TIBBİ BİRİMLER


+A A-

MEDICANA BURSA Gastroenteroloji

MİDE BALONU NEDİR ?


Dünya üzerinde 1.4 milyardan fazla erişkin insan aşırı kilolu veya obezdir. Obezite ile ilişkili olarak şeker hastalığı, hipertansiyon ve kalp hastalığı gibi birçok hastalık beraber olup obezite tüm dünyada gittikçe önemi artan önemli bir sağlık problemi haline gelmiştir. Bununla beraber güvenilir ve etkili kilo kaybettirici tedaviler ise kısıtlıdır. Günümüzde tüp mide ve metabolik cerrahi gibi yöntemler özellikle ileri derece (morbid) obez hastalarda etkili bir tedavi yöntemi iken daha düşük vücut kitle indeksi olan (vücut kitle indeksi 27-35 kg/m² arasında) olan kişiler için pahalı, muhtemel yaşam boyu süren yan etkiler ve cerrahi bir yöntem olması nedeniyle yaygın olarak kullanılmamaktadır. Mide balonu, endoskopik olarak kolaylıkla uygulanabilen, geçici, güvenli bir kilo kaybettirici tedavi yöntemidir. Hafif uyutularak yapılan işlemde endoskopik olarak mideye silikon bir balon konulur ve salin denilen bir çeşit fizyolojik tuzlu su ile şişirilerek mide içine bırakılır. Yaklaşık 15- 20 dakika süren işlem sonrasında mide balonu kişide erken doyma ve mide boşalmasını geciktirme gibi etkileri ile hastaya kilo verdirir. Mide balonu 6-9 ay mide içinde kalır ve yapılan araştırmalar sonucunda yaklaşık %8-38 arasında oranında kilo vermeyi sağladığı bulunmuştur. 6-9 ayın sonunda mide balonu yine hafif uyutularak yapılan endoskopi ile kolaylıkla çıkartılır.


MİDE BALONU KİMLERE UYGULANABİLİR ?


Daha önce diyet ve egzersiz yapmış ancak bunlarla tek başına yeterli kilo verememiş, vücut kitle indeksi 27-35 kg/ m² olan hastalar için mide balonu uygun bir seçenektir. Vücut kitle indeksi 35-40 kg/m² ‘ nin üzerinde olan ancak obezite ile ilişkili bir veya daha fazla ciddi hastalığı olup cerrrahi için yüksek riskte olan veya cerrahi işlemi kabul etmeyenler kişilere de mide balonu uygulanabilir. Yine vücut kitle indeksi 50 kg/m² ‘ nin üzerinde olan hastalarda anestezi yan etkilerini azaltmak ve cerrahi tekniği kolaylaştırmak için cerrahiye hazırlık amacıyla mide balonu işlemi uygulanabilir.


VÜCUT KİTLE İNDEKSİ NASIL HESAPLANIR ?


Aşırı kilolu veya şişman (obez) olup olmadığınızı hesap etmek oldukça kolay ve pratik bir formülle hesaplanır. Boyunuzu metre cinsinden kendisiyle çarparak metrekare cinsinden bir değer elde edersiniz.Bu değeri kilogram olarak mevcut kilonuza bölerseniz vücut kitle indeksini hesap edebilirsiniz. Bu değeri  18.5-24.9 kg/ m²olanlar normal kilolu iken,  25-29.9 kg/ m² olanlar aşırı kilolu ve 30 kg/ m² 'den fazla olanlarda obez olarak sınıflandırılırlar.

KİMLERE YAPILMAZ?

Mide balonu daha önce mide ameliyatı geçirenlere, gebe olan veya gebelik bekleyenlere, alkol ve madde bağımlılarına, ileri derece karaciğer hastalığı olanlara, pıhtılaşma bozukluğu olanlara, büyük mide fıtığı olanlara, iltihaplı barsak hastalığı ve kontrol altına alınamamış psikiyatrik bozukluğu olanlara yapılmaz.


YAN ETKİLERİ NELERDİR ?

 En sık yan etkiler bulantı, kusma, karın ağrısı, reflü, hazımsızlık ve kabızlık olup bunların çoğu uygulanan tedavi ile birkaç gün içinde geriler.Çok nadiren mide balonunun yırtılmasına bağlı olarak balon mideden ince barsaklara doğru kaçabilir ve ameliyat gerekeblir.

GÖRH (REFLÜ)

Mide içeriğinin öncelikle asit olmak üzere pepsin ve safranın yemek borusuna (özofagusa) kaçışına yani reflü olmasına ve reflü olan materyealin hastada semptom ve/veya bulgulara neden olarak yaşam kalitesini bozmasına ''gastroözofageal reflü hastalığı'' (GÖRH) denilmektedir. Birçok sağlıklı kişide de günlük yaşamda fizyolojik reflü gelişebilmektedir ancak kritik olan ve hastalık olarak tanımlanan durum gelişen reflünün hastada semptomlara neden olarak yaşam kalitesinde ciddi boyutta bozulmalara neden olmasıdır. Reflü gelişmini önleyici birincil bariyer yemek borusunun alt ucunda mide ile bileşkede yer alan özelleşmiş sıkı kas dokusu olarak tariflenen alt özofagus sfinketeridir. Ayrıca yemek borusuna reflü olan materyalin temizlenmesini (klirensini) sağlayan özofagus motilitesi, reflü materyalinin dilue edilmesini sağlayan tükürük sekresyonu , üst özofagus sfinkteri de reflüden koruyucu mekanizmalardır. Bu koruyucu mekanizmalarda gelişen yetersizlik, mide fıtığı (hiatus hernisi) ve mide boşalımının gecikmesi gastroözofageal reflü hastlığına zemin hazırlamaktadır.

Klasik reflü semptomları göğüs duvarı arkasında yanma, acıma, ağıza acı ekşi su gelmesidir. Ayrıca reflü olan materyalin yemek borusunun daha yukarı kısımlarına, boğaza , ses tellerine ve nefes borusuna kaçması ile de ; öksürük, farenjit, sinüzit, tekrarlayan orta kulak iltihabı, astım benzeri bulgular ve tekrarlayan akciğer enfeksiyonları görülebilmektedir. Klasik reflü semptomlarının olması GÖRH tanısı koymak için yeterlidir. Ayrıca mide koruyucu ilaçlar olarak bilinen proton pompa inhibitörleri ile semptomlarda rahatlama olması tanıyı destekleyen önemli bir bulgudur.

Endoskopik inceleme ise özellikle yutma zorluğu (disfaji), ağrılı yutma (odinofaji), kilo kaybı, kansızlık (anemi), kanlı kusma şikayetleri olan hastalarda önerilmelidir. Uzun süreli semptomları olan, 50 yaşından büyük, obez ve bilinen hiatal hernili hastalarda Barrett özofagusu (yemek borusunun kansere dönüşebilen hastalığı) araştırılması amacıyla endoskopik tetkik önerilmelidir. Proton pompa inhibitörü tedavisine yanıt alınamayan, özofagus dışı semptomları olan (kronik öksürük, ses kısıklığı, tekrarlayan farenjit ve orta kulak iltihabı, tekrarlayan akciğer enfeksiyonu) hastalarda patolojik reflüyü gösteren 24 saat ph metre, çok kanallı intraluminal impedans -ph monitorizasyon ve katetersiz ph-metre (Bravo kapsül) yapılmalıdır. Ayrıca GÖRH nedeniyle operasyon planı olan tüm hastalarda ph-metre , impedans veya Bravo kapsül tetkiki yapılmalıdır.

GÖRH ilaç tedavisi sonrasında önemli oranda nüks gelişebildiğinden kronik bir hastalık olarak kabul edilmektedir. Bu nedenle semptomların giderilmesi ve gelişebilecek olan striktür ve Barrett Özofagusu gibi önemli komplikasyonlardan korunma amacıyla hastanın yaşam tarzında yapılacak değişiklikler, ilaç tedavisi, endoskopik tedaviler ve gereğinde cerrahi tedavi akılda tutulmalıdır. Yaşam tarzı değişikliğine öncelikle reflüyü artıran ve semtomların oluşmasına neden olan besinlerden kaçınma (kahve, çikolata, aşırı kalorili ve yağlı gıdalar, trunçgiller, baharatlar, alkol) ile başlanmalıdır. Reflüyü mekanik olarak önlemeye yönelik yatak başının yükseltilmesi , yemeklerden sonra en az 2-3 saat uzanmama ve karnı sıkan dar kıyafetlerden kaçınma önemli katkı sağlayacaktır. Kilo alımı ile beraber reflü şikayetinde belirgin artış görüleceğinden hastaların mutlaka kilo verme konusunda teşvik edilmesi ve sigara kullanımı mevcutsa mutlaka bırakılması gerekir. Medikal tedavide proton pompa inhibitörleri oldukça etkili olmaktadır. Yaşam tarzı değişikliği ve medikal tedaviye yanıt vermeyen hastalarda uygun endikasyonlarda endoskopik ve cerrahi tedavi seçenekleri düşünülmelidir.


KABIZLIK

Fonksiyonel kabızlık, dışkılama sıklığının azalması, dışkı kıvamında sertleşme, dışkılama esnasında zorlanma, tamamlanmamış boşaltım hissi ile tanımlanan bir durumdur. Fiziksel, mental ve sosyal iyilik halini etkileyerek yaşam kalitesini düşürür. Toplumda çok sık görülen bir halk sağlığı sorunudur.

Kabızlık gastroenteroloji polikliniklerine başvurunun en sık nedenlerinden biridir. Toplumda oldukça sık görülür. Sıklığı toplumdan topluma değişmekle birlikte yaklaşık %15 civarındadır.

Kabızlık; kadınlarda, çocuklarda, yaşlılarda toplumun diğer bireylerine göre daha sık görülmektedir. Fiziksel hareketsizlik, cinsel istismara maruz kalmak, depresyon durumunun varlığı, ağrı kesiciler ve diğer kabızlık yapan ilaçlar kabızlık gelişiminde risk faktörleridir .

Kabızlık ile ilişkili durumlar arasında bağırsak tümörleri , nörolojik hastalıklar , hormonel bozukluklar, hamilelik, demans, depresyon ve beslenme ile ilgili durumlar yer almaktadır. Diyet yapmak, yeme bozuklukları, düşük posa alımı, yetersiz sıvı alımı beslenme ile ilgili risk durumlarıdır.

Kabızlık, normal geçiş zamanlı kabızlık, yavaş geçiş zamanlı kabızlık ve dışkılama bozuklukları olmak üzere üç gruba ayrılmaktadır . Kabızlık çeken hastanın hangi gruba girdiğini belirlemek tedavinin doğru şekilde uygulanması açısından önemlidir.

