TIBBİ BİRİMLER


+A A-

MEDICANA BURSA İç Hastalıkları

Bağışıklık sistemi nedir?

Bağışıklık sistemi vücudu mikroplara karşı savunan doku ve organlardan meydana gelir. Düzgün çalıştığında vücudu virüsler, bakteriler, küfler, parazitler gibi patojen mikroorganizmalara, allerjenlere ve kanser hücrelerine karşı korur. Bu sistemin işleyişi karmaşık ve dinamik bir iletişim ağına dayalıdır. Sistem yetersiz olduğunda veya zayıfladığında vücut birçok hastalığa yatkın hale gelir. Bağışıklık sisteminin iki parçası vardır. Doğal bağışıklık sistemi; doğuştan gelen bağışıklık sistemidir ve patojenlere karşı genel bir savunma olarak çalışır. Kazanılmış bağışıklık sistemi ise; vücudumuzun önceden temas ettiği spesifik patojenleri hedef alır. Bu iki sistem birbirini tamamlar.

Bağışıklık sistemini güçlendirmek için 10 öneri

1-Yeterli ve kaliteli uyku

Vücudun en fazla tamir olduğu zamandır. Düzensiz ve az uyuyan kişilerin vücut direnci zayıfladığı için hastalıklara yakalanması daha kolay olmaktadır. Yetişkinlerin ortalama 7-9 saat uyuması gerekmektedir. Uyku süresi 6 saatten az, 11 saatten fazla olmamalıdır. Kaliteli bir uyku için; yatak odasında ideal oda sıcaklığı, ses seviyesi ve ışık miktarı korunmalı, elektronik aletler kapatılmalı, hergün egzersiz yapılmalı ve uykudan önce kahve ile alkolden kaçınılmalıdır.

2-Düzenli egzersiz

Günlük 30 dakikalık bir yürüyüş gibi düzenli ve ılımlı bir şekilde egzersiz yapmaya çalışın. Egzersiz stresi azaltır, oksijen alımını arttırır, bağışıklık sistemini güçlendirir, aynı zamanda vücudun iyi hissettiği kimyasalları arttırarak iyi uyumanıza ve iyi uyanmanıza yardımcı olmaktadır.

3-Stresi en aza indirmek

Çeşitli nedenlerle ortaya çıkan stres, bağışıklık sistemini zayıflatır ve hastalıkların ortaya çıkmasını kolaylaştırır. Kronik stresle; kan basıncında artma, doğurganlıkta sorunlar, kalp hastalıkları ve barsak sorunları gelişebilir. Stresi azaltmak için; düzenli fiziksel aktivite, nefes egzersizleri, düzenli ve yeterli uyku, yeterli ve dengeli beslenme önerilir.

4- Düzenli ve dengeli beslenmek

İnsan vücudu çeşitli karbonhidrat, protein, yağ, mineral, vitamin ve su gibi besin öğelerine ihtiyaç duyar. Her biri farklı oranlarda ihtiyaç listesindedir. Bağışıklık sistemi için özellikle A, B, C, E, D vitaminleri ve çeşitli mineralleri içeren besinleri almaya özen gösterin.

C vitamini; Bağışıklığı destekleyen en önemli vitaminlerden biridir. En önemli kaynakları; portakal, mandalina, greyfurt, limon, maydanoz, kivi, biber, kuşburnu ve domatestir.

B vitamini; Bağışıklık sistemi için en önemlisi B6 vitaminidir. B vitaminleri en çok kırmızı et, tavuk, balık, yumurta, kuruyemiş ve süt ürünlerinde bulunur.

Omega-3 yağ asitleri; Antioksidan özelliği ile bağışıklık sistemini destekler ve bazı kanser türlerine karşı koruyucu özelliği vardır. Özelikle balık (somon, uskumru, ton balığı, sardalye vb), ceviz, fındık, badem, keten tohumu tüketilmelidir.

