TIBBİ BİRİMLER


+A A-

MEDICANA BURSA Dermatoloji

ÜRTİKER

  Halk arasında kurdeşen veya dabaz olarak bilinen hastalıktır.Toplumun yaklaşık  %20’si ömründe 1 kez ürtiker atağı geçirebilir.

Deride kızarma,kaşınma,kabarıklıklar ile karakterize vasküler bir hastalıktır.Kabarıklıklar lokalize bir ödem sonucu oluşur.Bazen ödemli bir plak,bazen de ortası iyileşmiş harita tarzı bir kızarıklık olabilir.

Lezyonlar 1-2 saat ile 12 saat arasındaki bir sürede kaybolur,fakat diğer bölgelerde yenileri oluşmaya devam eder.Ürtiker akşam saatlerinde daha çok oluşup,sabah saatlerinde genellikle kaybolur.Ürtiker daha derin dokuları tutarsa buna anjiyoödem denir. Bunda dudaklarda,göz kapaklarında,el ve ayak tabanlarında şişmeler meydana gelir.Deri dışında sindirim sistemi ve solunum yolları tutulumu olursa karın ağrısı,midede dolgunluk hissi gelişir.Solunum yollarında ise seste çatallanma hissi,yutkunurken takılma hissi ,nefes darlığı ve hastada panik hali görülür.Anjiyoödemde hayati tehlike olabildiğinden  acil müdahale gerektirir.Çok nadirende anaflaxi ve hipotansiyon oluşabilir.

Ürtikerler genellikle süresine göre sınıflandırılırlar.6 haftaya kadar olan ürtikerlere akut ürtiker,6 haftadan uzun sürenlere ise kronik ürtiker diyoruz.Akut  ürtiker daha çok genç yaş ve çocuklarda olurken,kronik ürtiker orta yaşta başlar ve uzun yıllar ataklar halinde devam edebilir.

Ürtiker plaklarının oluş mekanizmasında kapiller damar çevresinde bulunan mast hücrelerinden salınan histamin vb. maddeler sebep olur.Bunlar damar geçirgenliliğini arttırarak cilt ve cilt altında ödeme sebep olurlar ve ürtiker belirtilerine neden olurlar.


Ürtiker yapan sebepler:

İLAÇLAR

Penisilin,sefalosporin vb. antibiyotikler

Asprin vb. ağrı kesici ve antienflamatuarlar ve kas gevşeticiler

Radyo kontrast maddeler en sık ürtiker yapanlardır.

Özellikle ileri yaşta olan kişilerde sık gelişir ve ürtikerde ilaçlar mutlaka sorgulanmalıdır.

BESİNLER

Çocuk ve genç yaş gurubunda daha sık görülür.Besin alındıktan 90dakikalık süre içinde genellikle gelişirler.

Paketli gıdalar,süt ve süt ürünleri,balık ve deniz ürünleri,yumurta,fındık,fıstık,çilek,muz,kivi,domates,çikolata ve baharatlar ürtiker yapan en sık karşılaştığımız gıdalardır.

ENFEKSİYONLAR

Bütün enfeksiyonlar(viral,bakteriyal ve mantar enfeksiyonlar)ürtiker yapabilmekle beraber en sık kadınlarda üriner enfeksiyon,çocuk yaş gurubunda ise üst solunum yolu enfeksiyonları özellikle streptokok enfeksiyonlar ile ilişkili olabilir.Daha nadir olarak diş,sinüs,safra kesesi,prostat enfeksiyonları,midede yerleşen helikobakter plori bakteri enfeksiyonu,kronik hepatit B ve C gibi viral enfeksiyonlar ürtikere sebep olabilirler.

PARAZİTLERE bağlı ürtikerde ülkemizde sık görülmektedir.

SOLUNUM YOLU ALLERJENLERİ özellikle çocuk yaş grubunda kronik ürtiker ve atopik dermatite sebep olurlar.Bunlar bitki polenleri,ev tozu akarları,küf mantaları,kuş  ve diğer hayvan tüyleri,sigara içilmesi,kozmetikler ve spreyler ürtikere sebep olduğu bilinmektedir.

KOLLOJEN DOKU HASTALIKLARI VE MALİNİTELER de ürtiker yapabilmektedir.

EMÜSYONEL STRES ve ALKOL de ürtikeri tetikleyebilmektedir.

AŞILAR,KAN ÜRÜNLERİ VE ARI VE BÖCEK SOKMALARI ürtiker ve anjiyoödem yapabilir.

 Daha nadir görülen  fiziksel kaynaklı ürtikerlerde mevcuttur:


1.Dermografik ürtiker:Deriye travma ve kaşıntıdan birkaç saniye yada dakikadan sonra ortaya çıkan ortası beyaz,çevresi eritermli,keskin sınırlı ürtiker tarzında olur.

2.Soğuk ürtikeri:Soğuk mevsimde vücudumuzun açık yerinde gelişir.

3.Sıcak ürtiker: 43 derece üzerindeki sıcaklıklarda daha çok meydana gelir.

4.Güneş ürtikeri:Güneş koruyucularla önlenebilir.

5.Basınç ürtikeri:Yürüyüşlerden sonra ayak tabanlarında ve uzun süre oturmaya bağlı kalçalarda gelişebilir.

6.Akuajenik ürtiker:Su değen bölgelerde gelişir.Suyun ısısıyla bağlantılı değildir.

7.Egzersiz ürtikeri:Egzersize bağlı vücut ısısı arttığında 5-30dakika sonra oluşan ürtika plakları ile seyreder

8.Vibratuar ürtiker:Uzun süreli mesleki vibrasyon maruziyetinden sonra oluşur.Darbeli matkap gibi



TANI

Tipik klinik görünümü sebebi ile tanı kolaydır.Fakat sebebini tespit etmek herzaman kolay olmayabilir.Ayrıntılı anamnez akut ürtikerde yeterli olabilir.Verilen antistaminikler ile ürtiker 1 hafta gibi bir sürede iyileşebilir.Bunlarda araştırmaya gerek yoktur.Fakat kronik ürtikerlerde araştırmak mutlaka gereklidir.Ancak bunlarda bile %30-40’ında sebep bulunulabilmiştir.Kan,idrar ve gaita tetkikleri yapılır.Sinüs problemleri varsa radyolojik tetkik yapılır.Diş grafileri,boğaz kültürü,batın ultrasonografisi,idrar kültürü gizli enfeksiyonları tespit etmede faydalı olabilir.Tahlillerinde anormal bir bulgu yoksa allerji testleri yapılabilir.Allerji testleri solunum yolu ile alınan allerjenler ve ağız yoluyla alınan alerjik gıdaları tespit etmek için yapılır.

TEDAVİ

Akut ürtiker tedavisinde temel ilaç antistaminik ilaçlardır.Akut atak nedeni saptanabilirse bu tetikleyici faktör uzaklaştırılmalıdır.Antistaminik tedaviye yanıt vermeyen ürtikerlerde sistemik kortikosteroidler genellikle etkili olabilmektedir.Bazı olgularda  histamin 2 blokerleri kullanılabilir.Nadiren fototerapi ve kalsiyum kanal brokerleri kullanılabilir.Plazmaferez,İVİG ve kronik immünospresif tedavi verilebilir.

Anjiyoödem tablosu varsa ve larinks tutulumu belirgin olan hastalarda antihistaminik ve sistemik kortikostoroid tedavisine cevap alınamıyorsa, anaflaktik şok riski nedeni ile sitemik adrenalin kullanılması gerekebilir.

Fiziksel ürtikerlerin tedavisinde sürtünme,sıcak,soğuk,su ve güneş gibi etkenlerin uzaklaştılıması ile ürtiker kontrol altına alınabilir.

Gıda ve gıda katkı maddelerinin ürtikeri tetikleyeceği belirtilerek diyet günlüğü tutması önerilebilir.Şüpheli besinlerin uzaklaştırılması diyeti yararlı olabilir.

