
2-Büyüme gelişme geriliği gözlenirse
**Peki çocuğunuz iştahsızsa ne yapmalısınız?
1-Lütfen ısrarcı olmayın
2-Farklı yemekler/ atıştırmalıklar yaratmaya çalışın ( sevdiği gıdaları sevmedikleriyle karıştırın)
3-Mutlu, keyifli ve sohbetle geçen öğünlerde çocuğunuzla güzel zaman geçirmeye çalışın. Masada ve birlikte yemeye alıştırın
4-Abur cubur yemesine izin vermeyin
5-Sadece bunu yiyor diyerek tek gıdayla (örneğin çikolatalı ekmek, makarna, pilav) doymasına izin vermeyin
6-Sabırlı olun
7-Önlemlere rağmen sorunlar devam ediyorsa doktorunuzla birlikte değerlendirerek, sorunun ne olduğunu bulup ona göre yaklaşmalısınız
**Çocuğunuz aşırı hareketli ve yemekle ilgisizse:
1-Günlük öğün sayısı dördü geçmemeli(üç ana + bir ara öğün)
2-Öğün aralarında atıştırmalık veya şekerli içecekler verilmemeli
3-Masada yemek yenmeli, 20-30 dakikada yemek yenmeli, yemezse kaldırılmalı
**Çocuğunuz yeme korkusuna bağlı (zorla yemek yedirme, boğazına birşey kaçması, hastane yatışı gibi kötü geçmişe bağlı)yemiyorsa:
1-Yemeği ağlayarak reddetme, ağzını kapatma gibi durumlarda ısrar etmek yerine uykuya dalma öncesi veya sakinken beslenme denenmeli,
2-Yeme günlüğü tutularak aldığı kaloriyi hesapladıktan sonra, az yemekle çok kalori alacak şekilde diyet düzenlenmeli
**Çok yemek seçiyorsa:
1-Aile farklı yemekleri önce kendileri yiyerek örnek olmalı
2-Az miktarlarda, tadımlık porsiyonlar denenmeli
3-Yemediği gıda, yediklerinin içine az miktarda konulup tadına alıştırmalı
4-”Yer misin? “ şeklinde sormak yerine önüne konulup yemesi beklenmeli
Kurallara uymak işleri kolaylaştıracak emin olun...



Çocukluk çağı ishalleri


İshalli hastalıklar bütün dünyada sağlık kurumlarına başvurunun en sık nedenleri arasında sayılmaktadır. Dünya genelinde yılda yaklaşık 2-3 milyar kişinin ishale yakalandığı tahmin edilmektedir. Beş yaş altındaki çocukların yılda 3-9 kez ishal atağı geçirdikleri bildirilmiştir. İshaller hijyen koşullarının ve sağlık sisteminin geri olduğu, alt yapının yetersiz olduğu gelişmekte olan ülkelerde yaygın olarak görülmektedir


İshal sulu veya yumuşak sık dışkılamadır . günde üç veya daha fazla sayıda ve normale göre daha yumuşak veya sulu dışkılama olarak tanımlanır . Ateş veya kusma eşlik edebilir. İshal genel olarak 7 günden daha kısa sürer , İki haftadan daha kısa süren ishal ve kusma ataklarının tümü akut ishal olarak adlandırılır . Özellikle yeterli sıvı tüketebilen sağlıklı bireylerde hastalık kendini sınırlar ve kendiliğinden iyileşir. Ancak, küçük çocuk ve bebeklerde sakatlık ve ölüme neden olabilir.


İshal enfeksiyöz veya enfeksiyöz olmayan nedenlerle meydana gelebilir .Enfeksiyona bağlı ishallere virus, bakteri, parazit ve mantarlar neden olur. Çocukluk çağında enfeksiyona bağlı ishallerin çoğu viral nedenlidir


Viral ishal, bu gruptaki infeksiyonların büyük bölümünü kapsar ve özellikle 5 yaş altı çocuklarda en sık nedendir. Viral etkenler arasında en sık rastlananı rotavirustur . Rotaviruslar, tüm dünyada bebek ve küçük çocuklarda görülen ishallerin, özellikle hastane yatışlarına ve bebek ölümlerine neden olan ağır ishallerin en önde gelen nedenidir . Rotaviruslar, dünya genelinde yılda 500 bin, günde yaklaşık 1600 çocuğun ölümünden sorumludur . Ülkemizde yapılan çalışmalarda ise 5 yaş altı çocuklarda görülen ishallerin %30-50’sinden rotavirusların sorumlu olduğu görülmüştür .


Rotavirus ishali primer olarak 2 yaş altındaki çocukların akut infeksiyonudur ve sulu dışkılama ve kusma ile karakterizedir. Rotavirus infeksiyonları herhangi bir bulgu vermeden seyredebildiği gibi, ağır ishallere de neden olabilmektedir. Genellikle kusma hastalığın ilk iki gün içinde olur ve ateş görülür

İshal mikrobu, insandan insana özellikle de bir çocuktan diğerine kolaylıkla bulaşabilir. Genellikle, tuvalet temizliğini tam olarak öğrenememiş küçük çocuklar arasında hızla yayılabilir.  Çocuklar ve yetişkinler tuvalete gittikten hemen sonra ellerini doğru bir şekilde yıkamalıdır.

Yeterli sıvı tedavisi ishallerin ana tedavisini oluşturur . Ağızdan sıvı tedavisi hafif ve orta şiddetteki olgularda yeterli olur, ancak tedavi hastanın sıvı ve elektrolit kaybını karşılayacak şekilde hazırlanmış olan sıvıları kapsamalıdır(ORS) .Ağızdan sıvı tedavisinin (ORS) erken uygulanması, daha az hastane yatışına neden olur. hafif-orta, hatta ağızdan alabilen ağır sıvıkaybı olgularında bile ağızdan tedavi (ORS) tercih edilmelidir.

İshal olan çocuk emzirme dönemindeyse mutlaka  anne sütü almalıdır. Anne sütü, ishalden koruyan önemli bir besin kaynağıdır. Anne sütü alan bebekler daha çabuk iyileşmektedir.İshal süresince doğru beslenme çok önemlidir. Bu dönemde yağlı ve lifli yiyecekleri tüketmemek gerekir. Patates ve muz ,potasyum kaybını önlemek açısından önemli gıdalardır . İshale iyi gelen yiyecekler arasında çorba, haşlama, püre, makarna ve pirinç yer alır. Bunların tüketimi, ishali kesmek için faydalıdır. İshal tedavisinin en önemli kısmı sıvı ve elektrolit kaybını önlemektir


Hijyen koşullarının iyileştirilmesi, insan atıklarının kullanım ve içme suyuna karışmasının engellenmesi ve el yıkamanın yerleştirilmesi enfeksiyona bağlı ishal gelişmesini engelleyen önlemlerdir. . Dünya Sağlık Örgütü , rotavirus aşılarının tüm ülkelerde rutin aşı şemalarına eklenmesini önermektedir.


