TIBBİ BİRİMLER


+A A-

MEDICANA BURSA Göğüs Hastalıkları

GENEL BiLGiLER : Astım, hava yollarının ataklar (krizler) halinde gelen tıkanmaları ile kendini gösteren bir hastalıktır. Hastalar ataklar arasında kendilerini iyi hissederler. Astımda hava yollarında mikrobik olmayan bir iltihap vardır. Bu nedenle hava yolu duvarı şiş ve ödemlidir. Bu durum akciğerlerin uyaranlara aşırı duyarlı olmasına neden olur. Toz, duman koku gibi uyaranlar ile hemen öksürük, nefes darlığı ve göğüste baskı hissi gibi yakınmalar ortaya çıkar. Krizde hava yollarını saran kaslar (adeleler) kasılır, ödem ve şişlik artar, ilerleyen iltihapla birlikte hava yolu duvarı kalınlaşır. Hava yollarındaki salgı bezlerinden kıvamlı bir müküs (ifrazat-balgam) salınır. Tüm bunlar hava yollarını önemli ölçüde daraltır ve havanın akciğerlere girip çıkması engellenir. Bu durum kendini artan öksürük, nefes darlığı, hırıltı, hışıltı ile kendini gösterir. Astım her yaştan bireyi etkileyebilen ve kontrol altına alınamadığında günlük aktiviteleri ciddi olarak sınırlayabilen kronik (müzmin) bir hastalıktır.

         SIKLIK:Astım tüm dünyada yaklaşık 300 milyon kişiyi etkilediği tahmin edilen ciddi bir halk sağlığı sorunudur. Ülkemizde yaklaşık her 100 erişkinden 5-7’sinde, her 100 çocuktan 13-15’inde görülmektedir.

         BELİRTİLER: Öksürük (genellikle kuru, yani balgamsız), nefes darlığı, göğüste baskı hissi ve hırıltılı-hışıltılı solunum gibi belirtiler olur. Belirtiler tekrarlayıcı olup nöbetler halinde gelir. Genellikle gece veya sabaha karşı ortaya çıkar. Kendiliğinden veya ilaçlar ile düzelir.Bireye göre değişen bazı nedenler belirtilerin ortaya çıkmasına neden olabilir. Belirtiler mevsimsel değişiklik gösterebilir.

      

           Belirtilerin (öksürük, nefes darlığı, göğüste baskı hissi, hışıltılı solunum) tekrarlayıcı olması

Ataklar dışında bireyin kendini iyi hissetmesi

Belirtilerin özellikle gece veya sabaha karşı olması

Bireye özgü allerjen ya da iritanlar ile belirtilerin ortaya çıkması

Egzersiz sonrası öksürük ya da hışıltılı solunum olması

Soğuk algınlığının “göğsüne iniyor” olması

Belirtilerin kendiliğinden ya da uygun astım tedavisi ile düzelmesi

Ailesinde astım veya allerjik hastalık öyküsünün bulunması

           TANI:  Astım hastalığını ortaya çıkarabilecek bir kan tahlili yoktur. Röntgen bulguları genellikle normaldir. Solunum fonksiyonu cihazları ile nefes ölçümleri (ilaçlı-ilaçsız) yapılarak tanı kesinleşebilir veya hastalığın ağırlığı belirlenebilir.





  

ASTIMLA BARIŞMA ZAMANI


Astım, vücuttaki her yaştan bireyi etkileyebilen, doğru tedavi ile kontrol altına alınabilen, kontrol altına alınamadığında ise günlük aktiviteleri ciddi olarak kısıtlayan, hava yollarının daralması ile kendini gösteren, ataklar halinde seyreden, atak dışında ise hastanın sağlıklı hissettiği kronik bir havayolu hastalığıdır. Astım, tüm dünyada yaklaşık 300 milyon kişiyi etkilediği tahmin edilen ciddi bir halk sağlığı sorunudur. Astımdan dolayı her yıl 250.000 kişinin öldüğü tahmin edilmektedir.


ASTIM BELİRTİLERİ NELERDİR ?


Astım, özellikle gece veya sabahın erken saatlerinde meydana gelen tekrarlayan, hırıltılı solunum, öksürük (genellikle kuru vasıfta), nefes darlığı ve göğüste baskı hissi ataklarına neden olan havayolu aşırı duyarlılığı ile beraberdir. Bu ataklar kendiliğinden veya tedavi ile geri dönüşlüdür. Şikayetler mevsimsel özellik gösterebilir.