Uyku bozukluğu ile giden ürtikerlerde antidepresanlarda kullanılabilir.

Yerel tedavide ılık veya soğuk banyo,duşlar,soğuk yaş pansuman sınırsız önerilir.Mentol vb. içeren ferahlatıcı,kaşıntı dindirici losyonlar kullanılabilir.







KONTAKT EKZEMALAR


Dış etkenlerle oluşan ekzemalara (dermatit) kontakt ekzemalar denir. Kontakt ekzemaları meydana getiren bu maddelere irritanlar denir. Akut fazda genellikle kızarıklık, şişlik, veziküller ön planda iken kronik fazda kuruluk, kabuklanma, deride kalınlaşma ve çatlaklar ön planda olur.

       Basit olarak kontakt ekzemalar ;

İrritan kontakt ekzemalar

akut irritan kontakt ekzema

kronik irritan kontakt ekzema

   2-Allerjik kontakt ekzemalar

              -akut alerjik kontakt ekzem

              - kronik alerjik kontakt ekzema

    3- Fototoksik, fotoallerjik kontakt ekzemalar 

     Olarak sınıflandırılabilir.


İrritan Kontakt Ekzema


      Dış kaynaklı bir veya birden fazla etken sorumludur. Deride immunolojik cevap oluşturmadan bazı mediatörleri uyararak inflamatuar reaksiyonları başlatırlar. İrritanların sürekli ve tekrarlayıcı teması ile inflamasyonu takiben deride doku hasarı başlar. Deride batma, sızlama, yanmanın yanı sıra kuruluk ve gerginlik hissi oluşur. Alkali veya asitlerin meydana getirdiği ciddi doku hasarlarında ise kimyasal yanıklar ortaya çıkar.

     İrritan kontakt ekzemalar temas bölgesi dışına yayılma göstermezler.

     Akut İrritan Kontakt Ekzemalar

     İrritan veya kostik kimyasal maddenin tek seferde temas etmesi sonucu 3- 4 dakika içinde oluşan enflamasyondur. Sızlama, kızarma, ödem, vezikül, bül ve nekroz oluşabilir. X –ışını, iyonize radyasyon, organik çözücüler, karbontetraklorid gibi lipit çözücüler, hardal gazı, gözyaşartıcı gazlar, bitkisel ürünler gibi çok farklı irritanlarla ortaya çıkabilir.

    Tedaviden önce kimyasallarla uğraşan kişilerde korunma tedbirleri iyi alınmalı, buna rağmen temas olursa bol su  ile hızlı bir şekilde yıkanmalı veya nötralize edici maddelerle temizlenmelidir. Daha sonra ıslak pansumanlar, antibiyotikli kremler ve kapalı sargılarla tedavi yapılmalıdır.


       Kronik İrritan Kontakt Ekzemalar

       Düşük konsantrasyondaki hasar oluşturmayan maddelerle tekrar tekrar deri teması ile oluşur. Çeşitli kimyasal maddeler, fiziksel travmalar, düşük neme bağlı kuru deri, soğuk- sıcak, solventler, yağlanma azaltıcı maddeler( sabun ve deterjanlar), kurutucu pudralar, sürekli su ile uğraşılması sonucunda biyolojik koruyucu bariyer ortadan kalkar ve ciltte hassasiyet oluşur.

      Bu tür ekzema en sık evhanımlarında , inşaat işçilerinde, kuaför çalışanları, hastane çalışanları ve motor tamircileri gibi meslek gruplarında ortaya çıkar.

      El sırtlarında ve ön kollarda hafif  kızarıklıkla başlar. Daha sonra soyulma ve ciltte kabalaşma oluşur. Nadiren ödem ve sulantı oluşur.

     Kronik irritan ekzemaların sürekli tekrarlaması alerjik kontakt ekzemalara zemin hazırlar.

     Tedavide öncelikle alışkanlıkları sorgulanmalı ve bu ekzemaya sebep olan etkenler uzaklaştırılmalıdır. Mesleki uygulamalar sırasında iç astarı pamuktan kumaşla kaplanmış nonirritan eldivenler kullanılmalıdır.

     Medikal tedavide ise düşük potentli topikal kortikosteroidler kısa süreli kullanılmalıdır. Bolca nemlendirici, bariyer oluşturucu krem ve losyonlar uygulanmalıdır.













         Alerjik Kontakt Ekzema


         Vücudun bir alerjen ile duyarlanmasını takiben aynı alerjen ile tekrar karşılaşması sonucu oluşan antijen antikor reaksiyonuna bağlı deride tip-ıv gecikmiş aşırı duyarlılıkla  ( hücresel) meydana gelen bir dizi klinik inflamatuar reaksiyonlardır.

        Temasın sıklığı, kişinin yatkınlığı, sistemik hastalıkların varlığı, kuruluk ve atopi gibi bünyesel faktörler, kullanılan sistemik ilaçlar kişiden kişiye alerjik kontakt dermatitin kliniğini farklı kılar.

    

  Oluşum mekanizması


1.evrede allejen kontakt duyarlanma ile deriye girer.T-lenfositlerinin allerjeni tanıması sağlanır.

2.evrede ise maddenin deriye yeniden teması ile ortaya çıkar.T-lenfositleri temas eden bölgeye göç eder.Oluşan antijen antikor reaksiyon sonucu dermal inflamasyon oluşur.Bu evre 24-48 saatte ortaya çıkar.

Duyarlanmış t-lenfositlerinin ve allerjenlerin dolaşıma girip diğer vücut bölgelerine ulaşmasıyla jeneralize reaksiyona dönüşebilir.Eğer vücut  bu maddeye karşı duyarlanmış ise duyarlılık ömür boyu devam eder.

Klinik allerjen ile teması takiben 24-48 saat içinde kızarıklık şişme ve veziküller karşımıza çıkar.Dokunun gevşek olduğu göz çevresi gibi yerlerde ileri derecede ödem oluşabilir.Kronik dönemde simetrik yerleşimli keskin kenarlı zaman zaman alevlenen kaşıntı,kalınlaşma,kabuklanma ve kuruluk gözlenebilir.

Sıklıkla alerjik kontakt dermatit yapan maddelerde

1.Metaller:Nikel sülfat(yüzük,küpe,kolye,bozuk para,fermuar,makas),potasyum dikromat(çimento,baskı malzemesi,cilalar,diş protezleri),kobalt(seramik,boya,vernik,saç boyaları,deterjanlar,kağıt ve cam endistrüsü).

2.Koruyucular:Parabenler(kozmetik ürünler,deri bakım ürünleri,makyaj malzemeleri),formaldehit(dezenfektan,insektisit).

3.Kokular(Fragrances):Koku karışımları(sabun,diş macunu,ev temizleme ürünleri,parfüm kolonya),peru balsamı(tatlandırıcı,sakız,çikolata,dondurma,şarap,öksürük şurubu,kokulu çaylar).

4.Lateks(kauçuk)katkı maddeleri:Merkapto karışımı,karba karışımı,merkaptobenzotiyazol,siyah kauçuk karışımı.(eldiven,şırınga,kablo,deniz gözlüğü,balon ve oyuncaklar)

5.İlaçlar:Benzokain,neomisin,kinolin,timerosal,budezonid

6.Yapıştırıcılar:Kolofoni(colophony),epoksi reçine(epoxy resin),para-tersiyer-butilfenol-formaldehit reçine

7.Bitkiler:Primin,seskuiterpen,lakton karışımı

8.Diğerleri(taşıyıcılar ve diğer kozmetik-ilaç bileşenleri):Lanolin(topikal nemlendirici preparatlar ve kozmetikler),para-fenilendiamin(saç boyaları,kürk boyaları,geçici dövmeler ve mürekkepler).

