TIBBİ BİRİMLER


+A A-

MEDICANA BURSA Enfeksiyon Hastalıkları

KURBANLIKLARDAN BULAŞABİLEN  HASTALIKLAR

MEDICANA Bursa Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı 

İnsanlara bulaşıcı hastalıklar; bu hastalıkları taşıyan veya hasta olan  diğer bir  insandan, hayvandan, böcek ve çevreden (toprak, su, hava, besin v.b.) bulaşabilir. Hayvanlarda bulunan ancak insana da hastalıklı  hayvanlardan geçen  hastalıklara zoonoz denir. Bu şekilde doğrudan veya bir aracı ile hayvandan insana bulaşabilen en az 200 hastalık bildirilmiştir. Keneden  bulaşabilen  Lyme, Kırım Kongo Kanamalı Ateşi v.b, kediden Kedi Tırmığı Hastalığı,  köpekten kuduz, sivrisinekten sıtma ve batı Nil virüsü hastalığı gibi  hastalıklar sayılabilir.

Zoonozlar için aşağıdaki tabloda meslek grupları ve maruz kalabilecekleri hastalıklar  belirtilmiştir:  

    Veterinerler: Leptospiroz, Bruselloz, Q Ateşi, Şarbon


    Çiftlik çalışanları: Leptospiroz, Orf, Tetanoz, Bruselloz, Yuvarlak solucanlar,  Şarbon, Deli Dana Hastalığı???


    Kasaplar ve Mezbaha  Çalışanları: Streptococcus suis, Q ateşi, Şarbon, ORF


Kurban bayramı nedeni ile kurbanlık hayvanlarla temas artacak, bu hayvanların bir kısmında  belirtili veya belirtisiz olarak bulunabilen hastalık etkenlerinin bulaş ihtimali artacaktır.  Kurbanlıklarla toplumun geniş bir kısmı temas etmek zorunda kalacaktır. İşte bu nedenle kurbanlıklardan bulaşan bu etkenleri tanımak ve varsa korunma yollarını bilmek önemli olacaktır.  Şunu hemen söylemek gerekirse sağlam deriden hiçbir mikroorganizma girmez.

Kurbanlıklardan bulaşan hastalıkların başında şarbon gelir. Şarbon deri bütünlüğü bozulduğunda (yara , bere, kesi, ekzema v.b) deriden girebildiği gibi (en sık görülen şarbon tipi-deri şarbonu) , hayvanların üzerindeki bakterilerin solunması veya hastalıklı hayvanların etlerinin yenmesi ile de bulaşabilir. 

İkinci önemli hastalık malta humması veya bruselloz dediğimiz hastalıktır. Hayvanların çıkartıları ile temasla hasarlanmış deriden girebildiği gibi (özellikle hayvancılıkla uğrşanlar veya veterinerlerde olduğu gibi), ülkemizde en sık bulaş yolu iyi kaynatılmadan yapılmış taze peynirin yenmesi ile  bulaşabilir. Birçok organı tutar ancak en sık kemik-eklem sistemininde iltihaba sebep olur.  

Kurban bayramından sonra görülebilen ve genellikle ellerin kesilme ve bu kesiğin  çiğ etle  teması sonucu şarbona benzer ancak daha selim ve iyi seyirli deri belirtisi ile seyreden  ORF’tur. Bir virüs hastalığıdır.  Bu grupta sütçü nodülü hastalığı da vardır ve  adından anlaşılacağı gibi süt sağanlarda ellerde görülen bir hastalıktır.

Daha az oranda çiğ etle temas  ve ellerin ağıza götürülmesi ile bulaşan toksoplazma (özellikle daha önce bu hastalığı geçirmemiş hamileler çok dikkatli olmalı) önemlidir. Hamilelik sırasında alınırsa bebekte bir çok organda gelişme geriliği veya hastalığı yapabilir.

 Prion denen bir proteinin sebep olduğu, nadir görülen;  hastalıklı büyükbaş hayvanın et ve sakatatlarının yenmesi ile oluşan Deli Dana Hastalığı ‘da vardır. 