ASTIM KİMLERDE ORTAYA ÇIKAR ? RİSK FAKTÖRLERİ NELERDİR ?


Astım hastalığının ortaya çıkmasında rol oynayan kişisel risk faktörlerinin başında genetik, erkek cinsiyet ve obezite gelmektedir. Anne ya da babadan birisinde astım varsa çocukta astım olma olasılığı %20-30 iken, her iki ebeveynin astımlı olması durumunda çocuğun astımlı olma olasılığı %60-70'lere çıkar. Çevresel risk faktörler ise allerjenler, enfeksiyonlar, mesleki açıdan maruz kalınan çeşitli maddeler, sigara dumanı, ev içi ve dışı hava kirliliği ve diyettir.


Endüstrileşen ülkelerde en sık görülen solunum sistemi hastalığı astımdır. Sigara kullanımı ve dumanına maruz kalmak, astımlılarda akciğer fonksiyonlarının bozulmasına, astım şikayet ve ağırlığında artmaya neden olmaktadır. Gebelikte ise sigara içen annelerin çocuklarında ilk bir yıl içinde hışıltılı solunum ile seyreden hastalık gelişme riski 4 kat fazladır.

Beslenmenin ve özellikle anne sütünün astımla bağlantısı çok araştırılmıştır. Anne sütü alan çocukların inek sütü ve soya proteini alan çocuklara göre daha az hışıltılı solunum yolu hastalığına yakalandığı ortaya konmuştur.


ASTIMIN BELİRTİLERİNİ TETİKLEYEN FAKTÖRLER NELERDİR ?


Doğru tedavi ile astımlı hastaların hemen hiç yakınması olmaz, ancak zaman zaman, karşılaştıkları bazı çevresel etkenler; nefes darlığı, öksürük, hışıltılı solunum gibi belirtilerin tekrar ortaya çıkmasına neden olur. Bazen bu yakınmaların şiddeti o kadar çok olur ki hasta acil servise başvurmak zorunda kalabilir. İşte belirtileri ortaya çıkaran bu etkenlere tetikleyiciler denir. Astımda sık görülen tetikleyiciler şunlardır:

· Evde ya da dışarıda bulunan bir çok allerjen astım atağını başlatabilir. Bunlardan önemli olanları; polenler, ev tozu akarları, küf mantarı sporları, hamamböceği, hayvan tüyleri, bazı besinler (süt, yumurta, fıstık, balık, buğday, soya gibi...)

· Astımlı kişilerde solunum yolu enfeksiyonlarının astım ataklarını tetiklediği bilinmektedir. Astımlı bireylerde basit bir grip bile nefes darlığını tetikleyebilmektedir.

· Gerek çocukluk çağında gerekse erişkin dönemde sigara dumanına maruziyetin astım belirtilerinin ortaya çıkmasını sağlar.

· Bazı ilaçlar astım seyrinde önemli rol oynamaktadır.

· Astım atakları, hava kirliliği ile artmaktadır.

· Allerjik bireylerde allerjen özellikteki bazı besin maddeleri (balık, kabuklu deniz ürünleri, kuruyemiş, yumurta, süt, muz vb), diğer allerjik belirtiler yanı sıra astım ataklarını da tetikleyebilmektedirler.

· Gastroözofagiyal reflü, mide içeriğinin yemek borusuna geri kaçışıdır.

· Stres ve duygusal değişiklikler de astım belirtilerinin ortaya çıkmasına neden olabilir. Aşırı gülmek, ağlamak, o anda sık ve derin nefes almalara neden olarak hava yollarını uyarabilir. Huzursuzluk ve sinirlenme de astım belirtilerini tetikleyebilir.

· Egzersiz de astım belirtilerini tetikleyebilmektedir.

· Allerjik nezle, sinüzit, nazal polip gibi kronik üst solunum yolu hastalıkları uygun tedavi edilmediğinde astım belirtilerini tetikleyebilir.



ASTIM NASIL TEDAVİ EDİLİR ?