ÇOCUKLARDA D VİTAMİNİ EKSİKLİĞİ

D vitamini, vücudumuzda kalsiyum ve fosfor metabolizmasında çok önemli rolü olan,iskelet sistemimizin gelişimi ve kemik mineralizasyonunun sağlıklı devamı için gerekli bir vitamindir.

D vitamini besinsel olarak en fazla somon, uskumru, sardalya gibi yağlı balıklarda, karaciğer ve yumurta sarısında, maydanoz, brokoli, süt ve süt ürünlerinde bulunmaktadır.

D vitamininin başlıca kaynağı; ciltte güneş ışınlarının ekisiyle aktifleşen D3 formudur.

Normal koşullar altında insan vücudunda bulunan D vitaminin %90-%95’i güneş ışınlarının etkisi ile deride sentez edilir. besinlerle alınan vitamin D’nin büyük bir önemi yoktur.

D vitamini eksikliği, vücudun tüm sistemlerini etkilemekte ve pek çok hastalığa davetiye çıkarmaktadır. Günümüzün yaşam koşulları, kapalı ortamlarda çalışmak, açık hava da az zaman geçirmek , yetersiz beslenme D vitamini eksikliğini artırmaktadır. D vitamini eksikliği, her yaş grubunu etkileyen ve önemli sağlık sorunlarının ortaya çıkmasına sebep olan bir etkendir. 


D vit eksikliğinde ortaya çıkabilen bulgular

En önemli belirti büyüme ve gelişmede geriliğidir. Sık enfeksiyon geçirme , ishal, saçlı deride pullanma, cilt yaralarının geç iyileşmesi, diş çürümesi, yorgunluk, halsizlik, baş ağrısı,kemik ağrısı, davranış bozuklukları, eklem bölgelerinde şişme, Gözaltı morlukları, Aşırı terleme, Kilo vermekte güçlük çekme, ve Sürekli üşüme diğer yaygın belirtilerdir.


D vitamini eksikliği kişilerde; kanser, kronik yorgunluk, diyabet, hipertansiyon, depresyon, romatizma ve kalp hastalıkları gibi sağlık sorunlarına yol açabilir. D vitamini eksikliği; kemik yoğunluğunu da olumsuz etkiler ve çocuklarda Raşitizm denen hastalığa yol açabilir Raşitizm, D vitamini eksikliğinden dolayı kemiklerin yumuşaması ve zayıflaması anlamına gelir. Bu hastalık, bacaklarda eğrilik, el ve ayak bileklerinde kalınlaşma, büyüme geriliği, göğüs kemiği deformiteleri gibi kemik yapısında kalıcı bozukluklara neden olabilmektedir.

D vitamini için Güneş ışığı temel kaynaktır ve yeterince faydalanılırsa ilave D vitamini almaya gerek yoktur,güneş ışınlarından yeterli faydalanamayanlarda damla yada ampül formunda ilaçlarla tedavisi yapılabilir

Yüksek D vitamini seviyesi, organlarda ve yumuşak dokularda kalsiyum birikimlerine yol açabilmektedir. Ayrıca D vitamini fazlalığı kanda kalsiyum yükselmesine, böbrek hastalıklarına, böbrek taşlarına ve damar sorunlarına yol açabilmektedir. Fazla D vitamini ; zehirlenmelere yol açabilmekte ve bu zehirlenme sonucunda gelişen böbrek yetmezliği ve kalp yetmezliği ölüme sebep olabilmektedir

Bu nedenle D vitamini tedavisi almadan önce mutlaka doktora danışılmalı ve kişiye uygun D vitamini eksikliği tedavisi uygun dozlarda yapılmalıdır.

Üst Solunum Yolları Enfeksiyonu(ÜSYE)

Solunum yollarının ağız ve burundan soluk borusuna kadar olan bölümü üst solunum yolları olarak kabul edilir

SOĞUK ALGINLIĞI (Akut Nazofarenjit, Üst Solunum Yolları Enfeksiyonu(ÜSYE))

Üst solunum yolu enfeksiyonlarının çoğunluğu viral enfeksiyonlardır. Akut viral enfeksiyonların en sık görüleni ise soğuk algınlığıdır .Başta rinovirusler olmak üzere çok sayıda virus soğuk algınlığına neden olur.

Çocuklar yılda 6-8 kez ÜSYE geçirirler. Daha çok görüldüğü yaş grubu 3 ay- 3 yaş arasındaki çocuklardır. Kalabalık yaşam koşullarında enfeksiyon sıklığı daha fazladır .En başta gelen soğuk algınlığı etkeni olan rinoviruslar bebek ve çocuklarda daha sık görülür ve virusun esas taşıyıcıları ilkokul çocuklarıdır. Soğuk algınlığı daha çok sonbahar başı ve ilkbahar sonlarında salgınlara yol açar. Hastalık enfekte sekresyonlarla direkt temas veya inhalasyon yoluyla bulaşır. Yayılmasında viruslarla bulaşmış eşyalarında rolü vardır, bulaştırıcılığı özellikle enfeksiyonun ilk üç gününde en fazladır.

Klinik: Genelde ilk belirtisi ağrılı ve kaşıntılı boğazdır. Özellikle burun semptomlar ön plandadır. Hastaların % 75’inde tek veya iki taraflı burun akıntısı, burunda bol ince şeffaf akıntı vardır. Başlangıçta burun akıntısı açık iken sonradan mukoid yada koyu karakter alabilir. Koku alma duyusu azalır. Öksürük burun semptomlarından sonra başlar olguların % 30’unda vardır. Gözde kızarıklık,sulanma , başağrısı, başta ağırlık hissi, hafif ateş, kas ağrısı olabilir

Tedavi: Hastalığın spesifik bir tedavisi yoktur, belirtilere göre (semptomatik ) tedavi uygulanır. Ateş için ateş düşürücü ilaçlar rahatlama sağlar . Aspirin Reye sendromuna (Karaciğer yetmezliğine yol açabilen ciddi bir reaksiyon) yol açabileceğinden ateş düşürücü olarak kullanılmamalıdır. Süt çocuklarında burun tıkanıklığının giderilmesi için izotonik tuzlu su damlaları yararlıdır Altı ay üstündeki hastalarda ilaçlı bazı pediatrik burun damlaları verilebilir. Tedavide Antibiyotiklerin yeri yoktur, gereksiz yere antibiyotik kullanılması ,tedavisi güç dirençli bakterilerle oluşacak enfeksiyonlara zemin hazırlar. Aslında ailelerin soğuk algınlığında antibiyotik kullanmaması yönündeki eğitimi tedavinin en önemli bölümünü oluşturur .