Antioksidanlar; Vücuda zarar veren serbest radikalleri etkisizleştirerek bağışıklık sistemini güçlendirirler. En güçlü antioksidanları A, C, E vitaminleri içeren gıdalar oluşturur. Balık, yumurta, havuç, roka, tere A vitamini, badem, ceviz, fındık E vitamini kaynakları olarak karşımıza çıkar. Maydanoz, yeşil biber, kuşburnu, portakal, greyfurt, limon ve kivi bolca C vitamin içerir.

Soğan, sarımsak; Soğangiller içeriklerindeki sülfürlü bileşikler, başlı başına birer antioksidandır. Toksinler ve oksidan maddelerle savaşmada önemli rol oynarlar. Sarımsakta bulunan ‘’allisin’’ hem antibakteriyel hem de antiviral etki gösterir.


5-Probiyototiklerden zengin beslenmek

Barsak mikroflorasını değiştirerek sağlığımız ve bağışıklık sistemi üzerinde yararlı etkileri olan probiyotikleri tercih etmek gerekir. En önemli probiyotik gıdalar; ev yapımı yoğurt, sirke, kefir, tarhana, şalgam ve turşudur.


6-Yeterli su içmek

Tüm vücut sistemlerin çalışması için gereklidir. Günde en az 2-2,5 litre su içmek toksinlerin vücuttan atılmasına, besinlerin hücrelerimize ulaşmasına, bakterilerin ve virüslerin etkisiz hale gelmesine yardımcı olur.

7-Kişisel temizliğe özen göstermek, elleri sabun ve bol su ile düzenli olarak yıkamak

8-Aşı ile korunabilecek hastalıkları karşı aşı yaptırmak

Sonbaharda nezle, grip gibi viral enfeksiyonlar daha sık görüldüğünden özellikle yaşlı, çocuk ve kronik hastalığı olanların grip aşısı yaptırması önerilir.

9-Sigara ve alkolden uzak durmak

10-Bol bol gülmek

Gülmek en iyi bağışıklık güçlendirici yöntemdir. Vücuttaki stres hormonlarının seviyesini azaltır ve enfeksiyonlara karşı savaşan beyaz kan hücresinin artışını sağlar.





  

D VİTAMİNİ

D vitamini,vitaminden ziyade bir hormondur.Deri güneşe ve bazı yapay ışıklara maruz kalırsa,ultraviyole ışınları cildimize etki ederek  provitamin D3 ün Dvitaminine dönüşümünü sağlar.Hormon olarak görev yapan aktif D vitamini  (1,25-dihidroksikolekalsiferol) karaciğer ve böbrekte birtakım metabolik olaylar sonucu  vücutta yapılır.Karaciğerde az miktarda depolanır,fazlası yağ ve kas dokusunda depolanır.  Kan değeri 20ng/ml veya altında ise düşük,21-29 ng/ml arasında ise yetersizlik,30ng/ml ise normal,150ng/ml ise D Vitamini zehirlenmesinden bahsedilir.Çğımızda D vitamini eksikliği salgın düzeyindedir.Dünyada ve ülkemizde yapılan bir çok çalışmada ciddi oranda D vitamini düşüklüğü ve azlığı ölçülmüştür. D vitamini kan ile bağırsak,kemik ve böbreklere taşınır bu dokulara etkileri ile kalsiyum ve fosfat  dengesini düzenler.D  vitamini vücutta etkisini VDR reseptörleri üzerinde göstermektedir. VDR reseptörleri klasik hedefler dışında   (bağırsak,böbrek ve kemik) hematopoetik ve immun sistem ile ilgili dokular,iskelet kası,kalp kası,düz kas,beyin,karaciğer,meme,endotel,deri ,hipofiz,pankreas,paratiroid,böbreküstü bezi,tiroid,over ve testislerde de vardır.D vitaminin  bu sistemlere olan etkileri nedeniyle ,D vitamini analogları kemik erimesi hastalıklarının tedavisinde kullanılmaktadır,bazı kanserlerin tedavisinde denenmektedirler.

Dvitamini eksikliği yaygın kas ve kemik ağrıları,eklem ağrıları,uyku bozukluğu,baş ağrısı,saç dökülmesi,halsizlik,yorgunluk  gibi şikayetlere neden olur.