Tanı:Ayrıntılı bir çykü alınlmalıdır alışkanlıkları hobileri temas ettiği maddeler sorgulanmalıdır.İlk lezyonun başladığı yerin belirlenmesi önemlidir.Lezyonun yerleşim yeri ve şeklinin önemsenmesi bize ipuçları verir(flaster alerjisi gibi).Saçlı deri hizasında ise saç boyaları kulakta olanlar küpeye bağlı nikel alerjisi yara etrafında olan kızarıklık ve sulantılar kullanılan ilaca bağlı olabilir.Bu nedenle ayrıntılı bir fizik muayene çok önemlidir.

 Yama testi(patch)bilinen standart allerjenlerle deriye temasla reaksiyon oluşturma prensibine dayalı bir testtir.Tanımlanmış alerjen serileriyle yapılır.Hastanın öyküsünü desteklediği gibi,bilmediği ama temas ettiği birçok maddeye karşı duyarlı olduğunda göstermede yardımcıdır.Bu testin özgüllüğü %70 olduğu tespit edilmiş.En sık kullanılan Avrupa standart yama testi serisidir.Eğer bunlarda sonuç alınamazsa dental,ilaç,ayakkabı gibi daha spesifik testlere geçilebilir.Sırta bant tarzında yapıştırılan maddeler 48saat sonra açılır.

Tedavi

Temel prensip maddenin vücuttan uzaklaştırılmasıdır.Bundan sonraki aşama sulantılı dönemde sulu pansumanlar ve kortikosteroid kremlerle tedavi etmek reaksiyon çok yayılmış ise 8-10 günlük sitemik kortikosteroid ve antibiyotikler kullanılabilir.Kronik dönemde kalınlaşmış kabuklu lezyonlarda sarisilik asit ve üreli lipofilik kremler kullanılabilir.Sistemik antisteminiklerde beraberinde kullanılmalıdır.

    Fotokontakt ekzemalar

Düşük moleküllü maddelerin belirli bir dalga boyundaki ultraviyolenin etkisi ile meydana getirdikleri inflamatuar bir hastalıktır.İmmunolojik bir reaksiyondur.Madde ile temastan 72saat sonra kızarıklık ve şişlikler oluşur.Reaksiyonun şiddetine göre büllerde oluşabilir 10-14 gün içinde geriler.Alerjik ekzema tedavisinin yanı sıra güneş koruyucu kremlerinde kullanılması önemlidir.

   Fototoksik ekzema

Bazı bitki veya ürünlerini deriye teması sonucu veya sistemik alınan maddelerin güneş duyarlılığını arttırması sonucu ortaya çıkar.Tetrasiklin,sülfonamid,griseofulvin,eritrosin,tiazid grubu,diüretikler,oral,kontraseptif  vb. ilaçların alınması sonucu görülür.Bitkilere bağlı fototoksik ekzemalar ise fitofotodermatitler adını alır ve maydonozgiller,turunçgiller incir,baklagiller,turpgiller ve bazı çayır bitkileriyle temas eden yerlerde kızarma renk değişikliği ve büller tarzın da görülebilir.Tedavi prensibi diğer ekzemalarla aynıdır.

                                                    




             




   BAHARA IŞILTILI BİR CİLT İLE GİRİN

                Kış boyunca kapalı ve havasız ortamlarda bulunma  ve soğuk hava ve rüzgar gibi dış etkenlere maruz kalma sonucu ciltte kuruma, pullanma ve buna bağlı mat görünüm olur. Ayrıca kapalı ortamdaki ısıtıcıların ortamı kurutması sonucunda  ciltte kuruma ve kırışıklıklarda artış olur. Kışın bu olumsuz etkilerini ortadan kaldırmak için aşağıdaki hususlara  dikkat edilmelidir.

                _ Bahara girerken ışıltılı bir cilt için, cilt temizliği çok önemlidir.  Bunun için çeşitli peelingler ve cilt bakımlarıyla cilt ölü dokulardan ve yabancı maddelerden arındırılmalıdır. Bu işlemler cildin yapısına göre yapılmalıdır. Temizlenen cilt siyah noktalardan arındırılır ve böylece daha ışıltılı olur.

                _Kış boyunca  kuruyan cildin nemlendirilmesi gerekmektedir.Nemlendiriciler  cildin tipine uygun olarak paraben, alkol  vb. içermemeli, komedojenik olmamalıdır.Nemlendiriciler kuru ciltlerde özellikle yenileyici, onarıcı, su tutucu özelliği olan kollajen, aminoasitler, keratin ve hyalüronik asit içeren ürünler içermelidir.

                _Bol antioksidan maddeler ile A,B,C ve E vitaminlerini içeren sebze ve meyveler ile beslenerek  cildimizin onarılması ve tazelenmesini sağlarız. Ayrıca omega-3  içeren balık ve ceviz tüketerek cildimizin daha parlak görünmesini sağlarız.

                _Cildi matlaştıran ve kırışıklıklar ile lekelenmeler yapan sigara, alkol ve kafeinden uzak durmalı, günde 2 fincan yeşil çay tüketilmelidir.

                _Cildimizin daha parlak görünmesi için günde 10-12 bardak kadar su içilmelidir.

                _Kan dolaşımını arttırmak ve böylece cilde ışıltı kazandırmak için günde 40-45 dk. açık havada yürüyüş yapılmalıdır.

                _Yorgunluk, uykusuzluk ve stres ciltte mat ,soluk ve şiş bir görünüme sebep olduğundan iyi ve kaliteli uyumalı, yüzde uyku çizgilerinin oluşmaması için sırt üstü yatmalıdır. Stresten uzak durmalıdır.

                _Bahar aylarında güneşin kendini göstermesi ile birlikte hepimiz açık havaya çıkarız, ancak ciltte güneşin zararlı etkileri olan lekelenme, kırışıklıklar ve cilt kanserlerinden korunmak için evden çıkmadan en az 20 dk önce güneş gören bölgelerimize cilt tiplerine uygun güneş koruyucu faktörlü kremlerden sürmelidir.

                _Kişisel bakım ürünleri dışında bahar aylarında dermatoloğunuzdan destek bakım alınabilr. Vitamin karışımlarından oluşan mezoterapi, kendi kanınızdan hazırlanan PRP cilde nem veren ve kırışıklıkları azaltan hyalüronik asit enjeksiyonları ile ışıltılı bir cilde sahip olunabilir.



Hiperhidrozis(aşırı terleme)

Terleme fizyolojik bir olaydır.Her insanda yaklaşık 2-4 milyon ter bezi vardır.Yoğun olarak el ve ayak tabanlarında,koltuk altlarında bulunur.Temel görevleri vücut ısı dengesini sağlamaktır.

       Hiperhidrozis ise aşırı mikirtarda ter salgılanmasıdır.Yaşa,cinsiyete,beslenme ve iklim koşullarına göre değişir.Fakat bazı kişilerde kronik hale gelen hiperhidrozis ise sosyal ve profesyonel yaşamı etkileyen bir hastalık tablosudur.Ayrıca kötü kokuya mantar ve viral hastalıklara ve çeşitli dertmatitlere sebep olabilir.

    Hiperhidrozis ile gelen hastada olayın yapısal mı,yoksa başka bir hastalığa sekonder mi olduğu ekarte edilmelidir.Obezite,menapoz,akut ve kronik ateşli hastalıklar,diyabet,hipertiroidi,maligniteler ve hastanın kullandığı bazı ilaçlar(antidepresanlar vb.)gözden geçirilmelidir.

     Sekonder hiperhidrozis genellikle tüm vücutta yaygındır.Primer ise genellikle bölgeseldir.El-ayak,yüz veya koltuk altları gibi.

      Bazı kişilerde ise sıcak ve baharatlı yiyeceklere bağlı aşırı yüz terlemesi olabilmektedir.Bölgesel hiperhidrozisde özellikle duygusal faktörler rol oynar ve %30-50 olguda aile öyküsü vardır.

      Bölgesel hiperhidrozisde tedavi

1)Topikal tedaviler:Alüminyum tuzu içeren kremleer,sprey ve deodorantlar.Etki süresi kısa ve çok etkili değillerdir.Ayrıca irritasyona sebep olabilirler.

