TIBBİ BİRİMLER


+A A-

MEDICANA BURSA Kardiyoloji


KALP KRİZİ GELİYORUM DER Mİ?

Kalp krizi nedir?

Kalp krizi, kalbin besleyici damarları olan koroner arterlerde tıkanıklık sonucu kalp kasının bir bölümünün beslenememesine bağlı meydana gelen hasar olarak tarif edilebilir. Kalp krizinin en ürkütücü tarafı ani gelişmesi ve ölümcül sonuçları olmasıdır. Kalp krizinin tek bir sebebi olduğunu söylemek zor olsa da iyi tarif edilmiş risk faktörlerinden bahsetmek mümkündür.

Kalp krizi riskini artıran en bilinen risk fakörleri şu şekilde sıralanabilir ;

    Yaş (erkeklerde ≥45 yaş , kadınlarda ≥55 yaş veya erken menopoz)

    Aile öyküsü (birinci derece akrabalardan erkekte 55, kadında 65 yaşından önce kalp krizi geçirmiş olmak)

    Sigara içiyor olmak

    Hipertansiyon (kan basıncı ≥140/90 mmHg veya antihipertansif tedavi görüyor olmak)

    Kanda kolesterol yükseklği (total kolesterol ≥200 mg/dl, kötü kolsterol (LDL-kolesterol ≥130 mg/dl))

    İyi (Düşük HDL-kolesterol değeri) (<40 mg/dl)

    Diabetes mellitus (şeker hastalığı)


Kalp krizi nasıl oluşur?

Normal kalp damarının iç yüzeyi kanın akışını kolaylaştıracak hücrelerle donatılmıştır. Fakat yukarıda saydığımız risk faktörleri olan kişilerde bu hücre yüzeyi hasarlanarak hücre tabakasının altında kolesterol birikintileri oluşabilmektedir. Oluşan bu yapılara plak adı verilmektedir. Özellikle risk faktörü olan kişilerde stres, gerginlik, tansiyon yükselmesi, ağır bir yemek, spor veya efor sonrası plaklarda oluşan yırtılmalar veya çatlamalar kalp krizini başlatmaktadır.

Kalp krizi nasıl anlaşılır?

Plaklarda oluşan bu yırtıklar damarın o bölgesinde pıhtı oluşmasına neden olarak kalp damarının tıkanmasına ve kalbin oksijensiz kalmasına neden olmaktadır. Bu durumda hasta göğüste 20-30 dakikadan fazla süren, boyun, omuz ve kollara yayılan şiddetli ve baskı yapan bir ağrı hissetmektedir. Kalp krizinin ana belirtisi göğüs ağrısı olmakla birlikte nefes darlığı, baş dönmesi ve bayılma, kusma, mide bulantısı, soğuk terleme, çarpıntı, aşırı halsizlik eşlik edebilir. Baskı tarzında göğüs ağrısı hisseden birisinin aklına ilk gelecek durum kalp krizidir ve herhangi bir gecikme ölümcül sonuçlara yol açabilir. Kalp krizi dışında başka bir durum örneğin kas ağrısı mide ağrısı gibi akla gelecek durumlar hastanın değil doktorun tanı koyarken düşünmesi gereken durumlardır. Onun için göğüs ağrısı varlığında hastanın doktora gitmesini engelleyecek önerilerden kesinlikle uzak durulmalıdır.

Kalp krizi kapıyı çalar mı?