KORUNMA

Tedaviden çok korunma önemli bir savunma mekanizmasıdır. Bu hastalıkların bulaşını önlemek için;

    Hayvan veya hayvan ürünlerine güvenli olarak dokunulmalı (el yıkama ve eldiven giyme gibi),


2-Hayvan leş veya atıklarının güvenli olarak ortadan kaldırılması

3-Kesilme, berelenme, sıyrığa neden olabilen araç-gereçleri kullanırken dikkatli olmalı,

4- Açık yaraları su geçirmez bant ile kapatmalı,

5- Çalışırken oluşabilecek kesi ve berelenmeleri hemen temizlemeli - asepsi, antisepsi uygulamalı-,

6-Düzenli ve doğru el yıkama sağlanmalı, yıkanmamış ellerle ağız, göz ve yüze dokunulmamalı ,

7-Temas onrası ve öncesi ellerin usulüne göre  sık yıkanmalıdır.

8-Gereken hallerde eldiven giyilmesi (hayvanın  kan ve çıkartılarına  temas gerektiğinde veya  kurbanlıkla uğraşan kişinin  elinde yara v.b. varsa)

9- Su geçirmez önlük giyilmesi


CİNSEL YOLLA BULAŞAN HASTALIKLAR


Bu hastalıkların kuluçka süreleri (temas gününden  hastalığın çıktığı güne kadar geçen süre) çok farklılık gösterir. Kuluçka süreleri birkaç günden (birkaç gün-bel soğukluğu), 6 aya kadar değişiklik gösterebilir (hepatit B) .Son yıllarda seyahat ve kontrolsüz seks sonucu yılda 100 milyonun üzerinde insana oldukça fazla sayıda cinsel yolla bulaşan hastalık bulaşmaktadır. En çok bilinen hastalıklar bel soğukluğu (gonore) ve HIV/AIDS’tir.  Bu yolla bulaşan hastalıklara sahip annelerden;  hamilelikte,  doğum sırası ve sonrasında  bebeklerine  de geçebilmektedir (hepatit B ve HIV/AIDS). Bu hastalıkların bir kısmının  asıl bulaşma yolu cinsel yol iken, bazılarının ise  asıl bulaşma yolu dışında cinsel yolla da bulaşabilmektedir.  Asıl bulaşma yolu cinsel yol olan hastalıklar içinde virüsler (hepatit B, HIV/AIDS, genital herpes –uçuk virüsü- , molluskum kontagiozum, insan papilloma virüs-siğil virüsü-); bakteriler (frengi, gonore-bel soğukluğu-, klamidya, yumuşak şankr v.b.) ve tek hücreli canlılardan trikomonas sayılabilir. Asıl bulaşma yolu cinsel yol olmayan ancak bu yolla da bulaşabilen etkenler de vardır (virüslerden hepatit C, CMV, EBV, Zika virüs; bakterilerden mobilinkus ve gardnerella; mantarlardan kandida; parazitlerden uyuz ve bit sayılabilir).   


TANI

Hastalığa göre  değişmek üzere doktor muayenesi ile tanı konabildiği gibi (genital herpes-uçuk-, molluskum kontagiozum v.b.), muayene sonrası idrar yolu akıntısı, vajinal akıntının mikrobiyolojik olarak incelenmesi (gonore, trikomonas, kandida v.b), doku örneğinde genetik analiz (insan papilloma –siğil virüsü-) veya kan testleri ile (hepatit B, HIV/AIDS, frengi  v.b) kesin tanıya gidilenler vardır. Bazılarının uzun kuluçka süreleri nedeni ile bu hastaların 6 ay süre ile belli aralıklarla izlenmesi gerekir.


TEDAVİ

Bir kısmı kesin olarak tedavi edilebilirken (bel soğukluğu, hepatit C, trikomonas, uyuz, bit v.b.) bir kısmına ömür boyu tedavi verilmeli (hepatit B, HIV/AIDS) , bir kısmında da alevlenme olduğunda  tedavi edilir (genital uçuk, frengi v.b.) .


KORUNMA

En önemli korunma yolu tek eşlilik olup, kontrolsüz sekste kondom (prezervatif) kullanılması birçok cinsel yolla bulaşan/bulaşabilen hastalıklara karşı önemli bir korunma sağlar. Bu hastalıklardan sadece hepatit B ve insan papilloma (siğil virüsü) için koruyucu bir aşı vardır. Hepatit B aşısı  1998 den beri ülkemizde yeni doğanlara uygulanmaktadır.   


