TIBBİ BİRİMLER


+A A-

MEDICANA ÇAMLICA Geleneksel ve Tamamlayıcı Tıp Ünitesi


“Geleneksel ve Tamamlayıcı Tıp, kuşaktan kuşağa aktarılan inançlar, değerler ve toplumun sahip olduğu kültürün diğer öğelerinden hareketle ulaşılacak bilgilerin hastalıkların tedavisinde kullanılmasıdır.”


Geleneksel ve Tamamlayıcı Tıp Nedir?

Dünya Sağlık Örgütü (WHO) ‘nün sağlık tanımına göre: sağlık, yalnızca hastalık ve sakatlığın olmayışı değil, ruhen, bedenen ve sosyal yönden tam bir iyilik halidir. Bu tanımlama sağlığı çok boyutlu olarak ele alınması gereken bir kavram olduğunu vurgulamaktadır. Sağlık Bakanlığı tarafından “Geleneksel ve tamamlayıcı tıp (GETAT)” ‘fiziksel ve ruhsal hastalıklardan korunma, bunlara tanı koyma, iyileştirme veya tedavi etmenin yanında sağlığın iyi sürdürülmesinde de kullanılan, farklı kültürlere özgü teori, inanç ve tecrübelere dayalı, izahı yapılabilen veya yapılamayan bilgi, beceri ve uygulamaların bütünüdür. Batı tıbbını destekleyici ve tamamlayıcı yöntemlerdir.’ olarak tanımlanmaktadır. Tanımdan da anlaşılacağı üzere ‘alternatif’ değil, ‘geleneksel’ ve ‘tamamlayıcı’ tedavilerdir.

Geleneksel ve Tamamlayıcı Tıp İçinde Neleri Barındırır?

Geleneksel halk tıbbı sağlığa bütüncül olarak yaklaşmaktadır. Yüzyıllardır kadim kültürün parçası olan akupunktur, hacamat, fitoterapi gibi yöntemlerin yanı sıra özellikle son yıllarda kullanılan ozonterapi, proloterapi, mezoterapi bu kapsamda yer alan tedavi yöntemleri olarak karşımıza çıkmaktadır. Batı tıbbının özellikle akut hastalıklarda başarısı son derece yüksektir. Ancak özellikle son yıllarda giderek artış gösteren diyabet (şeker), otoimmun hastalıklar, fibromiyalji, migren, depresyon gibi kronik seyir gösteren ve ‘inflamasyon’ ile karakterize hastalıkların tedavisinde aynı başarı görülmemektedir. Akut ve kronik hastalıkların seyrinde GETAT uygulamaları ile elde edilen başarılı sonuçların gösterildiği bilimsel yayınlar dünyanın saygın dergilerinde her geçen gün artan sayıda yayınlanmaktadır. Ülkemizde de önceleri kontrol dışı olan ve bu nedenle çok fazla olumsuz sonuçları görülen bu uygulamalar ile ilgili bakanlığımız tarafından 2014 yılında yönetmelik yayınlanmış tıp doktorları ve diş hekimlerine yönelik sertifikalı eğitimler ve uygulama merkezleri ile standartlar belirlenmiştir. Böylelikle ‘merdiven altı’ diye tabir edilen kontrolsüz uygulamaların önüne geçilmiştir. Günümüzde bu uygulamalar sertifikalı eğitimleri tamamlamış kişilerce, yönetmelikle belirtilen yeterliliğe sahip merkezlerde steril şartlarda başarı ile uygulanmaktadır.

Akupunktur, proloterapi, ozon terapi, osteopati, mezoterapi, fitoterapi, kupa-hacamat terapi, sülük-hirudoterapi, larva tedavisi, apiterapi, hipnoz, refleksoloji, kayropraksi, homeopati ve müzik terapi bakanlık tarafından eğitim ve uygulama standartları belirlenmiş uygulamalardır. Bizde merkezimizde kas iskelet sistemi ağrıları başta olmak üzere tüm hastalıklarda başarılı şekilde uygulamalar yapmaktayız.

Akupunktur: 3000 yılı aşkın geçmişe sahip bu uygulamada çeşitli iğnelerin yanı sıra moxa, elektroakupunktur, laser ile vücudumuzdaki noktalara uyarı yapılmaktadır. Bu uygulama ile vücudumuzda enerji dengesi sağlanmakta ve birçok hastalık tedavi edilmektedir. Ağrı, migren, obezite, nikotin bağımlılığı, alerjik durumlar, astım, KOAH, infertilite(kısırlık), premenstrüel sendrom, mide-bağırsak hastalıkları, depresyon, anksiyete, nörolojik hastalıklar başarı ile tedavi edilmektedir. Deneyimli kişilerce uygulandığında yüz güldürücü sonuçlar görülmekle beraber herhangi yan etkisinin olmaması en önemli tercih nedenidir.

