TIBBİ BİRİMLER


+A A-

MEDICANA BURSA Kadın Hastalıkları ve Doğum

DAHA KOLAY HAMİLE KALABİLMEK İÇİN 12 İPUCU

Sağlıklı beslenme

İyi haber; sağlıklı beslenme hamile kalma şansınızı yükseltir. Öğünlerinizde yeteri kadar protein, demir, çinko, C ve D vitamini aldığınıza emin olun. Bu vitamin ve minerallerin eksikliği adet döngüsünde uzamalara, dolayısı ile daha seyrek yumurtlama ve erken dönem düşük riskinde artışla ilişkilendirilmiştir.

İçmeden önce düşünün

Her ne kadar arada akşam yemeği ile alınacak bir kadeh şarap çok zararlı olmasa da alkol tüketimi östrojen seviyelerini etkileyerek implantasyon ve gebe kalabilirlik üzerine olumsuz etki gösterebilir. Yine çok kafein tüketen biriyseniz kendinizi günlük 1-2 fincan ile sınırlamakta fayda var.

Kilonuzu takip edin

Sağlığınız üzerine diğer olumsuz etkileri bir yana, aşırı vücut yağları bazı hormonların artmasına ve yumurtlama fonksiyonlarının bozulmasına neden olabilir. Diğer tarafta çok zayıf olmak da yeterli hormon üretilememesine yol açarak hamile kalabilme ihtimalini düşürebilmektedir. Düzenli egzersizler hem metabolizmanızı düzenlemenizde, hem de ideal kiloya ulaşmanızda yardımcı olacaktır. Tabi abartmamak kaydıyla.

Tarım ilaçlarından uzak durun

Bir çok tarım ve böcek ilacının erkek ve kadın fertilitesini azalttığı bilinmektedir. Eğer sperm sayınızın azalmasını veya yumurtlama fonksiyonlarınızın bozulmasını istemiyorsanız yapmanız gereken; organik sebze ve meyve tüketmeyi tercih etmek, ilaç kalıntılarını özenle temizlemek ve varsa bahçenizde bu tarz ilaçları kullanmamak olmalıdır.

İşyeri koşullarına dikkat edin

Radyasyon, nitrik oksit, bazı yakıt türleri ve endüstriyel kimyasalların adet döngüsünü bozarak fertiliteyi azalttığı bir çok çalışmada ortaya konmuştur. Yine vardiyalı çalışma sisteminin de gebe kalabilirlik üzerinde olumsuz etkilerinden bahsedilmektedir. Bu nedenle hamilelik şansınızı artırmak için (eğer mümkünse) sabit çalışma saatleri içerisinde ve risk içeren bir işiniz varsa da üst düzey önlem alarak koruyucu ekipmanla çalışmaya özen gösterin.

Tabi ki sigara yok

Sigarayı bırakmak için bir neden daha. Sigara sadece yumurtalarınıza zarar vermek, döllenme ve implantasyon sürecine de olumsuz etmekle kalmaz, aynı zamanda yumurtalıklarınızın yaşlanmasına da neden olur. Örneğin sigara içen 35 yaşındaki bir kadının yumurtalık yaşı ve gebe kalabilme ihtimalinin yaklaşık 42 yaşında bir kadınla aynı olduğu iddia edilebilir. Ancak sigarayı bırakırsanız bu zararlı etkilerin bir kısmı düzelebilir. Diğer yandan sigaranın sperm sayısı ve hareketliliği üzerine olumsuz etkileri de artık tartışılmaya gerek duyulmayan bir gerçek.

Adet döngünüzü bilin

Normal bir adet döngüsü 21 ila 35 gün arasıdır. (Bu sürelerden uzun veya kısa ise doktorunuza başvurmanızı öneririm.) Hamilelik ihtimali yumurtlama döneminizde en yüksek olacaktır. Bunu da beklediğiniz adet tarihinizden 14 gün öncesi olarak hesaplayabilirsiniz. Ya da ovulasyon testleri gibi daha profesyonel yöntemlere başvurabilirsiniz.

Sık cinsel birliktelik önemlidir

Haftada en az bir birliktelik, sizin de hormonal dengenizi olumlu yönde etkileyecektir. Özellikle ovulasyon döneminde hergün veya gün aşırı birlikteliğin gebelik şansınızı artırdığını söylemeye gerek yok.

Kayganlaştırıcı konusuna dikkat edin

Bazı kayganlatırıcı ürünler spermin hareket ve yapısına zarar vererek gebelik şansını azaltabilir. Bu konuda seçimlerinize dikkat etmelisiniz.

Vajinal Duş yapmayın

Duş vajinal bölgedeki koruyucu bakterileri uzaklaştırarak vajinal enfeksiyon riskini artırır, ve dolayısı ile de gebe kalabilme şansınızı azaltır. Kötü kokulu, sarı-yeşil renkli akıntınız var ise doktorunuza kontrol olmanız gerekebilir.

Huzur arayın

Ağır egzersizler gibi stres de vücuttaki hormonal dengeleri etkileyerek hamile kalabilirlik oranını düşürmektedir. Meditasyon, yoga gibi tekniklerle veya profesyonel destek alarak hormon dengenizi tekrar düzene sokabilirsiniz.

Eşinizin sağlığı da önemlidir

Sigara alkol ve kötü beslenmenin sperm üretim ve hareketliliği üzerine olumsuz etkileri mevcuttur. Özellikle selenyum, E ve C vitamininden zengin günlük destek almak 3 ay içerisinde sperm sayı ve kalitesini artıracaktır.

GEBELİKTE  OMEGA 3 DESTEĞİ ÖNEMLİ!!

Omega 3 ‘ ler, vücut için  gerekli ama vücutta üretilemeyen mutlaka dışarıdan alınması gerekli yağ asitleridir. Balık yağının omega 3 yağ asitleri ile  aynı olmadığı bilinmelidir. Genelde balık yağından üretilmekle birlikte balık dışı karides, algler  gibi besinsel kaynakları da vardır.  Omega 3 lerin en önemli grupları Docosa Hexaenoic Acid (DHA), Eicosa Pentaenoic Acid (EPA) ve Alfa Linolenik asit(ALA) lerdir.  Sağlıklı ve düzgün çalışan bir beyin yüksek miktarda DHA içerir.  DHA iyi işleyen hücre zarları (beyin ,retina, sinir hücreleri) için hammaddedir.  

Omega 3; Balık ve deniz ürünleri, somon, ton, sardalye, soya, semiz otu, kuru fasulye, nohut, brüksel lahanası, kanola yağı, keten tohumu, ceviz, fındık, chia tohumunda bulunmaktadır.

Anne sütü  ise  en doğal Omega 3 kaynağıdır. Bu nedenle ilk 6 ay emzirmek çok önemlidir.

Prekonsepsiyonel gebelik öncesi  dönemde başlayan çeşitli ve dengeli bir diyet, hem annenin hem bebeğin sağlığı için gereklidir. Bununla birlikte, gebelikte belirli mikrobesinlerin yetersiz alım riski, sanayileşmiş ülkelerde bile yüksektir.  Bu, özellikle Omega 3 (DHA), demir, iyot, kalsiyum, folik asit ve D vitamini için İtalya gibi bazı gelişmiş Avrupa ülkelerinde de geçerlidir.

