TIBBİ BİRİMLER


+A A-

MEDICANA BURSA Radyasyon Onkolojisi

Beden Ağırlığı ve Beyin Yaşlanması Arasındaki İlişki


Sağlıksız bir beden ağırlığının diabet gibi metabolik durumlar ve kardiovasküler hastalıklar gibi pek çok sağlık sorununun gelişmesinde önemli bir risk faktörü olduğu bilinmektedir.


Bunların yanı sıra aşırı beden ağırlığının bilişsel fonksiyonların azalmasında bir risk faktörü olup olmadığı yakın zamanda gerçekleşen bir çalışmanında konusu olmuştur.


Çalışma sonuçları ileri yaşlarda beden kitle indeksi (BMI) ile kortikal incelme hızı arasında bir bağlantı olabileceğini göstermektedir.


Serebral korteks beynin dış yüzey tabakasıdır ve yüksek oranda nöronal hücre cisimciklerinden oluşan gri cevher içerir. Araştırmacılar korteksin incelmesi ile bilişsel gerilemeyi ilişkilendirmektedirler ve bu durum daha yüksek oranda bir demans (Bunama) riski anlamını taşımaktadır.


Yapılan çalışma ortalama yaşları 64 olan 1,289 kişiyi kapsamaktadır. Katılımcıların BMI ve bel çevresi ölçümleri yapılmıştır.


Katılımcıların 346'sında BMI 25'in altında bulunmuştur ki bunlar “İdeal” grubu oluşturmuştur. 571 katılımcıda BMI 25-30 arasında bulunmuş ve bu grup “Kilolu” grup olarak tanımlanmıştır. 372 katılımcıda 30'u aşan BMI değerleri ile “Obez” olarak tanımlanmıştır.


%54'ü kadın olan “İdeal” grupta ortalama bel çevresi ölçümü 83,8 cm olarak bulunmuştur. %56'sı kadın olan “Kilolu” grupta bel çevresi ölçümü 91,4 cm olarak bulunurken %73'ü kadın olan “Obez” grupta bu değer 104 cm olarak saptanmıştır.


İzlenen katılımcılarda 6 yıl sonra beyin MR incelemeleri yapılmış ve kortikal kalınlıklar ve total beyin hacimleri ölçülmüştür. Yüksek bel çevresi ölçümleri olan ve daha yüksek BMI değerleri olan kişilerde kortikal incelme riskinin daha fazla olduğunu gözlemleyen çalışmacılar obezite ile gri cevherdeki azalma arasındaki ilişkiye vurgu yapmışlardır.


Bu ilişki; katılanlar arasında yüksek tansiyon, alkol ve sigara kullanımı gibi faktörler göz önüne alınıp onlara göre ayarlamalar yapıldığında da aynı kalmaktadır.


BMI düzeyi 25-30 arasında olanlarda her bir BMI artışının kortikal kalınlıkta 0,098 mm azalmaya neden olduğu görülürken “Obez” grupta bu değere 0,207 mm olarak bulunmuştur.


Normal yaşlanan insanlarda kortikal incelme hızı 10 yıl için 0,01 ve 0,1 mm arasında verilmektedir. Bu “Kilolu” yada “Obez” insanlarda yaklaşık 10 yıl daha erken bir beyin yaşlanması anlamına gelmektedir.


Elbetteki beden ağırlığı büyük ölçüde değiştirilebilir bir faktördür. Sağlıklı bir kiloyu koruma yada aşırı kiloların bilinçli bir biçimde verilmesi ile beyin yaşlanması yavaşlatılabilir ve beyin yaşlanmasına bağlı gelişebilecek potansiyel hafıza ve düşünme sorunlarının önüne geçilebilir.


Organik Beslenme ve Kanser Riski


Son dönemde organik ürünlerle beslenmenin sağlığımız üzerine olumlu etkilerinin olacağı düşüncesi giderek yaygınlaşmaktadır. Ancak bu güne kadar bunun için kanıt oluşturabilecek bilimsel çalışmalar yeterli değildir.