Astım tedavisinin amacı, hava yollarındaki mikrobik olmayan iltihaba bağlı daralmanın giderilmesi ve hastanın rahat nefes almasının sağlanmasıdır. Hekim ve hasta/aile arasındaki işbirliği ile belirtilerin tamamen kontrol altına alınması çoğunlukla sağlanmaktadır . Astımın iyi değerlendirilmesi ve tedavisi, eşlik eden hastalıkların ortaya konması ve tedavisi, tıbbi tedavinin iyi izlenmesi gerekmektedir.

MEVSİMİ GELDİ: GRİP

Mevsim geçişinin yaşandığı, güneşin yüzünü zaman zaman bulutların arkasına gizlediği şu günlerde hepimizin herhalde ortak sorunu grip enfeksiyonudur. Gribin etkisiyle sosyal ve iş hayatımızda olumsuz durumlarla karşılaşmamız mümkün. Grip, influenza virüsü ile gelişen, bulaşıcı bir enfeksiyondur. Grip virüsü vücudumuza solunum yolu ile girer, yaklaşık 1-3 gün içinde de yaşamımızı zorlaştıran semptomları ortaya çıkarır. Enfeksiyon yaklaşık 7-10 gün devam eder.

Aslında basit, geçici bir hastalık olarak görülmekle beraber son dönemlerde özellikle vücut direnci düşük olan bireylerde ölümlere neden olabilmektedir.

Nasıl bulaşır?

Grip virüsünü taşıyan kişilerle aynı ortamda bulunan ve havayı soluyan kişiler risk altındadır. Hasta olan kişinin soluması, konuşması, öksürmesi veya hapşırması ile havaya karışan virüsler, sağlıklı kişiler tarafından solunum yoluyla alınır.

Belirtileri nelerdir?

· Ateş yüksekliği, halsizlik

· Şiddetli kas eklem ağrısı

· Baş ağrısı

· Kuru öksürük

· Daha nadir olarak burun akıntısı, boğaz akıntısı gibi üst solunum yolunu ilgilendiren semptomlarla karşımıza çıkar

Grip ile soğuk algınlığı çoğu zaman birbirine karıştırılmaktadır. Soğuk algınlığı genellikle; burun akıntısı, burun tıkanıklığı, hapşırma, boğazda yanma, ağrı ile seyreder. Halsizlik ve ateş yüksekliği pek görülmez. Sinüzit, farenjit gibi üst solunum yolu enfeksiyonları ile devam edebilir.

Tedavisi var mıdır?

Gribin belirgin bir tedavisi yoktur. Olabildiğince dinlenmek, bol bol su içmek, vücut direncimizi arttıracak gıdaları tüketmek gerekir. Semptomları gidermek için bazı ilaçlar kullanılsa da bunlar tedavi edici değildir. Antibiyotiklerin virüse etkisi yoktur. Kullanıldığında fayda görmeyiz. Daha ağır vakalarda ve gribe bağlı ağır komplikasyonlar gelişirse (zatürre gibi) doktor tarafından virüslere etkili ilaçlar da kullanılabilir.

Nasıl korunalım?

· Gripten korunmanın en etkili yolu aşılanmaktır. Aşı döneminde doktorumuza başvuralım ve eğer uygun görürse aşımızı yaptıralım. Özelikle risk grubu olan gebeler, çocuklar, yaşlılar, sağlık çalışanları, ek hastalığı olanlar (astım, KOAH, kalp yetmezliği, böbrek yetmezliği, karaciğer yetmezliği, şeker hastalığı), dalağı alınmış olanlar aşılanmalıdırlar.

· Bulunduğumuz odayı bol bol havalandıralım.

· Öksürürken, hapşırırken ağzımızı mendille veya kolumuzun iç kısmıyla kapatalım.

· Ellerimizi sık sık yıkayalım, kapı kolları, elektrik düğmeleri, merdiven korkulukları gibi herkesin sürekli ellediği yerlerde grip virüsü yoğun olarak bulunmaktadır.

· Telefon, klavye gibi ortak kullandığınız yüzeyleri dezenfekte edelim. Virüsler bu yüzeylerde 8 saat yaşayabilirler.

· Kalabalık ortamlardan olabildiğince uzak duralım.

· Düzenli egzersiz vücut direncini yükseltecektir.

· Koyu yeşil, kırmızı, sarı meyve ve sebzeler de vücut direncini yükseltir. Beslenmemize özen gösterelim.