2)Oral tedaviler:Etkili bir tedavi yoktur.Stres azaltıcı ilaçlar kullanılmış veya tedaviler kullanılmış fakat pek etkileri görülmemiş.

3)İyontoforez:Özellikle el ve ayak terlemesinde kullanılır.Haftada birkaç gün uygulanması gerekir.Etkili bir yöntemdir.Fakat çalışan kişilerde uyumu zordur.

4)Cerrahi yöntemler:Sempatektomi özellikle el ve ayak terlemelerinde etkili bir yöntemdir.Kullanımı kısıtlıdır.

5)Botillinum toksini enjeksiyonu:Koltuk altı terlemesinde kolaylıkla uygulanır ve etkili bir yöntemdir.Yılda bir veya iki kez uygulanması yeterlidir.El ve ayak tabanlarında ise ağrılıdır.Naadiren kas güçsüzlüğüne neden olabilir.Enjeksiyonlar 6-8 ayda bir tekrarlanmalıdır.

 






DERİ  YAŞLANMASI

 İnsan hayatının  uzaması ile birlikte son yıllarda cilt yaşlanmasının geciktirilmesine olan ilgi artmıştır. Deri yaşlanması içsel (genetik) ve dışsal  (foto yaşlanma) olmak üzere iki grup altında incelenir. Genetik yapıya bağlı deri yaşlanması kaçınılmazdır, fakat foto yaşlanma önlenebilir yada geciktirilebilir.

Güneş ışınlarına maruziyet, özellikle açık tenli bireylerde cilt yaşlanmasının başlıca sebebidir. Ciltte lekeler, kırışıklılar,sarı renk değişikliği,kılcal damarlarda belirginleşme ve cilt kanserlerinde artışa sebep olmaktadır. Ultraviyole ışınları deri kollajen liflerinde yıkıma  ve hücre DNA sında bozulmalara sebep olur.

Güneş ışınlarından korunma bebeklikten başlanmalıdır. Yaz aylarında ince, açık renkli keten kıyafetler, geniş kenarlı şapkalar, gözlük ve güneş koruyucu kremler kullanılmalıdır.Saat 10-15 arasında güneşten kaçınılmalıdır.

Sigaranın da deri yaşlanması ve kırışıklık oluşmasında etkili olduğu bilinmektedir. Sigara içenlerde dudak çevresinde dikey kırışıklıklar, yüzde kırışıklıklar, mat görünümlü cansız kuru bir cilt, el parmaklarında sararma gözlenmektedir. Ayrıca dudak ve ağız içi kanserlerde artış olur. Sigara içmenin güneş ışınlarına göre daha fazla deri yaşlanmasına sebep olduğu belirlenmiştir. Sigara içenlerde içmeyenlere göre iki kat daha fazla kırışıklıklar saptanmıştır.

Menapoz sonrası kadınlarda östrojen hormonunun azalmasına bağlı olarak deride incelme, kuruluk, kırışıklık artışı, elastikiyet azalması ve deri kan akım azalması olur.

Ayrıca kuru ciltli kişilerde pullanmaya bağlı beyaz-gri bir cilt rengi olur ve kırışıklıklar daha erken belirir. Bu etkilerden korunmak için bol su içilmeli ve cilt nemlendirilmelidir.

Cilt yaşlanmasını geciktirmek için  antioksidan özelliği olan bol vitamin, mineral  ve eser elementler içeren taze meyve ve sebzelerle beslenmeli, toksinlerden uzak durmalı, çevresel  ve psikolojik streslerden  kaçınılmalıdır.


KIŞ AYLARINA GİRERKEN CİLDİMİZE YAPILACAK ÖNERİLER


Vücudumuzun en büyük organı cildimiz olduğundan dolayı dış etkenlerden ilk öncelikle ve en çok zararı da cildimiz görmektedir. Kış mevsimini iliklerimize kadar hissetmeye başladığımız şu günlerde cildimiz, saçlarımız ve tırnaklarımız için zorlu günler başladı.

Kış aylarında deriyi etkileyen en önemli faktörler soğuk hava, kuru hava, klimalar ve kaloriferle ısınan kapalı ortamlar, çevre kirliliği, kalın, yünlü, sentetik giysiler ve cilt temizliğinin (banyo, yıkama) yaz aylarından daha seyrek yapılmasıdır.Bu sebeplerden dolayı bu dönemde cildimiz kurumaya başlar ki, çatlayan dudaklar, kaşınan dirsekler ve T-bölgesi (burnunuzun yanları ve kaşlar ve hemen üstünü kapsayan bölge) bunun belirtilerindendir.Yüzümüz dışında en sık kuruyan diğer bölgelerimiz kollar, bacaklar, eller ve ayaklarımızdır.Kuruyan tırnaklarda ince dikey çizgiler, tırnak uçlarında kat kat ayrışma ve kırılmalar en sık rastlanan tırnak şikayetleridir. Saçlı derinin kuruması saçlarda kepeklenme, saç tellerinde elektriklenme, kabalaşma ve matlaşma şeklinde kendini belli edebilir.

Peki bu zararlı etkilerden nasıl kaçınabiliriz?

En önemli nokta cildin lipid(yağ) tabakasının desteklenmesinden geçer. Cilt tipimizde değişikliğe uğradığından (örneğin yağlı ciltler soğukta daha az yağlanır, normal ciltler kurur, kuru ciltler ağrılı olacak kadar hassaslaşır) kışın cilt bakımı yaparken kullanılan cilt bakım ürünleri, yazın kullanılan cilt bakım ürünlerinden farklı olmalıdır. Cilt temizliği yaparken kullanılan antibakteriyel ve deodorantlı sabunlar cildin koruyucu yağ tabakasını soyarak yarardan fazla zarar verebilir. Bu nedenle kremli ve nemlendiricili hafif sabunlar veya gliserin, lanolin ve buna benzeyen yağ içerikli banyo yağları/nemlendiriciler içeren duş jeller kullanılmalıdır. Yüz ve vücutta çok kuru ciltler için yağlı kremler; yağlı ve akneye meyilli ciltlerde ise su bazlı kremler tercih edilmelidir. Bacaklar ve kollar daha kurumaya meyilli bölgeler olduğu için bu bölgelerde yağlı kremler tercih edilmelidir. Nemlendirici kremler tercihe göre genellikle gliserin, vazelin, üre, laktik asit ve hyaluronik asit içerirler. Bu nemlendiriciler kuruluğu önlemek için soğuk havalarda sıklıkla ve tercihen banyo sonrası nemli cilde sürülmelidir.Eğer cildiniz yağlı ise sahipseniz ve cildinizi daha fazla yağlandırmadan sadece nemlendirmek istiyorsanız “komodojenik olmayan (noncomodogenic)” ürünlere yönelebilirsiniz. Bu ürünler cildinizdeki gözenekleri tıkamaz.

Kış aylarında saçların haftada 2-3 kez yıkanması idealdir. Banyoda kalma süresi 15 dakikayı aşmamalıdır. Çok sıcak suyla yıkanmaktan kaçınılmalıdır. Çinko piriton veya selenyum sülfit içeren şampuanlar tercih etmek yararlı olabilir. Banyo öncesinde E vitamini, zeytinyağı veya argan yağı içeren bakım yağlarının saçlı deride 1-2 saat bekletilerek kullanılması saçlarda yumuşaklık ve parlaklık sağlayacaktır.

Dudaklarımızda yağ bezi bulunmaz, bu sebeple dudaklar cildin geri kalanına oranla daha fazla kurur ve çatlar.Bu yüzden dudakları yalamaktan kaçınmak,soğuk ve rüzgarlı günlerde dudakları bir atkı veya fular ile kapatmak,15 faktör ve üzeri bir dudak koruyucu krem veya dudak balmı kullanmak ve bulunan ortamın nemini arttırmak dudaklarımız için olmazsa olmaz önlemlerdir.