Kalp krizinin alarm belirtilerini iki grupta incelemek mümkündür. Birisi uzun süreli alarm belirtileridir ki hastanın mevcut olan risk faktörleri bu grupta değerlendirilebilir. Birden fazla risk faktörü olan birisinin kalp krizi geçirme ihtimali daha yüksektir. Bu riski düşürmenin ve dolayısıyla kalp krizini kapıyı çalmadan uzaklaştırmanın yolu değiştirilebilen risk faktörleri dediğimiz durumları örneğin sigarayı hayatından çıkarıp atmaktır. Kalp krizinin diğer alarm belirtileri kalp damarlarında problem olan birinin yaşayabileceği şikayetlerdir. Mesela yürürken, ağır bir yemek sonrası veya stres sonrası meydana gelen göğüs ağrısı kalp krizinin kapıyı çalmak üzere olduğunu düşündürebilir. Hele istirahat halinde göğüs ağrısı yaşayan birisinde kalp krizinin daha yakın olduğu söylenebilir. Hastada sol kola, boyna, çeneye ve sırta yayılan şiddetli bir göğüs ağrısı devam ediyorsa artık kalp krizi kapıyı çalmış demektir. Hemen, hiç vakit kaybetmeden birisinin yardımı ile en yakın acil servisine veya 112 ye başvurulması gerekir. Ülkemiz kalp krizine erken ve etkili müdahale konusunda 7/24 hizmet veren anjiyo üniteleri sayesinde dünyanın gelişmiş ülkelerinin bile çok önünde yer almakdatır. Avrupa ve Amerika kalp derneklerinin önerdiği müdahale süreleri çoğu vakada sağlanarak erken müdahale şansı hastalara sunulmaktadır.

SOĞUK HAVA VE KALP

Soğuk hava vücutta ısı kaybına yol açar. Isı kaybını önlemek için vücutta otomatik reflekslerin devreye girmesi ile başta derideki damarlar olmak üzere yaygın damar ağlarında büzüşme sağlanarak sıcak kan kalbe yönlendirilir. Koruyucu refleksler aynı zamanda sıcak kanın tekrar vücuda pompalanması için kalp hızını arttırmakta böylece nabız hızlanmaktadır. Sonuçta hem kalbe geri dönen kan miktarı hem de dakikada kalp atım sayısı artması nedeniyle kalbin iş yükü artmış olmaktadır. Kalbin iş yükünün artması kalp kasına olan kan akımında arz-talep dengesini değiştirmektedir. Bu nedenle şiddetli soğuklarda ve aşırı ısı kayıpları olan durumlarda sağlıklı insanların kalplerinde bile kalp kasında beslenme yetersizliklerine ve buna bağlı olarak göğüs ağrısı, göğüste yanma ve baskı hissine yol açmaktadır. Soğuk havaya bağlı kalbin iş yükünün artması ve kan akımında arz-talep dengesinin olumsuz etkilenmesi kalp damar hastalıkları olan bireylerde kalp hastalıklarına bağlı şikayetlerin artmasına veya tıbbi tedaviye rağmen şikayetlerin giderilememesine yol açmaktadır.

Soğuk hava doğrudan kalp damarlarında da büzüşmeye neden olarak kalp kaslarında beslenme yetersizliklerine yol açar. Bu nedenle aniden ve şiddetli olarak soğuğa maruziyet kalp krizlerine ve ani kalp ölümlerine yol açmaktadır. Kış aylarında kalp krizi riski yaz aylarına göre 2- 3 kata kadar yükselmektedir ve klinik olarak daha kötü seyretmektedir.

Soğuk hava aynı zamanda vücutta damarlarda büzüşmeyle birlikte pıhtılaşmaya meyil oluşturarak kalp hastalıklarına bağlı şikayetlerin ortaya çıkmasına, şiddetlenmesine veya aniden olumsuz sonlanımlara (göğüs ağrısı, kalp krizi, ritim bozukluğu, ani ölüm) yol açmaktadır.

Soğuk havaya maruziyet süresi uzadıkça kalp nedenli olumsuz olay sıklığı orantılı olarak artmaktadır.

Daha önce kalp hastalığı olmayan bireylerde soğuk hava ile birlikte göğüs ağrısı veya göğüste baskı, yanma hissi meydana gelmesi kalp damar hastalığını şüphelendirecek önemli bir bulgu olacağından dikkate alınarak tetkik edilmesi gereklidir.

Özellikle yaşlı bireyler, kalp damar hastalığı olanlar, boyun veya beyin damar hastalığı olanlar, kalp krizi geçirenler, inme geçirenler ve ek hastalığı olanlar (Şeker hastalığı, hipertansiyon, kronik akciğer hastalıkları) normal sağlıklı bireylere göre daha fazla risk altındadır.