Bu konuda Fransızlar tarafından yapılan bir çalışma ile bu konuya ışık tutulması amaçlandı. Çoğunluğu kadın olan 70,000 kişiyi kapsayan çalışmada 5 yıl boyunca organik ürünlerle beslenenlerle hiç organik ürün kullanmamış olanlar karşılaştırılmıştır.


Çalışma kurgulanırken katılımcıların sosyoekonomik düzeyleri, fiziksel aktiviteleri, sigara kullanımı, alkol tüketimi, vücut ağırlığ ve ailede kanser öyküsü gibi etmenlerde gözönüne alınmış ve gerekli ayarlamalar yapılmıştır.


Sonuçta organik meyve, sebze, süt ürünleri ve et tüketenlerde lenfoma oranının azaldığı gözlenirken özellikle menopoz sonrası gelişen meme kanseri riskinin önemli oranda düştüğü belirlenmiştir. Oranlar lenfoma için %76 ve meme kanseri için %34 olarak verilmiştir. Lenfomalarda azalma özellikle pestisitler ile lenfoma arasındaki ilişki bilindiğinden açıklanabilir bulunmuştur. Meme kanserinde de pestisitlerin östrojen benzeri fonksiyon gösteren bileşenleri artırmış olması ve hormonlarla meme kanseri arasında bilinen ilişkiyi pekiştirmiş olabileceği vurgulanmıştır.


Çalışmacılar böyle bir sonucu beklemediklerini söylerlerken çalışmanın henüz bir kanıt olarak alınamayacağını ancak kanser riskinin azaltılmasında organik tabanlı beslenmenin katkıda bulunabileceğini vurgulamışlardır.


Elbetteki çalışmaya yönelik eleştirilerde gecikmemiştir. En büyük eleştiride tüketilen ürünlerdeki pestisit oranlarının incelenmemiş olmasıdır. Bu doğrultuda eleştiren uzmanlar sonuçları henüz olgunlaşmamış olduğunu ve bu nedenle böylesi bir diyet değişikliğinin önerilemeyeceğini belirtmişlerdir.


Aynı uzmanlar kanser riskinin azaltılması için organik olsun olmasın daha çok sebze ve meyve tüketilmesinin önerilmesinin daha anlamlı olacağını vurgulamaktadırlar.


Organik ürün pazarı Avrupa ve Amerikada giderek artmaktadır. Verilere göre organik üzrün satışları 45 milyar dolara ulaşmaktadır.


Organik ürün tanımlamasıda önemli bir noktadır. Organik ürünlerin hiçbir pestisit yada genetik olarak modifiye edilmiş organizmalar içermemesi gerekmektedir. Etinden hiçbir hormon yada antibiyotik verilmemiş hayvanlardan elde edilmesi gerekmektedir. Bu tür ürünler henüz piyasadaki ürünlerin %5,5'unu oluşturmaktadır.


KANSER TEDAVİSİNDE RADYOTERAPİNİN ROLÜ

Radyoterapi en teme kanser tedavi yöntemleri arasında yer almaktadır.

Radyoterapide yüksek enerji partikülleri ya da dalgaları kullanılarak kanser hücrelerinin yok edilmesi yada hasarlanması amaçlanmaktadır. 

Normal hücrelerimiz belirli bir hızda bölünür ve çoğalırlar. Oysa kanser hücreleri normal hücrelerimize göre çok daha hızlı bölünüp çoğalırlar.

Radyoterapide bu aradaki farktan yararlanılmaktadır. Radyasyon ile hücrelerde DNA hasarları oluşmakta ve bunun sonucunda da kanser hücresinin ölümü gerçekleşmektedir.

Oysa etkilenen normal hücreler onarım mekanizmaları tam olduğu için normal duruma dönebilmektedirler.

Kemoterapi gibi tüm sistemi etkileyen tedavilerin aksine radyoterapi lokal etkili bir tedavi yöntemidir.

Yalnızca uygulandığı bölge üzerinde etkilidir.

Ancak radyoaktif maddeler kullanılarak yapılan ve tüm sistem üzerinde etkili olan radyoaktif tedaviler yukarıdaki genellemenin dışındadır.