Omega 3  alan annelerde yapılan çalışmalara bakıldığında bazı önemli sonuçlara ulaşılmıştır:(Cochrane 2018) ;70 RCT, 19927 hasta

<37 hafta doğum à Azaltır         <34 hafta doğum à Azaltır

Düşük doğum ağırlığı à Azaltır  Perinatal ölüm à Azaltır

Yenidoğanda kalış à Azaltır        LGA(iri bebek) Bebek à Arttırır

Gestasyonel(doğum) zamanı à Arttırır     Preeklampsiyi (gebelik zehirlenmesi)à Azaltır

Kognitif fonk. à Arttırır                 IQ à Arttırır       Nörolojik gelişim à Arttırır

Gebe ve emziren kadınlar günlük ortalama en az 200 mg DHA almayı hedeflemelidir.

Gebelikte günlük 200 mg DHA içeren Omega 3 tableti alınmalı ya da haftada 2-3 gün balık tüketimi önerilmektedir.

Omega 3 ,vücuttaki şekerleri yağa dönüştüren yağ asit sentez enzimini  inhibe ettiğinden yağ depolanması ve kilo alım riskini azaltır.  Omega 3,  10-12 kalori ye sahip fakat kilo aldırıcı etkiye sahip değildir.

Omega 3  kullanımında  civa, kurşun gibi ağır metallerden arınma teknolojisinin kullanılmış olması önemlidir. Çünkü,  ağır metaller fetal beyin dokusu gelişiminde negatif etkiye sahiptir.

Omega 3 içeren haplarla bildirilmiş zehirlenme  görülmemiştir. %4 oranında  mide –bağırsak sistemlerinde yan etkiler , tat almada bozulma ve koku yapabilir.

Omega 3 seçiminde dikkat edilmesi gereken noktalar;

Kullanılan tablet içeriğinde ki EPA/DHA oranı 3/2 olmalı  , bu oran ne kadar yüksekse o kadar kalite artmaktadır. Hava ile temas ederse okside olup yapısı bozulur, kapsüller hava sızdırmaz garantili olmalıdır. GDO ve ağır metal içermediği üretici tarafından garanti altına alınmış olmalıdır. Ürünler TC. Gıda Tarım Hayvancılık Bakanlığı tarafından ruhsatlandırılmakta olup ,üzerinde takviye edici gıda onay numarası etiketi bulunmalıdır.

Özetle; Omega 3 desteği gebelikte potansiyel pozitif etkilerinden dolayı kullanılmalıdır. Haftada 2-3 defa balık tüketimi önerilir. Günlük 200-300 mg Omega 3 alımı uygundur. Her balık yağının Omega 3 olmadığı bilinmelidir ve 1200 miligram balık yağı üzerinde yazsa da , EPA DHA oranı 100 miligram  gibi yetersiz olabilir uygun doz içeriğine dikkat edilmelidir.


GEBELİK SÜRECİNDE  TESTLER VE TARAMALAR

 Gebelik testinin pozitifleşmesi ile  9ay 10 gün süren heyecanlı gebelik bekleyişi başlar . Her anne – baba adayı  ve gebeliği  takip eden doktorlarının  ortak amacı bu süreci  sağlıklı ve sorunsuz bir  şekilde tamamlamaktır. Gebeliği  olumsuz etkileyebilecek hastalıkları belirlemek     ve gelişen bebeğin sağlığını   değerlendirmek  amacı ile gebelik  haftasına göre birden fazla test ve tarama uygulanmaktadır.

İLK  VİZİTTE  YAPILAN TESTLER:  anne adayının genel sağlığını  değerlendirmeyi amaçlar : tam kan sayımı , kan grubu , kan  şekeri , karaciğer ve böbrek fonksiyon testleri , tam idrar tahlili , tiroit taraması , hepatit B ve C ,HIV  gibi  bebeğe kan  yolu ile bulaşabilen   hastalıkların tespit edilmesine yöneliktir .  Gebelik öncesi tanı konulmamış  anneye ait  birçok hastalık tespit edilebilir. Bunlardan  kansızlık , akdeniz anemisi taşıyıcılığı, hepatit b taşıyıcılığı , HiV , hiper ve hipotiroidiler  toplumda yaygın olup çoğunlukla bulgu vermemektedir..Kan uyuşmazlığı durumunda,   anne kanında antikor varlığını  göstren indirekt coombs testi de bu dönemde yapılmalıdır.

 

GENETİK TARMA  TESTLERİ:

Her gebelikte genetik  olarak anormal bebek oluşma ihtimali  vardır . Bu olasılık ileri anne yaşı , ebevyenlerde  genetik anormallik varlğnda  artsa da hiçbir risk faktörü olmayan çiftlerde de ortaya çıkabilir . Genetik bozuklukların en sık görüleni Down sendromudur . Bu sendromla doğan çocuklarda,  fazladan   gelen 21. Kromozom nedeniyle kısa  boy  , çekik  göz , kısa burun kemiği , zeka geriliği , kalp, sindirim ve boşaltım sistemi ile ilgili birden fazla eksiklik söz konusu olabilir.  

Tarama testleri kesin sonuç veren testler değildir. Tarama testindeki sonuç sadece bebeğin hastalıklı olma riskini gösterir . Bu risk belirli bir değerin üstünde ise    (genellikle 1/250 )   tanıya ulaşmak ve bebeğin genetik yapısını tespit edebilmek  için girişimsel testlere ihtiyaç duyulur .

 

BİRİNCİ TRİMESTER TARAMA  TESTİ  ( KOMBİNE/ İKİLİ TEST )

Bu testin iki kısmı vardır. İlki ultrason ile bebeğin ense saydamlığı  kalınlığının ve boyunun ölçülmesidir. Bu ölçümler vajinal veya karından ultrason ile yapılır. Ultrason ölçümleri sırasında bebeğin burun kemiğine de bakılır. Ölçümlerden 24 saat içinde kanda PAPP-A ve serbest beta-hCG bakılarak Down sendromu riski hesaplanır.

 

İKİNCİ TRİMESTER TARMA TESTİ ( ÜÇLÜ /DÖRTLÜ  TEST )

Bu test kanda AFP, hCG, ve estriol / İNHİBİN A ölçümleri ile risk hesaplanması için yapılmaktadır. AFP ayrıca nöral tüp defekti adı verilen omurganın tam kapanmama (spina bifida) durumlarını da tarar. Test öncesinde yapılan bir ultrasonografi ile bebeğin baş ölçümleri yapılarak gebelik yaşından emin olmak gerekir. Test riskinin yaşa  1/250’yi geçtiği durumda amniosentez yapılabilir.