Kış aylarında artan nezle ve grip hastalıkları hem doğrudan kalbi yoran durumlardır, hem de bu hastalıkların tedavisinde kullanılan ilaçlar da içerdikleri bazı moleküller nedeniyle kalp hızını ve damar düzüşmesini arttırarak, soğuk havaya ek olarak kalbin iş yükünü daha fazla arttırarak kalp hastalıklarına bağlı şikayetleri arttırabilmekte veya alevlendirmektedir. Bu nedenle kalp damar hastalığı olan bireylerin nezle ve grip ilaçlarını hekimlerine danışmadan almamaları ve kalp ilaçlarını aksatmadan kullanmaya devam etmeleri gerekmektedir.

Kalp hastaları soğuk havalarda basit önlemlerle korunabilecektir. Kalın giysiler giyilmesi, meyve sebze tüketiminin ölçülü olarak devam ettirilmesi, hareketsizlikten kaçınılması, düzenli egzersiz yapılması, beslenme ve uyku düzenine dikkat edilmesi, gerekli hallerde D vitamini takviyesi alınması, nezle-grip durumlarında hekime danışmadan ilaç kullanılmaması, grip aşısı yaptırılması, kullanılmakta olan kalp ve hipertansiyon ilaçlarına devam edilmesi kolay uygulanabilir koruyucu yöntemlerdir.

RİTİM BOZUKLUĞU

Ritim bozukluğu kalbin sık görülen hastalıklarından biridir.

Normal kalp dakikada 60-100 arasında atım yapar. Kalbin normal çalışma düzeni bozulduğunda ritim bozukluğu (aritmi) söz konusudur. Ritim bozukluğu, kalbin çok hızlı, çok yavaş, düzensiz veya tekleyerek atması durumudur. Çok fazla türde ritim bozukluğu vardır. Bazı ritim bozuklukları doğuştan, bazıları kalp hastalıklarının yaptığı hasarlar sonucu gelişir.

Kalbimiz bir pompa gibi çalışarak dakikada 5 litre kanı vücuda gönderir ve günde yaklaşık 100 bin kez, ölünceye kadar da 3 milyar defa atar. Kalbin bu çalışması bir elektrik sistemi tarafından sağlanır. Kalbin mükemmel bir elektrik sistemi vardır ve örümcek ağı gibi çok ince sinirler bu elektriği kalbin her tarafına ileterek kalbin düzenli çalışmasını sağlar.

Bu elektrik sistemi değişik kalp hastalıklarında zarar görür ve ritim bözukluğu dediğimiz bir grup hastalık ortaya çıkar. Ritim bozuklukları kalpte var olan sorunlar nedeniyle ortaya çıkabileceği gibi dış etkenlerle de oluşabilmektedir.

Ritim bozukluğunun en sık belirtisi çarpıntıdır. Çarpıntıdan sonra en sık görülen belirtiler, baş dönmesi ve bayılmadır. Bayılmalar genellikle ciddi boyuttaki ritim bozukluğuna işaret eder ve ihmal edilmemesi gerekir. Ciddi kalp sorunu olanlarda ani ölümle sonuçlanabilir. Kalbi yavaşlatan ritim bozuklukları, halsizlik yorgunluk ve bayılmaya yol açar. Hızlandıran ritim bozukluklarında kalp hızı 200-250’ye çıkabilir fenalık hissi ve bazıları ani ölüme yol açar. Kalp damarı tıkanıklığında veya kalp krizi sırasında oluşan ani ölümler genelde hızlı ritim bozukluğu sonucu oluşur. Kalp ritim bozukluğunda uygulanacak tedavi; ritim bozukluğunun çeşidine ve ciddiyetine bağlı olarak belirlenmektedir.

Yakın bir zamana kadar ritim bozukluğu tedavisi sadece ilaçlarla yapılırdı ve kısmen etkili olurdu. Tam bir iyileşme sağlanamazdı. Kalp hızı düşük hastalarda kalp pili takılarak kalp hızı normale getirilirdi.

Günümüzde ritim bozukluğu tedavisi çok gelişmiştir. Elektrofizyolojik çalışma (EFÇ) ve Ablasyon dediğimiz yöntemlerle ritim bozukluğunun kaynağını saptamak ve kesin tedavisini yapmak mümkündür.