Kabızlık iyi değerlendirildikten sonra doğru uygulanan tedavilere iyi cevap veren bir durumdur Başlangıç tedavisinde bol sıvı alımı, posası yüksek besinlerin tüketimini arttırma ve egzersiz yer almaktadır. Nefes egzersizi, yemeklerden sonra bağırsağın hareketli olduğu dönemlerde dışkılama alışkanlığı kazanmak, dışkılamayı geciktirmemek gibi önlemler kabızlık tedavisine yardımcı olmaktadır. Kronik kabızlık tedavisinde temelde dört unsur bulunmaktadır. Bunlar yaşam tarzında değişikliklerin yapılması, ilaç tedavisi, fizyoterapi-rehabilitasyon ve cerrahidir..

45 yaş üzerinde kabızlığın olması, ailede kolon kanseri öyküsü, dışkıda kan görülmesi, kilo kaybı, kansızlık veya yeni başlamış kabızlıklıklarda kolonoskopi ile değerlendirme yapmak gerekir.


Karaciğer Hastalıklarının Tanısında Yeni Dönem: Fibroscan

Detaylı Bilgi için Tıklayınız.  


Endoskopi (Üst Gastrointestinal Sistem Endoskopisi)

Endoskopi parmak kalınlığında esnek bir tüp yardımı ile ağızdan girilerek yemek borusu, mide ve onikiparmak bağırsağının incelenmesini sağlar.

Niçin yapılır?

Dirençli mide ağrısı, kusma, bulantı, yutma güçlüğünü değerlendirmek amacı ile yapıllır. Üst gastrointestinal kanamalarının teşhis ve tedavisinde mükemmel bir yöntemdir. Endoskopi yemek borusu ve mide kanserinde erken teşlhisi sağlar. Ayrıca biyopsi yapılarak iyi huylu ile kötü huylu kitlelerin birbirinden ayrılmasını sağlar. Biyopsi kanser dışında birçok başka nedenle alınabilinir.

Endoskopi kanalından çeşitli aletler geçirilebildiği için doktorunuza polip alınması, darlıkların genişletilmesi, yanlışlıkla yutulmuş maddelerin çıkarılması, mide kanamalarının durdurulması gibi imkanlar sunar.

İşlem Öncesi Yapılması Gerekenler Nelerdir ?

Mideniz tamamen boş olmalıdır. İşlemden 8 saat önce yeme ve içmeyi kesmelisiniz. Kullandığınız ilaçlar, önemli hastalıklarınız, allerjiniz olup olmadığı konusunda doktorunuzu bilgilendiriniz.

İşlem sırasında rahatlatmak amacıyla verilen ilaçlar muhakeme yeteneğinizi etkileyecerğinden dolayı yanınızda refakatçi getirmeniz gerekir. İşlemden sonra 24 saat dikkat gerektirecek (araba sürme gibi) işler yapmamalısınız.

İşlem Sırasında Neler Olacak?

Boğazınıza sprey yardımı ile lokal anesthezi yapılacaktır. Rahatlatmak için damar yolunuzdan ilaçlar verilecek ve uyku hali sağlanacaktır.

Sedye üzerine yan yatırılacaksınız. Endoskopi ile boğazınızdan geçilerek yemek borusu, mide ve onikiparmak bağırsağının ilk iki kısmı hava verilerek şişirildikten sonra incelenecektir. İşlem 3-15 dk arasında sürmektedir.


Endoskopi Sonrası Neler Olacak ?

Endoskoopiden sonra ilaçların etkisi geçinceye kadar 1-2 saat gözlem altında tutulacaksınız. İşlemden sonra doktorunuz başka birşey söylemedi ise yeme ve içmeye başlıyabilirsiniz. İşlem günü doktorunuz sonuçlar konusunda sizi bilgilendirecektir.

Ne Gibi Kompliasyonlar Olabilir?

Endoskopi ve biyopsi işinde deneyimli, bu konuda iyi eğitim almış bir doktor tarafından yapıldığında komplikasyonlar nadirdir.

Biyopsi ve polip alınan yerde nadiren kanama ve delinme olabilir. Komplikasyonların erken teşhisi ve tedavbisi önemlidir. Bu nedenle yutmada zorluk, göğüs ağrısı, ciddi karın ağrısı, rektal kanama, kan kusma gibi bir durum gelişirse doktorunuza bilgi veriniz.


Kolonoskopi (Alt Gastrointestinal Sistem Endosokpisi)

Kolonoskopi Nedir?

Kolonoskopi kalın bağırsağın ve rektumun incelenmesini sağlar. Yumşak, esnek, parmak kalınlığında bir tgüp sayesinde anüsten girildikten sonra rektum ve kalın bağırsağınız incelenir.

Kolonoskopi Neden yapılır?

*Kanser taraması

*Daha önce polip alınmış hastalarda kontrol amacı ile

*Kalınbağırsak ameliyatlarından önce veya sonra

*Bağırsak alışkanlığında değişiklik nedeniyle

*Kanama nedeni ile

*Klınbağırsaktaki iltihabi durumları değerlendirmek amacı ile


Nasıl Hazırlık Yapılır?

İşlemin yapılabilmesi için kalınbağırsağın gaitadan tamamen temizlenmesi gerekir. Genel olarak hazırlık işlemden 1 gün önce berrak sıvı diyet, işlem akşamı bağırsak temizliğini sağlayacak özel solusyonun içilmesi ve doktorunuz gerekli görüyorsa lavman yapılmasını içerir.


İşlem sırasında uyutulacaksınız. İşleme refakatçi getirmeniz gerekmektedir. Uyutmak amacı ile verilen ilaçlar muhakeme yeteneğinizi etkileyeceğinden dolayı dikkat gerektirecek işleri (araba sdürmek gibi) 24 saat yapmamalısınız.

Doktorunuzun direktiflerini dikkatlice uygulayınız. Tansiyon ilaçlarınızı işlem sabahı az bir su ile alabilirsiniz. Kan sulandırıcılar (aspirin, coumadin, plavix ve benzeri) , şeker ilaçları ve insülin kullanıyorsanız doktorunuzu bilgilendiriniz.

Kolonoskopi Esnasında Neler Olacak ?

İşlem genellikle iyi tolere edilir. İşleme uygun kıyafet giydirilecek ve kolunuza damar yolu açılacaktır. Muayene masasına yan yatacaksınız. Damar yolunuzdan verilen ilaçlar sayesinde uyku hali sağlanacaktır. Anüsten kolonoskopla girilerek tüm kalın bağırsağınız işlem esnasında incelenecektir. İşlem 15-60 dk sürmektedir.

Kolonoskopi Esnasında Ne Gibi Patolojiler Saptanabilir ?

Doktorunuz gerekli görürse incelemek amacıyla biyopsi alabilir. Çoğu polip işlem sırasında kesilerek çıkartılır. Kanama varsa kanama yeri tespit edilerek çeşitli müdahaleler ile kanama durdurulabilinir. Kolon içerisinde görülen kitlelerden incelenmek amacıyla biyopsi alınır.

Kolonoskopi Sonrası Ne Olur?

İşlem sonrası doktorunuz kolonoskopi sonucu ile ilgili olarak sizi bilgilendirecektir. İşlem sonrası karın ağrısı, gaz, şişkinlik olabilir. Gaz atm ile bu şikayetler hızlıca giderilir. Hastaneden ayrıldıktan sonra doktorunuz başka birşey söylemedi ise yeme ve içmeye başlayabilirsiniz.

Uyku verici ilaçların çoğu etkisi geçinceye kadar 1-2 saat dinlenme odasında tutulacaksınız. İşlem sonrası sizi eve götürmek için refakatçiye ihtiyaç vardır. İşlem sırasında biyopsi veya polip alınmış ise patoloji sonucunun ne zaman değerlendirileceği konusunda doktorunuzdan bilgi alınız.

Ne Gibi Komplikasyonlar Olabilir ?

Kolonoskopi iyi eğitim almış kişiler tarafından yapıldığında komplikasyonları nadirdir. Biyopsi veya polipektomi sonrası kanama ve bağırsak delinmesi görülebilir. Bağırsağınızın delinmesi durumunda ameliyat gerekecektir.

İşlem sonrası kanama, ateş, şiddetli karın ağrısı olursa doktorunuz ile iletişime geçiniz.


ERCP ( Endoskopik Retrograt Kolanjiopankreatografi) Nedir ?

ERCP üzerinde kamera ve ışık kaynağı bulunan, işaret parmağı kalınlığında esnek bir tüp (endoskop) yardımı ile safra yolları ve pankreas kanalığı inceleyen bir yöntemdir.

Endoskopla ağızdan girildikten sonra yemek borusu ve mide geçilerek onikiparmak bağırsağının ikinci kısmına ulaşılır (Şekil 1). Onikiparmak bağırsağının ikinci kısmında safra ve pankreas kanalı ampulla denilen bir ağızdan incebağırsağa açılır. Endoskop içerisinden ince plastik bir tüp geçirilerek ampullanın ağzına yerleştirilir. Buradan verilen kontrast (boya) ve X ışınları sayesinde safra yolları ve pankreas kanalı görüntülenir (Şekil 2).

ERCP Niçin Yapılır ?

ERCP sıklıkla safra ve pankreas kanalı ile ilgili patolojilerin (hastalıkların) teşhis ve tedavisi amacıyla yapılır. Safra yolları ve pankreas kanalını görüntüleyen radyolojik cihazlar ( MR ve BT kolanjiopankreatografi) geliştirildikten sonra sıklıkla tedavi amacıyla kullanılmaya başlanmıştır.

ERCP en sık safra yollarındaki taşların çıkarılması, bunun yanında safra ve pakreas kanalında oluşan darlıkların teşhis ve tedavisinde kullanılmaktadır. Safra kesesi ameliyatları sonrası meydana gelebilen safra yolları yaralanmalarının tedavisi ERCP ile yapılabilinmektedir.

ERCP işleminde Ne Gibi Girişimsel İşlemler Yapılabilir ?