ŞARBON HASTALIĞI

Şarbon,bacillus anthracis bakterisinin neden olduğu,ot yiyen hayvanlardan insana bulaşan ölümcül  zoonotik bir hastalıktır.hastalık insanlara hasta hayvanlar ile temas,hasta hayvan karkası ile temas ,hasta hayvanlardan elde edilen ürünler ile temas sonucu bulaşır.ülkemizde endemik hastalık olarak bilinir.1960 den beri hastalık kayıtları incelendiğinde hasta vaka sayılarında ciddi azalma olduğu gözlenmektedir.son zamanlarda artan şarbon haberinin insanları tedirgin ettiği bir gerçektir.peki şarbon korkmamız gereken bir hastalık mıdır? Evet şarbon ölümcül olan çok önemli bir hastalıktır.  Şarbon mikrobu vücudumuza değişik yollarda girer.cilt yolu,solunum yolu ve ağız yolu ile vücudumuza giren mikrop giriş yerine göre değişik belirtilere neden olur.

Deri şarbonu; bakterinin deri ile temas etmesi sonucu deride çizik,yara varsa mikrop cilt bütünlüğü bozulan bölgeden kolaylıkla vücudumuza girer.en çok el,kol ,boyun ve yüz gibi açık bölgelerde yaralara nede olur.hastalık deride giriş yerinde ağrısız yara meydana getirir.hastada ateş yüksekliği,bulantı,kusma ve lenf düğümlerinde şişme gibi belirtilere neden olur . erken tanı konmaz ve tedavi edilmezse ölümcül olabilir.tanı yara kültürü ile konur

Akciğer şarbonu ;solunum yolu ile vücuda giren bakteri akciğerde iltihaplanmaya ,göğüs kafesinde lenf düğümlerinde şişmeye neden olur. Yüksek ateş,vücutta lenf düğümlerinde şişme,nefes darlığı ve göğüs ağrısı şikayetine neden olur.birçok solunum yolu hastalığı ile benzer şikayetlere neden olduğu için tanı balgam ve kan kültürleri ile konulur.erken  ve doğu tedavi edilmediği zaman ölümcül seyreder.

Mide - bağırsak sistemi şarbonu; enfekte hayvan etlerinin yenmesi ile bulaşır.etlerin iyi pişmemiş olması bulaşta önemli rol oynar.hastalık mide bağırsak sisteminde  ciddi kanamalara ve kanamalara bağlı şok ve ölüme neden olur.gaita,kan,mide sıvısı ve batında asit varsa asit sıvısında kültürde üreme ile tanı konulur

Şarbon memenjiti; deri,akciğer ve mide bağırsak sitemi şarbon hastalığına yakalanan hastalarda kan ve lenf yolu ile yayılımı sonucu oluşur.erken tanı ve tedavi yapılmazsa ölümcüldür.

Şarbon şepsisi;daha çok akciğer ve  sindirim sistemi şarbonu vakalarında görülür hayati risk çok yüksektir

Şarbon hastalığının tedavisi için kullanılan en önemli antibiyotik penisilin dir. Penisilin alerjisi olanlarda tetrasiklin,kilolon,birinci kuşak sefalosporinler yüksek dozda kullanılmalıdır.deri şarbonunda  cerrahi müdahalenin yeri yoktur.lokal antibiyotik tedavisi fayda vermez.deri şarbonunda sistemik antibiyotik tedavisi ve lokal yara temizliği yapılması yeterlidir.


SONBAHAR: HASTALIK MEVSİMİ Mİ? NİÇİN?

Sonbahar;  soğuğa geçişin ara dönemi, gündüz –gece ısı farkının çok olduğu, kuraklıktan –yağışlı mevsime geçiş dönemi ve dolayısiyle güneşin daha az görüldüğü , tatilden okula gidişin başlangıcı, okulların açılma mevsimi, tatil /yazlık dönüşü  ve nihayet kapalı ortamda sosyal/kalabalık aktivitelerin içinde daha fazla bulunulan bir mevsim olarak önümüze çıkar.  Bu durumların herbirinin hastalık yapma üzerine şüphesiz katkısı vardır. Nasıl bir hastalık grubu ile karşılaşabiliriz? Toplum ve kişisel sağlığı hangi durum tehdit eder?  Bu hastalıklardan korunabilir miyiz? 

Bu durum ve sorulardan anlaşılacağı gibi konumuz kişiyi ve dolayısiyle toplumu ilgilendiren, bulaşabilme özelliği olan enfeksiyon (bulaşıcı) hastalıklarıdır.

Yukarıda bahsedilen durumların  ne gibi hastalıklara  neden olabileceğini ve nedenlerini burada   kısaca gözden geçirelim.