Cilt yaşlanmasına, lekelenmelere ve deri kanserlerine yol açan UV ışınlar dünyamıza ulaşmaya devam ediyor, hele karlı günlerde kardan yansıyan ışınlar nedeniyle çok daha fazla UV ışına maruz kalıyoruz. Tıpkı yazın olduğu gibi kışın da UVA-B filtreli, en az 30 SPF'li güneş koruyucuları düzenli kullanmalıyız.

Soğuk havalarda gliserin, vazelin, lanolin içeren el kremleri daha sık uygulanmalı, el sabunları kremli veya yağlı olmalı, eldiven kullanılmalıdır.

El kremleri, tırnakları korumak için yeterli olmamaktadır. Bu nedenle tırnak koruyucu kremlerin düzenli kullanılmasına dikkat edilmelidir.

Kış günlerinde kalın çoraplar, bot, çizme içinde uzun süre kalan ayaklara salisilik asit ve üre içeren krem ve pomadlar düzenli olarak uygulanmalıdır.

Soğuk ve kuru havanın cildi yaşlandırma etkisinden korunmak amaçlı retinoik asit, glikolik asit, askorbik asit ve peptidler, krem, serum, maske şeklinde uygulanmalı; sistemik olarak antioksidan vb. gerekli maddeler kapsül veya tablet formlarında alınmalıdır.

Vücut ve yüz peeling’i yapmak için en uygun zaman kış aylarıdır. Sağlıklı ve güzel bir cilde sahip olmak için öncelikle ölü hücreleri temizlemek gerekir. Kışın deri tipine göre sıklığı ayarlanarak glikolik asit, retinoik asit veya salisilik asit içeren jel, krem veya maskelerle derinin ölü tabakası yenilenmesi mutlaka sağlanmalıdır.

Omeg

SAÇ EKİMİNDE MÜKEMMEL SONUCUN SIRRI NELERDİR?


Günümüzde erkek tipi kellik her üç erkekten birinde gözlenen, kişinin psikososyal durumunu olumsuz etkileyen, bayanlarda da azımsanmayacak kadar sık görülen, kalıcı saç kaybı ile sonlanan bir hastalıktır. 2004' ten beri ABD'li bir dermatoloji profesörü tarafından tıp dünyasına kazandırılan FUE(foliküler ünite ekstraksiyonu) tekniği tüm dünyada çok hızlı bir şekilde kabul görmüş ve pratikte tüm saç ekimi yöntemlerinin merkezine yerleşerek en sık kullanılan yöntem halini almıştır. Fue yönteminin temel mantığı her bir greftin(saç kökü), ucunda 0.7 ile 1 mm arasında değişen bir punch(delgi) içeren motor yardımıyla, saçlı deriden kesilerek çıkartılması işlemidir. Deneyimli bir hekim ve ekip, mercek altında maksimum dikkat ve özenle her grefti ne kadar minimum travma ile çıkartabilirse sonuç mükemmele yakın olacaktır. Hastanın donör(ekilecek saçların alındığı bölge) bölgesinde ne kadar fazla sayıda,kalın telli ve uzun greft var ise ve saçlı derisinin yapısı alıma ne kadar uygunsa, o kadar çok greft çıkartmak mümkün olacaktır. Donör bölgeden alınan greftler ne kadar kısa sürede ekilebilirse, ve dış ortamda bulunduğu sürece ne kadar hijyenik ve uygun solüsyonlarda bekletilirse, ekim sonrası doku ile tekrar bütünleşmesi o kadar çok ve sağlıklı olacaktır. Saç ekimi planlanan saçsız bölgeye açılacak kanalların açıları, sıklığı ve yönü ne kadar doğru planlama ve beceri ile yapılırsa, sonuç o kadar doğal görünecektir. Saç ekiminde bilinenin aksine en birinci öncelik maksimum sayıda greft alımı olmamalıdır. Hastadaki kelliğin evresine göre her hastaya spesifik ve doğru planlama yapılmalı ve gerektiği kadar sayıda grefti minimum travma, mükemmele yakın sıklıkta ve doğru açıda kanal açılalarak, en kısa sürede ekilmesi, operasyonun sonucunu o kadar mükemmelleştirecektir. Bu yüzden saç ekimi işlemi konusunda deneyimli dermatolog veya plastik cerrahlar ve ekipleri tarafından yapılmalıdır. Saç ekimi sonucunu mükemmele taşıyan diğer faktör ise hasta faktörüdür. Hastanın herhangi kronik bir hastalığının olmaması, sağlıklı ve düzenli beslenmesi, sigara ve alkol kullanmaması, demir, vitamin ve mineral eksikliklerinin olmaması, stresli bir yapı ve çevresinin olmaması, saç ekimi işlemi sonrası hekimi tarafından verilen tedavi ve önerileri azami dikkat ile uygulaması ve kontrollerini aksatmaması da sonucu mükemmele ulaştıran hasta faktörleridir. Saç ekimi için uygun hasta seçimi, gerçekçi ve mükemmel sonuca odaklı profesyonel yaklaşımın sağlandığı koşullar ve hasta uyumu gibi faktörler ne kadar bir araya gelebilirse, operasyonun sonucu hasta ve hekim açısından o kadar tatmin edici olacaktır.