Nasıl Korunuruz? Kapalı ve kalabalık yerlerde hastalık hızla yayılır. Dolayısıyla açık havada ve havalandırması iyi olan yerlerde bulunmak enfeksiyon riskini azaltır. Virüsler, mikrobun bulaştığı yerlerde (kapı tokmağı, telefon gibi) canlı kalabildikleri için, bu yüzeylere temastan sonra ellerimizi sık sık sabunlu su ile yıkamalıyız. Ayrıca istirahat edilmesi ve stresten uzak durulması da vücut direncinin yeniden kazanılmasına yardım eder

ÇOCUKLARDA YAZ HASTALIKLARI

Yaz aylarında ısınan havanın etkisiyle çocuklar dışarıda daha fazla zaman geçirmekte ve artan sıcaklık nedeniyle olumsuz etkilenebilmektedirler. Özellikle güneş çarpması ve yanıklar, isilik, pişik, havuz ve deniz hijyeninin kötü olmasından kaynaklanan idrar yolu enfeksiyonları, konjonktivit adı verilen göz iltihaplanmaları, dış kulak yolu iltihaplanmaları, ishaller, besin zehirlenmeleri, seyahatler nedeniyle ateşlenmeler, böcek ve sinek sokmaları, düşme ve çarpmaya bağlı yaralanmalar sık görülmektedir. Tatile çıkmadan önce çocuklarımızın sağlığı için bazı önlemler almamız gerekmektedir. Güneş çarpması ve yanıklar

Yaz mevsiminde dünyaya daha dik açı ile gelen güneş ışınları çocuklarda güneş çaprmalarına neden olabilir. Özellikler 6 ayın altındaki bebeklerde dikkatli olunması gerekir. Güneş çarpması durumunda ateş, halsizlik, kusma ve bilinç kaybı görülebilir. Güneşin zararlı uv ışınlarından dolayı deri kanseri riski de artmaktadır.

D vitamini eksikliğinde haftada en az 2 kez saat 10:00 ile 16:00 arasında yüz ve kolların güneş koruyucu sürülmeden 10-15 dakika direkt (arada cam, tül olmadan) gün ışığına maruz bırakılması önerilir fakat yaz mevsiminde güneşin dik açı ile geldiği bu saatlerde daha dikkatli olunmalıdır. Yaz mevsiminde güneşin dik geldiği 11:00-15:00 saatler arasında direk güneşe maruziyet olmamalıdır.

Çocuklar için dışarı güneşe çıkmadan yarım saat önce koruma faktörü (SPF) 50 olan güneş kremi kullanılmalı, mümkün olduğunca açık renk şapka şemsiye ve gölge alanlar tercih edilmelidir. Çocuklara açık renkli ter çeken pamuklu kıyafetler giydirilmelidir. Çocukların havuz veya deniz oyunları 20 dakikadan uzun sürmemelidir. Aşırı sıcaklarda kaybedilen sıvının yerine konulabilmesi için bol sıvı verilmelidir.

İsilik ve pişikler:

Bebek cildi erişkinlere kıyasla çok hassastır. Bebeklerde deri yüzey alanı daha geniş olduğundan ısı ve sıvı kaybı daha çok olmaktadır. Tuvalet alışkanlığını kazanmamış ve bez kullanan çocukların bez değiştime sıklığı artırılmalıdır. Özellikle yenidoğan döneminde her 2 saatte bir bez kontrolü yapılmalı ve her altını kirlettiğinde bez değiştirilmelidir. Temizlik işlemi yapıldıktan sonra birkaç dakika bez bölgesinini hava alması için açık kalması sağlanmalı ve gereğinde koruyucu pişik kremi kullanılmalıdır. Yenidoğanlar her gün banyo yaptırılmalıdır. Çocuklar da her terlediğinde banyo yaptırılarak, kuru pamuklu yeni kıyafetler giydirilmelidir.

İshaller ve besin zehirlenmeleri:

Yaz aylarında vücudumuzda terleme nedeniyle aşırı sıvı kaybı olmaktadır. Bu sıvı kaybını bol bol su içerek ve sıvı tüketerek yerine koymak gerekir. Fakat kullandığımız su ve sıvı kaynaklarına dikkat edilmelidir. Kaynağı belli olmayan içme sularından ve bu sularla yıkanan meyve ve sebzelerden tifo, paratifo, ishaller, viral hepatit (hepatit a) gibi hastalıklar ortaya çıkabilir. Özellikle piknik alanlarında sulara insan ve hayvan dışkı ve atıkları karışmış ise su gözle görülemeyen mikroplar ile kirlenir ve barsak enfeksiyonlarına neden olur.

Barsak enfeksiyonlarının en önemli belirtisi bulantı, kusma ve ishaldir. Mikroplar barsak duvarını geçmezse, salgıladıkları toksinler ile çok sayıda bol ve sulu dışkılama şeklinde ishal yapar. Ateş genellikle yoktur ve karın ağrısı hafiftir.

Mikroplar barsak duvarına geçmişse kanamaya neden olabilir. Karın ağrısı ve ateş görülür. Kanlı ishal yani dizanteri gelişebilir.

Artan sıcaklıklar nedeniyle yiyecekler de çabuk bozulmaktadır. Yaz mevsiminde yiyecekler pişirilmiş olsa da buzdolabında saklanmalıdır. Sıcakta ve açıkta kalan yiyeceklerin üzerinde mikroplar kolay ürediği için besin zehirlenmelerine neden olmaktadır. Mayonezli yiyecekler, süt ve süt ürünleri, krema, et gibi ürünler daha fazla risk taşımaktadır. Otel ve tatil köyü gibi yerlerde açık büfe sergilenen uzun süre açıkta kalmış besinlerden uzak durmak gerekir.