Safra yolu taşlarında endoskop içerisinden gönderilen ince plastik bir tüp sayesinde safra kanalına girildikten sonra safra kanalına verilen kontrast ve X ışınları ile safra yolları görüntülenir. Safra yollarının incebağırsağa açılan ağız kısmını genişletmek amacıyla 1-1,5 cm'lik kesi yapılır (sfinkterotomi). Genişletilmiş safra yolu ağzından safra yolu taşları balon veya basket yardımı ile incebağırsağa indirilir (şekil 3). Bağırsak safra yollarına göre çok geniş bir kanal olduğundan taşlar sindirim sistemi yoluyla dışarıya atılır. Safra kanalındaki balon veya basket ile çıkarılamayan büyük taşlar safra yolu içerisinde kırılarak parçalar halinde çıkarılabilinir. Bazen tüm bu girişimlere rağmen safra kanalı taşları çıkarılmaz ve bunun için cerrahi tedavi gerekebilir.

Safra veya pankreas kanal darlıkları iyi huylu nedenlere bağlı olabildiği gibi kötü huylu tümörlere bağlıda olabilir. ERCP darlık bölgesinden fırça ile hücre örneği alınmasını sağlar. Darlık şikayetlere neden oluyorsa darlık bölgesinden geçebilen bir tüp (stent) yardımı ile safra veya pankreas kanal açıklığı sağlanabilir . İyi huylu darlıkları genişletmek amacıyla balon yapılıp stent takılabilinir.

ERCP İçin Nasıl Bir Hazırlık Gerekir ?

İşlem sırasında midenizin boş olması gerekmektedir. Bu nedenle işlemden 8 saat önce yeme ve içme kesilmelidir.

Kullanılmakta olan çoğu ilaca aynı şekilde devam edilebilinir. Kan sulandırıcılar ( aspirin, plavix, coumadin ve benzeri) ve şeker ilaçlarının düzenlenmesi gerekmektedir. Bu ilaçlardan birisini kullanıyorsanız işlemden önce doktorunuzu bilgilendiriniz. Tansiyon ilaçları işlem sabahı az bir su ile alınabilir.

Kalp ve akciğer hastalıkları gibi özellikle dikkat edilmesi gereken bir rahatsızlığınız varsa doktorunuzu bilgilendiriniz.

ERCP İşlemi Sırasunda Neler Beklemeliyim ?

ERCP'ye başlamadan önce geğirme refleksinizi azaltmak amacı ile boğazınıza sprey sıkılarak lokal anesthezi yapılacaktır. Damar yolu açılacak ve işlem esnasında bu yoldan rahatlamanızı ve yüzeyel uyumanızı sağlayacak ilaçlar verilecektir. Siz X ışını verilebilen bir masa üzerinde yatarken uyku hali sağlandıktan sonra endoskop ağızdan girilerek yemek borusu ve mide geçildikten sonra onikiparmak bağırsağının ikinci kısmına ilerletilecektir. İşlem yaklaşık 1 saat sürmektedir. Yapılacak müdahaleye bağlı olarak işlem süresi uzayıp kısalabilir. İşlem esnasında uyku halinde olduğunuz için rahatsızlık duymayacaksınız.

ERCP Sonrası Ne Olacak ?

ERCP sonrası dinlenme odasına alınacaksınız. İlaçların etkileri geçinceye kadar 1-2 saat gözlem altında tutulacaksınız. ERCP esnasında bağırsağınıza verilen hava nedeniyle rahatsızlık duyabilirsiniz.

ERCP sonrası çoğu hasta eve gidebilir fakat bazı hastalar gözlem amacıyla hastaneye yatırılabilinir. Boğazınızda 1-2 gün hafif ağrı hissedebilirsiniz. İşlem esnasında verilen sedatiflerden dolayı birinin size eşlik etmesi gerekir. İşlem sonrasında uyanık ve bilinçli olsanız bile size verilmiş olan ilaçlar günün geri kalanında muhakeme yeteneğinizi ve reflekslerinizi etkileyebilir. Bu nedenle 24 saat dikkat gerektirecek işler (araba sürme gibi) yapmamalısınız.

İşlem günü doktorunuz sizi yapılan müdahale ile ilgili olarak bilgilendirecektir. Doktorunuzun direktifleri doğrultusunda yeme ve içmeye başlayacaksınız.

ERCP'ye Bağlı Ne Gibi Komplikasyonlar olabilir ?

ERCP, özel eğitim almış ve deneyimli doktorlar tarafından yapıldığında genelde iyi tolere edilen bir işlemdir. Komplikasyonlar nadirdir fakat olabilir. En sık görülen komplikasyon pankreatittir (pankreas iltihabı). ERCP yapılmış hastaların %5-10 kadarında pankreatit olur. Karın ağrısı, bulantı, kusma ve ateş ile kendini gösterir. Genellikle hafif seyreder, birkaç günlük hastane yatışı sonrası taburcu olursunuz. Bazen ağır seyredebilir. ERCP'de tedavi amaçlı yapılan müdahalelere bağlı olarak daha nadir kanama ve bağırsak delinmesi görülebilinir.

ERCP sonrası bulantı, kusma, karın ağrısı, ateş gibi beklenmeyen bir durum görüldüğünde doktorunuzla iletişime geçiniz.


PERKÜTAN ENDOSKOPİK GASTROSTOMİ (PEG)

Endoskop denilen ucunda ışıklı bir kamera bulunan, ince, bükülebilir bir boru ile ağız yolundan girilerek, karın ön duvarından mideye ince bir beslenme tüpü yerleştirilmesi işlemidir.

Niçin Yapılır ?

PEG, özellikle uzun süre (2-3 aydan uzun süre) ağızdan yeterli olarak beslenemeyen, ağızdan beslendiğinde yedikleri akciğerine kaçan ve bu nedenle öksüren, boğulur gibi olan, yediklerini yutamayan ve bu nedenle beslenemeyen hastaların beslenmesini iyileştirmek amacı ile uygulanan bir yöntemidir. Bu yolla hastanın daha güvenli ve rahat şekilde beslenmesi mümkün olabilir. Ancak PEG hastanın iyi beslenememesine neden olan hastalığı tedavi eden bir yöntem değildir. PEG kullanımının önerildiği hastalıklar aşağıda listelenmiştir:

Nörolojik bozukluklar (sinir sistemi hastalıkları) ve kas hastalıkları : Doğuştan ya da kafa travması sonrası yutma güçlüğü olan hastalar, serebral palsi hastaları, uzun koma hali, beyin tümörü veya beyin kanaması nedeniyle ağızdan beslenemeyen hastalar, Alzhemier ve Demans hastalığı nedeniyle ağızdan beslenemeyen hastalar, serebrovasküler olay (inme) sonucu ağızdan beslenemeyen hastalar.

Onkolojik bozukluklar (kanser hastaları): Tüm kanser hastalarında tedavinin başarısını etkileyen aşırı kilo kaybının önlenmesi ve sağlıklı beslenmenin sağlanması için.

İşlem Öncesi Ne Gibi Hazırlıklar Gerekir ?

Hastanın midesi tamamen boş olmalıdır. Hasta işlemden 8 ssat önce yeme ve içmeyi kesmelidir. Hastanın kullandığı ilaçlar, önemli hastalıkları, allerjisi olup olmadığı konusunda doktorunuzu bilgilendiriniz.

İşlem Sırasında Neler Olacak?

İşlem öncesinde anestezi uygulanacaktır, verilecek sakinleştirici ilaçlar sayesinde hasta işlem boyunca uykulu, rahat ve sakin şekilde duracaktır. İşlem sırasında ağrı ve rahatsızlık duymadığı gibi işlemi hatırlamayacaktır. Ardından endoskop ile yemek borusundan geçilerek mideye geçilecek ve karın ön duvarında yapılacak 1 cm den küçük (3-4 mm) bir kesiden özel aletler kullanılarak PEG tüpü mideye yerleştirilecektir. İşlem tamamlandığında hastanın karın duvarında beslenme için kullanılacak PEG’e ait tüp bulunacaktır. PEG takılma işleminden sonra hasta bir süre hastanede yatırılarak hasta yakınına PEG bakımı ve kullanımı ile ilgili bilgiler uygulamalı olarak öğretilecektir.

Ne Gibi Kompliasyonlar Olabilir?

İşlem sonrasında karın ağrısı, hafif ateş, huzursuzluk, yara enfeksiyonu, tüpün yer değiştirmesi, sızdırma, tüpün tıkanması, gibi hafif komplikasyonlar % 4-16 oranında görülebilir. Perforasyon (mide-barsak duvarında delinme), ciddi kanama, peritonit (karın zarının iltihaplanması), aspirasyon pnömonisi (işlem esnasında olabilecek kusma ile akciğere mide içeriğinin kaçması ile oluşabilir) gibi ciddi durumlar nadiren görülebilir ve cerrahi müdahale ya da hastanede uzun süreli yatış gerektirebilir. Tüpte zedelenme ve kırılmaya bağlı olarak tüpten sızıntı, tüpün karın duvarı etrafındaki bölgede ciddi iltihap (selülit), ekzema ya da granülasyon dokusu gelişimi gibi uzun vadede olabilecek komplikasyonların çoğunun gelişmesi, yalnızca takılan tüp sistemine verilen bakımın kalitesine bağlıdır ve uygun önlemler alınırsa etkili biçimde önlenebilir. Esas hastalıkları sebebiyle beslenemediğinden PEG takılması gereken hastalar endoskopi işlemi için yüksek risk grubunu oluşturan hastalardır. Bu nedenle endoskopik işlem sırasında uygulanan sakinleştirici (sedasyon) ilaçlar nedeniyle kanda oksijen düşüklüğü, tansiyon düşüklüğü gibi tıbbi problemler gelişebilir. Sakinleştirici ilaçların etkilerini ortadan kaldırmak için ilaç verilmesi gerekebilir ve en kötü ihtimalle de hayat kurtarıcı müdahalelerin (kalp masajı, suni solunum gibi) yapılması gerekebilir.

Endoskopik Ultrasonografi (EUS)

EUS Nedir ?

Endoskopik ultrasonografi (EUS) veya endosonografi, endoskopi ile ultrasonografiyi tek bir alette birleştirmektedir. EUS, standart endoskopide olduğu gibi sindirim sisteminin içini (mukoza bölümü) göstermekte ve ek olarak sindirim sistemindeki organların duvar katmanlarını (submukoza, seroza bölümleri) , etrafındaki dokuları (lenf bezleri ) ile komşu organlar ( akciğer, safra kesesi, karaciğer, pankreras ) incelemeye ve biyopsi almaya olanak sağlayan gayet gelişmiş bir araştırma tekniğidir.

EUS Niçin Yapılır ?