Sağlıklı ve gür saçlar için nasıl beslenmeliyiz?
Saçlarımızın cansızlaşmasına, kırılmasına ve nihayetinde dökülerek seyrelmesine neden olan çok sayıda sebepler arasında beslenme şeklimizdeki yanlışlıklar ve yetersizlikler de azımsanmayacak oranda yüksek öneme sahiptir. Yapılan araştırmalarda günlük 1000 kalori ve altında uygulanan diyetlerde saç dökülmelerinin 1 ile 6 ay içerisinde başladığı gözlenmiştir ve diyetin normale döndürülmesiyle saç büyümesi normale gelmektedir. Proteinden fakir beslenmek negatif nitrojen dengesine yol açarak saç dökülmesine yol açar ve protein alımının arttırılmasıyla dökülme durmakta veya azalmaktadır. Günde 1000 kaloriden düşük diyetle beslenenlerde zamanla bazal metabolizma yavaşlamakta, bu da tiroid bezlerinin çalışmasını yavaşlatmakta ve sonucunda saç dökülmelerine neden olmaktadır.Ayrıca uzun süreli açlık durumlarının erkeklik hormonunun yarı ömrünü uzatarak yıkım süresini uzattığı ve sonucunda erkek tipi kelliğe neden olduğu bildirilmiştir.
Vücudumuzun sentezleyemediği ve diyetle almamız gereken omega3,6,9 denilen esansiyel yağ asitlerinin eksikliği durumda 2-4 ay içinde saçlarda dökülme başlar.Omega-3 içeren besinlerin en çok bilinenleri somon balığı, torik balığı, uskumru balığı, palamut balığı, kabak çekirdeği, keten tohumu ve semiz otudur. Yine topikal omega-6 içeren ürünlerin uygulanmasının saçlı derideki kepeklenme ve kızarıklığı 3 haftada, saç değişikliklerini ise 3 ayda düzelttiği gözlenmiştir.
Demir eksikliği saç kaybı ile ilişkili en çok suçlanan faktörlerin başında gelmektedir. Saç dökülmesi, demir eksikliğinin anemi gelişmeden önce görülen erken bulgularındandır.Demir eksikliğinde depo demir ve doku demirinde azalma anemi gelişiminden önce gözlenmektedir. Sağlıklı bir kıl büyümesinin sağlanabilmesi için depo demiri(ferritin)düzeyinin > 40 mikrogram/ litre olması gerekmektedir. Başlıca demir içeren gıdalar kırmızı et, karaciğer,hindi, tavuk eti, ıspanak ve lahana gibi koyu yeşil yapraklı sebzeler, ton balığı, sardunya, uskumru, mezgit,nohut ve kuru fasülye gibi kurubaklagiller,antep fistığı, ay çekirdeği, kabak çekirdeği, badem gibi kuruyemişler, kuru üzüm, kuru erik, kuru incir gibi kurutulmuş meyveler, yumurta ve pekmezdir.
Çinko minerali, saç köklerinin gelişmesinde önemli fonksiyonları olan çok sayıda enzimin sağlıklı işlev görmesini sağlar.Çinko eksikliğinde saç dökülmesi, saçların beyaz, seyrek, kısa ve kırılgan bir hal alması gözlenir.Karides, istiridye, balık, et, karaciğer, buğday tohumu, kabak çekirdeği, ayçiçeği çekirdeği, tüm tahıllar, ceviz, badem, yumurta, peynir ve süt çinko içeren yiyecekler arasındadır.
Bakır eksikliği özellikle uzun süreli sütten oluşan diyetlerde yetersiz alıma bağlı olarak veya kronik beslenme bozukluğu olanlarda veya bazı genetik hastalıklarda görülür. Saç köklerinin yetersiz gelişimine neden olarak birçok saç anomalisine ve saçların beyazlamasına neden olabilir. Bakır minerali; zeytin, fındık, ceviz, badem, üzüm, arpa, esmer ekmek, brokoli, pancar, pekmez, bal, portakal, pekmez, kuzu ciğeri, fasulye, bezelye gibi gıdalardan alınabilir.
Saç köklerimizin sağlıklı büyümesi için gerekli diğer bir vitamin ise biotin'dir. Eksikliğinde saçlarda seyrelme, kırılma ve dökülmeler başlar.Özellikle yumurta akının fazla tüketilmesinde ya da genetik kökenli bazı hastalıklarda biotin eksikliği gözlenmektedir.Biotin en sık yumurta sarısı, fındık, fıstık gibi kabuklu yemişlerde, baklagillerde bulunur.
C vitamini eksikliğinde de özellikle kıllarda kıvrılmalar başlar ve tirbüşon kıl denilen saçın birçok bölgesinden bükülmeler başlar. Özellikle yaşlılarda, alkoliklerde, sigara içenlerde, kortizonlu ilaçların uzun süreli kullanımında,taze sebze veya meyvelerin yetersiz tüketimine bağlı gelişir.Taze sebze ve meyveler C vitamini içeren besinler olarak gerekli C vitamini ihtiyacımızı karşılarlar. Limon, greyfurt, portakal, çilek, kivi, frenk üzümü, en çok C vitamini içeren meyveler arasındadır. Lahana, domates, kuşburnu, karnabahar, ıspanak, maydanoz, turp, patates, yeşil biber gibi sebzeler en fazla C vitamini içeren sebzeler olarak C vitamini kaynakları arasında yer alırlar.
Bunların dışında dışarıdan almamız gereken L-lizin, L- sistin gibi esansiyel aminoasitlerin eksikliğinde de kuru ve kırılgan saçlar, saç kaybı ve erken beyazlama görülmektedir.
Son olarak yeşil çay tüketiminin saç köklerinde büyümeyi uyardığı ve özellikle erkek tipi kellikte faydalı olduğu gösterilmiştir.

Sonuç olarak beslenme alışkanlıklarımızı bilinçli bir şekilde sağlıklı ve bilimsel temellere dayalı diyetlere göre düzenlemek bile başlı başına saç dökülmesi ve diğer problemlerin birçoğunun önlenmesine yeterli gelecektir.

Sedef hastalığı sadece cildimizi etkileyen bir hastalık mıdır?

Sedef hastalığı çok sık rastlanılan, dünyada 125 milyon, ülkemizde ise yaklaşık 750.000 kişide gözlenen, başlıca cilt olmak üzere, başka organlarımızı da tutabilen multisistemik bir hastalıktır. Herhangi bir yaşta ortaya çıkabilmekle birlikte, en sık 20'li yaşların sonuna doğru,ikinci en sık ise kadınlarda menapoz döneminde başlar. Kadın ve erkek ayrımı gözetmeyen, bilinen bir nedeni olmayan, genetik yatkınlık zemininde tetitkleyici nedenlerle başlayıp ataklar ve iyilik halleriyle seyreden, kronik seyirli bir hastalıktır. Tetikleyici sebepler arasında stres, travmalar, üst solunum yolu veya idrar yolu enfeksiyonları, bazı ilaçlar, alkol ve sigara, obezite gelmektedir. Belirtileri canlı kırmızı renkte, üzerinde kolayca dökülen kepeklenmeleri olan, keskin sınırlı, çeşitli boyutlarda olabilen ve vücudun her yerini tutabilen döküntülerdir. En sık saçlı deriyi tutmakla birlikte; diz-dirsek-kol ve bacakların dış yüzleri, bel bölgesi ve kalça bölgesini tutar. Sedef hastalığı cilt dışında tırnak ve eklemleri de tutabilir. Tırnaklarda çukurlaşmalar, sararmalar ve kalınlaşmalara neden olabilir. Eklemleri tuttuğu zaman ciddi eklem bozukluklarına neden olarak, sabah tutukluğu, ağrı gibi romatizmal hastalık bulgularına neden olur ve hastanın yaşam kalitesini olumsuz etkiler. Son yıllarda yapılan çalışmalarda Sedef hastalığının sadece deri ve eklerini tutan hastalık olmadığı, sistemik bir hastalık olduğu gözlenmiştir. Sedef hastalarında uzun dönemde kilo almaya meyil, bel bölgesinde yağlanma ve obezite görüldüğü; kan yağ oranlarında artış gibi metabolik bozukluklara ve kalp damar hastalıklarına neden olduğu saptanmıştır. Tüm bu nedenlerden dolayı Sedef hastalarında tedavi yaklaşımı multidisipliner olmalı ve dermatoloji-romatoloji veya fiziksel tıp ve rehabilitasyon- kardiyoloji bölümleri işbirliği içinde olmalıdır.Dermatolojik tedaviler arasında hastanın mevcut şikayetlerine ve lezyonların yaygınlığına göre hafif vakalarda topikal kortikosteroidli merhemler, d vitamini analogları, katranlı merhemler, üre içeren nemlemdiriciler kullanmaktayız.Daha yaygın tutulumu olan hastalarımızda ağızdan tablet yoluyla, deriden iğne yoluyla veya damardan serum şeklinde sistemik tedaviler veya fototerapi dediğimiz güneş ışığı tedavileri uygulamaktayız. Biz dermatologların Sedef hastalığının tedavi ve takibindeki amacı, hastanın semptomlarını ortadan kaldırmak, iyilik halinin devamını sağlamak, hastamızın yaşam kalitesini arttırmak ve sosyal hayata uyumunu üst düzeyde tutmaktır.

Kök Hücre Tedavisi


Hastanın kendi doku ve hücrelerden elde edilen kollajen sentezi yapan fibroblast adı verilen öncü hücrelerin elde edilip çoğalttıkları ve kişiye tekrar geri verilerek yapılan bir tedavidir. Doku mühendisliği teknikleri ile fibroblast adı verilen hücrelerin üretimidir. Vücudun genç ve güzel olmasını sağlayan yapı taşı kollajendir. Kollajen ne kadar çok olursa cilt o kadar sıkı, genç ve güzel olacaktır. Bu kollajeni üreten fibroblast adı verilen öncü hücrelerdir. Fibrocell uygulaması otogen kültüre fibroblast enjeksiyonudur. Öncellikle hastadan bir parça doku alınır. Bu parça özellikle güneş görmeyen kulak arkası veya önkol bölgesinden alınır. Alınan doku 4 mm çapındadır. Alınma aşamasında lokal anestezi yapılır. Bu sırada kanda oluşmaktadır. 35 gün sonra 5cc’ lik fibroblast içeren solüsyon cilt altına enjekte edilir. Toplam 15 gün ara ile 3 seans yapılır. Etkinlik 2. uygulama sonrası, başlar ve 1 yıla kadar artarak tekrar eder ve 3 -5 yıl kollajen üretimi devam eder.