Güneş ışını başlıca doğal D vitamini kaynağıdır.Bu kaynaktan yararlanmak için el-kol ve yüzün haftada 2-3 kez ortalama 5-15 dakika güneşlenmesi yeterlidir Yaşlanma,güneş kremleri, yüksek rakım,güneşe maruz kalınan saat ve güneşe maruz kalan vücut yüzeyi gibi faktörler kan D vitamini düzeyini değiştirir.Güneş ışığına yeterli ölçüde maruz kalınıyorsa ek D vitamini ihtiyacı olmaz.Güneşten yaralanma yetersiz olduğunda D vitamini takviyesi gerekir(D vitamini eksikliğinin en önemli ne

ERKEKLERDE DEMİR EKSİKLİĞİ ANEMİSİ

Erkeklerde demir eksikliği anemisi  (kan düşüklüğü) başda  gastrointestinal  sistem  (mide bağırsak ) kanserleri olmak üzere birçok önemli hastalığın ilk belirtisi olabilir.yapılan lab tetkiklerinde kan değerleri normalin altında saptanan hastalarda aneminin tanısı doğru konmalıdır  ( demir eksikliği,vitamin b12 eksikliği,folik asit eksikliği,metabolkik hastalıklar sonucu meydana gelen anemi,talasemi taşıyıcılığı  gibi),çünkü her aneminin tedavisi aynı değildir.anemi nedenleri bakılıp,diğer nedenler ekarte edilip  demir eksikliği tanısı konan erkelerde hemen ilaç tedavisi başlanmamalı, demir eksikliğinin nedeni mutlaka araştırılmalıdır.

Demir eksikliğinin erkeklerde en sık nedenleri nelerdir?

Mide bağırsak sistemi kanserleri

Mide bağırsak siteminin damarsal hastalıkları  (hemoroid-anjiodisplaziler…)

Gastrit,ülser,reflü özefajiti,polipler

Mide bağırsak sisteminde emilim bozuklukları

İlaçlar

Yanlış beslenme

Kafeinli içecekler

Demir eksikliği hangi belirtilerle kendini gösterir?

Demir eksikliğinin meydana geliş süresi  ve hızına bağlı olarak çok değişik şikayetler neden olur. Genellikle  halsizlik,yorgunluk,çabuk yorulma,kalp çarpıntısı,huzursuzluk,uyku bozukluğu,üşüme,kol ve bacaklarda soğukluk,saç dökülmesi,tırnak kırılması,yutma güçlüğü,deride solukluk baş ağrısı,baş dönmesi ve kulaklarda çınlama gibi şikayetlere neden olur.hastalığın çok ilerlemiş hallerinde baygınlık hissi,yürüme güçlüğü ve kalp yetmezliği görülebirir.

Demir eksikliği anemisi nasıl anlaşılır?

Lab tetkiklerinde hemogram da hb,htc ve mcv düşüklüğü,biyokimya tetkiklerinde demir,ferritin düşük,demir bağlama yüksek saptanır.periferik yaymada hipokrom (eritrosit denilen kan hücrelerinde solukluk) ve mikrositer anemi (kan hüclerlerinde küçülme) gözlenir.

Demir eksikliği anemisi saptanan erkek hastalarda yaklaşım nasıl olmalıdır?

Hastanın öyküsü ve şikayetleri  ayrıntılı olarak irdelenmeli.aile öyküsü,kullandığı ilaçlar,geçirmiş olduğu hastalıklar varsa operasyon öyküsü,kan bağışı öyküsü,ilaç kullanım öyküsü,beslenme alışkanlığı ayrıntılı olarak irdelenmelidir.çoğunlukla hastanın öyküsü bizi aneminin nedenine yaklaştırır.lab olarak demir eksikliği tanısı alan hastalarda gaitada gizlikan bakılmalı, mide bağırsak sistemi taranmalı (endoskopi-kolonoskopi).gerektiğinde ultrason ve tomografi tetkikleri ile hasta mutlaka tetkik edilmelidir.