Proloterapi: Dekstroz gibi proliferatif solüsyonlar ile kas-kemik birleşim noktalarına yapılan enjeksiyonlar ile bel-boyun fıtıkları, menisküs ve çapraz bağ yaralanmaları, omuz ve dirsek ağrıları, eklem ağrıları, migren gibi ağrılı hastalıklarda sıklıkla kullanılan bu yöntem ile kalıcı şekilde başarılı sonuçlar elde edilmektedir.

Ozon Terapi: Ozon (O3) gazı üç oksijen atomundan oluşan, kararsız, kuvvetli okside edici, keskin kokulu ve renksiz olan bir gazdır. Adı yunanca “koklamak” anlamına gelen “ozein”den gelmektedir. Ozon tıp alanında ilk defa 1932 yılında Fisch tarafından kullanılmıştır.

Ozon gazının immunomodülatör, antimikrobiyal, antiinflamatuvar, antihipoksik yara yeri iyileştirici özelliklerinin olduğu düşünülmektedir. Ozonun hem hücresel, hem de humoral immün sistemi uyardığı saptanmıştır. Bu tedavi özellikle içinde bulunduğumuz covid-19 pandemisi sürecinde bağışıklık sistemini güçlendirerek enfeksiyona karşı önlem amaçlı kullanılırken, covid-19 hastalarının tedavisinde ve ayrıca post-covid sendrom denilen enfeksiyon sonrası görülen yorgunluk, kas ağrısı, nefes darlığı şikayetlerinde de çok başarılı sonuçlar elde edilmektedir.

Mezoterapi: Ağrı ve estetik amaçlı kullanılan bir yöntemdir. Çok düşük miktarlarda ilaç ve solüsyonların derinin yüzeyel tabakalarına yapılan enjeksiyonlar ile yapılan tedavidir. Bu tedavi ile yüzeyel ve düşük miktarda ilaç kullanılması sonucunda ilaçların yan etkisinden kurtulmak mümkündür. Tüm ağrılı durumlarda ağrı mezoterapisi kullanılabilirken, estetik mezoterapi ile cilt bakımı, kırışıklık tedavisi, gözaltı ve genital bölge estetiği, sellülit tedavisi, lokal-bölgesel yağ eritme (gıdı, basen, göbek), saç dökülmesi güvenli şekilde tedavi edilebilmektedir.

Osteopati: İlk osteopati okulu Andrew Taylor Still aracılığıyla 1892 senesinde kurulmuştur. Osteopati yönteminin temelinde bedenin kendi kendini iyileştirme felsefesi vardır. Osteopatinin bütüncül bakış açısına göre vücudun herhangi bir bölgesinin fonksiyonu diğer vücut bölgelerinin fonksiyonlarını yerine getirmesine ve birbirleri ile bir uyum içinde olmasına bağlıdır. Örneğin çene eklemi problemi olan bireylerde komşuluklarından dolayı omurga problemleri olabilir ve bu bağlantı ile elle yapılan çeşitli manevralar ile tedavi uygulanır.

Kupa-Hacamat Tedavisi: Kupa uygulaması ilk defa Asurlular tarafından Orta Doğu’da MÖ 3500 dönemlerinde hayvan boynuzları ve bambular kullanılarak uygulandığı düşünülmektedir. Uygulama yalnızca kuru kupa şeklinde olabildiği gibi yaş kupa-hacamat olarak ta uygulanabilmektedir. Kişinin şikayetine bağlı olarak özellikle sırt bölgesindeki akupunktur noktalarının etkisinden de faydalanarak etkili sonuçlar alınmaktadır. Ayrıca dışardan uygulanan basınç, epidermisin altındaki dokulara ve kaslara kanın toplanmasını uyararak içerdiği besin ve oksijenin dokudaki hücrelere getirilmesini sağlamakta ve detoks-iyileşme döngüsünü başlatmaktadır.