Gripten uzak olduğumuz, sağlıklı günler dileğiyle…



Tedavide Kullanılan İlaçlar Nelerdir ?

Astımın temelde bir havayolu hastalığı olması nedeniyle, kullanılan ilaçların çoğu da havayolu ile verilir. İlaç, doğrudan hasta olan bölgeye yani hava yollarına gider. Böylece küçük dozlarda yarar elde edilirken yan etkiler de en aza indirilmiş olur.

Astım tedavisi nasıl takip edilir ?

Hipertansiyon, şeker hastalığı gibi astımlı hastalar da düzenli olarak hekim tarafından izlenmelidirler. Her hasta; güncel tedavi planı, bu tedaviye uyum ve astım kontrol düzeyinin belirlenmesi açısından düzenli olarak değerlendirilmelidir.

Ne Sıklıkta doktora başvurulmalıdır ?

Muayene ve değerlendirmelerin sıklığı astımın başlangıçtaki şiddetine göre değişir. Tipik olarak hastalar ilk tedavi başlandıktan sonra 1-3 ay arasında ve daha sonra her 3 ayda bir değerlendirilmelidir.

HAVA KİRLİLİĞİNİN SAĞLIĞIMIZA OLUMSUZ ETKİLERİ


Soluduğumuz havanın kalitesinin sağlımız üzerine etkisi oldukça büyüktür. Hava kirliliği, insan sağlığını veya çevresel dengeleri bozacak şekilde bu hava birleşiminde değişim olması ya da normalde olmaması gereken maddelerin havaya karışmasıdır. Kış aylarının gelmesiyle birlikte hava kirliliği, toplum sağlığını daha da tehdit eder hale gelmiştir. Toplum sağlığı üzerine zararlı etkisi olan başlıca kirletici maddeler partikül madde, ozon, azot dioksit, kükürt dioksit, metan, karbon siyahı (is) ve civadır. Bu kirleticilerin havada artması ile canlılar için önemli olan oksijen oranı düşer, insan, bitki ve havyanların yaşamı olumsuz etkilenir, fiziksel zararlar ve ekonomik kayıplar meydana gelir.

Dünya genelinde hava kirliliğinin neden olduğu sağlık sorunları nedeniyle yaklaşık her gün 20.000 kişi ölmektedir. Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Örgütü (OECD), 2050 yılında dış ortam hava kirliliğinin, dünya genelinde çevresel koşullara bağlı ölümlerin birinci nedeni olacağını öngörmektedir. Hava kirliliğine bağlı gelişen ölümlerin yaklaşık yarısı trafik kirliliği, kömürlü termik santraller, evsel ısınma, orman yangınları, hafriyat kazıları ve çöl kumları gibi dış ortam hava kirliliğinden kaynaklanmaktadır. Ayrıca, hava kirliliği kansere yol açan en önemli çevresel etmenlerden biri olarak da sınıflandırılmıştır.


Türkiye'de hava kirliliği değerleri, Avrupa Birliği ve Dünya Sağlık Örgütü (WHO)'nün sağlığın korunması için belirledikleri standart sınır değerlerin oldukça üzerindedir. Verilere göre, Avrupa'da hava kirliliğine bağlı erken ölümlerin en yüksek oranda olduğu ülkelerden biri Türkiye olarak görünmektedir. Avrupa Çevre Ajansı (EEA) verilerine göre, Türkiye'de kentlerde yaşayan nüfusun %97,2'si sınır değerlerin üzerinde partikül maddeye (PM) maruz kalmaktadır ve 2010 yılında Türkiye'de dış ortamda partikül madde ve ozona maruz kalma nedeniyle yaklaşık 28000 kişi zamanından önce hayatını kaybetmiştir. Iğdır, Batman, Afyon, Osmaniye, Gaziantep ve Siirt, T.C. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı ve WHO verilerine göre Türkiye’nin en kirli 6 ili olarak dikkat çekiyor. Hava kirliliğinde eşik değerin 20 pg/metreküp olmasına karşın bu 6 ilde bu değer 100 birimin bile üzerindedir.