İshalle birlikte çok miktarda su ve tuz kaybı olur, tansiyon düzer, ağız kuruluğu olur, göz yaşı olmaz ve göz kürelerinde çökme olur. İshale bağlı aşısı sıvı kaybından akut böbrek yetmezliği gelişebilir ve ishal ölümle sonuçlanabilir.

İshalin tedavisi kaybedilen sıvının yetine konulmasıdır. Kaybedilen sodyum potasyum klor bikarbonat gibi elektrolitlerin yerine konması için ağızdan sıvı tüketebilecek çocuklar için oral rehidratasyon sıvısı içirilebilir. 1 litre su içinde hazırlanan bir paket ORS den < 2 yaş: 1/2-1 çay bardağı (50-100 ml), > 2 yaş: 1/2-1 su bardağı (100-200 ml) + ek sıvı verilmeli veya kilo başına 10 ml ORS verilmelidir. Büyük çocuklara yoğurt, ayran, et, patates, pirinçli yiyecekler, havuç, muz, taze sıkılmış meyve suları verilmelidir. Saccharomyces boulardii , Lactobacillus acidophilus gibi probiyotikler kullanılabilir.

İshal ile birlikte ateşi olan çocuklar ve bulantı kusması nedeniyle ağız yoluyla sıvı alamayan çocuklar zaman kaybetmeden hastaneye başvurmalı ve damar yolundan sıvı verilmelidir.

İshali önlemek için Alınabilecek önlemler:

1. Çocuklarınıza temiz olduğunu bildiğiniz suları içirin. Eğer suyun temizliğinden emin değilseniz suyu en az 10 dakika kaynatın ve ılık hale getirerek kullanın.

2. El hijyenine dikkat edin. Çocuklarınızın her yemek öncesi ve tuvaletten sonra ellerini yıkamasını sağlayın.

3. Yiyeceklerinizin paketlenmiş taze ürün olduğundan ve son kullanma tarihinin geçmemiş olduğundan emin olun.

4. Çocuklarınıza taze meyve ve sebzeleri yıkamadan yedirmeyin

Havuzda bulaşabilecek hastalıklar:

Yaz tatilinde havuz ve deniz çocukların vazgeçilmez eğlencesidir. Yaz tatilinde çocukların temiz olmayan havuzlarda yüzmesinden dolayı idrar yolu enfeksiyonu, göz iltihaplanmaları, dış kulak yolu enfeksiyonları daha sık görülebilmektedir. Su kaydırakları olan aqua parklarda ve havuzlarda klorlaması ve temizliği güzel yapılmazsa enfeksiyon kapma olasılığı daha yüksektir. Havuza girilmeden önce duş alınması gerekmektedir. Havuz suyunun içilmemesi ve tuvaletten çıkınca ellerin bol su ile yıkanması gerekmektedir.

Kulağına su kaçan çocuklarda suda bulunan bakteriler dış kulak yolu iltihabına neden olabilir. Kulakta kaşıntı, akıntı, tıkanıklık, ağrı, ateş gibi şikayetler olur. Bu durumda en kısa zamanda

doktora başvurmak gerekir. Havuza girerken kulağa su kaçmasını engellemek amaçlı kulak tıpası kullanılabilir.

Havuzdan bulaşan mikroplarla gözde kızarıklık, ağrı, çapaklanma, yanma ve batma gibi şikayetler meydana gelebilir. Gözü bol su ile yıkamak gerekir. Şikayetler geçmez ise zaman kaybetmeden doktora başvurmak gerekir.

Böcek sokması ve sinekler:

Yaz mevsiminde ısınan hava ile birlikte doğada böcekler, sinekler, akrep, yılan, arı, kene, zehirli deniz hayvanları gibi hayvanlar ile temasımız da artmaktadır. Böcek sokmalarında sistemik bulgular pek görülmez. Genellikle ortaya çıkan allerjik belirtiler kaşınma, ağrı, lokal şişliktir. Isırılan bölgenin öncelikle bol su ile yıkanması gerekir. Ağrıyı gidermek için üzerine 10 dk kadar bası uygulanabilir veya buz uygulaması yapılabilir. Kaşıntı, ağrı ve şişlik artıyorsa derhal bir sağlık kuruluşuna başvurmak gerekir. Piknik alanına giderseniz uzun ince giysiler giyin, bacaklarınızı açıkta bırakmayın. Yeşil alanlarda piknik sonrası çocuğunuzun vucudunu böcek ısırığı açısından kontrol edin.

Travma

Yaz tatilinde çocuklar dışarıda daha fazla zaman geçirmektedir. Bisiklet, paten, futbol, basketbol gibi oyunlarda travmaya maruz kalabilmektedir. Çocuklar bu aktiviteleri yaparken başlık, dizlik, dirseklik gibi koruyucu ekipmanlar kullanmalıdır. Kanama, kemik şekil bozukluğu, ağrı veya bilinç kaybı durumunda derhal hastaneye başvurulmalıdır. Yüzme bilmeyen çocukların kolluk veya can simidi gibi boğulmayı önleyici ekipmanları olmalı, deniz veya havuz kenarında çocuklar yalnız bırakılmamalıdır.

Seyahatlere bağlı ateş:

Gelişmekte olan ülkelere seyahat sonrası dönüşlerde %8 tıbbi bir tedaviye ihtiyaç duyulmaktadır. Çocuklarda uluslararası seyahatten sonra görülen hastalıklarda en sık yakınma ateştir. Enfeksiyonların çoğu alt solunum yolu enfeksiyonu, üriner enfeksiyon veya orta kulak yolu enfeksiyonudur. Seyahat enfeksiyonlarında ise %21 sıtma, %15 yolculuk diyaresi , %6 denge ateşi ve %2 tifo görülebilmektedir. Seyahat edilecek bölgeye göre öncesinde önlem alınması ve aşılamaların tam olması gerekmektedir. El hijyenine de özellikle dikkat edilmelidir.

Aşırı sıcaklarda serinlemek için kullanılan klimalardan olumsuz etkilenmemek için klima filtrelerinin temizliğini zamanında yapılmalıdır. Klima çarpmasını engellemek için yazın klimayı 23-26 dereceye ayarlamalıyız.

Gerekli önlemleri aldıktan sonra yaz tatilinizde çocuklarınızla mutlu, huzurlu ve sağlıklı tatiller geçirmeniz dileğiyle...

