TIBBİ BİRİMLER


+A A-

MEDICANA BURSA Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları

POLİKİSTİK OVER SENDROMUNDA ERKEN TANI ÖNEMLİDİR


Polikistik over sendromu üreme çağındaki kadınlarda sık görülen bir hormonal bozukluktur. Altta yatan neden tam olarak bilinmemekle birlikte, yumurtalıklarda erkeklik hormonlarının fazla üretimi, insülin düzeylerinde artış ve genetik faktörlerin rolü olduğu düşünülmektedir. Ailesinde polikistik over sendromu olan kişilerde risk daha yüksektir. Bununla birlikte, günümüzde obezitenin yaygınlaşması hastalığın görülme sıklığında artışa neden olmuştur. Medicana Bursa Hastanesi Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı Dr. Pınar Şişman konu hakkında bilgi verdi.


Polikistik over sendromu sıklıkla ergenlik döneminde başlar. Düzensiz adet kanamaları, yüz ve vücut kıllarında artış ve sivilcelenme klinik bulguları arasındadır. Hastalık, yumurtlamayı azaltarak ya da engelleyerek doğurganlığı azaltır. Gebe kalındığında ise gebelik döneminde kan şekeri ve tansiyon yüksekliğine, düşüğe ya da erken doğumlara neden olabilir. Karaciğer yağlanması, tip 2 diyabet, metabolik sendrom ve hipertansiyona yol açabilir. Hastalarda uyku apnesi, depresyon, anksiyete ve yeme bozukluğu görülme sıklığı artmıştır.

Hastalık hormonal tetkiklerin yapılması ile tanı alır. Bununla birlikte riskli hastalarda kan şekeri, kolesterol ve kan yağları ölçümleri gerekebilir. Ultrasonografik değerlendirmede, uzun süredir yumurtlamanın olmamasına bağlı, hastaların yumurtalıklarında çatlamamış yumurta içeren çok sayıda kistler bulunur. Bu görüntü sağlıklı kişilerde de olabileceği gibi polikistik over hastalığı tanısı için mutlak şart değildir.

Polikistik over sendromlu hastalarda sağlıklı ve dengeli beslenme önerilir. Bununla birlikte kilolu hastalarda düşük kalorili diyet ile kilo verilmesi sağlanmalıdır. Diyet ve egzersizi içeren yaşam tarzı değişikliği insülin direnci önleyerek diyabet gelişimini engelleyebilir. Vücut ağırlığında %5-10 düşüş adet düzeninin sağlanmasında bazen tek başına bile yeterli olabilir.

Medikal tedavi hastanın şikayet ve fizik muayene bulgularına göre düzenlenir. Hastanın yakın zamanda çocuk sahibi olmak istemesi tedavi seçiminde önemlidir. Medikal tedavi adet düzeninin sağlanmasında, kıllanma artışının önüne geçilmesinde ve uzun vadede neden olabileceği sağlık problemlerinin önüne geçilmesinde fayda sağlar.

POLİKİSTİK OVER SENDROMUNDA ERKEN TANI ÖNEMLİDİR


Polikistik over sendromu üreme çağındaki kadınlarda sık görülen bir hormonal bozukluktur. Altta yatan neden tam olarak bilinmemekle birlikte, yumurtalıklarda erkeklik hormonlarının fazla üretimi, insülin düzeylerinde artış ve genetik faktörlerin rolü olduğu düşünülmektedir. Ailesinde polikistik over sendromu olan kişilerde risk daha yüksektir. Bununla birlikte, günümüzde obezitenin yaygınlaşması hastalığın görülme sıklığında artışa neden olmuştur. Medicana Bursa Hastanesi Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı Dr. Pınar Şişman konu hakkında bilgi verdi.


Polikistik over sendromu sıklıkla ergenlik döneminde başlar. Düzensiz adet kanamaları, yüz ve vücut kıllarında artış ve sivilcelenme klinik bulguları arasındadır. Hastalık, yumurtlamayı azaltarak ya da engelleyerek doğurganlığı azaltır. Gebe kalındığında ise gebelik döneminde kan şekeri ve tansiyon yüksekliğine, düşüğe ya da erken doğumlara neden olabilir. Karaciğer yağlanması, tip 2 diyabet, metabolik sendrom ve hipertansiyona yol açabilir. Hastalarda uyku apnesi, depresyon, anksiyete ve yeme bozukluğu görülme sıklığı artmıştır.