Tedavi nasıl olmalıdır?

Aneminin şiddeti ve hastanın varsa diğer hastalıkları tedavinin nasıl yapılması gerektiği hakkında bize fikir verir.derin anemi,yaşlılık ,kalp hastalığı olanlarda  hızlı tedavi yapılması hastanın yaşam konforunu arttırır,bu  durumlarda kan verilmesi uygun olur.acil tedavi gerektirmeyen hastalarda yaklaşım  anemi nedenini düzeltmeye yönelik olmalı.

 

deni y güneş ışığına yetersiz  maruziyettir).Günlük 400-600IU D vitamini  alınması yeterlidir.

GUT HASTALIĞI NEDİR?

Gut hastalığı, eklemde ani gelişen şişlik,kızarıklık ,ısı artışı ve ağrı ile karakterize mikrobik olmayan tekrarlayıcı karekteri olan bir iltihaplanma  (artrit) dir. Vücudumuzda değişik eklemleri tutmakla birlikte çoğunlukla ayak başparmağı eklemini tutar.Gut hastalığı zengin hastalığı,kralların hastalığı,damla hastalığı gibi isimler ile de  anılmıştır.Eklem tutulumu ile kendini gösterdiği için romatizmal hastalık olarak bilinen gut hastalığı aslında metabolik bir hastalıktır.Vücudumuza protein yapısında alınan besinlerin son yıkım ürünü  olan ürik asitin vücumuzda değişik nedenlere bağlı olarak birikmesi sonucunda  ortaya çıkan bir hastalıktır.ürik asit, metabolizmasında rol oynayan bir takım enzimatik olayların bozukluğu yada böbrekte atılımda meydana gelen bozukluklar vücutta ürik asit kristallerinin  birikmesine neden olur.ürik asit eklemlerde biriktiği zaman eklem de ve eklem çevresinde iltihaplanmaya ,dokularda biriktiği zaman tofüs denilen birikintilere,böbrekte taş oluşumuna ve nefropati denilen böbrek fonksiyon bozukluğuna neden olur.ürik asitin normal kan değeri 7mg/dl dir.kan ürik asit değeri ölçümlerinin yüksek saptanması her zaman gut hastalığı anlamına gelmez.ancak gut hastalığı şikayetleri ile gelen bir hastanın lab tetkiklerinde ürik asit yüksek saptandığında çoğunlukla gut hastalığı lehine düşünmekte fayda var.

GUT HASTALIĞI BELİRTİLERİ NELERDİR?

Gece uykudan uyandıran şiddetli eklem ağrısı,eklemde ısı artışı,kızarıklık ve şişlik varsa gut için tanısaldır.gut artriti görüntü olarak selülite benzer.tutulan eklemde şiddetli ağrı olduğu için kişi yürüyemez,hareket dahi etmekte zorlanır.ilk 24 saat de ağrının şiddetinde artış olur.akut atak diye tanımlanan bu iltihabi durum ortalama bir hafta sürer.

GUT HASTALIĞI TANISI NASIL KONULUR?

Hastalık tanısı kolay bir hastalıktır.yukarıda tanımladığımız şikayetlerle başvuran hastaların  tetkiklerinde ürik asit yüksekliği  (şart değil),crp yükseklği,sedimantasyon yüksekliği ve lökositoz görülür . fakat bu lab tetkikleri ve yapılacak radyolojik tetkikler tanımızı kuvvetlendirmeye yarar. kesin tanı tutulan eklemde alınan sıvının mikroskobik incelenmesi ile konur.

KİMLERDE GUT HASTALIĞI GÖRÜLÜR?