Bu uygulamada bile radyoaktif madde bedenin belli bölgelerinde yoğunlaşır ve diğer bölgelerdeki etkiler çok daha azdır.

Kanser hastalarının yaklaşık %50-60 oranında bir bölümü süreçlerinin bir noktasında radyoterapiye gereksinim duymaktadırlar.

Radyoterapi tek tedavi modalitesi olarak kür amacıyla kullanılabildiği gibi bazı durumlarda diğer modaliteler ile kombine edilebilir, bazı durumlarda ek tedavi olarak kullanılabilir ve bazı durumlarda da hastalığın ağrı yada kanama gibi belirtilerin giderilmesi amacıyla uygulanabilir.

Radyoterapi erken evre kanser olgularında kür sağlayabilir. Bazı kanser türleri radyasyona çok duyarlıdır.

Bazı durumlarda kemoterapi ile birlikte birbirlerinin etkilerini artırabilirler.

Kemoterapi ile birlikte yada yalnız başına cerrahi öncesikitlenin küçültülerek cerrahi hazırlanması amacıyla kullanılabilir.

Ya da cerrahi uygulanmış olgularda hastalığın yeniden ortaya çıkmasını önlemek amacıyla ek tedavi olarak kullanılabilir.

Cerrahi ile radyoterapinin eşdeğer sonuçlar alındığı bazı durumlarda organ koruma amacıyla radyoterapiye başvurulabilir.

Radyoterapi teknolojik gelişmelerden doğrudan etkilenen bir bilim dalıdır.

Son dönemde artık teknolojik gelişmelerin yansımasıyla radyoterapi uygulamalarında yan etki oranları minimalize edilmiştir.

Kanser tedavisinde multidisipliner yaklaşımın önemi ne kadar vurgulansa azdır.

Multidisipliner yaklaşımın onemli bir parçası olan radyoterapi günümüzde en etkili ve en guvenilir kanser tedavi yöntemlerinin başında gelmektedir.

MEME KANSERİNDE RADYOTERAPİ


Meme kanseri, toplumda her 7 kadından 1’inde görülmektedir. Radyoterapi, ışın tedavisi, x ışını tedavisi gibi kavramların hepsi aynı anlamı taşıyor. Radyasyon ışınları, çoğalmakta olan hücrelerin DNA yapılarını bozarak ölümüne neden oluyor. Bu tedaviyle amaç, radyasyon ışınlarıyla çoğalan kanser hücrelerini öldürerek kanseri yok etmeye çalışmaktır. Ancak tedavi sırasında, ışın tedavisinin yapıldığı alanda sağlıklı hücre de zarar görebilir. Tedavinin yan etkileri de buna bağlı olarak ortaya çıkıyor. Radyoterapi de, cerrahi tedavi gibi sadece uygulandığı bölgedeki kanser hücrelerini yok etmek amaçlayan lokal bir tedavi yöntemidir. Bununla birlikte yüksek doz kısa süreli ışınlamalarda immun sistemide aktive etmektedir.


Radyoterapi hangi amaçla yapılıyor ?

1- Kanser cerrahi olarak çıkartıldıktan sonra, bölgede kanser hücreleri kalması olasılığı haline uyguluyoruz. Buna adjuvant (koruyucu) radyoterapi diyoruz. Bu her hastaya uygulanması gerekmiyor. Tümörün büyüklüğü, lenf nodu yayılımı gibi bazı kriterler göz önüne alınarak karar veriliyor.


2- Kanserin cerrahi olarak çıkartılması mümkün olmuyorsa, veya kanser vücudun başka bir organına atlamışsa, küratif (tedavi edici) veya palyatif (rahatlatıcı) tedavi amacı için kullanılabiliyor.


Radyoterapi uygulaması

Radyoterapi uygulamaları, “kişiye özel planlanıyor”.

Radyoterapi genellikle cerrahi işlem sonrasında uygulanmaktadır. Kişiye uygulanan tedavi “meme koruyucu cerrahi” ise, radyoterapi genellikle kalan meme dokusunda, kanserin tekrar etme olasılığını düşürmek amacıyla hemen herkese uygulanmaktadır.