Hastalık hormonal tetkiklerin yapılması ile tanı alır. Bununla birlikte riskli hastalarda kan şekeri, kolesterol ve kan yağları ölçümleri gerekebilir. Ultrasonografik değerlendirmede, uzun süredir yumurtlamanın olmamasına bağlı, hastaların yumurtalıklarında çatlamamış yumurta içeren çok sayıda kistler bulunur. Bu görüntü sağlıklı kişilerde de olabileceği gibi polikistik over hastalığı tanısı için mutlak şart değildir.

Polikistik over sendromlu hastalarda sağlıklı ve dengeli beslenme önerilir. Bununla birlikte kilolu hastalarda düşük kalorili diyet ile kilo verilmesi sağlanmalıdır. Diyet ve egzersizi içeren yaşam tarzı değişikliği insülin direnci önleyerek diyabet gelişimini engelleyebilir. Vücut ağırlığında %5-10 düşüş adet düzeninin sağlanmasında bazen tek başına bile yeterli olabilir.

Medikal tedavi hastanın şikayet ve fizik muayene bulgularına göre düzenlenir. Hastanın yakın zamanda çocuk sahibi olmak istemesi tedavi seçiminde önemlidir. Medikal tedavi adet düzeninin sağlanmasında, kıllanma artışının önüne geçilmesinde ve uzun vadede neden olabileceği sağlık problemlerinin önüne geçilmesinde fayda sağlar.

 

METABOLİZMA HIZIMIZI NELER ETKİLER


Canlılarda organların çalışması, vücut sıcaklığının korunması ve yaşamsal faaliyetlerin sürdürülmesi için gerekli olan minimum metabolizma değerine “bazal metabolizma” denir. Metabolizma hızı, vücudumuzun besinlerle aldığı kaloriyi enerjiye dönüştürme, bir başka deyişle yakma kapasitesini gösterir. Metabolizma hızımız üzerinde pek çok faktör etkilidir:

Genetik faktörler: Metabolizma hızını belirleyen faktörlerin başında genetik yapımız rol oynar. Genetiğimiz hem besinlerle aldığımız kalorinin ne kadarının yakılacağını, hem de yağ olarak depolanan fazla kalorinin vücudumuzun hangi bölgesinde daha yoğun yerleşim göstereceğini belirlemede belirleyicidir.

İleri yaş: Yaş metabolizma hızını belirleyen faktörlerden bir diğeridir. 20-40 yaşlarına kadar metabolizma hızı en yüksek iken ilerleyen yaş metabolizma hızını olumsuz etkiler. 50 yaşından sonra her 10 yılda bir metabolizma hızının yaklaşık %2 yavaşladığı bilinmektedir. Bunun nedeni ilerleyen yaşla birlikte fiziksel aktivitenin azalması, kas dokusunun azalması ve yağ dokusunun artışıdır. Gebelik dönemi ise metabolizma hızının arttığı dönemdir.

Yağ doku artışı: Vücutta yağ dokusu arttıkça bazal metabolizma hızı düşer, kas dokusu arttığında ise bazal metabolizma hızı yükselir. Genellikle kadınlarda yağ dokusu erkeklere göre daha fazla, kas dokusu daha az olduğu için kadınların bazal metabolizma hızı erkeklere göre daha düşüktür.

Hormonlar: Başta tiroid hormonları olmak üzere adrenalin, noradrenalin ve büyüme hormonu gibi bazı hormonların metabolizmamız üzerinde önemli etkileri vardır. Tiroid bezinin az çalışması (hipotiroidi) durumunda metabolizmamız yavaşlar, fazla çalışması (hipertiroidi) durumunda ise metabolizma hızlanır.

Öğün atlama: Uzun süre açlık ve yarı açlık durumlarında da bazal metabolizma hızında düşme gözlenir. Buna neden olan faktör, vücudumuzun enerji azlığına adapte olma amacıyla dolaşımdaki başta tiroid hormonlarında olmak üzere hormon düzeylerinde değişikliklere yol açmasıdır. Uzun süre az besin alanlarda bazal metabolizma hızının yaklaşık %20 civarında azaldığı gözlenmiştir.

Metabolizmayı hızlandırmak için yapılması gerekenler: Düzenli egzersiz yapılması yağ yakımını arttırıp kilo kontrolünü sağlar. Bununla birlikte kas kütlesinin arttırılmasında da faydalıdır. Egzersiz dışında günlük fiziksel aktivitenin arttırılması da ek katkı sağlamaktadır. Öğün atlanmasının metabolizmamız üzerine olan olumsuz etkileri nedeniyle öğün atlanmaması ve ara öğün alınması önemlidir. Bununla birlikte çok düşük kalorili şok diyetlerden kaçınılmalı, sağlıklı ve dengeli beslenilmelidir.