EFÇ: kalp ritim bozukluklarının tanısını ve belirlenmesini sağlayan bir tanı yöntemidir. Kalp anjiyosuna benzeyen ancak anjiyodan birçok açıdan farklı bir işlemdir. Kasık damarlarından girilerek yapılır. Kalbin içine kateter dediğimiz özel teller gönderilir. Özel cihazlar kullanılarak ritim bozukluğunun nedeni ve kaynağını saptamak mümkündür

EFÇ ile kalpte herhangi bir sorun tespit edildiğinde EFÇ’nin ikinci aşaması olan ablasyon işlemine geçilir. Kateter ablasyonu, EFÇ sırasında tespit edilen bazı ritim bozukluklarının kesin tedavi edildiği bir uygulamadır. EFÇ’ye ek olarak ilave bir kateter kullanılır ve aritmi odağı temizlenir ve kesin tedavi sağlanır.

Ablasyon sırasında aritmiye yol açan odağın ortadan kaldırılmasında ya yakma tedavisi (sıcak ablasyon) ya da dondurma tedavisi (soğuk ablasyon) kullanılır. En fazla kullanılan yöntem RF kateter ablasyon (sıcak ablasyon) yöntemidir. Bu yöntemde özel bir sistem kullanılarak hedef bölge 50-70 derece arasında ısıtılarak elektrik iletemez hale getirilir. Diğer yöntem ise dondurma işlemidir (Cryoablasyon). Bu yöntemle de hedef bölge -50 ila -70 dereceye kadar dondurulmaktadır. Her iki işlemin de birbirlerine göre avantaj ve dezavantajları vardır.

Ablasyon işleminin en büyük avantajı hastanın tam şifa bulmasıdır. Sadece kasıktan girilerek işlem yapılır ve hasta en geç ertesi gün taburcu edilir. Herhangi ameliyat izi yoktur. Diğer bir avantajı da hastayı ömür boyu ilaç tedavisi alma zorunluluğundan kurtarmasıdır. İlaç tedavisinin tam şifa sağlayamaması nedeniyle ritm bozukluğu olan birçok hastada, EFÇ ve ablasyon işlemi; alternatifi olmayan bir tanı ve tedavi aracı haline gelmiştir ve giderek daha yaygın kullanılmaktadır.

  

    ORUÇ VE KALP SAĞLIĞI

    Her Ramazan ayında kalp hastaları doktoruna “oruç tutabilirmiyim ?” sorusunu yöneltir. Kalp-damar hastaları için oruç tutabilir ya da tutamaz şeklinde bir genelleme yapmak doğru değildir. Çünkü kalp hastalıklarının çok farklı türleri vardır. En doğrusu kalp hastalarını bireysel olarak değerlendirerek karar vermektir. Hastalığın türü ve şiddeti, oruç tutulan iklim, sahur ile iftar arasındaki süre, iftarda ve sahurda yenilen gıdaların türü, kullanılan ilaçların türü ve sıklığı karar verirken göz önüne alınmalıdır.

    Orucun kalp damar sağlığı için yararları nelerdir?
    Sağlıklı bireylerde yapılan çalışmalar, orucun yararlı etkilerini göstermektedir. Oruç iyi kolesterol (HDL) düzeylerini artırırken, kötü kolesterol (LDL) düzeylerini azaltmaktadır. Yine kalori alınımının kısıtlanması ile diyabet ve damar sertliği gelişimini azaltmaktadır.
    Orucun kalp hastaları için olumlu bir diğer yönü de psikolojik etkisidir. Oruç tutan hastalarda depresif duygu durumunun azalmakta ve hasta rahatlamaktadır.

    Oruç tutmak, kalp damar hastalıklarını tetikleyebilir mi?
    Sağlıklı insanlarda yapılan çalışmalar Ramazan ayı ve izleyen aylarda kalp hastalıklarına bağlı hastaneye yatış oranında artış olmadığını göstermiştir. Ancak, sıcak ve uzun yaz günlerinde oruç tutmak pek çok hastada sorun yaratabilir. Aşırı sıvı ve elektrolit kaybı, kan basıncında düşmeye, bayılma, kalp spazmı veya kalp yetersizliğine neden olabilir. Bu durum yaşlı hastalarda daha da belirgindir.