Eğer kişiye “mastektomi” uygulanmışsa, yani tüm meme dokusu alınmışsa, tümöre ve hastaya bağlı faktörler değerlendirilerek, göğüs duvarına ve bölgesel lenf nodlarına radyoterapi uygulanabiliyor. Kemoterapi alması gerekiyorsa, radyoterapi uygulaması, kemoterapi bitiminde yapılabiliyor. Cerrahi uygulamadan sonra 6 ay kadar beklenebilir. Radyoterapi, ileri evre hastalarda kemik, beyin ve yumuşak doku metastazı saptanması durumunda kişiyi rahatlatıp şikayetlerini gidermek amacıyla da destek tedavi olarak kullanılabiliyor."


Radyoterapi tedavisi ne kadar sürüyor?

Adjuvant (koruyucu) radyoterapi yaklaşık 5-7 hafta kadar sürüyor. Her gün 2-4 dakika süren tedavi, Haftada 5 gün yapılıyor, tedavi süresi 2-4 dk arası sürmektedir. Tedavinin doğru yapıldığının kontrolü için tedavi öncesinde görüntüleme filmi mutlaka alınmaktadır. Hafta sonu 2 gün tedaviye ara verilerek vücut dinlendiriliyor, zarar gören sağlıklı hücrelerin kendilerini toparlamasına olanak sağlanıyor.



Radyoterapi tedavisinin uygulama süreci

Öncelikle tedavi alanlarının saptanması için bilgisayarlı tomografi (CT simulasyon) ile kanserli bölgenin üç boyutlu görüntüleri alınıyor. Bu görüntüler üzerinde radyasyon onkoloğu ve medikal fizikçi tedavi planlama yapıyor. Planlamada esas amaç nüks riski taşıyan meme, göğüs duvarı ve çevredeki lenf nodları gibi hedef dokulara yeterli tedavi dozu verilmesi. Öte yandan bu dokuların komşuluğunda olan kalp, akciğer gibi hayati organlara düşük doz verildiği için koruma sağlanıyor” dedi.

Planlamadan sonra tedavinin, haftada 5 gün olmak üzere 5-7 hafta süremektedir. Her bir tedavi seansı 15-20 dakikayı buluyor ve her bir alan için ışının verildiği süre birkaç dakikayla sınırlı oluyor. Tedavi sırasında hastalar herhangi bir şey hissetmiyor, tedavi sonrasında çevrelerine radyasyon yaymıyor ve günlük aktivitelerine devam edebilirler.


Radyoterapinin yan etkileri var mıdır?

Tedavi sırasında, yorgunluk, halsizlik veya bulantı gibi bazı yan etkiler oluşabilse de, bunlar radyoterapi bitiminde azalıyor veya tamamen kesilebiliyor.
Tedavi aşamasında bazen ciltte tahriş ve kızarıklık olabiliyor. Güneş yanığına benzeyen bu etki, cildin kızarmasına, kurumasına, kaşınmasına ve soyulmasına neden olabiliyor. Tedavinin bitimi ile bu şikayetler azalarak kayboluyor.


Radyoterapi sürecinde bol kesimli, pamuklu giysiler giyilmeli, ılık su ile duş alınmalı ve tedavi alanındaki deriye krem, losyon ve deodorant gibi maddeler sürülmemesi gerekir. Tedavi gören kişilerin radyoterapi aldığı süreç boyunca ılık su ile banyo yapmasında sakınca yok ancak radyoterapi alanını tahriş edecek şekilde keselemek veya lifle sürterek sabunlamak ciltte reaksiyonları artırabiliyor.


Kişilerin uzun dönemde cerrahi müdahale ve radyoterapiye bağlı olarak meme dokusunda sertlik, ağrı gibi şikayetler hissetmesi normal ancak bu da, ortalama 6 ay ile 1 yıldan sonra düzeliyor. Meme cildinde olan renk koyuluğu zaman içinde açılıyor. Çok nadiren radyoterapi nedeniyle meme cildinde küçük damarların yırtılması ve buna bağlı olarak küçük kırmızı lekeler ortaya çıkabiliyor.