    Yemek borusu, mide, pankreas kanserlerin karın içerisindeki yayılımını değerlendirmek için

    Pankreas hastalıkları, kistleri ve kanserlerini daha yakından değerlendirmek ve biyopsi almak için

    Gastrointestinal sistemde erken saptanan tümörlerin endoskopik olarak çıkartılmaya uygun olup olmadığını değerlendirmek amacı ile

    Yemek borusu, mide duvarının derin katmanlarından kaynaklanan tümörlerin değerlendirilmesi için

İşlem Öncesi Yapılması Gerekenler Nelerdir ?

Mideniz tamamen boş olmalıdır. İşlemden 8 saat önce yeme ve içmeyi kesmelisiniz. Kullandığınız ilaçlar, önemli hastalıklarınız, allerjiniz olup olmadığı konusunda doktorunuzu bilgilendiriniz.

Doktorunuzun direktiflerini dikkatlice uygulayınız. Tansiyon ilaçlarınızı işlem sabahı az bir su ile alabilirsiniz. Kan sulandırıcılar (aspirin, coumadin, plavix ve benzeri) , şeker ilaçları ve insülin kullanıyorsanız doktorunuzu bilgilendiriniz.

İşlem sırasında rahatlatmak amacıyla verilen ilaçlar muhakeme yeteneğinizi etkileyecerğinden dolayı yanınızda refakatçi getirmeniz gerekir. İşlemden sonra 24 saat dikkat gerektirecek (araba sürme gibi) işler yapmamalısınız.

İşlem Sırasında Neler Olacak?

Boğazınıza sprey yardımı ile lokal anesthezi yapılacaktır. Rahatlatmak için damar yolunuzdan ilaçlar verilecek ve uyku hali sağlanacaktır.

Sedye üzerine yan yatırılacaksınız. Kolunuzdaki damar yolundan uyku hali sağlayan ilaçlar yapılacaktır. Ucunda ultrason olan esnek ışıklı bir tüp ile boğazınızdan geçilerek yemek borusu, mide ve oniki bağırsağın ilk iki kısmı incelenecek. Daha sonra EUS'ın yapılma nedeni üzerine yoğunlaşılacaktır.

Doktorunuz işlem sırasında bir televizyon ekranından (monitör), sindirim sisteminizin içinin görüntülerini izler ve diğer bir ekrandan (monitör) ise ultrasonografi görüntülerini takip eder. İşlem iğne biyopsisi yapılıp yapılmamasına göre 30 ile 90 dakika arasında sürer.

İşlem Sonrası Ne Olacak ?

İşlemden sonra bir saat civarında yatarak dinlenmeniz istenecektir. İşlem sırasında görüntünün rahat sağlanabilmesi için geçici olarak sindirim sistemi içine verilen havaya bağlı olarak, işlem sonrasında gaz, sıkışma hissi ve geğirme sorununuz olabilir. İşlem sonrasında herhangi bir sorun yaşanmadı ise evinize gönderilirsiniz, şayet işlemde bazı zorluklar yaşandı ise geceyi ilgili sağlık kuruluşunda geçirmeniz önerilebilir. İşleme bağlı olarak boğazınızda bir iki gün boyunca, biraz yanma ve batma olabilir. İşlemin ertesinde şiddetli bulantı, kusma, titreme ve ateş gibi sorunlarınız olursa doktorunuz ile irtibata geçmenizde yarar vardır.


EUS'a Bağlı Ne Gibi Komplikasyonlar olabilir ?

Endoskopik ultrasonografi (EUS) veya endosonografi işlemi genelde deneyimli ellerde emniyetli bir girişimdir.İşlem sırasında iğne biyopsisi veya aspirasyon (sıvı çekme) yapılmaz ise komplikasyon 2.000 işlemden birinde görülür. Bu oran standart endoskopi girişimlerinden farklı değildir.

Endoskopik ultrasonografi (EUS) veya endosonografi işlemi sonrasında başlıca çekinilecek komplikasyon, özellikle iğne ile doku örneği alınması veya apse boşaltılması gibi işlemlere bağlı enfeksiyon ve bağırsak delinmesidir (duodenum veya rektum perforasyonu). Bu komplikasyonun oranı ise yine ender olup, % 0.5-1.0 arasındadır. Sıklıkla, bu tür komplikasyonlardan korunma amacı ile antibiyotik verilebilir. Endoskopik ultrasonografi (EUS) veya endosonografi işlemi pankreas için uygulanırsa, işleme bağlı pankreatit (pankreas iltihabı) gelişebilir. Pankreatit gelişmesi halinde hastanede yatış ve serum verilmesi gerekecektir.

GASTROENTEROLOJİ

Gastrointestinal ve karaciğer proglemleri tüm dünyada her yıl çok sayıda kişiyi etkilemektedir. Sizin hastalığınızla ile ilgili doğru doktoru ve hastaneyi seçmeniz son derece önem arz etmektedir. Bursa medicana Hastanesi Gastroenteroloji Ekibi size yemek borusu, mide, ince bağırsak, kolon, sindirim sistemi proglemleri , karaciğer, pankreas ve safra kesesi hastalıkları ile ilgili olarak son teknoloji ile donatılmış cihazları içeren endoskopi ünitesi ve laboratuvarı ile erken teşhis vetedaviseçeneklerisunmaktadır.Teşhis ve Tedavi Ettiğimiz Gastrointestinal Hastalıklar


    Gastroözofagial reflü hastalığı

    Peptik ülser hastalığı

    Hepatitler (hepatit B, hepatit C, otoimmun hepatit, wilson hastalığı, hemokromatozis, primer biliyer siroz, primer sklerozan kolanjit, alkolik hepatit, non-alkolik hepatit ve benzeri)

    Karaciğer sirozu

    Pankreas hastalıkları

    safra kesesi taşları

    fonksiyonel dispepsi


    İrritabl bağırsak sendromu


    kabızlık


    ishal


    Ülseratif kolit, crohn hastalığı


    Karaciğer yağlanması


    Gastrointestinal kanserler

Gastrointestinal İşlemler ve Testler

Gastroenteroloji endoskopi ünitesi'nde bulunan son teknoloji cihazlar ve laboratuvarımız doktorlarımıza ileri düzeyde teşhis ve tedavi seçenekleri sunmaktadır. Doktorlarımız tarafından yapılan işlemlerimiz:

    ERCP ( Endoskopik Retrograde Kolanjiopankretografi)

    Endoskopi


    kolonoskopi


    Endoskopik ultrason


    karaciğer biyopsisi

    yemek borusu, mide, incebağırsaktaki darlıkların balon veya buji yöntemiyle genişletilmesi

    Gastrointestinal kanamalarda skleroterapi, hemoklips, argon lazer plazma uygulaması ve özofagus varisleri bant atılması

    PEG ( Perkutan Endoskopik Gastrostomi)

    pH metre, Manometre

    FibroScan

    KABIZLIKFonksiyonel kabızlık, dışkılama sıklığının azalması, dışkı kıvamında sertleşme, dışkılama esnasında zorlanma, tamamlanmamış boşaltım hissi ile tanımlanan bir durumdur. Fiziksel, mental ve sosyal iyilik halini etkileyerek yaşam kalitesini düşürür. Toplumda çok sık görülen bir halk sağlığı sorunudur.

Kabızlık gastroenteroloji polikliniklerine başvurunun en sık nedenlerinden biridir. Toplumda oldukça sık görülür. Sıklığı toplumdan topluma değişmekle birlikte yaklaşık %15 civarındadır.

Kabızlık; kadınlarda, çocuklarda, yaşlılarda toplumun diğer bireylerine göre daha sık görülmektedir. Fiziksel hareketsizlik, cinsel istismara maruz kalmak, depresyon durumunun varlığı, ağrı kesiciler ve diğer kabızlık yapan ilaçlar kabızlık gelişiminde risk faktörleridir .

Kabızlık ile ilişkili durumlar arasında bağırsak tümörleri , nörolojik hastalıklar , hormonel bozukluklar, hamilelik, demans, depresyon ve beslenme ile ilgili durumlar yer almaktadır. Diyet yapmak, yeme bozuklukları, düşük posa alımı, yetersiz sıvı alımı beslenme ile ilgili risk durumlarıdır.

Kabızlık, normal geçiş zamanlı kabızlık, yavaş geçiş zamanlı kabızlık ve dışkılama bozuklukları olmak üzere üç gruba ayrılmaktadır . Kabızlık çeken hastanın hangi gruba girdiğini belirlemek tedavinin doğru şekilde uygulanması açısından önemlidir.

Kabızlık iyi değerlendirildikten sonra doğru uygulanan tedavilere iyi cevap veren bir durumdur Başlangıç tedavisinde bol sıvı alımı, posası yüksek besinlerin tüketimini arttırma ve egzersiz yer almaktadır. Nefes egzersizi, yemeklerden sonra bağırsağın hareketli olduğu dönemlerde dışkılama alışkanlığı kazanmak, dışkılamayı geciktirmemek gibi önlemler kabızlık tedavisine yardımcı olmaktadır. Kronik kabızlık tedavisinde temelde dört unsur bulunmaktadır. Bunlar yaşam tarzında değişikliklerin yapılması, ilaç tedavisi, fizyoterapi-rehabilitasyon ve cerrahidir..

45 yaş üzerinde kabızlığın olması, ailede kolon kanseri öyküsü, dışkıda kan görülmesi, kilo kaybı, kansızlık veya yeni başlamış kabızlıklıklarda kolonoskopi ile değerlendirme yapmak gerekir.




































 Gastroözofagial Reflü Hastalığı Tanısı ve Tedavisi

 

  Gastroözofagial reflü (GÖR) mide veya daha nadir olarak duodenum içeriğinin özofagusa geri kaçmasıdır. GÖR özellikle yemek sonrası olabilen normal fizyolojik bir olaydır. Ancak GÖR gün içinde sık aralıklarla tekrarladığında, uzun sürdüğünde ve özellikle uyku sırasında oluştuğunda gastroözofagial reflü hastalığından (GÖRH) bahsedilir. GÖRH oldukça sık görülen bir hastalıktır. Batılı toplumlarda insanların %25 i en az ayda bir kez, %12 si haftada bir kez ve %5 i hergün göğüste yanma bildirmektedir.

  GÖRH nın tipik bulguları sıklıkla görülen pirozis ve daha nadir olan regürjitasyondur. Pirozis genellikle yemeklerden sonrası ortaya çıkan mideden boyna doğru yayılan göğsün arkasında hissedilen yanma hissidir. Regürjitasyon mide içeriğinin acı-ekşi bir tat ile boğaza gelmesidir. Postürel değişiklikler örnrğin eğilme, kahve, çay, çikolata, baharatlar ve belirli ilaçlar gastroözofagial reflüyü tetikleyebilir veya şiddetlendirebilir. GÖRH nın atipik şikayetleri arasında üst solunum yollarına ait olanlar arasnda özellikle astım ve kronik öksürük en sık görülenlerdir. Bunlar dışında ses kısıklığı, kardiyak olmayan göğüs ağrısı, kronik farenjit, dental erozyonlar GÖRH bağlı olabilir.