Sülük-Hirudoterapi: Sülük tedavisi ile ilgili ilk kaynaklar MÖ. 15. yüzyılda yaşamış Babil’li hekimlere kadar gitmektedir. İbn-i Sina’nın kitaplarında da sülük tedavisi yerini almıştır. Sülükler, kan emerken vücuda kendi ürettikleri salgıyı verirler. Bu salgı 100′e yakın biyoaktif madde içermektedir. Bu maddelerin kan sulandırıcı ve hücre yenileyici özellikleri birçok bilimsel yayında gösterilmiş olup günümüzde modern batı tıbbında kullanılan kan sulandırıcı ilaçların temelinde bu enzimler bulunmaktadır. Günümüzde sülük tedavisi uygulaması venöz yetmezlik-varis tedavisi, yara tedavisinde, ağrı tedavisinde yaygın olarak tercih edilmekle beraber mikrovasküler replantasyon, travma ve rekonstrüktif cerrahiden sonra venöz konjesyonun önlenmesi amacıyla da cerrahi operasyonlardan sonra kullanılmaktadır.

Larva Tedavisi: Larva tedavisi (Maggot debridman tedavisi (MDT)), Lucilia Sericata adlı yeşil sineğin steril larvalarının kullanıldığı bir tedavi yöntemidir. Larvaların yalnızca nekrotik dokuyu erittiklerini ve canlı dokuya zarar vermediklerinin saptanmasının ardından 1990’lardan sonra Avrupa ülkelerinin de dahil olduğu 20’ten fazla ülkede aktif şekilde yara tedavisinde kullanılmaya başlanmıştır. Faydası tüm dünyaca kabul edilen bu yöntem 2004 senesinde Food and Drug Administration (FDA) tarafından onay almıştır.

Kayropraksi: Dünya Sağlık Örgütü 2005 kılavuzuna göre Kayropraktik, sinir-kas-iskelet sistemleri bozukluklarının teşhisi, tedavisi ve önlenmesi ve bu bozuklukların genel sağlık üzerindeki etkileri ile patolojik eklem biyomekaniğini düzelten ve vücudun doğal olarak iyileşmesini sağlayan ve bu alan içerisine giren manuel teknikleri içeren bir uzmanlıktır. Uzmanlık ve deneyim isteyen bu yöntem ülkemizde az sayıda merkezde uygulanmaktadır.

Homeopati: Homeopati, Yunanca homoios (benzer) ve pathos (acı çekmek) sözcüklerinin birleşmesinden oluşan, benzerlik prensibine dayanan terapötik yöntemdir. “Benzeri benzerle tedavi etmek” fikrine dayanan homeopati; vücudun kendi kendini iyileştiren yollarının tetiklenmesiyle hastalık etkisinin ortadan kalkmasını sağlayan doğal bir tedavi şeklidir.

Fitoterapi: Fitoterapi tıbbi bitkiler kullanılarak hastalığın önlenmesi veya tedavi edilmesi anlamında kullanılmaktadır. Bitkilerin tedavide kullanılabilmesi için, güvenilirlik ve etkinlik açısından araştırılması gerekir. Ürünlerin kullanılması tedavilerde iyi beslenmenin destekleyici yönünü göstermektedir.

Refleksoloji: 12000 yıllık geçmişe sahip bu yöntem ile el, ayak ve kulakta vücuttaki organların temsil edildiği bölgelerin uyarılması ile tedavi edilmektedir.

Apiterapi: Bal arısından elde edilen ürünlerinin tedavi maksatlı kullanılmasıdır. Apiterapi hakkında bulunmuş en eski belge 6000 yıl kadar yazılmış sümer tabletidir. Arı zehiri, intradermal veya subkutanöz uygulanabilirken diğer arı ürünleri oral veya topikal şekilde uygulanabilir. Apiterapide kullanılan preparatlar FDA onaylıdır.

Uygulamada olan yöntemlerin yalnızca ülkemizde değil Avrupa ve ABD gibi batı tıbbının doğduğu ve ilerlediği ülkelerde de yaygın kullanıldığı ve kabul edildiği görülmektedir. Özellikle bakanlığın son yıllarda yapmış olduğu kanuni düzenlemeler ile bu yöntemlerin ‘alternatif olmadığı’ ve daha önemlisi ‘merdiven altından’ alınıp ‘yetkin kişiler ve onaylı merkezlerde’ uygulanması sağlanmıştır.

Merkezimizde ‘her yöntem her hastalığa iyi gelir’ anlayışından ziyade ‘hastanın şikayeti ve muayenesine en uygun tedavi yöntemi’ ile tedaviler başarılı şekilde uygulanmaktadır.

Sağlıklı yaşamın sırrı ‘doğru beslenme, uyku, hareket’ üçlüsünde saklıdır. Yaptığımız her tedavide mutlaka tüm hastalarımızı bir bütün olarak değerlendirilmesi ve sağlıklı yaşam felsefesini uygulamasına yönelik çalışmalar şarttır.