Yenidoğan Sarılıkları

Yenidoğan sarılığı,zamanında doğan her 10 bebeğin 6 sında, erken doğanlarda ise 8 inde görülen ve genellikle ilk haftalarda ortaya çıkan bir sağlık problemidir. Nedenine göre bebeğin doğduğu gün ya da ilerleyen günlerde belirginleşebilir. Zamanında tedavi edilmediğinde telafisi mümkün olmayan kalıcı hasarlar bırakabildiği gibi, doğru ve zamanında tanı ile kısa sürede ,kolaylıkla tedavi edilebilmektedir.

Sarılık; bilirubin adı verilen, cilde sarı rengi veren bir maddenin kandaki seviyesinin yükselmesi ve deride birikmesi sonucu oluşur. Yenidoğanın sayısı fazla olan kırmızı kan hücrelerinin parçalanması ile bilirubin maddesi ortaya çıkar. Doğumdan önce bebeğin bilirubinini annenin karaciğeri temizler; doğumdan sonra ise bebeğin karaciğeri bilirubini temizleyebilecek kapasitede değildir ve kandaki bilirubin artarak sarılığa neden olur.

Sarılığın tanısı zamanında konmalıdır.Sarılık çoğunlukla kendiliğinden geçse de, bazı durumlarda bilirubin yüksek seviyelere ulaşıp beyin hasarına neden olabilir. Bu yüzden sarılığı olan yenidoğanların özellikle ilk on gün içindeki doktor takipleri son derece önemlidir. Yüzden başlayan sarılık daha sonra karın, kol ve bacaklarda belirginleşir.Ancak tanı için sadece vücuttaki renk yeterli değildir; kanda bakılacak "bilirubin" değeri ile bebeklerin sarılık durumu kontrol edilir. Total bilirubin değeri 5 mg/dl` nin üstüne çıkan her bebek sarılık tanısı alır. Bundan sonra sarılığın nedenlerini bulmak ve ona göre takip,tedavi etmek önemlidir.

Yenidoğan döneminde görülen sarılıkların çoğu fizyolojiktir.Olağan yenidoğan sarılığı (fizyolojik sarılık) yaşamın 2. gününden sonra başlayarak 1-2 hafta sürebilmektedir. Genellikle tedavi gerektirmemektedir. Bebeğin sık aralıklar ile anne sütü alması bilirubinin vücuttan atılımını hızlandırır ve sarılığın erken düzelmesini sağlar.Yenidoğanda sarılık oluşturabilecek başka nedenler de vardır. Bunlardan en sık görüleni kan grubu uyuşmazlığına (ABO veya Rh uyuşmazlığı) bağlı oluşan sarılıktır. Bu durumlarda alyuvarlar cok hızlı bir biçimde parçalanır ve çok fazla miktarda bilirubin açığa çıkar.Diğer nedenler bebeğin yeterince beslenememesi , diabetli annelerin bebekleri , bazı zor doğan bebekler, bebeğin enfeksiyonu , anne sütü sarılığı , ya da doğuştan gelen bazı hastalıklar sayılabilir. Erken doğmuş bebekler sarılık açısından daha dikkatli takip edilmelidir.İlk 24 saatte sarılığı gözlenen bebeğin takibi ve değerlendirilmesi ise çok önemlidir.

Sarılık düzeyi belirli seviyenin üzerine çıktığında ve uygun tedavi edilmediğinde beyin dokusu üzerinde kalıcı hasara ve uzun dönemde nörolojik bozukluklara neden olabilir. Bunu önlemek için, bilirubin düzeyi yükseldiğinde "fototerapi" denen ışık tedavisi vakit geçirilmeden doktor gözetiminde başlanmalıdır. Bebek, bu tedavi sırasında hastanede en az 6- 8 saat belirli bir dalga boyunda ışık veren elektrikli cihazın altına yatırılır. Bu uygulama sırasında anne bebeğini doktorun önerdiği şekilde aralıklarla emzirmeye devam edebilir. Fototerapi tedavisi yenidoğan sarılığı için oldukça etkili bir yöntemdir. Ancak nadiren de olsa; sonuç vermediği hastalarda kan değişimi işlemi yapılması gerekebilmektedir.

Bilirubin seviyesi riskli düzeyin altındaki bebekler ise doktor kontrolünde takip edilmeli ve gerekli durumlarda müdahale edilmelidir.

ÇOCUKLARDA İŞTAHSIZLIK

 

➢        İştahsızlık nedir?

      İştahsızlık çocuğun yeterli büyüme ve gelişmesi için alması gereken temel gıdaları değişik sebeplerden dolayı ret etmesidir. Pediatri polikliniklerinde en sık karşılaşılan sorunlardan biridir. İştahsızlık gelişimi normal olan çocuklarda %25, gelişme geriliği olan çocuklarda ise %80’lere varan yüksek oranlarda görülmektedir. Özellikle 6 ay-3 yaş arasında çocukları olan aileler istahsızlık nedeniyle doktora başvurmaktadır. Az yemek tüketen çocuklar bir süre sonra yaşıtlarına göre daha az kilo almaya başlarlar. Bu durum anne-babanın kaygı ve endişelerini arttırır. Aile bu endişe ile çocuğa istemeden baskı yapmakta bunun sonucunda da çocuğun yeme problemleri artarak kısır bir döngüye girmektedir.

 

➢        İştahsızlığa neden olan durumlar nelerdir?

•        Çocuğun yapısı: Prematürite, düşük doğum ağırlığı gibi durumlarda anne, baba hatta doktorun kaygıları nedeniyle çocuğun açlık belirtileri göstermeden yemeğe zorlanması

•        Beslenme geçişleri: Anne sütü-biberon-kaşık veya sulu-püre-katı geçişleri sırasında zorlama

•        Mekanik besleme: Acıkma belirtileri olmadan belli zaman aralıklarında duyguları katmadan besleme

•        Organik nedenler: Bir hastalık sırasında iştah azalması ve yeme isteksizliği olan çocuğun zorla yedirilmeye çalışılması

•        Kronik hastalıklar: Gastroözefageal reflü, Besin alerjileri, Laktoz intoleransı, Çölyak gibi hastalıkların bulunması

Yukarıdaki durumların iyi yönetilememesi çocuklarda yeme davranışının gelişimine olumsuz yönde etki etmekte ve beslenme problemlerine neden olmaktadır.

 

➢        İştahsızlık değerlendirilmesinde nasıl yapılır?