 Tipik şikayetleri olan hastaların dikkatle dinlenmesi ve sorgulanması ile kolaylıkla GÖRH tanısı konulabilinir. Hastanın şikayetlerinin reflüye yönelik bir tedavi ile kısa süede düzelmesi de teşhis için kullanılabilecek diğer bir yöntemdir. Bu tür hastalarda genellikle ilave incelemelerin yapılmasına gerek yoktur. Atipik şikayetler tanımlıyan hastalarda, alarm semptomların varlığında (yutma güçlüğü, yutmada ağrı, kilo kaybı, kanama, anemi), tedaviye yanıt vermeyen hastalarda bazı ilave testlerin seçilerek uygulaması gerekir.

 GÖR semptomları en az 5 yıldan beri olanlarda, 40 yaşın üzerindeki hastalarda, ailesinde özofagus veya mide kanseri bulunanlarda, alarm semtomların varlığında ve tedaviye yanıt alınamayan hastalarda bir kez endoskopi yapılmalıdır. Tedaviye yanıt alınamayan veya atipik reflü semptomları olan hastalarda ambulatuar intraözofagial pH monitorizasyonu tanıda kullanılabilir. Bazı durumlarda özofagial impedans ve özofagial manometri testleri gerekebilir

 GÖRH da tedavinin amacı şikayetlerin kontrol altına alınması, özofagusta oluşan hasarın iyileştirilmesi veya önlenmesi ve sağlanan iyilik halinin devam ettirilmesidir. Hastalığın seyri değişik olabileceğinden her hastada farklı bir yaklaşım gerekir. Şikayetleri seyrek ve hafif olanlarda hayat tarzı değişikliği (yatak başının 15 cm kadar yükseltilmesi, şikayetleri arttırabilecek gıdalardan sakınılması, aşırı kiloların verilmesi, sigara ver alkol tüketilmemesi) ve antiasit tedavi etkili olur. Orta ve şiddetli gastroözofagial reflü semptomları olan hastalarda hayat tarzı değişikliği ile birlikte mide asit sekresyonunu baskılamaya yönelik tedavilere ihtiyaç duyulur. GÖRH tedavisinde önemli bir nokta tedavi kesildikten sonra hastaların çoğunda şikayetlerin tekrarlamasıdır.  Bu nedenle hastaların çoğunda değişik yoğunluklarda idame tedavisi gerekmektedir.

 Son yıllarda GÖRH nın tedavisinde bazı endoskopik tedavi yöntemleri (Stretta, Endoskopik gastroplasti, Enteryx) kullanılmaya başlanmıştır. Bu yöntemlerin etkinlikleri kesin olarak kanıtlanmış değildir.

 Genç sağlıklı ve devamlı ilaç tedavisi ihtiyacı olan her hasta antireflü cerrahisi açısından değerlendirilmelidir. İlaç tedavisine yanıt vermeyen fakat kanıtlanmış reflüsü olanlar, regürjitasyona bağlı astma, ses kısıklığı öksürük gibi proglemli şikayetleri olan hastalarda antireflü cerrahisi açısından değerlendirilmelidir. Kapalı antireflü cerrahisi bu konuda deneyimli cerrahlar tarafınan yapıldığında ilaç tedavisi kadar etkilidir.

CP sonrası bulantı, kusma, karın ağrısı, ateş gibi beklenmeyen bir durum görüldüğünde doktorunuzla iletişime geçiniz.


RAMAZAN' DA REFLÜ VE MİDE PROBLEMLERİNDEN KORUNMANIN 10 ETKİLİ YOLU


Tüm müslümanlar için kutsal bir ay olan Ramazan Ayı'nda oruç tutmak vücudun tüm sistemleri gibi sindirim sistemini de etkileyebilir. Medicana Bursa Hastanesi Gastroenteroloji Uzmanı Uzm. Doktor Murat Keskin konu hakkında bilgi verdi. Uzun süren açlık ve ardından kontrolsüzce yenilen yemekler midede ağrı, yanma, gaz, şişlik, hazımsızlık, kramplar ve reflüyü tetikleyebilir. Bu nedenle sağlıklı ve düzenli yeme alışkanlığı bu ayda bilhassa önemlidir. Mide rahatsızlıkları ve reflüsü olan kişilerin bu ayda en çok sordukları soru : 'Oruç tutabilir miyim ?' dir. Oruç tutarken mide rahatsızlığı geçirme riski en yüksek olan kişiler; gastrit, ülser ve reflü hastalığı olanlardır. Bu kişilerin bir Gastroenteroloji uzmanına danışarak oruç tutmaları gerekir. Uzun süren açlık durumunda mide asit salgısı artar, iftar ve sahurda aşırı yemek tüketimi, yemekten hemen sonra yatılması bu tür rahatsızlıkların artmasına sebep olur.

Ramazan'da reflü ve mide problemlerinden korunmanın 10 etkili yolu:

1- Uzun süreli açlıktan korunmak için, mutlaka sahur yapılmalı, ağır yağlı, baharatlı, acılı gıdalar yerine daha hafif olan çorba, süt ürünleri, sebze ve zeytinyağlı yemekler tercih edilmelidir.

2- Sahur ve iftarda alınan gıda miktarı azaltılmalı, iftardan sonra yaklaşık bir buçuk saat aralıklarla iki ara öğün alarak yeme düzeni oluşturulmalıdır.

3- İftar ve sahurda gıdalar iyice çiğnenerek ve yavaş yavaş yenilmeli, hızlı yemekten kaçınılmalıdır.

4- İftar ve sahurda ağır yağlı ve şerbetli tatlılar yerine, sütlü ve meyve tatlıları tercih edilmelidir.

5- Sindirim problemine yol açmamak için kızartılmış, kavrulmuş besinler yerine haşlanmış, fırında ve ızgarada yapılmış yemekler tüketilmelidir.

6- İftara hafif yemeklerle başlanmalı, ardından az yağlı sebze ve et yemeği veya salatayla devam edilmelidir.

7- Öğünlerde alınan sıvı miktarı arttırılmalı, günde en az 2-2,5 litre su ile beraber taze sıkılmış meyve suları, sebze suları, ayran gibi içecekler tüketerek vücudun sıvı ihtiyacı karşılanmalıdır.

8- Sahur ve iftarda büyük porsiyonlar yerine, küçük porsiyonlar şeklinde beslenilmelidir. Az az, sık sık yeme şekli tercih edilmelidir.

9- Hareketsizlikten özellikle kaçınılmalı, öğünlerden sonra kısa süreli yürüyüşler, hafif egzersizler yapılmalıdır. Özellikle reflüden kaçınmak için, sahurda yemekten en az yarım saat sonra yatılmalıdır.

10- Mide ve karındaki gaz ve şişkinliği, aynı zamanda kabızlığı engellemek için sebze, meyve, kepekli ekmek, kuru baklagiller gibi yüksek lifli gıdaların alınmasına özen gösterilmelidir.



 

BAĞIRSAK NEDEN ÖNEMLİDİR ?

Bağırsaklar, sindirim sisteminde karın boşluğu içinde tüp şeklinde, mide ile anüs arasında kalan, görevi sadece gıdaların sindirimi ve emilimi değil, çoğunlukla bilinmeyen birçok fonksiyonu ve görevi olan vücudumuzun en aktif organlarındandır. Bağırsakların, ince ve kalın bağırsak olarak iki kısmı vardır. Kişiden kişiye değişmekle beraber erişkinlerde ince bağırsaklar 5-7 metre, kalın bağırsak ortalama 1,5 metre uzunluğundadır.

İnce bağırsaklar sahip olduğu çeşitli hücreler ve milimetrekarede yaklaşık iki milyona ulaşabilen ‘villus’ denilen mikroskobik parmaksı yapılar sayesinde su ve sodyum, potasyum, klor, bikarbonat, kalsiyum, magnezyum, çinko, demir, bakır, iyot, selenyum gibi birçok mineralin emilimini sağlar. Ayrıca suda eriyen vitaminler olan vitamin C, folik asit, vitamin B1, B6, B12 gibi vitaminler ve yağda eriyen A, D, E, K vitaminleri de ince bağırsaklar tarafından emilerek vücuda alınırlar. İnce bağırsaklar tarafından gıdalarda bulunan karbonhidrat, yağ ve proteinlerin hem sindirimi hem de emilimi de sağlanır.

İnce bağırsakların yüzey alanı yaklaşık 600 metrekare olup gıdaların sindirimi ve emilimi dışında en önemli görevlerinden biri de vücudumuzu bakteri, virüs, parazit ve gıda kökenli antijenik yapılara karşı korumaktır. İnce bağırsaklar yapısında bulundurduğu özel hücreler (lenfositler, plazma hücreleri, makrofajlar, eozinofiller, mast hücreleri, dendritik hücreler gibi) sayesinde vücudumuzun en büyük bağışıklık (immun) savunma organıdır. Bağışıklık sisteminin % 80’ i bağırsaklarda yerleşiktir.

Son zamanlarda ‘ikinci beyin’ olarak adlandırılan bağırsaklar, beyinden sonra en fazla sinir hücresine sahip yapılardır. Bağırsaklarda tokluk ve açlığı düzenleyen hormonlar, gıda alımı,  kalın barsak hareketlerini düzenleyen hormonlar, büyüme hormonu gibi 100’ den fazla hormon da üretilir. Ayrıca bağırsaklarda bulunan faydalı bakteriler ve mantarlar da birçok gıdanın, vitaminin emilimi ve sindiriminde rol oynar.

 

VÜCUDUMUZDA HANGİ HASTALIKLARIN TEMELİ BAĞIRSAKLARIMIZDIR!