1-      Gündüz sıcak gece nisbeten daha serin-soğuk olması, yaz alışkanlığının devam etmesi yani yaz kıyafetlerinden tam olarak vazgeçilememesi soğuğa maruziyet yaratabilir. Soğuk dolaşım sistemin etkilenmesine ve mikroorganizmaların kan temasının azalmasına ve dolayısiyle  bu küçük canlıların vücudun bağışık sistem hücrelerinden kaçışına  neden olarak hastalık yapacak düzeye kadar  çoğalmasına neden olabilir. Solunum sistemine yerleşebilen birçok virüs (grip, parainfluenza, solunum sinsityal virüs, corona virüs, nezle virüsü, adenovirüs, enterovirüs  v.b. ) birçok bakteri (menengokok,  A grubu beta hemolitik streptokok,  Hemofil bakteriler , tüberküloz v.b)  damlacık veya temas yolu solunum sisteminden girerek hastalık yapabilir Kalabalık yaşam ile insanlar arasındaki temasın artması  (okulların açılması, sinema, tiyatro, kapalı mekandaki konserler,  kapalı kalabalık mekanlarda bulunulması  v.b)  ile insanlar arasında yayılım kolaylaşabilir. Hatta bazen grip, soğuk algınlığı nezle, menenjit  salgınları gibi salgınlara da neden olabilir. 

 

2-      Bu mevsimin ikinci önemli hastalık grubu mide-barsak enfeksiyonları (iltihabı)’dır.  Burada en önemli neden yaz mevsiminde insan çıkartılarında kuraklık nedeniyle üreme /çoğalma yeteneği azalan mikroorganizmaların yağış/nemle birlikte  çoğalmaya başlaması ve/veya canlılıklarını daha uzun süre dış ortamda devam ettirmeleri ve  mikroorganizmaların (salmonella, şigella, kampilobakter , giardia, amip, enterovirüsler, çocuk felci virüsü, adenovirüsler, koronavirüsler, rotavirüsler, nörovirüsler  v.b)  yağışla birlikte bulundukları yerden su kaynaklarını ve  özellikle yerde yetişen meyve ve   sebzeleri kirletmesine neden  olabilir. Bu şekilde insan çıkartılarının kontrolsüz olduğu  yerden  ve/veya  kirli ellerle  son tüketicilere  gelebilmekte ve ağız yolundan bulaşabilmektedir.

Tedavi

Yukarıda bahsedildiği gibi  ister solunum sistemine ister mide-barsağa yerleşerek  hastalığa neden olabilen birçok mikroorganizma  vardır. Genel anlamıyla herbir hastalık grubunun kendi içinde   (solunum ve mide barsak hastalıkları)  benzer klinik tablolar yapar gibi görünmesine rağmen grup içindeki mikroorganizmaların yaptığı hastalıkların sonuçları ve tedavileri farklılık gösterir.  Bu nedenle  doktora başvurulmalı;  nasıl bir tedavi verileceği ve bunun yanında  antibiyotik ihtiyacı olup olmadığı ve antibiyotik gerekiyorsa hangi antibiyotiğin verilmesi gerektiği ile diğer  tedavi önerileri doktoru tarafından hastaya bildirilmelidir.

 Korunma

Yukarıda bahsedilen birçok mikroorganizmanın solunum yolu, temas ve sindirim yolu ile bulaşabilmesi  mümkün olabildiğine göre bu hastalıklardan korunmak mümkün mü?

1-Aşı ile korunma:  Çoğu mikroorganizma için henüz aşı geliştirilememiştir.  Grip, menenjit, tifo, rotavirüs  gibi sınırlı sayıda mikroorganizmalara karşı  aşı vardır.

2-Kişisel korunma tedbirleri (kişisel hijyen): Burada en önemli şey hijyenik el yıkamadır. Çünkü eller ağıza, göze, deriye, masaya , sebzeye v.b gibi herşeye farkında olmadan temas etmekte ve aracı olarak  mkroorganizmaları sindirim ve solunum sistemine  taşıyabilmektedir. Nezle virüsünün  %50 ‘den fazla kişiye  ellerle bulaştığını  hatırlatmakta fayda var. 

3-Çok soğuk içecekler dolaşımı bozarak;  çok sıcak içeceklerin ise  mukoza hasarı yaparak etkenlerin girişini kolaylaştırdığı bilinmelidir.  

4-Solunum sistemi hastalığına yakalandığımızda  cerrahi (bez) maske takarak diğer insanlara hastalığın bulaşını önleyebiliriz veya kalabalık ortamlardan hastalık süresince uzak durmalıyız.