      Detaylı bir anamnez ve fizik muayene şarttır.  Anamnez ile bebeğin kim tarafından, nasıl, ne kadar, ne sıklıkta beslendiği, neler verildiği, altta yatan bir hastalığın olup olmadığı ve aile ortamı sorgulanır. Fizik muayeneyle kronik hastalık bulguları ve beslenme problemlerine neden olan organik nedenler araştırılır. İştahsız çocuklarda temel laboratuar tetkiklerinin değerlendirilmesi gerekmektedir. Eksikliği saptanan vitamin ve mineraller yerine konmalıdır. Çocuğun doğumdan itibaren büyüme çizelgesi ve beslenme listesi de mutlaka değerlendirilmelidir.

 

➢        İştahsız çocuklar nasıl sınıflandırılabilir?

•        Yemek seçiciler: Bazı bebekler aileleri tarafından seçici bebek olarak tanımlanır. Seçicilik ilk 1 yılda %20 iken, iki yaş civarında %50'lere çıkmaktadır. Bu çocuklar yeni besinleri tüketmekten korkma ve reddetme davranışları gösterirler.

•        Blender bebekleri: Çiğneme ve yutma sorunu olan bebeklerdir. Ek gıdaya geçişte başlangıç döneminden itibaren bütün besinleri püre olarak tüketen pütürlü, taneli ve katı yiyecekleri yutamayan çocuklardır.

•        Yavaş çiğneyenler: Yemek yeme süreleri 1 saatten uzun olan , ilk birkaç lokmadan itibaren yemekleri ağzında bekleten bebeklerdir.

•        Çabuk doyanlar: Bir kaç lokmadan sonra yemeklerini tüketmeyi reddeden çocuklardır.

 



 

➢        Çocuklarda iştahsızlık durumunda ne yapmak gerekir?

 

•        Öncelikle sorumluluklarını belirle.

      Yemeğin ne olduğuna, ne zaman ve nerede yenileceğine aile, ne kadar tüketeceğine çocuk karar vermelidir. Aşırı büyük porsiyonlardan kaçınılmalı ve daha fazlasına zorlanmamalıdır.

•        Çocuk için uygun yiyeceği seç.

       Sunulacak besin çocuğun öncelikleri dikkate alınarak seçilmelidir. Çocuğun yaşına, motor gelişimine uygun olmalı, tadını seveceği yemekleri tüketmesi sağlanmalıdır. Küçük miktarlarla başlanmalı ve sevmediği yiyecek için zorlanmamalı reddetikten bir süre sonra bir süre sonra tekrar denenmelidir.

•        Çocuğun dikkatini dağıtmaktan kaçının.

      Yemek esnasında televizyon, tablet ve oyuncak gibi dikkat dağıtıcılardan uzak durulmalıdır. Çocuğun aile fertleri ile beraber aynı sofrada ve mama sandalyesinde olması çok önemlidir.  Aile ile birlikte yemek çocuğun kendini ailenin bireyi olarak hissetmesini ve aynı zamanda taklitle öğrenmesini sağlar.

•        Acıkmasını sağla.

      Öğünler arası 3-4 saat olmalı ve aralarda atıştırmalıklara izin verilmemelidir. Ara öğün verilebilir ancak şeker, çikolata gibi tatlı gıdalar verilmemeli, meyve suyu ve süt tüketimi de kısıtlanmalıdır.

•        Öğünlerin süresini uzatma

      Yemek süresi 45 dakikadan daha uzun olmamalıdır. Uzun süreli sofrada kalmak çocuğun sıkılmasına neden olmaktadır.

•        Duygu ve davranışlarını kontrol altında tut

      Öğün saatleri yalnızca besinin ağızdan içeri alındığı bir zaman dilimi değildir. Çocuk bu sırada beslenme ile ilgili ardışık aktiviteleri biçimlendirmeyi, bedenini kontrol etmeyi, beslenme sırasında sağlıklı ilişkiler geliştirmeyi de öğrenir. Bu nedenle yemek saati eğlenceli olmalıdır. Kızgın ve mutsuz olmak çocuğu olumsuz yönde etkilemektedir. Baskı, aşırı ikna, yalvarma, rüşvet, tehdit, cezalandırma olmamalı, yiyecek ödül olarak kullanılmamalıdır.

•        Çocuğa karşı tutarlı ol

      Çocuğun bakımını üstlenen aile bireylerinin çocuğa karşı tutumu tutarlı olmalıdır. Kurallar net olmalı ve herkes bu kurallara uygun davranmalıdır.

•        Kirlenmesine izin ver

      İlk 2 yaşta çocuklar yavaş yerler, etrafı batırırlar ve dikkatleri kolayca dağılır. Gelişimin normal bir parçası olan bu hareketlere izin verilmesi, bebeklerin el ve ağız hareketlerinin olgunlaşmasına yardımcı olur. Sürekli çocuğun ağzının ve ellerinin emizlenmesi bebeğin yemekten zevk almasını engelleyecektir.

•        Çocuğun yapısına göre beslenme biçimi oluştur

      Az miktarlarda yiyen ve çabuk doyan çocuklarda sık öğünler oluşturulmalı, gerekirse öğünün içeriği zenginleştirilmelidir. Pütürlü ve katı gıdalarla beslenmekte zorlanan çocuklarda belirli bir planla püreden katı gıdaya geçiş sağlanmalıdır. Çok fazla yemek seçen ve yeni besinleri tüketmeyi reddeden çocuklar çok zorlanmamalı, farklı zamanlarda tekrar denenmelidir.

 ÇOCUKLARDA BAHAR ALERJİSİ

Nezle (rinit) burun boşluklarını döşeyen dokunun inflamasyonu sonucu oluşur. Allerjik veya allerjik olmayan birçok nedene bağlı oluşabilir

Bu inflamasyon; burun tıkanıklığı, burun akıntısı, aksırık ve burunda kaşıntı gibi bulgulardan bir ya da daha fazlasına yol açar

Allerjik nezle geleneksel olarak mevsimsel ve perennial (yıl boyu) olmak üzere 2 gruba ayrılmaktadır. Mevsimsel alerjik nezle (Bahar nezlesi) çimen, ağaç ve ot polenlerine bağlı gelişmekte iken perennial Allerjik nezle ise ev tozu akarı, hamamböceği, küf ve evcil hayvanlara bağlı gelişmektedir

Özellikle bahar aylarında burun akıntısı ,burun tıkanıklığı, sorunu yaşayan hastaların yaklaşık yarısı bahar nezlesidir. Bahar nezlesi ya yılboyu sürer ya da mevsimseldir. ; sık tekrarlayan burun akıntısı, burun tıkanıklığı ve aksırık nöbetleri ile kendini gösterir. Aksırıklar arka arkaya 10-20 atak halinde, burun akıntısı ise su gibi olup çok bol miktarda ve devamlıdır. Akıntı olmadığı durumlarda çocuk burun tıkanıklığından şikayet edebilir. Burun tıkanıklığı burun içini kaplayan mukozanın şişmesinden olur.. Allerjik nezle, göz sulanması ve kaşıntısı gibi göz allerjileri ile birliktede görülebilir. Bazen damakta ve genizde akıntı veya kaşıntı hissedilebilir.