Bağırsaklarımız hastalandığında vücudumuzun birçok temel ihtiyacı olan başta su, mineraller, vitaminler ile gıdaların emilimi ve sindirimi bozulur. Buna bağlı olarak birçok hastalık ortaya çıkabilir. Basit bir bağırsak enfeksiyonunda görülen ishalde bile suyun ve diğer minerallerin aşırı kaybına bağlı olarak halsizlik, yorgunluk, bitkinlikten böbrek yetmezliğine kadar değişen klinik tablolar gelişebilir. Vücudumuzda yapılamayan veya çok az yapılabilen vitaminlerin emilimindeki bozukluklar da çok geniş bir yelpazedeki hastalıklara yol açar. Örneğin, vitamin A eksikliğinde gece körlüğü, saç ve tırnaklarda bozukluk, D vitamin eksikliğinde çocuklarda raşitizm ve erişkinlerde osteomalazi (kemik erimesi)  denilen kemik hastalıkları, vitamin C eksikliğinde enfeksiyonlara yatkınlık, yara iyileşmesinde gecikme, diş eti hastalığı (skorbüt),  K vitamin eksikliğinde pıhtılaşma bozukluğu ve kanamalar, vitamin B12 eksikliğinde sinir sistemi hastalıkları ve kansızlık görülebilir.

Bağırsaklardaki emilim ve sindirim bozuklukları nedeniyle çocuklarda büyüme-gelişme geriliği, erişkinlerde kilo kaybı, ayaklarda ve karında su toplanması, saçlarda cansızlık, dökülme,  tırnaklarda şekil bozukluğu, çabuk kırılma,  ciltte kuruma, cinsel istek ve güçte azalma, adet düzensizliği, infertilite (kısırlık) gibi birçok şikayet ve bulgu görülebilir.

Vücudumuzun ikinci beyni olarak adlandırılan bağırsakların beyin ile olan etkileşimi önceden beynin bağırsakları etkilediği (huzursuz bağırsak sendromu) şeklindeydi. Ancak son yapılan çalışmalarda bağırsakların da beyni etkilediği yönündedir. Öyle ki otizm, şizofreni,  Alzheimer hastalığı, hiperaktivite ve dikkat eksikliğinde bağırsaktaki faydalı bakterileri artırırsak beynimizin daha iyi fonksiyon gösterebileceği bulunmuştur. Yine son zamanlarda bağırsaklarımızda yaşayan faydalı bakterilerin dengesinde bozulma sonucunda alkole bağlı olmayan yağlı karaciğer hastalığının gelişebildiğini ve hastalığa bağlı karaciğer hasarının arttığını gösteren çalışmalar mevcuttur. Bu nedenle günümüz tıbbında probiyotiklerin ve kefirin önemi daha çok anlaşılmıştır.

Sonuç olarak pek çoğumuzun önemsemediği yıllarca sadece gıdaların sindirimi ve emilimini sağladığı düşünülen bağırsaklarımızın, içinde bulundurduğu çok çeşitli ve fonksiyonlu hücreler ve toplam vücut hücresinin 10 katından fazla bulundurduğu faydalı bakterileri (mikrobiota) sayesinde vücudumuzun en önemli ve aktif organı olduğu anlaşılmıştır. Öyle ki ikinci beynimiz dediğimiz bağırsaklar için Dr. Gherson’ un kaydettiği şu sözleri aklımızdan çıkarmamalıyız  “Bağırsağınıza iyi bakın,  bağırsağınız da sizi iyi bakacaktır”


GİZLİ DÜŞMAN TAHILLAR- ZOR HASTALIK ÇÖLYAK HASTALIĞI ?

Türkiye’ de yaklaşık 200 kişiden birini etkileyen Çölyak Hastalığı, genetik olarak yatkın kişilerde buğday, arpa, çavdar ve yulafın içindeki gluten denilen proteine karşı gelişen, ömür boyu süren bir hastalıktır. Hastalık otoimmundür yani vücudun kendi doku ve organlarını bir çeşit yabancı tanıması ve hasar oluşturması ile gider. Oluşan hasar sonucunda ince bağırsaklarımızdaki gıdaların emilimini sağlayan fırçamsı yapılar bozulur. Her yaşta görülebilmesine rağmen en sık çocukluk çağı ile 30-40 yaş arasında tanı konulmaktadır. Tüm dünyada yaklaşık % 0.6- 1 civarında görülmekle beraber Türkiye’ de son zamanlarda yapılan bir tarama çalışmasında sağlıklı görülen okul çağı çocuklarında sıklığı 1/212 olarak saptanmıştır. Hastalık çok geniş bir yelpazede karşımıza çıkabilir. Bir buzdağına benzetilebilir. Karın ağrısı, uzun süren ishal, bulantı, kusma gibi tipik bulgularla giden hastalık buz dağının en üstünde az bir yer kaplarken, boy kısalığı, kansızlık, kısırlık, tesadüfen kan testlerinde tanı konulan sessiz ve gizli çölyak hastalığı daha geniş bir grubu oluşturmaktadır. Çölyak Hastalığının, insanların diyetine tahılın girmesi ile başladığı düşünülmektedir. Bilinen en eski tarım toplumu yerleşkesi olan Konya Çatalhöyük’ deki kalıntılarda bu hastalık ile ilişkili bulgulara rastlanmıştır. Hastalığın oluşmasında çevresel ve genetik faktörler önemlidir. Diyete gluten girmediği sürece hastalık görülmez. Gluten içeren tahıllar; buğday, arpa, çavdardır. Yulafın toksik etkisi tartışmalıdır. Glutene maruz kalma süresi ile hastalık başlama ve gelişme süreci doğru orantı gösterir. Anne sütünün uzun süreli verilmesi ve anne sütü verilirken ek gıdalara başlanması pek çok çalışmada yararlı bulunmuştur. Bugün için önerilen anne sütünün ideal olarak uzun verilmesi ve 4-7. aylar arasında gluten içeren tahıllı ek gıdalara başlanmasıdır. Genetik yatkınlık çok önemlidir. Çölyak hastalarının birinci derece akrabalarında ve tek yumurta ikizlerinde hastalık sıklığının daha fazla olduğu yapılan çalışmalarda gösterilmiştir. O nedenle hastaların birinci derecedeki yakınlarına tarama yapılması önerilmektedir. Çölyak hastalarının şikayet ve bulguları hastadan hastaya farklı ve değişken olabilir. Uzun süreli ishal, karın ağrısı, karında şişlik, iştahsızlık, bulantı, kusma, gelişme geriliği, boy kısalığı, kaslarda güçsüzlük, huzursuzluk, kilo kaybı, ağız içinde yaralar, halsizlik, yorgunluk, kemik erimesi, diş mine tabakasında bozukluklar, ciltte döküntüler, gecikmiş ergenlik, adet düzensizlikleri ve adet görememe, kısırlık, kalp kasında zayıflık ve bozukluklar, karaciğer testlerinde yükselme, depresyon, epilepsi (sara hastalığı) gibi çok farklı şikayet ve bulgular görülebilir. Bunların dışında sağlam bir kişide tesadüfen tarama yapılırken hastalık tanısı konulması ile giden sessiz çölyak hastaları da vardır. Sessiz çölyak hastaları, tipik hastalardan yaklaşık 7 kat daha fazla görülmektedir. Tanı koymak için ilk önce hastalığı düşünmek gerekir. İlk olarak kanda özel çölyak testleri (antikor düzeyleri ölçümü) yapılır. Testleri pozitif olan hastalarda, tanı için altın standart endoskopi ile ince barsak biyopsisi yapmaktır. Tedavide temel prensip ömür boyu sürecek glutensiz diyettir. Gluten içeren buğday, arpa, çavdar ve yulaf ile yapılan her türlü gıdayı tüketmemek gerekir. Günde 50 mg gluten bile hastalık yapabilir. Özellikle ülkemiz gibi tahıl ağırlıklı beslenen toplumlarda glutensiz ürünlere ulaşmak hem zor hem de pahalıdır. Bir ömür boyu bu ürünlerden uzak durmak, hasta ve hasta yakınları için oldukça güçtür. Bu nedenle bu hastalara verilecek psikolojik destek tedavinin önemli bir parçasıdır. Hastalar pirinç, mısır, baklagiller, et, balık, yumurta, patates, soya fasülyesi, meyve ve sebzeleri rahatlıkla ve güvenle yiyebilirler. Tedavide bazı ilaç ve aşı çalışmaları denense de halen etkili bulunmamışlardır. Biyoenerji, ozon tedavisi ve diğer alternatif tıp tekniklerinin tedavide kesinlikle yeri yoktur.


ERCP Nedir ?

ERCP, endoskopik retrograd kolanjio pankreotografi kelimelerinin baş harflerini kullanarak kısaltılan, safra yolları ve pankreas hastalıklarının tanı ve tedavisinde kullanılan özel bir endoskopi yöntemidir.

ERCP Nasıl Yapılır ?

Bu yöntemde duodenoskop denilen ucunda ışıklı kamera sistemi bulunan özel bir endoskopi cihazı ile ağız yolundan girilerek yemek borusu, mide geçilir. Oniki parmak barsağında safra kanalı ve pankreas kanalının ortak açıldığı papilla denilen yapı bulunur. Bu milimetrik delikten ince uçlu kateter denilen cihazlarla girilerek safra kanalına ve gerekirse pankreas kanalına kontrast madde (renkli madde) verilir. C kollu denilen ve X ışını kullanan cihaz ile görüntüleme sağlanır. Tanı konulduktan sonra gerekirse hastalığa yönelik birtakım tedaviler uygulanabilir. İşlem öncesi hastanın en az 6-8 saat aç olması yeterlidir. Hastaların işlemden önce doktora varsa hastalıkları hakkında ve özellikle kullandıkları kan sulandırıcı ilaçlar, daha önce allerjisi olduğu ilaçlar hakkında bilgi vermesi gerekir. İşlem öncesinde damar yolu açılır ve hastanın işlem sırasında uyuması ve ağrı duymaması (sedoanaljezi) sağlanır. İşlem ortalama 30-60 dakika sürer. %80-90 başarı şansı olan işlem sonrasında herhangi bir yan etki olmazsa hasta aynı gün hastaneden taburcu olabilir.

ERCP Hangi Durumlarda Yapılır ?

ERCP en sık safra yoluna düşen taşların çıkartılması için kullanılır. Bunun dışında safra yollarının ve pankreas kanalının iyi huylu veya kötü huylu hastalıklarının balon veya stent ile tedavisi, safra kesesi ameliyatları sonrası gelişen safra kaçaklarının tedavisi gibi durumlarda da kullanılabilir.

ERCP’ nin Yan Etkileri Var mıdır ? Alternatif Tedavi Yöntemleri Nelerdir ?