 

ANNE KANINDA FETAL DNA

Anne kanında  hücre dışı serbest fetal DNA (cffDNA)     klinik uygulamaya giren yeni nesil  testtir.   Henüz tarama testi  olarak kabul edidlir   dolayısı ile test sonuçları riskli  gelen grupta girişimsel testler ile tanının doğrulanması gerekmektedir..Gebeliğn 9. haftasından itibaren uygulanabilir olması  erken tanı olanağı sağlar . Genel olarak Trizomi 21 , Trizomi 18 , Trizomi 13  gibi daha sık görülen kromozom anomaliler  için ileri tarama testi olarak kullanılmaktadır. cffDNA  ile Down Sendromunu  tespit etme oranı %99 ve yanlış pozitiflik %1' dir. Trizomi 13 ve 18 ' i tespit etme oranları %80 civarında olup daha düşüktür  .  Hastaların  % 4-5’inde  sonuç elde edilememektedir  Şu  an için en büyük dezavantajı  yüksek maaliyet olarak görülmektedir .

           

24-28. GEBELİK HAFTALARINDA : kann sayımı   ve idrar tahlili tekrarlanmalı  , oral glukoz tolerans testi  her gebeye önerilmelidir. Toplumda artan  obezite , ileri anne yaşı ,  hareketsizlik ve  yalnış beslenme nedeniyle gebelik şekeri oranları artmaktadır . Gebelik şekeri  iri bebek , travmatik doğum,  omuz takılması , sezaryan  doğum , anne karnında beklenmeyen bebek kaybı  gibi olumsuz gebelik sonuçları ile ilişkilidir .  Ailesinde şeker hastalığı olanlar , vücüt kitle indeksi yüksek , açıklanamayan bebek kaybı yaşamış  , 4000 gr üstünde  iri  bebek doğumu olanlar gebelik şekeri açısından  daha yüksek risk altındadır.   75 gr glukoz içeren  bir sıvının ağızdan alındıktan bir ve iki saat sonra kan glukoz seviyelerine bakılır . Anne ve bebek açısından tek sefrede alınan 75 gr glukozun  herhangi  olumsuz etkisi yoktur  . Bu miktardaki glukoz  gün içinde alınan öğünlerdeki glukoz miktarından çok farklı değildir  örneğin iki dilim baklava ile eşdeğerdir. . Gebelik şekeri tanısı alan hastalarda uygun  diyet ve spor programı  , kan  şekerinin  takibi ve  ilaç tedavisinin düzenlenmesi ile  kötü gebelik sonuçları önlenebilmektedir.

Yumurtalık (OVER ) Kanserinde Erken Teşhis

Yumurtalık Kanseri İçin Erken Teşhis Mümkün mü?

Yumurtalık kanserinde erken teşhis aslında son derece zordur. Nedeni ise genellikle şikayetleri belirgin olmamasıdır. Karın ağrısı şişkinlik, hazımsızlık kanserin erken devredeki belirtilerdir. Bu evre ilerlediği zamanlarda ise evresindeki organlara ait bası bulguları, karın ağrısı, pelviste kitle ve aşağı doğru bası hissi, vajinal kanama gibi pek spesifik olmayan şikayetlerdir. Bu durumda hastanın doktora gitmesine en büyük etken olan sorun ise çok yüksek derecede karın şişliğidir. Karın şişliğinin sebebi ise genelde karının içerisinde ki sıvı birikimi yani asittir. Medicana Bursa Hastanesi Kadın Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Op. Dr. Volkan Aksakallı konu hakkında bilgi verdi.

Yumurtalık kanserinin henüz yeni oluştuğu safhalarda tam anlamı ile belli olmayan ve geçici şikâyetlere sebep olmasından dolayı genel olarak hastalar tarafından pek önemsenmemektedir. Biraz daha ilerleyen zamanlar da tümörün büyümesi ile ve kalın bağırsağın üstüne baskı yapması ile kabızlık yada ishal gibi şikayetler ortaya çıkar. Karın da şiddetli ağrı ve karnın şişliği, dolgunluk hissi, bulantı kusma, gaz, ve bacak ağrısı gibi diğer rahatsız edici problemler de görülür. Yumurtalık kanseri normal kadın doğum muayenesinde teşhis edilemeyebilir, ancak büyümüş olan bir yumurtalık doktorun dikkatini çekebilir. Yumurtalık kanseri hücreleri tarafından çoğalan bir protein olan CA125 ancak kan testi ile bakılabilir ve normalden yüksek olan seviyeleri yumurtalık tümörünü gösterilir. Bunun yanı sıra vajinadan veya karın yolu ile yapılan ultrason veya tomografi tetkikleri ile de yumurtalıkta ki normal olmayan bulguları tespit etmek mümkün olabilir. Ama yumurtalık kanseri teşhisinin tam anlamı ile konabilmesi için tek yol biopsidir. Her kist, kanser olacak diye bir kaide yoktur. Görüntüleme sırasında hasta kanser şüphesi uyandırıyor ise, operasyonla açılır ve şüphelenilen kitlenin tamamı mümkün olduğunca geniş olacak şekilde çıkarılıp patolojik incelemeye gönderilir. Doktorun tümörden almış olduğu örneğin patolojik olarak mikroskop ile incelenmesiyle yapılır.

Şöyle özetleyecek olursak;

1-Kan alınarak yapılan Ca-125 tetikiki erken tanı sağlayabilir. Aile içerisinde yumurtalık, meme, barsak kanseri olan kadınların yılda ya da en az altı ayda bir Ca-125 değerlerine baktırmaları bu erken teşhis için büyük bir adım olacaktır. Aile de riski olmayan kadınların bu tetkiki düzenli aralıklarla yaptırmasının bir yararının olmadığı da gösterilmiştir.

2-Yıllık kontroller ile jinekolojik kontroller sırasında yapılacak ultrasonografi tetkiki ile de erken teşhis konabilir.

Teşhis nasıl konur?

İlk olarak her şey ayrıntılı olarak dinlenir daha sonrasında ise yapılacak olan jinekolojik muayene çok önemlidir. Aynı zamanda “ultrasonografi” tetkiki ile yumurtalıklar detaylı olarak incelenir. İlave olarak yumurtalık kanseri göstergesi olarak CA-125 isimli maddeye kanda bakılır. Fakat bu madde aynı zamanda yumurtalığın bazı hastalıklarında da yükselebilme şansı doğurur.

Yapılan muayeneler esnasında en çok menopoz girmiş kadınlarda pelvik alanda kitle saptanması yumurtalık kanserini düşündürür. Çekilen ultrasonografide teşhiste en önemli yardımcı kesinlikle testtir, burada çift taraflı ovarian kitle, eğer 8 cm’den büyük kitle varsa ve bu kitle, içinde katı alanlar bulunan kitlelerin muayene esnasında hareketli olmaması yumurtalık kanseri teşhisini destekler.

Bu kanserde olduğu gibi kistler de dahil olmak üzere bütün yumurtalık tümörlerinin teşhisinde öncelikli adım, genital organlarının jinekolojik muayenesidir. Yapılan muayene ile yumurtalıkların normal orandan büyük olup olmadıkları ve yumurtalıkların etrafında bir anormalliğin görünüp görünmediği incelenir. Muayeneden sonra ikinci adım olarak ta ultrasonografi muayenesinin yapılmasıdır.