Alerjik nezle çoğunlukla soğuk algınlığıyla karıştırılabilen bir hastalıktır. Eğer nezle, ilkbahar ve yaz aylarında başlayıp, üç haftadan uzun sürüyorsa ve iyileşme eğilimi göstermiyorsa, alerjik nezle şüphesi kuvvetli hale gelir. Böyle durumlarda mutlaka doktora danışılması gerekir.

Bahar allerjisi çocuklukta 2 yaşından önce nadir görülür. Özellikle okul çağında sık görülür

Alerjik nezlesi olan çocuklarda astım da görülmesi sık karşılaşılan bir durumdur. Bu nedenle aileler çocukta öksürük ve hırıltı belirtilerine karşı dikkatli olmalıdır. Çocukluk yaşlarında ilk belirtilerini veren hastalık yetişkin döneminde de devam edebilir.

Çocukta alerjik nezleden şüphelenildiği durumlarda, alerjiye neden olan maddeyi tespit etmek için cilt veya kan testleri yapılabilir Testlerin sonucunda, çocuğun belli bir alerjene karşı duyarlı olduğu tespit edildiği takdirde, buna karşı önlemler alınabilir yada bu alerjiye yönelik tedaviye başlanabilir.

Alerjik nezle tedavisinin ilk adımı alerjiye neden olan alerjenlerden kaçınmaktır. Eğer çocuktaki alerjik nezle polenlere karşı gelişiyorsa, tozlaşmanın sıkça görüldüğü aylarda, çocuğu yeşil alanlardan mümkün olduğunca uzak tutmak gerekebilir ya da temas kaçınılmazsa tedavi altında tutulması sağlanmalıdır. Çevresel korunma yöntemlerinin yetersiz kaldığı durumlarda, ilaç tedavisi etkili bir yöntem olacaktır. Bu ilaçlar sadece belirtilerin görüldüğü günlerde kullanıldıklarında bile, çocuğun şikayetlerini gidermeye yardımcı olabilir. İlaç tedavisi de yetersiz kaldığında çocuklarda aşı tedavisi, “immünoterapi” uygulanmaktadır. Çocuğun duyarlı olduğu alerjenlerin artan dozlarda çocuğa verilmesiyle bağışıklık sistemini düzenlemeyi amaçlayan aşı tedavisi, bir süre sonra vücudun bu alerjenleri doğal karşılayabilmesini sağlamaktadır.

Bahar allerjisinde alınması gereken önlemler

Evinizin camlarını polen mevsiminde kapalı tutun.
•Polen yoğunluğunun olduğu saatlerde, özellikle sabah saatlerinde çocuğunuzu dışarı çıkarmamaya özen gösterin. Dışarı çıkmanız gerekliyse de koruyucu maske takın. Dışarıda oyunlar oynamak, parkta vakit geçirmek gibi eylemlerden kaçının.
•Evin içinde havalandırma sistemleri ve hava filtreleri kullanın. Klimalarda kullanılan filtreleri sık değiştirin. Hava değişimini içeride bulunan havayı kullanarak temizleyen, dışarıdaki havayı kullanmayan özel klimaları tercih edin.
•Eve girince çocuğunuzun banyo yapmasına özen gösterin veya kıyafetlerini çıkarın.
•Polen mevsiminde giysilerinizi açık havada kurutmayın.
•Polen mevsiminde arabada giderken pencereleri kapalı tutun.
•Sigara içilen ortamlarda bulunmayın.

PREMATÜRE BEBEKLERDE BAKIM 

Prematüre ,hem gelişmiş hem de gelişmekte olan ülkelerdeki bebek ölümlerinin ve çocukluk çağındaki serebral palsi (beyin felci),gelişme gerilikleri gibi kalıcı sakatlıkların en muhtemel nedenidir. Genel anlamda nihai gelişimini tamamlamadan 37. gebelik haftasından (259 gün)önce doğan bebekler prematüre olarak kabul edilir.
Son yıllarda,özellikle üremeye yardımcı tekniklerin kullanımıyla beraber artan çoğul gebelik sayısı ile orantılı olarak,preterm doğum sıklığında belirgin artış ortaya çıkmıştır. Tüm dünyada prematüre doğum oranlarının yaklaşık %11'lerde olduğu tahmin edilmektedir.Bu prematüre doğumların %84'ü 32-36. haftalar arasında ,%10'u 28-32.haftalar arasında ve %5'i 28.haftadan önce görülmektedir.
Prematüre doğum beş yaş altı çocuk ölüm nedenleri arasında zatürreden sonra ikini sırada yer almaktadır.
Prematüre doğan bebekler ne kadar prematüre doğduklarına göre farklılıklar gösterirler. Bazıları sadece sınırda prematüredir ve kısa bir süre hastanede kaldıktan sonra taburcu edilip sağlam bir yenidoğan bebek gibi izlenebilirler. Bazıları ileri derecede prematüredirler ve hastanede çok uzun süre kalmak zorunda kalırlar.
Prematüre bebekleri doğdukları gebelik haftasına göre sınıflarsak:
28-31 Hafta: ağır prematüre
32-33 Hafta: orta prematüre
34-37 Hafta :geç prematüre
Gebelik haftası azaldıkça komplikasyon gelişme riski daha da artmaktadır. Bu nedenle en yüksek ölüm ve sakatlık oranları 25.hafta ve öncesinde doğan aşırı prematürelerde görülmektedir.