Estetik amaçlı yüz gençleştirme, yüzde kırışıklıklara karşı , yüze hacim kazandırır ve sivilce izlerinin tedavisinde kullanılır. Avantajı yan etkisi az ve doğal bir yöntemdir. Diğer yöntemlere göre daha kalıcı ve uzun etkilidir.

ÜRTİKER

Halk arasında kurdeşen veya dabaz olarak bilinen hastalıktır.Toplumun yaklaşık %20’si ömründe 1 kez ürtiker atağı geçirebilir.

Deride kızarma,kaşınma,kabarıklıklar ile karakterize vasküler bir hastalıktır.Kabarıklıklar lokalize bir ödem sonucu oluşur.Bazen ödemli bir plak,bazen de ortası iyileşmiş harita tarzı bir kızarıklık olabilir.

Lezyonlar 1-2 saat ile 12 saat arasındaki bir sürede kaybolur,fakat diğer bölgelerde yenileri oluşmaya devam eder.Ürtiker akşam saatlerinde daha çok oluşup,sabah saatlerinde genellikle kaybolur.Ürtiker daha derin dokuları tutarsa buna anjiyoödem denir. Bunda dudaklarda,göz kapaklarında,el ve ayak tabanlarında şişmeler meydana gelir.Deri dışında sindirim sistemi ve solunum yolları tutulumu olursa karın ağrısı,midede dolgunluk hissi gelişir.Solunum yollarında ise seste çatallanma hissi,yutkunurken takılma hissi ,nefes darlığı ve hastada panik hali görülür.Anjiyoödemde hayati tehlike olabildiğinden acil müdahale gerektirir.Çok nadirende anaflaxi ve hipotansiyon oluşabilir.

Ürtikerler genellikle süresine göre sınıflandırılırlar.6 haftaya kadar olan ürtikerlere akut ürtiker,6 haftadan uzun sürenlere ise kronik ürtiker diyoruz.Akut ürtiker daha çok genç yaş ve çocuklarda olurken,kronik ürtiker orta yaşta başlar ve uzun yıllar ataklar halinde devam edebilir.

Ürtiker plaklarının oluş mekanizmasında kapiller damar çevresinde bulunan mast hücrelerinden salınan histamin vb. maddeler sebep olur.Bunlar damar geçirgenliliğini arttırarak cilt ve cilt altında ödeme sebep olurlar ve ürtiker belirtilerine neden olurlar.


Ürtiker yapan sebepler:

İLAÇLAR

Penisilin,sefalosporin vb. antibiyotikler

Asprin vb. ağrı kesici ve antienflamatuarlar ve kas gevşeticiler

Radyo kontrast maddeler en sık ürtiker yapanlardır.

Özellikle ileri yaşta olan kişilerde sık gelişir ve ürtikerde ilaçlar mutlaka sorgulanmalıdır.

BESİNLER

Çocuk ve genç yaş gurubunda daha sık görülür.Besin alındıktan 90dakikalık süre içinde genellikle gelişirler.

Paketli gıdalar,süt ve süt ürünleri,balık ve deniz ürünleri,yumurta,fındık,fıstık,çilek,muz,kivi,domates,çikolata ve baharatlar ürtiker yapan en sık karşılaştığımız gıdalardır.

ENFEKSİYONLAR

Bütün enfeksiyonlar(viral,bakteriyal ve mantar enfeksiyonlar)ürtiker yapabilmekle beraber en sık kadınlarda üriner enfeksiyon,çocuk yaş gurubunda ise üst solunum yolu enfeksiyonları özellikle streptokok enfeksiyonlar ile ilişkili olabilir.Daha nadir olarak diş,sinüs,safra kesesi,prostat enfeksiyonları,midede yerleşen helikobakter plori bakteri enfeksiyonu,kronik hepatit B ve C gibi viral enfeksiyonlar ürtikere sebep olabilirler.

PARAZİTLERE bağlı ürtikerde ülkemizde sık görülmektedir.

SOLUNUM YOLU ALLERJENLERİ özellikle çocuk yaş grubunda kronik ürtiker ve atopik dermatite sebep olurlar.Bunlar bitki polenleri,ev tozu akarları,küf mantaları,kuş ve diğer hayvan tüyleri,sigara içilmesi,kozmetikler ve spreyler ürtikere sebep olduğu bilinmektedir.

KOLLOJEN DOKU HASTALIKLARI VE MALİNİTELER de ürtiker yapabilmektedir.

EMÜSYONEL STRES ve ALKOL de ürtikeri tetikleyebilmektedir.

AŞILAR,KAN ÜRÜNLERİ VE ARI VE BÖCEK SOKMALARI ürtiker ve anjiyoödem yapabilir.

Daha nadir görülen fiziksel kaynaklı ürtikerlerde mevcuttur:


1.Dermografik ürtiker:Deriye travma ve kaşıntıdan birkaç saniye yada dakikadan sonra ortaya çıkan ortası beyaz,çevresi eritermli,keskin sınırlı ürtiker tarzında olur.

2.Soğuk ürtikeri:Soğuk mevsimde vücudumuzun açık yerinde gelişir.

3.Sıcak ürtiker: 43 derece üzerindeki sıcaklıklarda daha çok meydana gelir.

4.Güneş ürtikeri:Güneş koruyucularla önlenebilir.

5.Basınç ürtikeri:Yürüyüşlerden sonra ayak tabanlarında ve uzun süre oturmaya bağlı kalçalarda gelişebilir.

6.Akuajenik ürtiker:Su değen bölgelerde gelişir.Suyun ısısıyla bağlantılı değildir.

7.Egzersiz ürtikeri:Egzersize bağlı vücut ısısı arttığında 5-30dakika sonra oluşan ürtika plakları ile seyreder

8.Vibratuar ürtiker:Uzun süreli mesleki vibrasyon maruziyetinden sonra oluşur.Darbeli matkap gibi



TANI

Tipik klinik görünümü sebebi ile tanı kolaydır.Fakat sebebini tespit etmek herzaman kolay olmayabilir.Ayrıntılı anamnez akut ürtikerde yeterli olabilir.Verilen antistaminikler ile ürtiker 1 hafta gibi bir sürede iyileşebilir.Bunlarda araştırmaya gerek yoktur.Fakat kronik ürtikerlerde araştırmak mutlaka gereklidir.Ancak bunlarda bile %30-40’ında sebep bulunulabilmiştir.Kan,idrar ve gaita tetkikleri yapılır.Sinüs problemleri varsa radyolojik tetkik yapılır.Diş grafileri,boğaz kültürü,batın ultrasonografisi,idrar kültürü gizli enfeksiyonları tespit etmede faydalı olabilir.Tahlillerinde anormal bir bulgu yoksa allerji testleri yapılabilir.Allerji testleri solunum yolu ile alınan allerjenler ve ağız yoluyla alınan alerjik gıdaları tespit etmek için yapılır.

TEDAVİ

Akut ürtiker tedavisinde temel ilaç antistaminik ilaçlardır.Akut atak nedeni saptanabilirse bu tetikleyici faktör uzaklaştırılmalıdır.Antistaminik tedaviye yanıt vermeyen ürtikerlerde sistemik kortikosteroidler genellikle etkili olabilmektedir.Bazı olgularda histamin 2 blokerleri kullanılabilir.Nadiren fototerapi ve kalsiyum kanal brokerleri kullanılabilir.Plazmaferez,İVİG ve kronik immünospresif tedavi verilebilir.

Anjiyoödem tablosu varsa ve larinks tutulumu belirgin olan hastalarda antihistaminik ve sistemik kortikostoroid tedavisine cevap alınamıyorsa, anaflaktik şok riski nedeni ile sitemik adrenalin kullanılması gerekebilir.

Fiziksel ürtikerlerin tedavisinde sürtünme,sıcak,soğuk,su ve güneş gibi etkenlerin uzaklaştılıması ile ürtiker kontrol altına alınabilir.

Gıda ve gıda katkı maddelerinin ürtikeri tetikleyeceği belirtilerek diyet günlüğü tutması önerilebilir.Şüpheli besinlerin uzaklaştırılması diyeti yararlı olabilir.