Yapılan bir takım kan testleri de yumurtalık kanserlerinin teşhisinde büyük rol oynar. Burada tümör belirteçleri ortaya çıkar. Yumurtalık kanseri ile ilişkili tümör belirteçlerinin bir kısmı ; CA 125, Ca 19-9, CA 15-3, CEA, AFP ve HCG’dir. Kanda araştırılan bu maddeler yumurtalıkta tespit edilen tümörün kanser olup olmadığı hakkında ek olarak bilgiler elde edilir. Ama yumurtalıklarda tümör veya kist olmadığı halde kanda belirteç araştırmak sağlık açısından pek doğru değildir

Yumurtalıkta genellikle kistler oluşur. Oluşan kistlerin bir kısmı kendiliğinden iyileşen fonksyonel olarak adlandırılan kistlerdir ve bunlardan kurtulmak için ameliyat olmaya ihtiyaç yoktur. Ancak bu kistler sanılanın aksine kötü huylu ise ya da kötü huylu olabilme olanağı söz konusu ise, bu hastalar kanser ile uğraşan Jinekolojik onkoloji yapan kadın hastalıkları ve doğum uzmanları tarafından ameliyat edilerek, sorunu gidermelidir. Yapılmadığı taktirde eksik cerrahiler yapılır ve hasta baştan ameliyat olmak zorunda kalır. Saydığımız bu hastalıkların operasyon öncesi teşhisinde ultrasonografi ve tümör belirteçleri beraber kullanılır. Bu tetkikler doğru kullanıldığı zaman yanlış teşhis yok denecek kadar az olur ve MR gibi diğer tanı yöntemlerine hiç gerek kalmaz.

Genel olarak bakacak özetleyecek olursak,yumurtalık kanserinde hastalığın tedaviye vereceği cevabı etkileyen çok fazla etken vardır. Bu etkenlerden en önemlisi ve sonuca ciddi oranda etki edeni, ilk ameliyatın (cerrahinin) yeterli olmasıdır. İlerleyen evrelerde ki yumurtalık kanserlerinde ameliyat sonrasında karın içinde kalan en büyük tümör çapı 1 cm’in altında olması gerekir. Bu prognozu etkileyen en önemli etkendir. Bunun yanı sıra hastalığın hangi evrede olduğu da tedaviye vereceği cevabı etkilemektedir. Hastalıkta evre ne kadar küçükse, yani hastalığın ne kadar başındaysa işte o tedavinin başarısı o kadar iyi olur.

Bilgisayarlı tomografi (BT), manyetik rezonans (MR) ve ultrason gibi görüntüleme yöntemleri kasıklarda bir kitle olup olmadığını saptamada kullanılan radyolojik tetkiklerdir. Ancak bu yöntemler kitlenin kesin olarak kötü veya iyi huylu olup olmadığını ayırt edemezler. Kesin tanı biyopsi olarak isimlendirilen, şüpheli dokudan alınan örneklerin mikroskop altında incelenmesi ile konmaktadır.

Bilgisayarlı tomografi (BT): Bir çeşit X ışınının insan vücudunun çevresinde dönerek değişik açılardan görüntü alabilmesi yöntemidir. Alınan bu görüntüler sırasıyla bilgisayar aracılığı ile birleştirilip vücut içinin detaylı bir şekilde görüntüsünü oluşturur. Görüntüleme esnasında ayrıntılar, bir çeşit kontrast madde kullanılarak daha detaylı olarak görüntülenir.

Manyetik rezonans görüntüleme (MRI): Manyetik alan ile bilgisayar kullanılıp vücut içinin daha detaylı bir şekilde resimlerini verir. Manyetik rezonans görüntüleme yönteminde x ışınları kullanılmaz.

Ultrasonografi: Prob olarak adlandırılan bir aletten yayılan ses dalgalarının yumurtalıklar ya da diğer organlardan yankılanmaları ile elde edilen görüntünün bilgisayar aracılığı ile ekrandan yansıtılmasıyla yapılır. Kitlesel oluşumlarda ki yapının katı ya da içi sıvı dolu kistik bir yapıda olup olmadığını ayırd eden bir sistemdir.Çok tercih edildiğinden, en sık kullanılan görüntüleme yöntemi olarak ta bilinir.

Renkli doppler akımı: Bu yöntem ile yumurtalıkların damarlar ile kanlanmasının olup olmadığını gösterir. Yumurtalık kanserlerinde genel olarak yumurtalıklarda ki kan akımı artar. Ama bazı iyi huylu hastalıklarda ise yumurtalıklardaki kan akımı nispeten artabilir

Bütün bunların yanı sıra hastanın yaşı, genel durumu ve tümörün grade diye adlandırılan özelliği hastanın tedaviye vereceği cevabı ciddi oranda etkileyebilmektedir. Bu demek oluyor ki hasta ne kadar erken yaşlardaysa ve genel sağlık durumu tedavi sırasında iyiyse sonuçlar da bir o kadar iyi olur.


Hamilelikte Görülen 10 Şikayet ve Çözüm Önerileri

Hamileliğe bağlı yaşanan sıkıntılardan mide bulantısı, bel ağrısı, yorgunluk, sık idrara çıkma ve şişlik gibi şikayetlerin üstesinden gelmenin bir takım püf noktaları olduğunu belirten Medicana Bursa Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Volkan Aksakallı, anne adaylarına çözüm önerileriyle ilgili bilgi verdi.

Medicana Bursa Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Volkan Aksakallı, rahat bir hamilelik geçirmek için dikkat edilmesi gerekenler hakkında şu bilgileri verdi:

MİDE BULANTILARI

Midenizin bulandığı dönemlerde beslenme şeklinizi değiştirmeniz gerekiyor. Azar azar ama daha sık yemelisiniz. Örneğin günü 3 öğünden 5 öğüne çıkarabilirsiniz. Yağlı ve baharatlı yiyeceklerden uzak durmalısınız. Bunun yerine yüksek karbonhidrat içeren besinleri, yani tost, muz, fırında patates gibi gıdaları tercih edebilirsiniz. Ayrıca yemek sırasında fazla sıvı almanız, midenizin bulanmasına yol açabilir. Bunun yerine yemekten bir saat sonra alacağınız sıvılar, vücudunuzun su ihtiyacını karşılar.

Mide bulantılarınız daha çok sabahları uyandığınızda oluyorsa, bu kan şekerinizin düştüğünü gösterir. Bu yüzden bir bisküvi ya da bir kaşık tatlı, kan şekerinizin yükselmesini sağlayacağı için mide bulantınızı hafifletir. Bulantıları azaltmak için bazı uyaranlardan uzaklaşmanız da yarar sağlar. Soğan, sarımsak ya da parfüm ve deodorant gibi midenizin bulanmasına yol açabilecek kokulardan uzak durmaya çalışın. Sigara da sizi olumsuz etkileyebilir. Bunun için aynı ortamda bir başkasının sigara içmesine izin vermeyin.