5-Öksürük ve aksırırken dirsek içi ile ağız ve burunu kapatarak bunu yapmalıyız.

6- Mevsim gereği gece-gündüz ısı değişimine uygun giyinmeliyiz

7-Mide-barsak iltihabından korunmak için; kontrolsuz, açık su içmemek, kabuğu olan meyveleri yıkayarak ve kabuklarını soyarak, sebzeleri bol su/sirkeli su  ile yıkayarak hazırlamalı ve öğle yemeliyiz.

8-Ambalajlı, üzerinde son kullanım tarihi olan gıdaları tercih etmekte de fayda vardır. Açıkta satılan gıda maddelerinde riskin fazla olduğunu bilmemiz gerekir.

9-Bağışıklık sisteminin iyi çalışmasının aşırı stresten uzak bir yaşam ve  dengeli beslenmeden geçtiğini de unutmamalıyız.

Sonuç olarak bulaşıcı hastalıklardan korunmanın en iyi yolu tüm yukarıda bildirilen uygulamalar yanında;  gerekli  aşıların yapılması  ve hijyenik  el yıkamanın  önemini bir daha hatırlatır hastalıksız nice mevsimler geçirmenizi dileriz. 

“İNSAN İMMUN YETMEZLİK VİRÜSÜ (HIV)” VE YAPTIĞI HASTALIK “KAZANILMIŞ BAĞIŞIKLIK YETMEZLİK SENDROMU (AIDS)”

İnsan İmmün Yetmezlik Virüsü veya daha bilinen adıyla HIV, Kazanılmış Bağışıklık Yetmezlik Sendromu (AIDS)'e yol açan virüstür. İki tipi vardır. Hastaların çoğu tip 1 ile enfektedir. Virüs CD4 denen bağışıklık hücresine girerek yıllar içinde bu hücrenin azalmasına, buna bağlı olarak bağışıklık sisteminin çökmesine (AIDS) ve sonunda mikroorganizmalar ile daha kolay hastalanmasına ve daha fazla kansere neden olarak ölüme yol açar. Medicana Bursa Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Reşit Mıstık konu hakkında bilgi verdi. Virüsü taşıyan ve hastalık bulgusu veya fırsatçı mikroorganizmaların yaptığı herhangi bir hastalığı olmayanlara HIV pozitif denmektedir. Tedavi edilmeyen ve tanısı geç konanlarda görülen ve hastalıkla ilgili bir klinik bulgu (fırsatçı enfeksiyon) tespit edilenlere ise AIDS denmektedir.

HIV ‘in Bulaş Yolları

HIV, HIV ile enfekte olmuş bir bireyin vücut sıvılarına temas edilmesiyle (kan, meni, vajinal salgı vb.) bulaşır. Virüs, enfeksiyonun her aşamasında enfekte olmuş; ama hiçbir şikâyeti bulunmayan kişilerden de bulaşabilmektedir. HIV’in asıl bulaş yolu cinsel yoldur. Ancak, kan ve kan ürünleriyle veya gebelikte anneden bebeğe, emzirme, meni ve vajinal salgılarla da bulaşabilir.

HIV’in Bulaşı İçin Risk Faktörleri

Korunmasız cinsel ilişki, başka bir cinsel yolla bulaşan hastalık varlığı (frengi, bel soğukluğu, vajinit, genital uçuk , vb.), ortak kullanılan enjektör ve solüsyonları, kan ve doku nakli, sağlık çalışanları için kazaen iğne batması bulaş için önemli faktörlerdir.


HIV’in Dünya’da ve Ülkemizdeki Yaygınlığı

Dünya’da 2017 yılında 36.9 milyon HIV pozitif hasta olduğu ve bunların 2 milyonunun 15 yaş altı çocuklar olduğu bilinmektedir. Afrika’da bu olguların çok büyük bir kısmı bulunmaktadır (25.7 milyon). 2016 yılı sonuna kadar toplam 35 milyonun üzerinde AIDS’e bağlı hastalıklar nedeniyle ölüm gerçekleştiği tahmin edilmektedir. 2017 yılı içerisinde dünya çapında 1.8 milyon yeni teşhis HIV (+) vakası ve bunların 2/3 ü Afrika’dan bildirilmektedir. Yine aynı yıl için 940.000 ölüm bildirilmiştir. Türkiye’de ise 2017 sonuna kadar doğrulaması yapılmış 17.000’in üzerinde HIV (+) ve 2000’nin üzerinde AIDS olgusu rapor edilmiştir. Ayrıca ülkemizde 2016 yılı içerisinde 2.470 yeni tanı almış olgu ortaya çıkmıştır.