    Kalp damar hastalarının oruç tutması sakıncalı mıdır?
    Doktor kontrolünde oruç tutan kalp hastalarında, oruç tutmayan kalp hastalarına göre Ramazan ayı süresince hastalığın farklı seyretmediği, kötüleşme olmadığı bilinmektedir. Hatta tansiyon hastalarında, ilaçlarına devam etmek koşulu ile oruç tutmak; kan basıncında rahatlamaya ve kilo kaybına yol açmaktadır. Ancak kalp hastaları oruç tutma kararını mutlaka kendilerini izleyen hekime danışarak almalı ve onun önerisi doğrultusunda davranmalıdır. Çünkü pek çok hastada oruç tutarken ilaç tedavisinin tekrardan düzenlenmesi, doz ayarlanması gerekecektir.

    Hangi Kalp damar hastaları kesinlikle oruç tutmamalıdır?
    Özellikle göğüs ağrısı, nefes darlığı gibi yakınmaları aktif olarak devam eden olguların oruç tutması sakıncalıdır. İleri kalp yetersizliği olan hastalar kesinlikle oruç tutmamalıdır. Yüksek doz idrar söktürücü alan hastaların özellikle yaz döneminde oruç tutmaları sakınca doğurabilir. Son 6 ay içerisinde kalp krizi geçiren hastalar, göğüsde sıkıntı olan hastalar, son 6 ay içerisinde stent takılmış veya koroner bypass ameliyatı olmuş hastaların oruç tutması önerilmemektedir. Ciddi ritim bozukluğu olan hastaların oruç tutması risklidir. Dirençli hipertansiyonu olan olgular kan basıncı normale inmeden oruç tutmamalıdır. Bu sayılan durumların dışındaki tüm kalp damar hastaları oruç tutup tutamayacaklarını mutlaka hekimlerine danışmalıdır.


    Oruç tutarken kalp astalarının ilaç tedavileri nasıl düzenlenmelidir?
    Kalp ilaçlarının düzenli alınmaması hastalığın kötüleşmesine neden olur. Ramazan ayı öncesinde hastaların ilaç tedavilerinde gerekli düzenlemeler yapılmalıdır. Günde tek doz ilaç kullanan hastaların (hipertansiyon ve aritmi hastaları gibi) tedavisi, ilaç dozunun sahur veya iftara kaydırılması ile düzenlenebilir. Aspirin dışındaki kan sulandırıcı ilaçların kullanımında dikkatli olunması gerekmektedir. Günde 2 doz alınan ilaçların iftar ve sahurda alınması düşünülebilir. Ancak yaz aylarında iftar ve sahur arası sürenin ortalama 16 saat olması dolayısıyla gündüz ilaçların etkinliği azalabilir. İmkan varsa Ramazan öncesi 24 saat etkili ilaçlara geçmek faydalı olabilir. Bu durumda ilaç değişimi uygun değilse kanda pıhtı oluşumu riskine karşı oruç tutulmasına izin verilmemelidir. Özellikle yaşlı hastalarda ve çok sıcak ortamlarda sıvı kaybı ile pıhtı riskinin artacağı unutulmamalıdır. Coumadin kullanan hastaların INR düzeyi değişken ise Ramazan süresince INR ölçümlerinin daha sık yapılması düşünülebilir.

    İleri evre kalp yetersizliği olan hastaların tedavilerinin iftar ve sahur arasında sınırlanması ne yazık ki mümkün olamamaktadır. Bu hastaların ilaç sayısının da fazla olması ve çoğunlukla eşlik eden böbrek yetmezliği veya diyabet nedeniyle ilaç düzenlemelerinin iftar veya sahurla sınırlandırılması mümkün değildir. Bu nedenle de ileri evre kalp yetersizliği olan hastaların oruç tutması sakıncalıdır.