HAMİLELİK REFLÜSÜ

Bu rahatsızlık, mide asidi başta olmak üzere mide içeriğinin yemek borusuna kaçması sonucu göğüs kemiği arkasından yukarı yükselen yanma ve ağza acı-ekşi su veya yemek parçalarının gelmesi olarak tanımlanıyor. Hamileliğin 3. ayından sonra bebeğe zarar vermeyen tedavi yöntemleri uygulanabilir. Mide ve yemek borusundaki yanma hissi özellikle yatarken daha fazla rahatsızlık veriyorsa, asidi nötralize edici, doktorunuzun önereceği birtakım ilaçlarla tedavi olabilirsiniz. Reflüden yakınan hamilelerin yaşamlarında bazı değişikliklere de dikkat etmeleri gerekebilir. Yenilen yemek miktarı, alınan gıdalar kadar önemli olduğundan bir kerede aşırı fazla yemek yerine az ve sık öğünleri tercih edin. Karnınızı sıkıca saran giysilerden uzak durun; yemekten sonra hemen yatmayın; alkol ve sigara kullanmayın; aşırı kilo almamaya çalışın ve son olarak yatak başınızın yüksekte olmasına dikkat edin.


BEL AĞRILARI

Hamilelikte artan bel ağrılarının önüne geçebilmek için öncelikle beli zorlayıcı bazı hareketlerden uzak durmalısınız. Yatağınızın ortopedik olması da dikkat edilmesi gereken bir başka etken. Bel üzerindeki yükü artırdığından çok yüksek ya da tamamen düz ayakkabı giymeyin. Onların yerine alçak topuklu ayakkabılar giyebilirsiniz. Ayrıca bel ağrılarını hafifletecek egzersizler yapmanızda da yarar var. Doktorunuz sizi doğru egzersizler konusunda yönlendirebilir.


YORGUNLUK VE HALSİZLİK

Anne adayları hamilelik sürecinde, yorucu bir hareket yapmadıkları halde kendilerini yorgun ve halsiz hissedebilirler. Bu durumda en iyi çözüm istirahat etmekten geçiyor. Vücudunuz size daha çok istirahat etmeniz gerektiği sinyalini vermektedir. Gün içerisinde ayaklarınızı hafif yükselterek, sırt üstü yatıp dinlenin. Uyku ihtiyacı hissediyorsanız kendinizi engellemeye çalışmayın. Kendinize küçük şekerlemeler için izin verin. Çalışıyorsanız, hemen iş sonrası akşam yemeğinden önce hafif bir uyku iyi gelebilir. Ancak akşam yatarken de uyku kaçıracağından çay, kahve gibi içeceklerden uzak durmanızda fayda var. Düzenli beslenmeniz de enerji seviyesini artıracağından, özellikle yeterli protein ve vitamin takviyesi yapmanız kendinizi daha iyi hissetmenizi sağlar.


SIK İDRARA ÇIKMA VE KAÇIRMA

Sık idrara çıkma isteği hamileliğin doğal şikayetlerinden biridir. Çünkü hamilelik ilerledikçe büyüyen rahim, önündeki mesaneye baskı yapar. Hamilelikte idrara çıkmak doğal bir olay olduğu için bu ihtiyacınızı ertelemeyin. Sık sık tuvalete çıkmak idrar kaçırma şikayetini de bir ölçüde engeller. Ancak idrarınızda yanma varsa bunun bir enfeksiyon belirtisi olabileceğini de göz ardı etmeyin.


VARİS VE KRAMPLAR

Varisli bacaklarınız için, dolaşımı hızlandırıcı etkisi bilinen, soğuk su masajı yapabilirsiniz. Uzun süre ayakta kalmamak, uzun süre oturmamak, yatar pozisyonda ayakları yukarı kaldırmak, düzenli egzersiz yapmak rahatlama sağlar. Aşırı rahatsızlık hissediyorsanız doktorunuzun tavsiyesiyle varis çorabı kullanabilirsiniz. Ancak endişelenmenize hiç gerek yok. Çünkü doğum sonrası varisler genellikle kaybolur. Bacaklardaki kramplar ise, çoğu zaman kalsiyum eksikliğinden ortaya çıkar. Bu nedenle süt ve süt ürünleri gibi kalsiyum açısından zengin gıdalar alın. Krampları önlemek için bir takım egzersizler de uygulayabilirsiniz. Örneğin bacak kaslarınızı gerin, bir dakika gergin durumda tutu ya da bacaklarınıza masaj yapın ve uzatarak dinlenin.


ŞİŞLİKLER

Hamilelikte daha çok ayakların şiştiği gözlenir. Bunun için gün içerisinde ayaklarınızı oturduğunuz yerden biraz daha yükseğe koyarak dinlenebilirsiniz. Ancak hamilelikte bazen sabahları ellerde ve göz kapaklarında şişme olur. Bu belirtiler hamilelik zehirlenmesine (preeklampsi) işaret ettiğinden böyle bir durumla karşılaşıldığında doktorunuza başvurmanız gerekir.


ÇATLAKLAR

Gebelikte kadınların önemli bir kısmında karın, kalça ve göğüs bölgesinde çatlaklar ortaya çıkar

Çatlakları tümüyle önlemek mümkün olmamakla beraber, alınan bazı önlemlerle çatlakların önüne geçilebiliyor. Piyasada bulunan çatlak kremleri cildi nemlendirerek esnemesine yardımcı oluyor. Çatlak kremleri, çatlakların beraberinde getirdiği kaşıntının dinmesine de yardımcı oluyor. Sıvı alımı da çatlakların oluşumunda etkili rol oynuyor. Eğer vücuda giren su miktarı yetersiz olursa cildin elastikiyeti azaldığından çatlaklar daha kolay oluşuyor. Aksine, vücudun ihtiyacı olan sıvı miktarı yeterli alınırsa, cilt elastikiyetini daha iyi korur ve gerilmeye karşı daha dayanıklı hale geliyor.


VAJİNAL AKINTI VE KAŞINTI

Hamilelikteki akıntılar renksiz ve kokusuzsa herhangi bir tehlike arz etmez. Akıntı renginde sarı- yeşile dönüşme, buna ilave olarak kaşıntı, yanma ve koku artışı tedavi gerektiren durumlardır. Ayrıca yine gebelik esnasında vajinanın asiditesi ve glikojen miktarındaki değişimler mantar enfeksiyonlarına yol açabilir. Bu yüzden eğer akıntının içerisinde beyaz renkli parçacıklar varsa ve kaşıntı oluyorsa bu bir enfeksiyon belirtisi olabilir. Bu durumda mutlaka gecikmeden bir uzmana başvurmalısınız.


NEFES NEFESE KALMA

Hamileliğin son dönemlerinde sanki yeterince hava alamıyormuşsunuz gibi hissedebilirsiniz. Bu durum, büyüyen rahmin akciğerlere alttan yaptığı baskıdan kaynaklanır. Dolayısıyla akciğerlere yeterince hava giremez. Vücudunuzu dik duruma getirerek, egzersiz ile akciğer kapasitesini artırabilirsiniz. Ayrıca sırt üstü yatıldığında baş seviyenizi yükseltirseniz şikayetleriniz azaldığını göreceksiniz. Hamileliğin son haftalarında bu şikayetiniz ortadan kalkabilir.