Ailesinde gut hastalığı olanlar

Aşırı şişmanlar

Şeker hastalığı olanlar

Kalp damar hastalığı olanlar

Kontrolsuz tansiyonu olanlar

Hiperlipidemisi olanlar

Aşırı alkol,et ,kabuklu deniz ürünlerini tüketenler

Erkekler  (orta ve ileri yaş erkeklerde görülme sıklığı  %2-3,kadınlarda menapoz sonrası artış görülür  görülme sıklığı  %0.5)

Bazı genetik hastalıklar

Bazı ilaçlar  ( idrar söktürücüler,kan sulandırıcılar ve bazı kanser tedavilerinede kullanılan ilaçlar) gut hastalığı riskini arttırıyor.

GUT HASTALIĞININ TEDAVİSİ

Gut hastalığı doğru tedavi edilmediği zaman eklemde ve vücudumuzda kalıcı hasarlara neden olur.tedavi iki aşamalı olarak yapılır.atak tedavisi ve atak dışı dönem tedavisi.atak tedavisinde amaç hastalığın yaratmış olduğu ağrı,şişlik,kızarıklık gibi artrit bulgularını düzeltmeye yönelik tedavidir.çoğunlukla anti-inflamatuar ilaçlar ve kolşisin yeterli olur.bazen bu ilaçları yan etkileri nedeniyle kullanamıyacak durumda olan hastalara eklem için kortizon tedavisi uygulanır.

Atak dışı tedavide amaç kan ürik asit yüksekliğini tedavi etmektir. Bunun için ürik asit yapımını azaltan veya atılımı arttıran ilaçlar kullanılır.

GUT HASTALIĞINDA NASIL KORUNULUR?

Yapılmaması gerekenler:

Alkol tüketimi,kan ürik asit düzeyini arttıran ilaçlar

Aşırı et ,kabuklu deniz hayvanları,küçük balık ,tam yağlı süt ürünleri ve kuru baklagilleri tüketmek

Yapılması gerekenler:

Bol sıvı almak günde 2-3 litre su

C vitamini tüketmek

Meyve tüketmek

Kafeinli ve kafeinsiz kahve tüketmek

Aşırı kilolu hastaların kilo vermesi için diyet yapmaları

ŞEKER HASTALIĞI CİNSEL SAĞLIĞI TEHDİT EDEN EN ÖNEMLİ HASTALIKTIR.

Şeker hastalığı ,sanayileşme ile birlikte artan hareketsizlik,aşırı  kalorili beslenme ve buna paralel olarak artan kilo artışı ile dünya da ve ülkemizde sıklığı  hızla artan ,birçok sistem ve organda bozukluğa neden olan kronik bir hastalıktır.iyi tedavi edilmediği durumlarda hayati sistem ve organ hasarlarına neden olur.en sık görülen,hayati  komplikasyonları  kalp,beyin,böbrek,göz tutulumudur.kontrolsüz şeker hastalığı ,yaşamı tehdit edici olmasa da erkek ve kadınlarda cinsel fonksiyon bozukluklarına neden olarak kişilerin yaşam kalitesinde bozulmalara neden olur. Şeker hastalığı tanısı konmuş hastalarda ilerleyen yıllarda cinsel fonksiyon bozukluğu oranında belirgin artış görülmektedir.erkeklerde en sık erektil disfonksiyon dediğimiz sertleşme sorunu görülüyor. Diyabet yaşı on yılın üzerinde olan erkeklerde sertleşme sorunu görülme sıklığı  üç kat daha fazla artmıştır. Şeker hastalığı ile birlikte görülen hipertansiyon hiperlpidemi,kilo artışı ,damar tıkanıklığı gibi hastalıklar bu sorunun daha da sık görülmesine neden olmaktadırlar.yapılan çalışmalarda şeker hastalığının kadınlarda cinsel fonksiyon bozukluklarına neden olduğu tam olarak kanıtlanmamakla birlikte ,şeker hastalığı olan kadınlarda cinsel istekte azalma,ağrılı cinsel ilişki ve sık tekrarlayan vaginal enfeksiyonlar görülmektedir.şeker hastalığının neden olduğu cinsel fonksiyon bozukluklarının tedavisin de değişik tedavi yöntemleri uygulanmaktadır .ağızdan alınan ilaçlar  ve  bölgesel uygulanan kremler kullanılmaktadır. İlaç tedavisinde fayda görmeyen hastalara ürolojik müdahaleler yapılabilmektedir.en etkili tedavi şekli kan şekerinin iyi kontrol edilmesidir.