    Oruç tutabilen bir kalp hastası beslenmede nelere dikkat etmelidir?
    Ramazan ayının yaz dönemine rastlaması dolayısıyla hem sıcaklık hem de oruç tutulan sürenin uzun olması kalp hastalarında beslenmenin önemini artırmaktadır. Sıcak hava nedeniyle iftar ile sahur arasında yeterli sıvı alımı sağlanmalıdır. Aksine bir öneri yoksa; iftarla sahur arasında 2 lt civarı sıvı alınmalıdır. Hastalara oruç tutarken sıcak ortamlardan uzak durmaları, sıcakta ağır iş yapmaktan kaçınmaları öğütlenmelidir.
    Ramazan’da oruç tutan hastalarımızda sık gördüğümüz bir sorun da ağır ve çok yemek yemeleridir. Kimi hasta uzun süren açlığın etkisi ile iftarda ağır ve aşırı yerken kimisi ise oruç sırasında açlığa dayanabilmek için sahurda çok yemek yemektedir. Halbuki ağır bir yemek birçok kalp hastalığını tetikler. Bu nedenle dengeli beslenilmelidir. Hastalar, Ramazan boyunca iki öğün yerine üç öğün yemek yemelidirler. Bu üç öğün iftar, iftardan 2-3 saat sonra ve sahur şeklinde olmalıdır. Bu sayede öğün miktarı bölündüğünden dolayı hastanın kardiyak yükü artmamış olacaktır.


    İftar ve sahurda ne yemeli?
    Bu öğünlerde sindirimi uzun süren gıdaların seçilmesi gerekmektedir. Lifli, proteinden zengin ağırlıklı sebze ve meyveden oluşan öğünler uzun süreli (yaklaşık 8 saat) sindirime uğrarken; tokluk hissinin de uzun süreli olmasını sağlar. Aksine işlenmiş karbonhidrat içeren şekerli, unlu gıdalar ise kısa sürede sindirime uğrayacağından (yaklaşık 3 saat) kısa sürede açlık hissedilmesine neden olacaktır. İşlenmiş karbonhidrat (şekerli gıdalar, börek, çörek, baklava, makarna, kurabiye, reçel vb) yerine sebze yemekleri, fasulye, bezelye, nohut, mercimek gibi gıdaları tercih etmeli, asitli meşrubatlardan uzak durulmalıdır. Sahura mutlaka kalkmalıdır.
    Sonuç olarak, oruç tutmanın kalp üzerine olumlu etkileri vardır ve genel olarak stabil kalp hastalıkların seyrinde kötüleşmeye neden olmamaktadır. Birçok stabil kardiyak hasta, ilaç tedavisinin düzenlenmesi ve hekim kontrolü altında olmaları şartıyla sorunsuz olarak oruç tutabilmektedir.
    Kardiyak hastaların mutlaka Ramazan öncesi kardiyolog tarafından değerlendirilerek bireysel olarak oruç tutup tutamayacağına karar verilmeli, bu karar verilirken hastanın genel durumu, ilaç tedavisi, iklim koşulları göz önünde bulundurulmalıdır. Kardiyak hastalıkların diyabet ve/veya böbrek hastalıklarıyla beraber olabileceği de göz önünde bulundurulmalı ve böyle hastalarda karar diyabet ve böbrek uzmanıyla beraber verilmelidir.



SICAK HAVALARDA KAP HASTALARINA ÖNERİLER

Günümüzde en önemli sağlık problemlerinin başında gelen kalp damar hastalıkları ölüme yol açan hastalık nedenleri arasında birinci sırada yer almaktadır.

Aşırı sıcak ve nemli havalarda kalp krizi geçiren ve kalp damar hastalığı nedeni ile yaşamını yitiren hasta sayısı artış göstermektedir. Özellikle yaşlı ve ek hastalığı olanlarda bu sayı daha da artmaktadır.

Yaz aylarında havanın ısınması damarlarımızda genişlemeye ,sıvı ve tuz kaybına kalp atlşlarımızın hızlanmasına ,kalbimizin iş yükünün artmasına ve kanın pıhtılaşmaya meylini artırır.

Risk gurubunda olanların kalp krizi geçirme riski bu nedenle daha fazladır.