OBEZİTE SADECE KOZMETİK BİR PROBLEM DEĞİLDİR

En basit tanımı ile obezite, vücutta aşırı yağ birikimidir. Hemen hemen tüm dünyada olduğu gibi, ülkemizde de sıklığı giderek artarak önemli bir sağlık problemi haline gelmiştir. Ülkemizde yaklaşık 20 milyon obez kişi bulunmaktadır. Bursa, obezite sıklığının ülkemizde en çok görüldüğü şehirlerden biridir. Obezitenin gelişimine bazı genetik ve hormonal hastalıklar neden olabilir. Ancak, genel olarak obezitenin başlıca nedenleri hareketsizlik ve sağlıksız beslenmedir. Alınan kalori günlük aktivite ile harcanan kaloriden fazla ise, vücut bu fazla kaloriyi yağ olarak depolar. Obezite tanısında kullanılan vücut kitle indeksi, kilogram cinsinden vücut ağırlığının metre cinsinden boyun karesine bölünmesiyle hesaplanır. Eğer vücut kitle indeksi 25 kg/m2 ve üzerinde ise kişi aşırı kilolu, 30kg/m2 ve üzerinde ise obez olarak tanımlanır. Medicana Bursa Hastanesi Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı Dr. Pınar Şişman konu hakkında bilgi verdi.

Obez kişilerde tip 2 diyabet, yüksek tansiyon, metabolik sendrom, kalp hastalığı, inme ve bazı kanser tiplerinin gelişme riski daha yüksektir. Safra kesesi rahatsızlıkları, yağlı karaciğer hastalığı, kısırlık, solunum bozuklukları, varis ve kemik eklem problemleri görülebilir. Obezite, neden olduğu tüm bu sorunların yanında depresyon, cinsel sorunlar, utanç ve suçluluk hissine yol açarak yaşam kalitesini düşürebilir. Sonuç olarak kişide düşük iş başarısı ve sosyal hayattan kopma gelişebilir.

Obezitenin tedavisinde diyet, egzersiz, davranış değişiklikleri, ilaçlar ve cerrahi tedaviler bulunmaktadır. Tedavinin olmazsa olmazı yeme alışkanlıklarında ve fiziksel aktivitede yapılacak uygun düzenlemedir. Diyet programları, kişinin yaşına, fiziksel aktivitesine ve yaşam tarzına uygun olmalı, beslenme alışkanlıklarını uzun dönemde de değiştirecek şekilde planlanmalıdır. Çok masraf ve hazırlık gerektiren, kişinin damak tadına uygun olmayan diyet programlarından kaçınılmalıdır. Fiziksel aktivite, kişiye göre planlanarak kademeli şekilde arttırılmalıdır. Hızlı tempolu yürüme, bisiklete binme ve yüzme en çok önerilen egzersizlerdir.

Diyet ve egzersiz önerilerine ek olarak, kişinin kilosu, yaşı, ek hastalıkları ve obezitenin yaratacağı riskler göz önüne alınarak, gerektiğinde ilaç tedavileri etkin olarak kullanılmaktadır. Bu ilaçların beyinde iştah merkezi üzerine etki ederek iştahı baskılayıcı ya da barsaklardan yağ emilimini azaltıcı etkileri mevcuttur. Ancak mutlaka bu konuda eğitimli uzman hekimler tarafından başlanmalı ve takip edilmelidir. Sağlık bakanlığı onayı bulunmayan ve içerikleri tam olarak bilinmeyen ilaçların, bitkisel ürünlerin ve zayıflama çaylarının ciddi sağlık sorunlarına yol açabileceği bilinmelidir.

Vücut kitle indeksi 40 kg/m2 ve üzerinde ya da 35 kg/m2 ve üzerinde olup tip 2 diyabet, ciddi hipertansiyon gibi obezite ile ilişkili hastalıkları olan kişilerde cerrahi tedavi düşünülebilir. Ameliyat planlanan hastalarda, ameliyat öncesi obezitenin genetik ya da hormonal hastalıklara bağlı olup olmadığı araştırılmalıdır. Operasyon sonrası hızlı kilo kaybı vitamin, mineral eksikliklerine yol açabilir. Diyabet, yüksek tansiyon, kolesterol yüksekliği gibi ek hastalıkların varlığında ilaç dozlarının azaltılması veya kesilmesi gerekebilir. Ameliyat sonrası sağlık problemlerinin yaşanmaması ve kilo geri alımının önlenmesi açısından mutlaka endokrinoloji takibi yapılmalıdır.