ERCP’ nin en sık komplikasyonu pankreatitdir (pankras bezinin iltihaplanması). Pankreatitlerin çoğu hafif derecede olup nadiren ağır, hayatı tehdit eden pankreatit tablosu da gelişebilir. Bunun dışında daha nadiren safra kanalının oniki parmak barsağına açıldığı yerde kanama, barsak ve safra kanalı delinmesi gibi acil cerrahi müdahale gerektirecek ve hastanede uzun süre yatmaya sebep olacak durumlar gelişebilir. ERCP’ ye alternatif olarak bazı durumlarda perkutan transhepatik kolanjiografi (ciltten girilerek karaciğer içindeki ve dışındaki safra yollarını görüntüleyerek yapılan işlem) ve cerrahi yöntemler uygulanabilir. Ancak cerrrahi yöntemlerin bu bölgede uygulanması bazı zorluklar içerir ve ERCP’ ye göre daha uzun süre hastanede yatmak gerekir.

1-      Karaciğer Sirozu Nedir –Nasıl Bir Hastalıktır ?

Öncelikle siroz kelimesi ne demek, ona değinirsek daha anlaşılır olabilir. Siroz eski Yunanca’ da scirrhus kelimesinden gelmektedir.  Yani karaciğer otopsilerinde görülen portakal kabuğu görünümünü tanımlamak için kullanılmıştır. Karaciğer hücrelerinin hasarına bağlı ortaya çıkan karmaşık bir sürecin son evresidir. Normal karaciğer dokusunun kaybı, bunun yerine karaciğerin büzüşmesine ve sertleşmesine yol açan bağ dokusunun artması, yenilenme nodülleri denilen bir çeşit yuvarlak topakların oluşması ve karaciğerin damarsal yapısının bozulması ile karakterize, kronik yani uzun süreli, ilerleyici bir hastalıktır.

2-      Sirozun Sebepleri Nelerdir ?

Batılı ülkelerde en sık sebep alkol iken Türkiye’ de en sık sebepler sırasıyla hepatit B, hepatit C, alkoldür. Bunların dışında alkole bağlı olmayan karaciğer yağlanması, vücudun kendi karaciğer hücreleri ve safra yollarını yabancı tanıyıp hasar oluşturmasına bağlı hastalıklar, bazı doğuştan metabolik hastalıklar sayılabilir. Bu grup hastalıklara karaciğerde aşırı demir birikimi veya bakır birikimi ile giden nadir hastalıkları sayabiliriz. Bazen uzun süreli sağ kalp yetmezlikleri ve bazı kalp kapak hastalıkları da siroza sabep olabilir. Tüm bunların dışında her şeyi araştırıp bir şey bulamadığımız ve kriptojenik yani sebebi bilinmeyen dediğimiz bir grup hasta da mevcuttur.

3-      Sirozun Belirtileri Nelerdir ? Bir Kişi Ne Gibi Şikayetleri Varsa Sirozdan Şüphelenip Doktora Başvurmalıdır ?

Çok sık ve hemen hemen herkesin zaman zaman hissettiği şikayetlerden hastalık için daha özel olanlara kadar geniş bir spektrum vardır. Halsizlik, yorgunluk, kaslarda güçsüzlük ve kramplar, hafif ve sebebi belli olmayan ateş, iştahsızlık, kilo kaybı, bulantı, kusma,  kaşıntı, sarılık, ayaklarda ve/ veya karında şişlik, sebepsiz, kendiliğinden oluşan diş eti ve burun kanamaları, ciltte morluklar, cinsel istekte ve güçte azalma, erkeklerde meme dokusunun büyümesi ve kadın tipi meme büyümesi olması gibi çok geniş bir şikayet tablosu mevcuttur. Bazen hastalığın ileri dönemlerinde hasta karaciğer koması ile veya kanlı kusma ile hastaneye başvurup yapılan tetkikler neticesinde siroz tanısı alabilmektedir.

4-      Tanı İçin Hangi Yöntemler Kullanılmaktadır ?

Her yerde yapılabilecek tam kan sayımı, karaciğer testleri ve karın ultrasonu ile iç organların değerlendirilmesi basit ve en ucuz tanı yöntemleridir. Hastalık sebebini bulmak ve evresini değerlendirmek için daha özel kan testleri, görüntüleme yöntemleri ve bazen karaciğer biyopsisi kullanılabilir.

5-      Hastalığın Seyri Nasıldır ?

Siroz uzun süreli ve ilerleyici bir hastalıktır. Hastalığın sebebine ve tanı anındaki evresine göre hastanın yaşam süresi de değişmektedir. Eskiden siroz neredeyse ölümle eş anlama gelmekteydi. Bugün için erken tanı ve sebebe yönelik olarak yapılan tedaviler, karaciğer naklinin hızla yayılması ile bazı hastalarda artık tedavi edilebilen bir hastalık konumuna gelmiştir. Biz bu hastaları kendi aralarında kompanse yani kendi kendini idare edebilen, yeterince sağlam karaciğer dokusuna sahip hastalar ve dekompanse yani ileri evre, karnında su toplanan, sarılığı olan veya karaciğer komasına bağlı şuur kaybı gelişen hastalar olarak ikiye ayırıyoruz. Kompanse sirozu olan hastaların her yıl %10 ‘ u dekompanse hale gelmektedir. Bu hasta grubunun 5 yıllık sağ kalım oranları yani yaşam beklentileri yaklaşık %10 ‘ dur.  Yine bu hastaların hangi evrede olduğunu anlamak için bazı skorlama sistemleri kullanıyoruz. En sık ve yaygın kullanılan Child-Turcotte- Pugh Sisteminde puan 10’ un üzerine çıktığında bu hastaların 1 yıl içinde kaybedilme olasılığı % 50 kadardır.

6-      Sirozun Tedavisi Var mıdır ? Varsa Nelerdir ?

Karaciğer sirozu geri dönüşümsüz bir hastalıktır. Ancak alkole bağlı karaciğer sirozunda alkolün kesilmesi, hepatit  B ve C için özel antiviral ilaçların kullanılması, bakır ve demir birikimine bağlı siroz tiplerinde spesifik ilaçların kullanılması ile karaciğerdeki hasasın durdurulması ve hatta geriletilmesi mümkün olabilir. Aslında çoğu hastada amaç hastalığın ilerlemesine önlemek,  ilerlemiş hastalarda karaciğer yetmezliği bulgularını ortadan kaldırmak, sirozun komplikasyonlarından korumak ve karaciğer kanserinin gelişiminin önlenmesi temel amaçlardır. Son dönem karaciğer hastalarında asıl tedavi yaklaşımı karaciğer transplantasyonu yani naklidir.

7-      Karaciğer Nakli Nedir ve Nasıl Yapılır ?

Yaşayan, sağlıklı bir kişinin veya beyin ölümü olan bir kişinin karaciğerinin akut veya kronik karaciğer yetmezliği olan bir kişiye nakledilmesidir. Karaciğer naklinde amaç sadece hastanın yaşam süresini uzatmak değil, yaşam kalitesini de yükseltmektir.

8-      Ülkemizde Organ Nakli Ne Durumdadır ? Kaç Kişi Organ Bekliyor ?

Ülkemizde 2015 verilerine göre organ nakli bekleyen hasta sayısı 28 251’ dir. Bunun 22 146’ sı böbrek, 2934 ‘ ü kornea, 2223’ ü karaciğer ve 623 ‘ ü kalp nakli bekleyen hastalardan oluşmaktadır.  Her yıl yaklaşık bu listeye 4 bin kişi eklenmektedir. Yılda 2 bin kişi organ nakli beklerken ölmektedir.

Şu an itibarı ile Türkiye’ de karaciğer nakli bekleyen hasta sayısı 2135, Güney Marmara’ da ise 195’ dir.

Türkiye’ de 18 ilde toplam 39 merkezde karaciğer nakli yapılabilmektedir.

9-      Organ Bağışı Nasıl Yapılır ? Nereye Başvurulur ?

Türkiye’ de organ bağışı sağlık müdürlükllerinde, hastanelerde, ehliyet alımı sırasında emniyet müdürlüklerinde, nakil yapan merkezlere veya organ nakli ile ilgilenen dernek, vakıflara yapılabilir. Gün geçtikçe sayı artmaktadır. Ancak Avrupa ile karşılaştırıldığında bu oranlar oldukça azdır. 2015 itibarı ile organ bağışlayanların sayısı 150 bin iken dün itibarı ile 211 bin kişiye ulaşmıştır.

10-   İslamın Organ Nakline Bakış Açısı Nasıldır ?

İslam dininde başka bir insanın yaşamını kurtarmak, zor durumda olan insanlara yardım etmek esastır. Kur’anı Kerim’ de Maide Suresi 32. Ayetinde ‘ Kim bir kimseye hayat verirse, o sanki bütün insanlara hayat vermişçesine sevap kazanır.”  Denilmektedir. Diyanet İşleri Başkanlığı’da 03.03.  1980 tarihli kararında açıkça organ ve doku nakline destek verdiğini beyan etmiştir.

11-   Ne zaman organlarımı bağışlayabilirim?

Burada iki durum söz konusu olabilir; Kişi hayatta iken kendi serbest iradesi ile tıbben yaşamı sona erdikten sonra organ ve dokularının ihtiyacı olan hastalar için kullanılmasına izin verebilir veya hayatta iken bu konuda bir beyanda bulunmamışsa yine tıbben yaşamı sonar erdikten sonra yakınları tarafından organ ve dokuları bağışlanabilir. Bu işlem ölüden (kadavra) canlıya organ bağışıdır. Kişi hayatta iken kendi serbest iradesi ile bir böbreğini veya karaciğerinin bir kısmını ihtiyacı olan bir hasta için bağışlayabilir.

12-   Organ bağışı için yaş sınırı var mıdır?

Organ nakli yasasına göre canlıdan canlıya organ bağışında 18 yaş altındaki kişilerden organ alınmaz. Ancak, kadavradan yapılan bağışlarda yaş sınırı yoktur. Ölen bir yenidoğan bebeğin bağışlanan organları kullanılacağı gibi doksanlı yaşlardaki bir vericinin de organları kullanılabilir.

13-   Karaciğer Naklinde Canlı verici kimler olabilir ?

Gönüllük Esas Unsurdur!

•             Alıcı ile Donör uygun kan grubundan olmalıdır. (Tabloya bakınız.) •         Donör adayında Rh faktör uyumluluğu aranmaz.

•             Fiziksel veya ruhsal olarak herhangi bir sorunu olmamalıdır.

•             Adaylar, 19 ile 50 yaş arasında olmalıdır.

•             Donörlerde normal veya normale yakın vücut kütle indeksi çizelgesinde bulunmalıdır.

DONÖR OLMAYI ENGELLEYEN FAKTÖRLER VAR MIDIR? VARSA NELERDİR?