Sıcağa karşı en etkili yöntem vücudun terlemesidir nemli deriden su buharlaşırken cilt soğumaya başlar. Bu şekilde damarlarda dolaşan sıvı miktarının azalması böbreklerden geçen kan hacminin azalmasına yol açar. Buda yeterli sıvı alınmadığı takdirde böbrek ve böbreküstü bezlerden salgılanan maddelerle damarların büzülmesine ve ani tansiyon yükselmesi ile kalp yetersizliği bulgularının artmasına yol açar

Terlemenin fazla olduğu sıcak havalarda hipertansiyonu ve kalp yetersizliği bulunan, idrar söktürücü ilaç kullanan hastaların yeterli miktarda sıvı almaları gerekmektedir. Aksi takdirde böbrek fonksiyonlarında bozulma ve ani tansiyon düşmeleri olabilİr. Bu ilaçları kullananlarda fazla sıvı kaybı sonucunda sodyum ve potasyum eksikliği oluşur buda kalpde ritim bozukluğu , biliçde bozulmalar yapabilir.

Daha önceden kalp damar hastalığı olan hastaların, mümkün olduğu kadar serin yerlerde kalmaları, göğüs ağrısı, nefes darlığı, çarpıntı gibi şikayetleri başlarsa, zaman kaybetmeden bir sağlık kuruluşuna başvurmaları çok önemlidir.

Kalp ve damar hastalarının sıcak yaz aylarını daha sağlıklı geçirmeleri için alacakları önlemleri şöyle sıralayabilrizi

Özellikle güneşin dik olduğu saatlerde direkt güneşin altında dolaşmayıp bu saatlerde serin ve gölgelik yerlerde bulunun. Bu saatlerde direkt güneşe maruz kalırsak sıvı kaybı ve damar genişlemesine bağlı kalbimizin hızı artar aynı miktarda kanı pompalamak için daha fazla efor sarf eder . Bu nedenle ciddi ritim bozuklukları ve tansiyon oynamaları olabilir.

Ağır efor gerektiren spor türlerini yapmayın. Sabah erken saatlerde veya akşam serinliğinde 30 dakika yüzülebilir.

Güneş ışınlarından korunmak için şapka ,açık renkli ve bol kıyafetler giyin

Ağır , yağlı yemeklerden kaçınıp az ve sık aralıklarla sebze ağırlıklı beslenin

Güneş ışınlarının dik geldiği saatlerde özellikle açık havada kesinlikle alkol almayın

Yaz aylarında vücudumuzun günlük sıvı ihtiyacı 2—3 litre civarındadır. Günde enaz 2—2.5 litre sıvı tüketmeye özen gösterin. Soda ve maden suyu tüketilirken dikkat etmek gerekir. Hipertansiyonu olanlarda tansiyonun yükselmesine yol açıp, kalp yetersizliği olanlarda da nefes darlığını artırabilir.

Deniz ve havuza sabah ve akşam saatlerinde aç karnına girilmelidir. Yemekten hemen sonra denize girmeyin.


SPOR VE SAĞLIKLI YAŞAM

Kalp ve damar hastalıkları, son yıllarda tanı ve tedavideki tüm gelişmelere rağmen en fazla ölüme neden olan hastalıklar arasındadır. Kalp ve damar hastalıkları için klasik risk faktörleri ailede kalp damar hastalığı bulunması, kan basıncı yüksekliği (hipertansiyon), şeker hastalığı (diyabetes mellitus), kolesterol yüksekliği, şişmanlık (obezite), sigara içilmesi ve hareketsiz (sedanter) yaşam olarak sayılabilir. Hareketsiz ya da sporsuz yaşam tarzı bir yandan, kalp damar hastalıkları için başlıca risk faktörlerinden biri iken, diğer yandan aşırı fiziksel aktiviteye bağlı olarak profesyonel sporcularda ortaya çıkabilen kalp ve damar hastalıklarına sebep olabilir. Bu nedenle kalp ve damar hastalıklarından korunmak için doğru süre ve yoğunlukta egzersiz yapmak son derece önemlidir.

Doğru süre ve yoğunlukta yapılan spor hipertansiyon, obezite, kolesterol yüksekliği, diyabetes mellitus üzerinde de olumlu etkilere sahiptir. Kalp damar hastalıklarından korunmada önemli yeri olan iyi kolesterol (HDL-kolesterol) düzeyleri yapılan spor ile arttırılabilmektedir. Keza ilaçlarla yükseltilen HDL kolesterolün kalp damar hastalıklarından korunmada faydalı olmadığı yapılan çalışmalarla gösterilmiştir. Erkek ya da kadın, genç ya da yaşlı bireylerin tümünde yapılan uygun süre veyoğunluktaki sporun kalp damar hastalıklarına karşı korunmadaki yeri tartışılamaz. Hareketsiz yaşamdan kaçınmak için sporu bireyselleştirerek, kişinin keyif alacağı şekilde günlük hayatın içine dahil etmesi devamlılığı kolaylaştıran önemli etmenlerdendir.