BİLİNÇSİZ KULLANILAN ANTİBİYOKTİKLER ZARAR VERİYOR



İlk kez 20. yüzyılın başlarında keşfedilen antibiyotiklerin 2. Dünya Savaşı yıllarında kullanılmaya başlandığını, bir çok bakteriyel enfeksiyon hastalığının hatta yüzyılların en korkunç tehditlerinden biri sayılan vebanın bile 21. yüzyılda artık antibiyotikler sayesinde ciddi bir tehdit olmaktan çıktığını ifade eden Uzm. Dr. Gökpınar, “Günümüzde antibiyotikler bakteriyel enfeksiyonlarla savaşmada en etkin silahlarımızdan biridir ve yaygın bir şekilde kullanılmaktadır.


Antibiyotiklerin virüs ve mantarların neden olduğu hastalıklara karşı etkin olmaamaktadır.Bu yüzden soğuk algınlığı, grip gibi virüslerin neden olduğu hastalıkların tedavisinde antibiyotikler kullanılmaz. Antibiyotikler ateş düşürücü ya da ağrı kesici değildir. Ancak bazen bağışıklık sistemi zayıflamış hastalarda virüslerin neden olduğu gribal enfeksiyonun bakteriyel enfeksiyona dönüştüğü görülmektedir. Bu yüzden antibiyotik kullanımında doğru zamanlama çok önemlidir. Tedavinin planlanmasında hastalığın türü, gelişimi, lokalizasyonu, hastanın mevcut risk profili ve hastalık öyküsü, kullandığı ilaçlardan etnik kökenine kadar bir çok faktör antibiyotik seçiminde önemlidir. Hastaların hekim tarafından bireysel olarak değerlendirilmesi gerekmektedir. Hekim önerisi olmadan antibiyotik kullanılmamalıdır.


Ülkemizde antibiyotiklerin en çok tüketilen ilaç durumunda bulunduğunu, yanlış ve yaygın antibiyotik kullanımının bakterilerde direnç gelişimine neden olmaktadır. Dirençli bakterilerin neden olduğu hastalıklar tüm dünyada ciddi bir tehdit oluşturmaya başlamıştır. Özellikle de yoğun bakım ortamında ve bağışıklık sistemi zayıflamış hastalarda ciddi bir sağlık tehdidi oluşturmaktadır. Dirençli bakterilerin neden olduğu bu hastalıklar, tedaviye dirençli olup komplikasyonların gelişmesine, hastalığa yakalanma ve ölüm oranlarında artışa neden olmaktadırlar. Bu bilgiler göz önünde bulundurulduğunda antibiyotik kullanımında toplum bilincinin geliştirilmesi son derece önemlidir.


Antibiyotiklerin gereksiz kullanımının önlenmesi gerektiğini dile getiren Dr. Buket Gökpınar, “Hekim tavsiyesi olmadan antibiyotik kullanılmamalıdır. Hekime danışılmadan antibiyotik tedavisi kesilmemelidir. Gıda endüstrisinde yaygın ve bilinçsiz antibiyotik kullanımının önüne geçilmelidir. Doğru tanı sonrasında doğru antibiyotiğin; en iyi yoldan, hasta için gereken etkin dozda, optimum aralıklarla ve uygun süreyle verilmesi gerekmektedir.

GRİP

Grip influenza virüsünün  neden olduğu, genellikle sonbahar sonu, kış ve ilkbahar başına kadar olan dönemde daha sık görülen  bulaşıcı bir hastalıktır. Bu nedenle her yıl sonbahar sonu, kış ve ilkbahar başı arasında beklenen sayıda kişide görülen bu hastalık mevsimsel grip olarak ifade edilmektedir. Hastalık  halk tarafından ''Paçavra Hastalığı'' olarakta isimlendirlir.