 

•             Hepatit B veya C’ye sahip olanlar •         Alkol ve uyuşturucu gibi madde bağımlılığı

•             HIV Enfeksiyonu

•             Kanser hastalığı bulunanlar

•             Tedavi edilmemiş veya edilemeyen psikolojik hastalığı bulunanlar

•             Olağan Dışı Damarsal Patolojiler (Cerrahi Yapılmasını imkansızlaştıran)

•             DM, HT

Canlı donör transplantasyonunda aşağıdaki kaynaklardan (tercih sıralamasına göre) organ sağlanabilir:

1. derece akraba: Annemiz, babamız ve çocuklarımız birinci derecede kan bağımız olan akrabalarımızdır.

2. derece akraba: Kardeşlerimiz, torunlarımız, dedemiz ve ninemiz (babaanne, anneanne) ikinci derece kan bağı olan akrabalarımızdır.

3. derece akraba: Kardeşlerimizin çocukları yani yeğenler, amca, hala, dayı, teyze üçüncü derece kan bağı olan akrabalarımızdır.

4. derece akraba: 3. derece akrabalarımızın çocukları 4. derece akrabamız olur.

14-   Canlı Donörlerde Ne Tür Riskler Var ?

Nitelikli ve tecrübeli ekip tarafından yapılması şartıyla donör ameliyatının diğer ameliyatlardan farklı bir riski yoktur. Canlı verici için ölüm riski % 1 civarındadır.

15-   Karaciğerimizi Nasıl Koruyalım ?

ÖNERİLER

Süt ve yoğurdun az yağlı olanını (light)  tercih ediniz.

Yağsız olmak koşuluyla sığır, dana, koyun, kuzu, tavuk, beyaz hindi, balık tüketiniz. Et ile pişen yemeklere yağ koymayınız. Kızartma veya kavurma yerine ızgara, fırında ya da haşlama olarak pişiriniz.

Haftada en az iki gün balık yemeye çalışınız.

Bol sebze ve meyve tüketiniz.

Meyve suyu içmek yerine meyvenin kendisini kabukları ile beraber yemeyi tercih  ediniz.

Sebze yemeklerini kavurmadan ve kızartmadan; çiğden pişiriniz.

Bol sıvı tüketiniz. ( en az 3.5 Lt / gün)

Kaşar peynir yerine az yağlı beyaz peyniri tercih ediniz.Kaşar peyniri tüketmeyi tercih ediyorsanız günlük 30 g’ı (1 kibrit kutusu kadar) aşmamaya dikkat ediniz.

Yemeklerinizde hayvansal kaynaklı katı yağlar yerine bitkisel kaynaklı sıvı yağları tercih ediniz.

Sıvı yağlardan zeytinyağını, mısırözü veya ayçiçek yağı ile 1/1 oranında karıştırarak kullanınız.

Yemeklerinizde ve sofrada kullandığınız tuz miktarını azaltınız.

Az az, sık sık beslenin, öğün sayısını artırın.

Alkol kullanmayın,kullanıyorsanız bırakmaya çalışınız.

 Sigara kullanmayın, kullanıyorsanız bırakmaya çalışınız.                                                                 

Kızartılarak hazırlanan ya da çikolatalı, ağır tatlılardan uzak durunuz. Sütlü tatlılardan rahatlıkla tüket

YASAKLAR

 

Aşırı yağlı börek, çörek, pasta, kurabiye.

Aşırı yağlı kırmızı etler, sakatatlar ( karaciğer, beyin, böbrek, dil, dalak, yürek, işkembe ), tavuğun derisi, sucuk, salam, sosis, pastırma.

Kabuklu kuru baklagiller.

Yağlı kuruyemişler ( fındık, fıstık, badem, ayçekirdeği, ceviz )

Mayonez, ketçap, çikolata, krema.

İçeriği bilinmeyen hazır gıdalar.

Fazla yağlı ve soslu yemekler.

 

KARACİĞER HASTALIKLARININ TANISINDA YENİ DÖNEM : TRANSİENT ELASTOGRAFİ

TRANSİENT ELASTOGRAFİ (FIBROSCAN) NEDİR ?

Karaciğerin sertliğini (esnekliğini) vücuda herhangi bir müdahale yapmaksızın hızlı, ağrısız ve zahmetsiz bir şekilde ses dalgaları kullanarak kısa sürede ölçen ileri teknolojili yeni bir tıbbi cihazdır. Özel tarayıcı uçları yardımıyla karaciğerin sertlik derecesini ölçerek karaciğer hasarını gösterir. Aynı zamanda üzerinde bulunan özel bir yazılım programı (CAP) ile karaciğerdeki yağlanmanın miktarını da tespit etmek mümkündür. Klasik bilgi olarak karaciğerin durumunu en doğru biçimde değerlendiren yöntem karaciğer biyopsisidir. Ancak ağrılı olması ve zaman zaman kanama, ölüm gibi ciddi yan etkilere sebep olması nedeniyle hastalarda çekince yaratabilmektedir. Birçok karaciğer hastasının korkulu rüyası karaciğer biyopsisine alternatif bir yöntem olan transient elastografi (Fibroscan) cihazı karaciğer biyopsisi ile alınabilen dokunun en az 100 katı büyüklüğünde bir karaciğer alanını inceler. Kronik karaciğer hastalıkları (alkole bağlı olmayan yağlı karaciğer hastalığı, hepatit B, hepatit C, alkol kullanımı, ilaç kullanımına bağlı hepatitler ve diğer karaciğer hastalıkları) karaciğerde zamanla hasara yol açabilirler, hasar zamanla karaciğer dokusunda bağ dokusunda artışa (fibrozis) yol açar. Fibrozis ilerledikçe karaciğer daha çok sertleşir. Fibrozisin son evrede olması siroz anlamına gelir. Transient elastografi (Fibroscan) karaciğer sertliğini ölçerek karaciğerin fibrozis evresinin belirlenmesini sağlar.

TRANSİENT ELASTOGRAFİ (FIBROSCAN ) HANGİ DURUMLARDA KULLANILIR ?


Transient elastografi (Fibroscan) cihazının iki önemli kullanım alanı bulanmaktadır.

İlki henüz tanı almamış kişilerde karaciğer hastalığının varlığını araştırmak

· Genel popülasyonda yüksek riskli karaciğer hastalıklarının (alkolik veya alkole bağlı olmayan yağlı karaciğer hastalığı) taranmasında kullanılabilir. Üzerinde bulunan özel yazılım programı ile (CAP) hem karaciğerdeki yağ miktarı hem de fibrozisin yani sertliğin değerlendirilmesi mümkündür.

İkincisi bilinen karaciğer hastalarında fibrozis (karaciğer sertliğinin) derecesini belirlemek

· Kronik Hepatit B

· Kronik Hepatit C

· Uzun süre kullanılan bazı ilaçların (özellikle cilt hastalıklarının tedavinde kullanılan metotreksat gibi) karaciğerde yapmış olduğu fibrozisin (sertliğin) saptanması

· Karaciğer nakli sonrası karaciğerdeki fibrozisin (sertliğin) incelenmesi


Sonuçta, dünya üzerinde çok sayıda yapılan çalışmalar sonucunda bu ileri teknoloji ile değişik sebeplere bağlı gelişen karaciğer sirozunun tanısını koymadaki başarı ve güvenilirlik oranı %94 olarak bulunmuştur. Tıptaki bu ileri teknoloji Bursa ve Güney Marmara Bölgesinde ilk ve tek olarak Medicana Bursa Hastanesi İç Hastalıkları ve Gastroenteroloji Uzmanı Dr. Murat Keskin tarafından uygulanmaktadır.

ERKEN TANI KALIN BAĞIRSAK (KOLON) KANSERİNDE HAYAT KURTARIR

Tüm dünyada kadınlarda meme ve akciğer, erkeklerde akciğer ve prostat kanserinden sonra en sık rastlanan üçüncü kanser türü kalın bağırsak (kolon) kanserleridir. Dünyada her yıl yaklaşık 1 milyon insan kolon kanseri tanısı almaktadır. Kadınlarda ve erkeklerde eşit sıklıkta görülen kolon kanserinde erken evrede tanı konulduğunda 5 yıllık yaşama süresi % 90 oranındadır. Ancak hastaların sadece %37’ sinde erken evre kanser tanısı konulmaktadır. Bu nedenle hastalığın belirtileri hakkında bilgi sahibi olmak ve kolon kanseri taraması yaptırmak oldukça önemlidir. Hastalığın gelişimi için bazı risk faktörleri vardır. En önemli risk faktörü yaştır. Genç yaş gurubunda da görülebilmesine rağmen en büyük risk faktörü 50 yaşın üzerinde olmaktır. Hastaların %90’ dan fazlasına 50 yaş üzerinde tanı konulmaktadır. Kalın bağırsakta polip hikayesi olması, ailede kolon kanseri olması, sigara, alkol, hayvansal yağlardan zengin, lifli gıdalardan fakir beslenme, sedanter (hareketsiz) yaşam, şişmanlık, iltihaplı bağırsak hastalığı (ülseratif kolit, crohn hastalığı gibi), kişinin daha önce kalın bağırsak, meme, yumurtalık ve rahim kanseri geçirmiş olması kalın bağırsak kanseri gelişimi için diğer risk faktörleridir. Kalın bağırsak kanserlerinin %90’ ı polipler üzerinden gelişmektedir. Bu nedenle saptanan her polibin patolojik incelenmesi ve çıkartılması gerekmektedir. Hastalığın belirtileri makattan kan gelmesi veya dışkıda kan görülmesi, karın ağrısı, kansızlık, açıklanamayan kilo kaybı, dışkılama alışkanlığında değişiklikler yani kabızlık, ishal veya kabızlık-ishal atakları, dışkı kalınlığında incelme olarak sayılabilir. Hastalığa erken tanı koymak için en önemli yöntem dışkıda gizli kan aranması ve rektosigmoidoskop veya kolonoskop denilen ucunda ışıklı kamera sistemi bulunan özel cihazlarla ile tarama yapılmasıdır. Bu yöntemlerin uygulanması ile kalın bağırsak kanserlerine bağlı ölüm oranları % 33 oranında azaltılabilir. Risk grubunda olmayan kişiler için 50 yaş üzerinde bir kez ve daha sonra her 5 yılda bir kez kolonoskopi yapılmalıdır. Kalın bağırsak kanserine yakalanmamak için hayvansal yağdan fakir beslenmek ve yüksek lif içeren gıdaları tüketmek, egzersiz yapmak, sigara ve alkol kullanmamak, aşırı kiloları vermek oldukça önemlidir.

 

 




Haberler