HIV’den Korunma

HIV’in bulaşmasından korunmanın temeli güvenli cinsel ilişkidir. Düzenli bir biçimde kondom (prezervatif/kılıf/kaput) kullanmak, cinsel partnerlerin durumunu bilmek/sayısını sınırlamak ve ilaç enjeksiyon ekipmanlarını paylaşmamak gerekmektedir.

Özellikle HIV pozitif olguların %80’ninden fazlasının olduğu Afrika’da anneden çocuğa bulaş HIV’in çocuklara bulaşmasının en yaygın yoludur.

HIV, HIV (+) insanlarla aynı yerde yemek yemek, aynı evi, odayı, sınıfı, tuvaleti paylaşmak, tokalaşarak veya onlara sarılarak, kullandıkları tabakları, klozet kapakları veya kapı kolu gibi eşyalarına dokunarak da bulaşmaz. HIV, hava yoluyla, kene, sivrisinek ya da diğer böcek ısırıklarıyla da bulaşmamaktadır.

Riskli temas sonrası mümkün olan en kısa sürede ilaç tedavisi başlanması bulaş riskini %80-90 azaltmaktadır.

HIV/AIDS’in Tanısı

Kan tetkikleri HIV teşhisi için en yaygın test yöntemidir. Vücudun virüse karşı oluşturacağı antikorların (savaşçı hücreler) 6 haftadan 6 aya kadar bir süre içerisinde oluşmaya başlaması nedeniyle risk altında olduğu düşünülen hastalar takip edilmelidir.
HIV/AIDS teşhisinde,

· ELISA

· Salgı Testi (ağız içinden sürüntü),

· Virüs Yükü Testi

· Western Blot testi (ELISA testini doğrulamak için yapılır)

HIV/AIDS Testi

Kendinden şüphelenen herkes kolay ve kan örneğiyle bakılan ELISA yöntemiyle anti-HIV baktırabilir . Pozitif çıkan test sonucu yalancı pozitif olabilir düşüncesiyle testi yapan laboratvar doğrulama testi olan Western Blot için Halk Sağlığı Kurumuna kan örneğini gönderir.



HIV’in Tedavisi

HIV enfeksiyonun tedavisinde virüsün çoğalmasını kontrol eden, antiretroviral tedavi (ART) olarak adlandırılan ilaçlar kullanılmaktadır. ART, HIV’in çoğalmasını önler ve vücuttaki virüs miktarını azaltır. Günlük olarak alınır. Vücutta daha az virüs yükünün bulunması bağışıklık sisteminin etkinliğinin kuvvetlenmesini ve hastalığın AIDS’e ilerleyişin önler. HIV (+) olan bireylerin mümkün olan en kısa sürede tedaviye başlamaları gerekmektedir. Antiretroviral tedavi, HIV (+) bireylerin daha uzun ve sağlıklı yaşamalarına yardım eden ve yaşam boyu süren bir tedavidir. Bu tedavilerle 2000-2017 yılları arasında yeni olgu oranı %36 ve HIV ile ilişkili ölüm oranı ise %38 düşmüştür.

Bugün için ömür boyu süren ve günlük olarak alınan ilaçlarla tedavi edilen HIV; kalp hastalıkları, hipertansiyon, romatizmal hastalıklar (lupus eritamatozus , ankilozan spondilit, romatoid artrit … ) v.b. ‘dan daha az öldürücü olduğu düşünülmektedir. Bu nedenle Dünya Sağlık Örgütü 2018 yılında AIDS’i ölümcül hastalıklar listesinden çıkarmıştır.


Tedavisiz Olgular

HIV pozitif olgular tedavisiz bırakılırsa AIDS ilerler ve 3-10 yıl içinde araya giren fırsatçı enfeksiyonlar veya daha az oranda oluşan kanser sonucu genellikle kaybedilir. Tanı almamış veya tedavi almayan HIV pozitif olgular hastalığın yayılmasına da neden olmaktadır.