Gripte aşağıdaki belirtilerden biri ya da birkaçı görülebilir; Ateş,(koltuk altından ölçülen 38 °C ve üzeri), titreme, öksürük, boğaz ağrısı , burun akıntısı ve tıkanıklığı, baş ağrısı,  kas ve eklem ağrılarına eşlik eden halsizlik , ishal, mide bulantısı, nadiren kusma.

Grip belirtileri, virüsün vücuda girmesinden sonraki 1-3 gün içerisinde ortaya çıkar. Belirtiler hastanın günlük işlerini etkileyecek düzeye ulaşabilir. Halsizlik grip geçtikten sonra bile bir kaç hafta devam edebilir.

Influenza virusunun A,B,C gibi alt türleri vardır. İnsanlarda grip enfeksiyonuna en sık neden olan influenza A virüsüdür. Virusun C alttipi insanlarda enfeksiyon yapmaz.

Gribal enfeksiyon geçiren çoğu hasta herhangi bir tıbbi tedavi almadan bir haftada iyileşir. Fakat risk grubunda olan kişilerde hastalık ciddi ve ağır seyredebilir ve hatta ölüm görülebilir. Bu nedenle risk grubundaki kişiler erken dönemde (hastalık başladıktan sonraki 24 ile 48 saat arasında) hekime başvurmalı ve antiviral tedavi almalıdır. Bu ilaçlar; tıpkı antibiyotikler gibi hekim tarafından önerilmedikçe, reçetesiz olarak kesinlikle kullanılmamalıdır. Antibiyotiklerin grip ya da soğuk algınlığı tedavisinde herhangi bir yararı yoktur. Antibiyotikler bakterileri öldürür, ancak grip veya soğuk algınlığına neden olan virüsler üzerinde herhangi bir etkisi yoktur.


Risk grupları:

• 65 yaş ve üzeri ve 2 yaş altı kişiler,

• 6 ay- 18 yaş arasında olup uzun süre aspirin kullanması gerekenler

• Şeker hastalığı dahil herhangi bir metabolik hastalığı olanlar,

• Astım dahil kronik solunum yolu hastalığı olanlar,

• Kronik böbrek hastalığı olanlar

• Kronik kalp ve damar sistemi hastalığı olanlar

• Bağışıklık sistemi baskılanmış kişiler (kronik kan hastalığı olanlar, kanser hastaları, immunsupresif ilaç kullananlar, HIV/AIDS hastaları)

• Huzurevi, bakımevi vb. ortamlarda yaşayanlar

• Aşırı kilolu olanlar

• Gebeler   olarak gruplandırabilirz.


Hasta kişiler;  ellerini sık yıkamalı, eğer mümkünse evden çıkmamalı ve evde istirahat etmeli,kalabalık ortamlara girmek zorunda olduklarında maske takmalı, hapşırma ve öksürme esnasında kolun iç kısmı ile ağzı ve burnu kapamalı , bol sıvı tüketmeye özen göstermeli, beslenmesine dikkat etmeli ve. hekim önerisi dışında ilaç kullanmamalıdır.

Hastalıktan  korunmada en etkili yöntem grip aşısıdır. Etkin ve güvenli aşılar tüm dünyada 60 yıldan uzun süredir kullanılmaktadır. Her yıl aşı içeriği Dünya Sağlık Örgütü’nün tavsiyeleri dikkate alınarak hazırlanır. Her yıl mevsimsel gribe neden olan grip virüsü değişebilmektedir ve grip aşısının içeriği Dünya Sağlık Örgütü tarafından bir yıl önce salgın yapan virüs tiplerinin belirlenmesi ile geliştirilmekte ve aşının içeriği de bu uygulamaya bağlı olarak her yıl değişmektedir. Aşı, yapıldığı grip sezonu için etkili olmaktadır

Grip aşısı 6 aylıktan küçük çocuklara, hamileliğinin ilk 3 ayının içinde bulunanlara ve ciddi yumurta alerjisi ya da aşı içeriğinde bulunan herhangi bir maddeye karşı ciddi alerji öyküsü olanlara, uygulanmamalıdır.