Uyku bozukluğu ile giden ürtikerlerde antidepresanlarda kullanılabilir.

Yerel tedavide ılık veya soğuk banyo,duşlar,soğuk yaş pansuman sınırsız önerilir.Mentol vb. içeren ferahlatıcı,kaşıntı dindirici losyonlar kullanılabilir.

Sık rastlanılan antite: Tırnak batması. Peki tırnaklarımız neden batar? Tedavisi mümkün müdür?

Tüm dünyada ve ülkemizde çok sık rastlalanılan bir sorun olan tırnak batması son yıllarda gerek tanı gerekse tedavi anlamında tamamen tedavi edilebilir bir hastalık haline gelmiştir. Özellikle okul çağındaki çocuklar ve genç erişkinlerde ve ileri yaş kadınlarda sık görülmekle birlikte her yaşta ve ırkta ortaya çıkabilmektedir. Tedavi edilmediği taktirde uzamış morbidite ile kalıcı tırnak ve parmak hasarlarına yol açabilmektedir. Peki tırnaklarımız neden batar? En öncelikli sebep uygun olmayan ayakkabı seçimi ve düzgün ve doğru olmayan tırnak kesimidir. Bunların dışındaki diğer nedenler, aşırı terleme, yumuşak ve ince tırnaklar, tırnağın yapısal bozuklukları, tırnak mantarı, diabetes mellitus(şeker hastalığı), bacaklarda ödeme yol açan kalp ve böbrek hastalıkları ve bazı hastalıklarda kullanılan ilaçların yan etkileri olarak sayılabilir. Tedavi anlamında son yıllarda çok çeşitli tedavi yöntemleri ortaya çıkmakla birlikte temel yöntemleri medikal ve cerrahi olarak 2 ana başlıkta sıralayabiliriz. Medikal tedaviler arasında bazı topikal ve sistemik ilaçlar, bant uygulamaları, pamuk tamponlar konulması, tüp yerleştirilmesi ve tel uygulamaları gelmektedir. Cerrahi yöntemler ise parsiyel(kısmi) veya total tırnak çekimleri(matriksektomi), tırnak yan kıvrımlarına uygulanan işlemler, kimyasal veya cerrahi matriksektomiler ile bu yöntemlerin kombinasyonu şeklindedir. Genel olarak cerrahi yöntemler medikal yöntemlerden daha etkilidir. Tırnak batması tedavisinde biz dermatologların amacı, neden olan sebeplerin saptanıp ortadan kaldırılması, başarılı bir şekilde tedavi edilmesi, nükslerin yani tekrarlama riskinin de minimuma indirilmesini sağlamak, semptomların tamamen ortadan kalkması, operasyon sonrası ağrı, enfeksiyon ve akıntı riskinin en aza indirilmesi, iyileşme süresinin kısa tutulabilmesi, kozmetik olarak uygun sonuçlar ve hasta memnuniyeti olarak sıralanabilir. Medicana Bursa Dermatoloji bölümümüzde tırnak batması tanı ve tedavisi başarılı bir şekilde yapılmakta olup hastalarımıza sağlıklı günler dileriz.

                                                                 DERİ  YAŞLANMASI

 İnsan hayatının  uzaması ile birlikte son yıllarda cilt yaşlanmasının geciktirilmesine olan ilgi artmıştır. Deri yaşlanması içsel (genetik) ve dışsal  (foto yaşlanma) olmak üzere iki grup altında incelenir. Genetik yapıya bağlı deri yaşlanması kaçınılmazdır, fakat foto yaşlanma önlenebilir yada geciktirilebilir.

Güneş ışınlarına maruziyet, özellikle açık tenli bireylerde cilt yaşlanmasının başlıca sebebidir. Ciltte lekeler, kırışıklılar,sarı renk değişikliği,kılcal damarlarda belirginleşme ve cilt kanserlerinde artışa sebep olmaktadır. Ultraviyole ışınları deri kollajen liflerinde yıkıma  ve hücre DNA sında bozulmalara sebep olur.

Güneş ışınlarından korunma bebeklikten başlanmalıdır. Yaz aylarında ince, açık renkli keten kıyafetler, geniş kenarlı şapkalar, gözlük ve güneş koruyucu kremler kullanılmalıdır.Saat 10-15 arasında güneşten kaçınılmalıdır.

Sigaranın da deri yaşlanması ve kırışıklık oluşmasında etkili olduğu bilinmektedir. Sigara içenlerde dudak çevresinde dikey kırışıklıklar, yüzde kırışıklıklar, mat görünümlü cansız kuru bir cilt, el parmaklarında sararma gözlenmektedir. Ayrıca dudak ve ağız içi kanserlerde artış olur. Sigara içmenin güneş ışınlarına göre daha fazla deri yaşlanmasına sebep olduğu belirlenmiştir. Sigara içenlerde içmeyenlere göre iki kat daha fazla kırışıklıklar saptanmıştır.

Menapoz sonrası kadınlarda östrojen hormonunun azalmasına bağlı olarak deride incelme, kuruluk, kırışıklık artışı, elastikiyet azalması ve deri kan akım azalması olur.

Ayrıca kuru ciltli kişilerde pullanmaya bağlı beyaz-gri bir cilt rengi olur ve kırışıklıklar daha erken belirir. Bu etkilerden korunmak için bol su içilmeli ve cilt nemlendirilmelidir.

Cilt yaşlanmasını geciktirmek için  antioksidan özelliği olan bol vitamin, mineral  ve eser elementler içeren taze meyve ve sebzelerle beslenmeli, toksinlerden uzak durmalı, çevresel  ve psikolojik streslerden  kaçınılmalıdır.

 

Yaz aylarında deri mantar enfeksiyonlarına dikkat!

- Ciltte oluşan mantar enfeksiyonları 'dermatofit' denilen mantarlarla oluşan yüzeyel enfeksiyonlardır.En sık ayaklarda ve ayak tırnaklarında görülmekle birlikte kasıklarda, göğüs ve omuzlarda, ellerde , saçlı deride ve vücudun her bölgesinde de görülebilmektedir.Terleme, sıcak ve nemli hava ve ortamlarda mantar enfeksiyonlarında artış gözlenmesi sebebiyle yaz aylarına girerken dikkat edilmesi gerekir.

-Mantar enfeksiyonları bulaşıcıdır. Vücudun bir bölgesinden diğer bir bölgesine, eşyalardan veya insandan insana, hayvanlardan insanlara bulaşabilir.

- Bulaşma doğrudan ayak ayağa sürtünme yoluyla olacağı gibi terlik, çorap, ayakkabı, havlu gibi ortak kullanılan eşyalardan veya banyo, küvet, plaj, hamam, soyunma odaları, spor salonları gibi halka açık ortak kullanım alanlarından bulaşabilirler. Ayak tırnaklarında bulaşma ise daha çok tırnak makası, törpü gibi tırnakta zedelenme de yapabilen ortak eşyalar aracılığıyla görülebilir.

- Mantar enfeksiyonları tedavi edilmezse kaşınma yoluyla sıyrıklar açılması bakteriler için giriş kapısı oluşturur. Şeker hastalığı, varisler gibi damar dolaşım bozukluğu olan kişilerde ayak bakımının kötü olması ve ayak mantar hastalığı tekrarlayan selülit( derin deri enfeksiyonu) ve osteomiyelit(kemik iltihabı) gibi ciddi sağlık problemlerine neden olabilir.

- Tedavi dermatoloğunuzun önerdiği şekilde düzgün uygulanırsa çok kolay ve etkili olacaktır. Hastalık şiddetine göre sürme veya ağızdan alınan tabletlerle tedavi uygulanır. Ayak derisi için en az bir ay düzenli tedavi gerekecektir. Tedavi yanında korunma önlemlerine uyulması hem tedavinin başarısını olumlu yönde etkileyecektir hem de bulaşma ve yinelemeri önlemek için çok önemlidir.