 

SEYAHAT EDECEĞİNİZ YER ÖNEMLİ- SON SALGININ ETKENİ :  ZİKA VİRÜS 

 

Son yıllarda iş ve gezi amaçlı seyahat edenlerin  sayısında ulaşımın  kolaylaşması nedeniyle artış  olmuştur. Bu artış seyahat edilen ülkeden alınabilecek bir bulaşıcı hastalık riskini de beraberinde getirir. Bununla ilgili;  2002 yılında ciddi akut solunum sendromu (SARS- 2004 te son buldu) ve  2014-2015 'te Afrika’da  Ebola Virüs Ateşi için Dünya Sağlık Örgütü (WHO) ve Amerika Birleşik Devletler Hastalıkları Kontrol Merkezi (CDC) tarafından seyahat uyarıları  yapılan salgınlar olarak hafızamızda  yerini  aldı. Tabii ki bir mikroorganizma  olan virüslerin yaşamlarını  sürdürmeleri için memelilere ihtiyacı vardır ve bunlarla ilgili hastalıkları da tanımlanmıştır. İnsan bünyesinde daha önce alınıp  hastalık yapmadan uyur tarzda  olan ve bazen alevlenen  (sitomegalovirüs, Epstein Barr Virüs, Human Papilloma Virüs, Herpes Simpleks Virüs  v.b.) ile müzmin  hastalık yapan (hepatit B, C virüsleri, AIDS’e neden olan İnsan İmmün Yetmezlik Virüsü  v.b.) virüsler  vardır.  Ayrıca kızamık, kızamıkçık  v.b gibi hastalık yapıp geçen veya sekel bırakan virüslerle de karşılaşıyoruz.  İşte son virüslere benzer olan  Zika Virüs;  2015 te  başlayan ve hala devam eden salgının  nedenidir. Zika virüs ilk olarak 1947 de Uganda'dan bildirilmiş yıllar içinde tropikal kuşaktaki  diğer ülkelere yayılım  göstermiş ve bu ülkelerden Brezilya'da  mikrosefali (küçük beyinli bebek),  Guillian Barre Sendromu (ayaklardan başlayıp  göğüse ve solunum kaslarını da etkileyen felçlerle karakterize bir sendrom) ve ansefalit?  (beyin iltihabı?)  olgu artışlarının  bu virüsle ilişkili olduğu çoğu otör , WHO ve CDC tarafından kabul görmüş ve üzerinde önemle durulmaya  başlanmıştır.   

Zika virüs  nasıl bulaşır,  nasıl bir hastalık  yapar,  kimler risk altında?  Virüs Aedes aegypti denen ve bu virüsü taşıyan  sivrisineğin sokmasıyla bulaşır.  Bu sinek aynı zamanda bu bölgelerde  Chikungunya ve Deng gibi virüsleri de taşıyabilir  ve   insanlara bu hastalıkları  bulaştırabilir.  Zika virüs  altı ay kadar idrar ve üreme organ  salgılarında  kaldığı  için cinsel yolla da bulaşabilir. Bu sineğin özelliği ve sıtmayı bulaştıran  Anophel cinsi sivrisinekten farkı ise gündüz de insanları sokmasıdır.   Kuluçka süresi sonunda kırgınlık,  halsizlik, hafif ateş, eklem ve tendon ağrıları ve  kaşıntılı kızamık benzeri döküntü ile başlayabilir.  Döküntü 3-4 günde iz bırakmadan solar ve arkasından artrit denen geçici eklem iltihabı gelişebilir.  Bu iltihap romatoid artrit veya ankilozan spondilit gibi müzmin romatizmal hastalıkları  olanlarda uzun süren alevlenmelere ve bu hastalıkların  tanısı  konmamış  bazı kişilerde  ortaya çıkmasına neden olabilir.  Hastalığın  2/3 oranında belirtisiz seyrettiği de bilinmelidir.

Tedavisi yoktur.  Aşı çalışmaları  başlamış  ancak sonuçlanması uzun yıllar alacağı ifade edilmektedir.

Peki biz size neyi önerebiliriz?

1- Doğurganlık yaşındaki  kadınlar  bu ülkelere seyahattan 6 ay sonrasına kadar  gebe kalmamalı , bu ülkelere  seyahat eden erkekler  ise eşlerini aynı süre zarfında  gebe  bırakmamalıdır.   

2-Gebe kadınların bu hastalığın  olduğu  bölgelere seyahat etmemeleri gerekmektedir.