Rahim Ağzı Kanseri Jinekolojik Kanserlerde ilk üçte

Kadınlarda en sık görülen 3.kanser türü olan rahim ağzı kanseri nedeniyle birçok kadın hayatını kaybediyor! Oysa rahim ağzı kanseri düzenli olarak yaptırılması önerilen pap smear testi ve hastalığa yol açan Human Papilloma Virüsü’ne karşı geliştirilen aşı ile önlenebilen tek kanser türü! Halk arasında rahim ağzı kanseri olarak adlandırılan rahim ağzı kanseri, dünya genelinde meme ve kololrektal kanserlerden sonra kadınlarda en sık görülen 3. jinekolojik kanser türü. Dünya Sağlık Örgütü (WHO) tüm dünyada 2 milyondan fazla kadında rahim ağzı kanseri olduğunu tahmin ediyor. Her yıl yaklaşık 500.000 bin yeni rahim ağzı kanseri teşhisi konuyor ve birçok kadın bu hastalık nedeniyle hayatını kaybediyor. Medicana Bursa Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Neriman Çelik aslında rahim ağzı kanserinin önlenebilen tek kanser türü olduğuna dikkat çekerek, “Gelişmiş ülkelerde rahim ağzı kanserinin görülme sıklığı ve bu hastalığa bağlı ölümler gün geçtikçe azalıyor. Çünkü hastalık pap smear testi ile çok erken dönemde, hatta hücreler kansere dönüşmeden önce tespit edilebiliyor. Hastalığa yol açan Human Papilloma Virüsü’ne karşı geliştirilen aşı da hastalıktan korunmada önemli bir rol oynuyor.” diyor.

Hastalığa Neden olan Human Papilloma Virüsü!

Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Neriman Çelik rahim ağzı kanserinin yüzde 99’undan cinsel yolla bulaşan ve 80 tipi bulunan HPV’nin (Human Papilloma Virüsü) sorumlu tutulduğunu belirtiyor. Virüs özellikle rahim ağzına yerleşiyor ve zamanla buradaki hücrelerde değişime yol açıyor. Virüsün tip 6 ve tip 11’i genital bölgede siğiller ile kendini gösterirken, Tip 16 ile 18’ i ise erken dönemde tedavi edilmediği takdirde rahim ağzı kanserine neden olabiliyor. kanser aşamasına ilerlediğinde daha radikal cerrahiler kemoterapi ve radyoterapi tedavilerine ihtiyaç duyulmaktadır.

KİMLER RAHİM AĞZI KANSERİ AÇISINDAN RİSK ALTINDA:

Cinsel aktif tüm kadınlar risk altında ve cinsel hayata başladıktan sonra 2. yıldan itibaren periyodik servikal kanser taramalarına başlanması gerektiğini belirten Op. Dr. Neriman Çelik’’. Bu taramalar 65 yaşına kadar devam etmeli. Bağışıklık sistemi baskılayıcı ilaç kullananlar, HIV hastaları, sigara içenler, birden fazla cinsel partneri olan, genital herpes enfeksiyonu olan hastalarda serviks kanseri açısından daha yüksek risk altında’’ dedi.

PAP SMEAR: rahim ağzından jinekolojik muayene esnasında alınan hücrelerin mikroskop altında incelenip kanser öncüsü hücre varlığını araştıran bir yöntemdir. Konvansiyonel ve sıvı bazlı olarak yapılabilir. Sıvı bazlı sitoloji örneğinden ayrıca HPV virüsü varlığına da bakılabilmesi avantaj sağlamaktadır. Normal smear sonucu olan hastalar için tarama aralıkları 3 yıl olmalıdır. Smear sonucunda anormal hücre varlığında kolposkopi ve biyopsi yapılır. Prekanseröz lezyonun derecesi ve boyutuna göre tedavi planı belirlenir.

HPV BAZLI TARMA: tümör oluşumunu başlatan süreç viral enfeksiyon olduğu için serviikal salgılarda yüksek riskli HPV varlığı araştırırlır. HPV 16 ve18 + çıkan hastalara kolposkopi biopsi işlemi uygulanır. Diğer HPV tiplerinin varlığında ise eş zamanlı alınan smear örneklerinde anormal hücre varlığında kolposkopi uygulanır. Genç yaş gruplarında HPV enfeksiyon sıklığı yüksek olması ve bu enfeksiyonun 2 yıl içinde yüksek iyileşme oranı göstermesi nedeniyle HPV bazlı tarama 30 yaş öncesi önerilmemekte ( gereksiz kolposkopi oranlarını arttırması nedeniyle ). Genç hastalarda 3 yılda pap – smear tarması yeterli olarak görülmektedir. Hpv negatif hastalarda tarama arlıkları 3 yıl olmalı .

CO-TEST İLE TARAMA: şu an Sağlık Bakanlığı tarafından uygulamda olan tarma programıdır. 30 yaş üstü cinsel aktif kadınlarda eş zamanlı hpv ve pap smear uygulanmakta. Her iki testin negatif olması durumunda tarama 5 yıl sonra tekrar edilir. Yüksek riskli hpv tipi+ olan hasta grubunda pap smear sonuçlarına göre kolposkopi ve biopsi uygulanır.

Gebelik sürecinde vücudumuzda neler değişiyor, bizi neler bekliyor?

Gebelik ortalama 280 gün (40 hafta ya da 10 ay) süren ve kadın vücudunda sistemik ve metabolik birçok değişimin olduğu bir yolculuktur. Bu süreçte rahim büyür. Normalde 60-70 g iken gebeliğin sonunda 1000 g ağırlığa ulaşır. Gebelik boyunca yumuşaktır ve rahmin ağzı koyu bir salgı (nişan) ile tıkalıdır.

Gebelik süresince tekrardan gebelik oluşamaz çünkü yumurtlama olmaz. Ancak gebeliğin devamı için en son yumurtlamadan kalan keseden östrojen ve progesteron hormonu salgılanmaya devam eder. Üçüncü aydan sonra hormon salgılama görevini plasenta üstlenir.

Gebelik süresince vajinadan zaman zaman normal olarak akıntı gelebilir. Gebeliğin sonlarına doğru bu akıntı iyice artar. Vajinal akıntı koyu kıvamlı ve beyaz/sarı renktedir. Kendine özgü bir kokusu vardır. Ancak kötü kokulu ve koyu sarı kahverengi akıntı olursa bu enfeksiyon belirtisi olacağı için mutlaka hekime başvurulmalıdır.

Gebelikte kadın dış üreme organları daha koyu renk alır, doğumdan bir süre sonra yine eski normal rengine döner.

Bebeğin ve annenin artan ihtiyaçlarını karşılamak için vücuttaki kan miktarı ve bu kanı vücuda gönderecek kalbin çalışması artar. Kalp normalde dakikada 60-100 arasında atarken, gebelik süresince bu sayı 10-15 atım artar. Kanamayı önlemek için pıhtılaşma mekanizmaları da hızlanır.

Gebelikte hücre aralarında biriken sıvının toplanmasıyla oluşan ödem gebeliğin sonlarına doğru bacaklarda gözle görülür hal alır. Doğum sonrası, biriken bu sıvılar böbrekler vasıtasıyla atılır.

Vücudun artan oksijen ihtiyacını karşılamak için solunum sayısı artar. Sık sık soluk alıp verme ve bazen de solunum sıkıntısı görülebilir. Vücutta artan progesteron hormonu, burun mukozasında şişlik yaratabilir. Bu nedenle burun tıkanıklığı yaşanabilir.