Prematüre Bebeklerde Görülen Komplikasyonlar:
Sarılık,Prematüre apnesi,Hipoksik-iskemik ensefalopati (HİE),Kafa içi kanama,Prematüre retinopatisi,Solunum güçlüğü sendromu,Kronik akciğer hastalığı,Kardiyovasküler problem,Hipoglisemi,Beslenme problemleri,Anemi
Davranışsal ve psikolojik sorunlar:  Erken doğan bazı çocuklar yaşıtkarına göre dikkat eksikliği / hiperaktivite bozukluğugibi bazı davranışsal ya da psikolojik sorunları gelişebilir.
Kronik sağlık sorunları: Enfeksiyonlar, astım ve beslenme sorunları ile Ani Bebek Ölümü Sendromu riski altındadır
Prematüre Doğumun Nedenleri
Prematüre doğumun birçok nedeni vardır. Ana rahmindeki bebek, rahim ve plasentayı ilgilendiren durumlar prematüre doğum nedeni olabilir.
Anneye ait nedenler:
Annenin gebelik sırasında ,Alkol, sigara, uyuşturucu kullanımı. Beslenme bozukluklarına bağlı kilo alınamaması, bakımsızlık ve aşırı yorgunluk ile aşırı stres de Prematüriteye neden olabilir. 18 yaş öncesi ile 35 yaş üstü gebelikler prematüre doğum için riskli sınırlardır. Sık doğum yapmak,hipertansiyon ,şeker hatalığı,kansızlık,pıhtılaşma bozuklukları ,enfeksiyonlar gibi hastalıklarının olması,rahimin küçük olması, rahim tümörü gibi rahime ait yapısal bozukluklar.Servikal yetersizlik olması prematüre doğumlara yol açabilir.
Plasentaya ait nedenler:
Plasentanın yapısal bozukluklarında da erken doğum gerçekleşebilir.
Bebeğe ait nedenler:
Çoğul ebeliklerde bebek sayısı arttıkça erken doğum riski de artar. Doğumsal anomaliler, büyüme geriliği,erkek cinsiyet,enfeksiyonlar gibi durumlar prematüre doğuma neden olabilir

Prematüre bebekler,erken dönemdeki sorunlarının yanısıra uzun dönem nörogelişimsel bozukluklar gibi fonksiyonel kısıtlılığa yol açan kronik komplikasyon ve sakatlık açısından yüksek riskli olduklarından ,ek sağlık,eğitim ve sosyal bakım hizmetlerine ihtiyaç duymaktadırlar.Bu durum ciddi ekonomik maliyetlerin yanı sıra işgücü kaybını artırmaktadır. Son yıllarda prematüre bakımında ciddi gelişmeler sağlanmış olmasına rağmen hem ülkemizde hem de dünyada erken doğum oranlarının azaltılması konusunda belirgin bir ilerleme kaydedilememiştir

LENF BEZİ BÜYÜMELERİ 

Lenf bezleri vücudumuzda normalde mevcuttur ve bağışıklık sisteminin bir parçasıdır. Lenf bezlerinin hiç gelişmemesi veya aşırı büyümesi bazı hastalıkların işareti olabilir.  Lenf bezlerinin yapısında lenfosit, monosit, plazma hücresi ve histiyositler bulunur. Nötrofil, malign hücre ve depo hücreleri dışarıdan lenf bezine girerler. Tüm bu hücrelerdeki çoğalma, lenf bezlerinde büyümeye neden olur.

Yabancı antijenler, vücudun savunma hücreleri ile ilk olarak lenf bezlerinde karşılaşırlar. Dolayısıyla bu yabancı antijenlere karşı antikor üretimi lenf bezlerinde gerçekleşir.


Lenfatik sistemin elemanları; lenf bezleri, dalak, tonsiller, adenoidler bağırsaklardaki peyer plakları ve timustur. Bu nedenle lenfoid dokuları ilgilendiren hastalıklarda, tüm bu yapıların muayene ve değerlendirmesi yapılmalıdır.

Lenfadenopati, lenf düğümlerinin boyut, sayı ve kıvam anormallikleri olarak tanımlanır. Lenf bezi büyümelerinin nedenleri sıklık sırasına göre enfeksiyonlar, otoimmun hastalıklar, ilaçlar, aşılar, depo hastalıkları, maligniteler ve diğer nedenlerdir (Kawasaki hastalığı, sarkoidoz, Castleman hastalığı (etiyolojisi tam bilinmeyen, angiofoliküler lenf nodu hiperplazisi),  PFAPA sendromu, serum hastalığı).

Lenfadenit, lenf bezlerinde gelişen bir enfeksiyona yanıt olarak lenf bezlerinde büyüme, kızarıklık ve ağrı gibi inflamasyon bulgularının olmasıdır.

Lenf bezleri, lenfomalarda malign hücrelerin proliferasyonu, diğer kanserlerde kanser hücrelerinin metastazı, depo hastalıklarında makrofajların artışı sonucunda büyür.

Lenf düğümlerinde büyüklük, yenidoğan dönemi hariç, çocukluk döneminde sıklıkla görülür. Antijenik uyarı sonucunda lenfatik doku zamanla belirgin hale gelir. Çoğu kez viral veya bakteriyel nedenler reaktif olarak lenf düğümlerinin palpe edilen boyutunu artırır. Çevresel uyarımlarla 8-12 yaşa kadar lenf düğümleri giderek artan bir boyuta ulaşır. Puberteden sonra ise giderek küçülürler.

Çocuklarda, servikal veya inguinal bölgede lenf düğümü saptanmaması nadir bir durumdur. Lenf düğümlerinin ve tonsillerin hipoplazik oluşu X’e bağlı agamaglobulinemi (Bruton hastalığı) gibi bazı primer immün yetmezlikleri akla getirir.

Genel olarak aksiller ve servikal bölgede 1 cm, inguinal bölgede 1,5 cm, epitroklear bölgede 0,5 cm’nin üzeri ve supraklaviküler ve popliteal bölgedeki tüm lenf bezleri anormal kabul edilir. Normal lenf düğümleri ısı artımı, duyarlılık ve fluktuasyon göstermezler. Bulundukları bölgede cilt görünümü normaldir. Hareketli ve genellikle oval yapıdadırlar. Yumuşak doku kıvamında palpe edilirler.

Yüzeysel yerleşimli lenf düğümleri, fizik muayene ile değerlendirilir. Lenf düğümü muayenesi sırasında tüm bu lenf düğümü bölgeleri palpe edilmeli ve palpe edilemeyecek derinlik ve yerleşimde lenf bezlerinin olabileceği unutulmamalıdır. Normalde ele gelmeyen abdominal yerleşimdeki derin lenf düğümleri birleşip kitle etkisine yol açtıklarında ele gelebilir. Ayrıca lenfoproliferatif hastalıklarda karaciğer, dalak ve tonsiller de dikkatle muayene edilmelidir.


Lenf bezleri, erken çocukluk döneminde kistik higroma, tiroglossal kist, brankial yarık kisti, servikal kosta ve neonatal tortikollis gibi konjenital anomaliler ile; tüm yaşlarda ise guatr, hemanjiom, nörofibrom ve teratomlar ile karışabilir.