3-Romatoid artrit, ankilozan spondilit v.b. gibi eklem ve ekleri hastalığı olanlar (romatizmal hastalıklar)  bu ülkelere seyahat ederken dikkatli olmalı

4- Sivrisinek sokmalarına karşı  cibinlikler ve uzun kollu gömlek , pantalon giyilmeli 

ve vücudun açık yerlerine  repellent denen sinek kovucular sürülmelidir. 

5- Son olarak gidilecek ülkelerdeki hastalıklara karşı uyarılar ve öneriler için  doktora başvurmalısınız  

6-Doktorunuzdan gideceğiniz ülkeye seyahat öncesi o ülkedeki bulaşıcı hastalıklar hakkında bilgi alınız.  

7- Aşı ile korunabilir birçok bulaşıcı  hastalığa karşı çocuklardakine benzer şekilde  erişkinlere ait aşı takvimi olduğu bilinmeli  ve bunu hayata geçirmemiz gerektiğinin bilincinde olmalıyız.

Sonuç olarak; WHO ve CDC  yetkilileri Zika Virüs Enfeksiyon salgınının  hala devam ettiği uyarısı  yapmaktadır,


 

ŞARBON HASTALIĞI

Şarbon,bacillus anthracis bakterisinin neden olduğu,ot yiyen hayvanlardan insana bulaşan ölümcül  zoonotik bir hastalıktır.hastalık insanlara hasta hayvanlar ile temas,hasta hayvan karkası ile temas ,hasta hayvanlardan elde edilen ürünler ile temas sonucu bulaşır.ülkemizde endemik hastalık olarak bilinir.1960 den beri hastalık kayıtları incelendiğinde hasta vaka sayılarında ciddi azalma olduğu gözlenmektedir.son zamanlarda artan şarbon haberinin insanları tedirgin ettiği bir gerçektir.peki şarbon korkmamız gereken bir hastalık mıdır? Evet şarbon ölümcül olan çok önemli bir hastalıktır.  Şarbon mikrobu vücudumuza değişik yollarda girer.cilt yolu,solunum yolu ve ağız yolu ile vücudumuza giren mikrop giriş yerine göre değişik belirtilere neden olur.

Deri şarbonu; bakterinin deri ile temas etmesi sonucu deride çizik,yara varsa mikrop cilt bütünlüğü bozulan bölgeden kolaylıkla vücudumuza girer.en çok el,kol ,boyun ve yüz gibi açık bölgelerde yaralara nede olur.hastalık deride giriş yerinde ağrısız yara meydana getirir.hastada ateş yüksekliği,bulantı,kusma ve lenf düğümlerinde şişme gibi belirtilere neden olur . erken tanı konmaz ve tedavi edilmezse ölümcül olabilir.tanı yara kültürü ile konur

Akciğer şarbonu ;solunum yolu ile vücuda giren bakteri akciğerde iltihaplanmaya ,göğüs kafesinde lenf düğümlerinde şişmeye neden olur. Yüksek ateş,vücutta lenf düğümlerinde şişme,nefes darlığı ve göğüs ağrısı şikayetine neden olur.birçok solunum yolu hastalığı ile benzer şikayetlere neden olduğu için tanı balgam ve kan kültürleri ile konulur.erken  ve doğu tedavi edilmediği zaman ölümcül seyreder.

Mide - bağırsak sistemi şarbonu; enfekte hayvan etlerinin yenmesi ile bulaşır.etlerin iyi pişmemiş olması bulaşta önemli rol oynar.hastalık mide bağırsak sisteminde  ciddi kanamalara ve kanamalara bağlı şok ve ölüme neden olur.gaita,kan,mide sıvısı ve batında asit varsa asit sıvısında kültürde üreme ile tanı konulur

Şarbon memenjiti; deri,akciğer ve mide bağırsak sitemi şarbon hastalığına yakalanan hastalarda kan ve lenf yolu ile yayılımı sonucu oluşur.erken tanı ve tedavi yapılmazsa ölümcüldür.

Şarbon şepsisi;daha çok akciğer ve  sindirim sistemi şarbonu vakalarında görülür hayati risk çok yüksektir

Şarbon hastalığının tedavisi için kullanılan en önemli antibiyotik penisilin dir. Penisilin alerjisi olanlarda tetrasiklin,kilolon,birinci kuşak sefalosporinler yüksek dozda kullanılmalıdır.deri şarbonunda  cerrahi müdahalenin yeri yoktur.lokal antibiyotik tedavisi fayda vermez.deri şarbonunda sistemik antibiyotik tedavisi ve lokal yara temizliği yapılması yeterlidir.