Gebelikte vücuttaki kan miktarı ve atılacak madde miktarı arttığı için böbrekler fazla çalışır. Ayrıca büyüyen rahmin idrar torbasına baskı yapması sonucunda sık sık idrara çıkma ihtiyacı duyulur. Özellikle gebeliğin son üç ayında idrara gitme sıklığı artar. Eğer sık idrara çıkma ile birlikte idrar yaparken yanma olursa hekime başvurulmalıdır.

Östrojen ve progesteron hormonlarının etkisi ile diş etlerinde şişme, kanama , diş çürüklerinde artış görülebilir.

Mide kasları gevşer, hareketleri yavaşlar. Mide üst kapağı da gevşediği için mide asidi yemek borusuna kaçabilir ve boğazda yanma (gebelik reflüsü) hissedilebilir. Progesteron hormonunun artışı nedeniyle bağırsakların çalışması yavaşlar, bunun sonucunda kabızlık ve gaz sorunları yaşanabilir.

Hormonların etkisi ile eklem ve kaslar gevşer. Bu duruma rahim ve bebeğin ağırlığı nedeni ile vücut ağırlık merkezinin değişmesi de eklenince bel ve sırt ağrıları yaşanabilir.

Cilt renginde koyulaşmalar görülebilir. Meme ucu ve çevresi, Karnın ortasında koyu bir çizgi olabilir. Yüzde gebelik maskesi denilen lekelenmeler olabilir. Vücuttaki kıllar daha belirgin hale gelebilir.

Memeler büyür, hassaslaşır. Süt bezleri ve kanalları gelişir. Gebeliğin 12. haftasından sonra memeden süt gelebilir.

Gebelik ve doğum, anne adayı için derin duygusal anlamlar taşır. Çocuk sahibi olmak anne için artan sorumluluk ve bağımsızlığın büyük bir bölümünün yitirilmesi anlamına gelmektedir. Gebelik bir kadının hayatındaki önemli bir dönüm noktasıdır. Dolayısıyla bu dönemde hafif duygusal zorlanmalardan psikolojik hastalıklara kadar giden bir süreç yaşanabilir. Gebeliğin birinci, ikinci ve üçüncü trimesterlerinde farklı psikolojik değişiklikler yaşanabilir.

Gebeliğin ilk aşaması zıt duyguların geliştiği bir dönem iken ikinci trimesterda anne adayları kendilerini fiziksel olarak daha iyi hisseder. Bulantı-kusma, yorgunluk gibi rahatsızlıklar geçmiştir. Gebelik kabullenilmiştir. Zıt duygular ortadan kalkmıştır. Üçüncü Trimester da ise bebek hareketleri başladığı için gebe bebeği ile iletişim kurmaya başlar. Fakat gebeliğin büyümesine bağlı günlük yaşamı zorlaşır, gebelikten bıkmaya başlar, bir an önce bitmesini ister, diğer taraftan doğum hakkında endişeler artmaya başlamıştır. Gebenin doğum yapacağı hastane ve doktoruna güvenmesi, doğum konusunda ayrıntılı konuşulması doğum korkusu ve bebeğiyle ilgili endişeleri azaltmada önemlidir.

Bu dönemde gebeler doğum hakkındaki kişisel olumsuz deneyimi olan kişilerden uzak durmalı, her bireyin doğumunun birbirinden farklı olduğunu unutmamalıdır, kısa bir süre sonra bebeği ile tanışacağını hayal etmeli , doğum sırasında daha az ağrı hissetmek için solunum egzersizleri öğrenmeli, doğumda kontrolün kendinde olduğunu ve sağlık ekibinin gebeye yardımcı olabileceğini unutmamalıdır.

DOĞUMA HAZIRLIK SÜRECİ

Doğuma hazırlık sağlıklı bir hekim hasta ilişkisi ile başlar. Gebe kaldığınızı öğrendiğiniz andan itibaren rahat iletişim kurabileceğiniz tek hekim tarafından takip edilmeniz doğuma daha bilgili ve güvenli girmenizi sağlar. Gebeliğin son aylarına girildiğinde anne adayı doğum hakkında bilgilendirilmelidir. Doğum şekli, yöntemleri, nerede yapılacağı ve belirtileri hakkında konuşulmalıdır. Anne adayının korku ve endişeleri giderilmeye çalışılmalıdır.

Öncelikle doğum şekli ve doğum yapılacak hastane belirlenmelidir.

Doğumun gerçekleşeceği hastane yeni doğan yoğun bakım, erişkin yoğun bakım, anestezi ve ameliyathane hizmetini 24 saat kesintisiz verebiliyor olmalıdır. Ardından doğum şekli belirlenmelidir. vajinal doğum, ağrısız (epidural anestezi ile) vajinal doğum ve sezaryen hakkında anne adayının tıbbi durumu göz önüne alınarak detaylı şekilde konuşulmalıdır. bu konuşma sırasında anne adayının beklentileri, istekleri, korkuları tek tek cevaplanmalı, riskleri belirlenmeli ve anne bebek için en doğru doğum şekli belirlenmelidir.

Son günlere yaklaştığımızda gebeliğin acil durumları ve hangi durumlarda hastaneye gelmesi gerektiği konusunda anne adayı aydınlatılmalıdır. Doğumun başladığını haber veren düzenli gelen sancılar, kanama ve su gelmesi gibi durumlar hakkında bilgilendirilmelidir.

Gebeliğin ilerlemesi ile birlikte etap etap aydınlanacak bu durumların yanı sıra aile bireylerinin de anne adayına destek olmaları sağlıklı bir doğum için son derece önemlidir. Doktorunu ve hastanesini belirlemiş, korku ve endişeleri giderilmiş, aile desteğini almış, huzurlu anne adayı doğuma hazır ve bilinçli bir şekilde gelecektir. Bu durum sağlıklı ve mutlu anne bebekler için çok önemlidir.

Bilgilendirilmiş bilinçli anne adayları ile birlikte sağlıklı doğumlarda buluşmak dileğiyle…

Bilinçli Anne Adayları Sağlıklı Bir Gebelik İçin  Bu Testleri Yaptırın!

Sağlıklı bir hamilelik sürecine başlamak için gebeliğe karar verildiğinde bir kadın doğum uzmanı ile görüşerek bilinçli olarak bu  döneme girmek gerekir.

Gebelik oluşmadan ideali 3 ay öncesi ,minimum 1 ay önceden folik asit desteğine başlamak sağlıklı bir bebek gelişimi için oldukça önemlidir.

Hamilelik öncesinde demir eksikliği durumunun saptanması ve gerekirse demir takviyesi için Hemogram denilen Kan sayımı testi, gebelikte mevcudiyeti durumunda bebeğin zeka gelişimini etkileyebilen, düşüklere yol açabilen tiroid hastalığının önceden tesbiti için TSH testi, Toxoplazma, Rubella gibi gebelikte aktif olma durumunda hamileliğin sonlandırılmasını gerektirebilecek enfeksiyonların erken dönemde tesbiti ve tedavisi, geçirilmemişse önlem amaçlı aşı planı yapılması için bu testlerin yapılması, kan uyuşmazlığı durumu için anne -baba kan grupları, Hepatit B, HIV testleri, Tam idrar tahlili , Rahim ağzı kanser tarama testi (Smear)yaptırmak gerekmektedir.