TİROİD BEZİ HASTALIKLARI

Tiroid bezi boynun alt yarısında, nefes borusunun önünde bulunan bir salgı bezidir. Tiroid bezinden salgılanan tiroid hormonları enerjinin kullanımı yani metabolizma üzerinde aktif rol oynar. Tiroid hastalıkları, en basit haliyle, tiroid hormonlarının az çalışması (hipotiroidi), tiroid hormonlarının fazla çalışması (hipertiroidi) ve tiroid bezinin büyümesi (guatr) olarak özetlenebilir.

Hipotiroidi; tiroid hormonlarının üretiminde yetersizlik yani tiroid bezinin az çalışması olarak tanımlanır. En sık nedenleri başta Hashimato hastalığı olmak üzere, geçirilmiş tiroid ameliyatları, tiroid bezine uygulanan radyasyon tedavileri ve ilaçlardır. Hastalığın klinik bulguları hormon eksikliğinin şiddeti ile ilişkilidir. Başlangıçta halsizlik ve hafif kilo alımı gibi şikayetler görülebilirken, ilerleyen dönemde, metabolizma yavaşladıkça kilo alımında artış, kabızlık, cilt kuruluğu, boğuk ses, saçlarda incelme ve depresyon gibi bulgular gözlenebilir. Bununla birlikte, hipotiroidi, kadınlarda adet düzensizliğine, gebe kalmada güçlüğe ve gebe kalınmışsa gebeliğin erken döneminde düşüğe neden olabilir. Tanısı tiroid hormonlarının kanda ölçümü ile konur. Tedavide amaç eksik olan tiroid hormonlarını yerine koymaktır.

Hipertiroidi ise tiroid hormonlarının artmış üretimi yani tiroid bezinin fazla çalışması olarak tanımlanır. Hipertiroidinin en sık nedeni Graves hastalığıdır. Diğer sık nedenler ise aşırı hormon salgılayan bir ya da daha fazla sayıda tiroid nodülünün varlığı ve tiroidit olarak adlandırılan bezi iltihaplanmalarıdır. Hipertiroidi, hızlı kilo kaybı, kalp atışlarının hızlanması, çarpıntı, sinirlilik, ellerde titreme, adet düzensizliği, sıcağa tahammülsüzlük, halsizlik ve uyku bozukluklarına neden olabilir. Graves hastalığında ayrıca, göz kapaklarının geriye çekilmesi ile birlikte gözlerin öne doğru çıktığı bir tablo oluşabilir. Tanıda öncelikle kanda tiroid hormonlarının düzeyi ölçülerek hipertiroidinin varlığı doğrulanır. Sonrasında ise altta yatan nedeni belirlemek için görüntüleme yöntemlerine başvurulur. Hipertiroidinin tedavisinde, hastanın yaşı, hipertiroidinin nedeni ve hastalığın şiddeti göz önüne alınarak ilaç, radyoaktif iyot tedavisi veya cerrahi tedaviye karar verilir.

Guatr olarak bilinen tiroid bezi büyümesinin en sık nedeni iyot eksikliğidir. Tiroid bezi, iyot eksikliği nedeniyle azalan tiroid hormon üretimini telafi etmeye çalıştığında zamanla büyür ve guatr oluşur. İlerleyen süreçte içerisinde nodüller oluşur. Guatr çoğu zaman hiçbir şikayete yol açmaz. Nodüller çok büyüdüğünde ise nefes borusu ve yemek borusuna bası yaparak nadiren nefes darlığı ve yutma güçlüğüne neden olabilir. Nodülün boyutu ve ultrasondaki görünüme göre gerektiğine biyopsi ile kanser varlığı açısından araştırılmalıdır. Çoğu guatr ve nodül tedavi gerektirmez, periyodik aralıklarla ultrasonografi ile nodül boyutlarının takibi yeterlidir. Tiroid hormonları normalse ilaç tedavisi gerekli değildir. Bununla birlikte nefes darlığı ve yutma güçlüğü gibi bası semptomlarının varlığında, biyopsi sonucu kanser saptandığında ya da aşırı büyüme nedeniyle kişide kozmetik olarak sorun oluşturduğunda ameliyat planlanmalıdır.