YENİ JENERASYON IŞIN TEDAVİSİ

ELEKTA VERSA HD

Kanser tedavisinde kullanılan cihazların teknolojik olarak gelişmesi, beraberinde hasta konforunu ve tedavi başarısını da arttırmıştır.

Geleneksel radyoterapi tekniklerinin yanı sıra yeni jenerasyon ışın tedavisi sunan “VERSA HD” ile birlikte;

    Tümör üzerinde çok daha isabetli ışınlamayla yüksek doğrulukta tedaviye olanak sağlanır,

    Yüksek doz uygulama seçeneği sayesinde tedavi süresi kısalır ve başarı oranı artar,

    Tedavide hastaya verilen dozların en doğru biçimde hesaplanmasıyla, sağlam organların zarar görmesi engellenir.

Hedefe Yönelik Tedavi;

Versa HD’de bulunan 160 adet alan şekillendirici yapraklar (MLC), hedef tümörün şeklini etkin bir şekilde belirleyerek sağlıklı doku ve organların ışından olumsuz etkilenme riskini en aza indirmektedir. Versa HD cihazının diğer lineer hızlandırıcılar içerisinde 5 kat daha az sızıntı doz geçirgenliğine sahip “Agility” adlı kolimatör yapısı, hızlı hareket kabiliyeti ile sağlıklı organları korurken, sızıntıya bağlı ikincil kanser oluşum riskini de en aza indirmektedir. Sistem üzerinde bulunan 6 boyutta robotik hareket yeteneğine sahip olan “Hexapod tedavi masası” sayesinde hastanın pozisyonlandırılması çok hassas şekilde gerçekleştirilerek, hedeflenen bölgenin en doğru şekilde tedavi edilmesi mümkün olmaktadır.

“Yüksek Doz Hızı” (HDR) modu ile kısalan tedavi süresi;

Radyoterapi tekniklerinin tümünü etkin ve güvenli şekilde uygulayabilen Versa HD ’nin “Yüksek doz hızı” modu ile radyocerrahi (SRS/SBRT) ışınlamalarında tedavi süresi kısalırken, başarı oranı da artmaktadır.

“Monte Carlo Algoritması” ile en doğru doz hesaplaması;

Elekta Versa HD ile birlikte çalışan “Monte Carlo Algoritması” nın kullanıldığı “MONACO” tedavi planlama sistemi benzerlerine kıyasla gerçeğe en yakın doz dağılımını hesaplayabilmektedir. Bu nedenle ışınlanmak istenen bölgeye uygulanan tedavi dozu yüksek doğruluğa sahip olarak verilebilmektedir.

Görüntü klavuzluğunda radyoterapi(IGRT);

Cihaza entegre edilmiş ilave bir yazılım ve donanım sayesinde ister tedavi sırasında ister tedaviye başlamadan önce çekilebilen bilgisayarlı tomografi (CBCT) görüntüleri ile tedavi edilecek bölge 3 boyutlu elde edilerek, tedavinin doğru yere uygulanması sağlanmaktadır. Ayrıca Versa HD cihazına bağlanan ABC (Acvite Breathing Coorditanor) sistemi ile solunumun sadece belirli bir evresinde ışınlama yapılabilmektedir. Böylece özellikle sol meme tümörlerinde, akciğer, kalp ve karşı memenin daha iyi korunması ve radyasyona bağlı 15-20 yıl sonra ortaya çıkabilecek geç yan etkilerin önlenmesi mümkün olmakta veya solunum hareketinin durdurulmasıyla, erken evre akciğer tümörleri veya metastazlarında, nokta atışı sırasında çok daha küçük alanlardan tedavi yapılabilmektedir.


Cihazın bu özellikleri Bursa'da sadece MEDICANA HASTANESİ’nde kullanılmaktadır. Daha fazla bilgi için hekiminize danışabilirsiniz.