Adet gecikmesi ile yapılan gebelik testi pozitifliği sonrasında da erken dönemde gebeliğin rahim içerisinde yerleşip yerleşmediğinin kontrolü için jinekologa başvurulması önemlidir.

MENOPOZ

Günümüzde özellikle gelişmiş ülkelerde tahmin edilen insan ömrü kadınlarda 85 yaşa kadar yükselmiştir. Dünyada ortalama menopoz yaşı 51 olarak kabul edilmektedir. Türkiye'de ise 48 yaş civarındadır. Bu göz önüne alındığında kadın yaşamının ortalama üçte biri menopoz sonrası dönemde geçmektedir.

Menopoz, over fonksiyonlarının durmasına bağlı olarak adetlerin kalıcı olarak kesilmesidir. Menopoz yaşını etkileyen en önemli faktör genetiktir. Bunun dışında doğum sayısı, vücut kitle indeksi, sosyoekonomik koşullar, geçirilmiş yumurtalık cerrahileri de menopoz yaşını etkileyebilmektedir. Sigara kullanımının da menopoz yaşını 2 yıl öne çektiği ileri sürülmüştür. 40 yaş öncesinde ortaya çıkan menopoza erken menopoz ya da prematür over yetmezliği denir. Toplumda %0.3-0.9 arasında görülmektedir.

Menopoza bağlı hormonal değişikliklerin adet düzenine yansıması menopozdan yaklaşık 3-4 yıl önce oluşur. İlk önce siklusta belli belirsiz bir kısalma sonrasında ise siklusta uzama görülür. Adetler gecikmeli olmaya başlar. FSH>25 olması menopoza geçiş dönemini gösterirken, FSH>40 olması menopoz olarak değerlendirilir.

Menopozda en sık görülen şikayetlerden biri ateş basmasıdır. Toplumda % 60-85 arasında görülür. Genellikle 2 yıl içinde görülmesine rağmen %10 hastada 10 yıldan uzun sürer. Menopoz döneminde derinin incelmesi, vajinal kuruluk da görülebilmektedir. Yine idrar kaçırma şikayeti menopoz sonrası dönemde artar. Bir çalışmada 60 yaş üzeri hastalarda %29 oranında idrar kaçırma saptanırken, bu hastaların %70'inde şikayetlerin menopoz sonrası dönemde başladığı belirtilmiştir.

Uyku bozuklukları ve depresyon da menopoz sonrası dönemde daha sık görülmektedir.

Östrojen eksikliğinin kemik kaybına neden olduğu bilinmektedir. Menopoz sonrasında osteoporoza yani kemik erimesine ilerleyen kemik kaybı önemli bir problemdir. Bu dönemde %35 hastada kemik erimesi görülebilmektedir. Bir kadının yaşam boyu oluşan kemik kaybının %75'i menopoz sonrası dönemde olmaktadır.

Menopoz hormon replasman tedavisi verilsin ya da verilmesin önemli risk artışlarının olduğu bir dönemdir. Bu dönemde yaşam şeklinin düzenlenmesi, düzenli egzersiz yapılması ve beslenmeye dikkat edilmesi önemlidir. Bu dönemde her kadın düzenli aralıklarla kontrol altında tutularak, düzenli jinekolojik muayene, ultrason ile değerlendirme ve meme kontrolleri yapılmalıdır.

 

İDRAR KAÇIRMA

Sağlıklı bir kadın idrarını istediği zaman ve istediği yerde yapabilmelidir. Üriner inkontinans yani idrar kaçırma durumu ise; kişinin bu kontrolü kaybederek ani ve istem dışı olarak idrarını yapması olarak tanımlanır.

İdrar kaçırma sık karşılaşılan ve özellikle 30 yaş üstü kadınların %30-40'ını etkileyen önemli bir sağlık sorunudur. Ancak maalesef sosyal ve hijyenik bir problem olduğundan hastalar genellikle bu şikayetlerini fazla dile getirmeyip yedek çamaşırlar, emici pedler, sıvı alımını azaltma ve evden uzaklaşmama gibi geçici tedbirlere başvurmayı tercih ederler. Bu durumun normal yaşantının bir parçası olduğunu düşündüklerinden kalıcı bir çözüm amacı ile doktora başvurma sayıları da çok yeterli değildir.

Sonuçta hastalar giderek sosyal toplantılardan uzaklaşır, özgüven kaybı yaşarlar. Bu da sosyal iletişimlerini, cinsel yaşantılarını ve duygusal sağlıklarını derinden yaralar. Kızgınlık, üzgünlük, utanç durumundan depresyona kadar değişen birçok duygu durum bozukluklarına neden olur.

Peki idrar kaçırma nedenleri nelerdir?

Hamilelik, doğum, menopoz gibi kadınlara özgü süreçler, mesane, üretra ve bu organlara destek sağlayan kasların yıpranması ve zayıflaması bu durumun temel nedenlerindendir. Bunların dışında aşırı kilolu olmak, uzun dönem (kronik) kabızlık problemi, diyabet ve multiple skleroz gibi sistemik hastalıklar da idrar kaçırma problemine neden olabilir.

Idrar kaçırma tipleri genel olarak gülme, öksürme, egzersiz gibi ani basınç artışlarında oluşan stres inkontinans veya hastanın aniden sıkışma hissi yaşayıp kontrolsüz bir şekilde idrarını kaçırdığı sıkışma tipi inkontinans veya her iki tipin de mevcut olduğu karma tip inkontinans olarak gruplanır.

Kalp yetmezliği, bazı karaciğer hastalıkları, hipertansiyon, böbrek rahatsızlıklarında kullanılan diüretik tarzı ilaçlar, kafeinli içecekler, idrar yolu enfeksiyonları da kısa süreli idrar kaçırma problemleri yaratabilir.

İdrar kaçırma tanısı nasıl konulur?

Hastanın şikayetlerinin ve öyküsünün detaylı bir şekilde sorgulanması, fizik muayenesinin yapılması ve sonrasında gerekli ise idrar testi, ultrason, mesane stres testi, sistoskopi veya ürodinami gibi testler ile tanı konulabilir.

İdrar kaçırma tedavi edilebilen bir durum mudur?

Tedaviye öncelikle hastanın evde yapacağı kegel egzersizleri, mesane eğitimi, kafein, karbonat, alkol tüketiminin azaltılması ve sigara kısıtlaması, daha çok lifli gıda ile beslenme gibi yaşam alışkanlıklarının gözden geçirilmesi ile başlanır.

Bunlar ile sonuç alınamaz ise idrar kaçırmanın şekline göre ilaç tedavisi düzenlenebilir. Ayrıca dolgu ajanları veya cerrahi askı yöntemleri uygulanarak genel anesteziye gerek kalmadan bölgesel anestezi ile günü birlik işlemlerle tedavi planlanlamaları yapılabilir ve hastanın işeme kontrolu tekrar sağlanabilir.

Idrar kaçırma problemi olan kadınlar şunu bilmeliler ki, bu durumla yaşamaya alışmak zorunda değiller. Uygun destek ve tedavi alındığında; idrar kaçırma problemlerinde ve dolayısı ile yaşam kalitelerinde çok ciddi seviyelerde düzelme sağlayabilirler.