Doğru süre ve yoğunluktaki spor tanımlaması herkes için aynı değildir. Uzun süredir spor yapan kişi ile spora yeni başlayan başka bir kişinin spora toleransı ve ulaşması gereken hedefler birbirinden farklılık göstermektedir. Sporun bireyselleştirilmesinde yapılabilecek en kolay ölçüm dakikadaki nabız sayısıdır. Yapılan sporun etkinliğini değerlendirebilmek için ulaşılması gereken dakikadaki nabız sayısını hesaplanmak için 220-yaş X 0.85 formülü kullanılabilir. Ancak kalp hastalığı olan ve ilaç tedavisi alan bireylerde bu formülü işletmek doğru ve uygun olmayacaktır. Sporun mümkünse hergün, eğer yapılamıyorsa haftada en az 3 ile 5 gün yapılması önerilmektedir.

Yapılan spor hafif, orta yoğunluklu ve ağır olmak üzere 3 başlıkta toplanabilir, sporun ağırlığı arttıkça yapılan sürenin de kısaltılması önerilmektedir. Hafif tempolu yürüyüş (<4.7 km/saat) hafif egzersiz olarak tanımlanırken, 4.7-6.5 km/saat hızla yürüme, eşli tenis oynama, golf oynama, bisiklete binme (<15 km/saat) orta yoğunluklu egzersiz, koşma, hızlı bisiklete binme, yüzme, tenis oynama ağır egzersiz olarak tarif edilebilir. Sağlıklı bireyler için ideal olan haftada 5 gün 30 dakika, toplam 150 dakika orta yoğunlukta ya da haftada 5 gün 15 dakika toplam 75 dakika olmak üzere ağır egzersiz yapılmasıdır. Ayrıca orta ve ağır yoğunluktaki egzersizlerin ayrı günlerde kombine edilebileceği de akıldan çıkarılmamalıdır. Örneğin haftada 2 gün 15 dakika tempolu yüzme yapan kişi haftada 3 gün 30 dakika tempolu yürüyüş yaparsa ideal sporunu tamamlamış olur. Sağlıklı bireyler zamanla yukarıda bahsedilen egzersiz miktarını iki katına çıkararak daha fazla fayda elde edebilir.

İnaktif bireylerin spora başlarken hafif ya da orta ağırlıktaki bir egzersizi seçerek en başta 10 dakika gibi kısa süre yapması önerilmektedir. Sporun ısınma, kondüsyon ve soğuma olmak üzere 3' e bölünmesi hem sakatlanmaları hem de orataya çıkabilecek kalp krizi gibi riskleri belirgin olarak azaltmaktadır. Diğer yandan ileri yaştaki yetişkinler için nöromotor egzersiz, dengeyi ve koordinasyon yeteneğini korumada yararlıdır. Hafif tempolu yürüyüş ile birlikte yoga, tai chi gibi özel programlar ya da toplarla, pedallarla özel olarak programlanmış egzersizler ileri yaşta ortaya çıkan düşme, denge kaybını da önlemede faydalı etkilere sahiptir.

Sonuç olarak spor doğru yoğunluk ve sürede yapıldığında kalp ve damar sağlığı üzerine net faydalı etkilere sahiptir ve doğru şekilde uygulandığında çok nadir beklenmeyen olaylara neden olur. Ancak kişi spora başlamadan önce bir yandan kalp damar sağlığı değerlendirilip, diğer yandan da uygun yoğunluk ve sürede spor önerisi yapılırsa en sağlıklı sonuçlara ulaşılabilir.

azın uzun yolculuklarda hareketsiz kalacağımızdan özellikle bacak damarlarımızda pıhtı riski artabilir. Yolculuk öncesi doktorumuza danışıp kan sulandırıcı ilaçlarınızı ayarlatmayı unutmayın .