Hava kirliliğinin insan sağlığına değişik derecelerde ve farklı organ sistemlerini etkileyerek zarar verdiği çok çeşitli çalışmalarla kanıtlanmıştır. Özellikle solunum, kalp ve dolaşım sistemi, üreme sistemi, sinir sistemi üzerine belirgin etkileri bulunmaktadır. Solunum sistemi üzerine olan etkilerine bakıldığında hava yolu tahrişi, akciğer fonksiyonlarında azalma, üst ve alt solunum yolları enfeksiyonları, solunumsal ölümler, astım ve kronik tıkayıcı akciğer hastalığında (KOAH) alevlenmeler, bu kronik hastalıklar nedeniyle hastaneye başvurular ve hastanede yatışlar ve akciğer kanseri riskinde artış sayılabilir. Kalp ve dolaşım sistemi üzerindeki etkileri ise kalpte ritm bozuklugu, kalbin yeterince beslenememesi sonucu gelişen göğüs ağrısı (angina pektoris), kalbi besleyen koroner damarlarda tam tıkanma ve kalp krizi, kan basıncında yükselme (hipertansiyon) olarak sayılabilir. Solunan kirleticilerin tetiklediği akut ve kronik (birkaç saat ile birkaç gün arası değişen) etkiler meydana gelebilir.

Hava Kirliliğinin Sağlık Üzerine Etkilerini azaltmak için alınabilecek önlemlerden bazıları; ısınmak için düşük kükürt düzeyli yakıt kullanımı, ısınma gereksinimini azaltmak için binaların termal izolasyonunu, şehirdelerde kalorifer yakma saatlerinin düzenlenmesi, bireylerin enerji tasarrufu ve yakıt kullanımı ile ilgili eğitimi, yakıtların kirlilik düzeylerinin azaltılması, yakma sistemlerinin iyileştirilmesi, merkezi ısıtma ve doğal gaz kullanımının yaygınlaştırılması, büyük binaların baca filtre sistemleri kullanmaları, yeşil alanların arttırılması, kurşunsuz benzin kullanımının yaygınlaştırılması, egzos yayılımını azaltan katalitik konvektör kullanımı bulunmaktadır.

KOAH

KOAH, özellikle sigara dumanı ve diğer zararlı gaz ve parçacıklara bağlı olarak gelişen havayollarının kronik seyirli ilerleyici bir hastalığıdır. Hastalık hava yollarının daralması ve balgam üreten bezlerin fazla çalışması sonucu balgam miktarında artışla, 40 yaş ve üzerinde ortaya çıkar. Daralan havayollarından havanın geçişi güçleşir ve nefes darlığı, kronik öksürük ve balgam çıkarma gibi şikayetler başlar. Erken dönemde saptanabilirse, ilerleme durdurulabilir.

KOAH’ın görülme sıklığı 40 yaş üstü yetişkinlerde %15-20’dir. Bir diğer deyişle toplumumuzda 40 yaş üstü her 5 kişiden birinde KOAH vardır. KOAH yılda 2.9 milyon ölüme neden olmaktadır. Günümüzde tüm dünyada 3. ölüm nedeni haline gelen KOAH, tüm ölümlerin de %5.5’inden sorumludur. Türkiye’de solunum sistemi hastalıkları en sık görülen 3. ölüm nedenidir ve bu ölümlerin de %61.5’i KOAH nedeniyledir.

KOAH gelişimi için sigara içimi en önemli risk faktörüdür ancak bazı çevresel ve genetik faktörlerin de hastalık gelişiminde etkili olduğunu göstermektedir. Ülkemizde erişkinlerin yaklaşık yarısı sigara içmektedir. Sigaraya başlama yaşı, dumanın yoğunluğu, günlük ve toplam içilen miktar hastalığın gelişimini etkilemektedir. Sağlıklı bir insanda otuz yaşından sonra akciğer kapasitesi her yıl azalmaya başlar. Sigara içenlerde bu oran çok daha fazladır; ancak sigaranın bırakılması ile akciğer kapasitesindeki bu azalma yavaşlamaktadır. KOAH gelişiminden % 80-90 oranında sigara içiminin sorumlu olduğu, sigara içmeyenlere göre KOAH gelişme riskinin 9.7-30 kat arttığı, KOAH nedeniyle gerçekleşen ölümlerin erkeklerde % 85’inden, kadınlarda ise % 69 undan sigara içiminin sorumlu olduğu bildirilmiştir. İçilen sigara miktarı ile akciğer fonksiyonlarındaki kayıp arasında güçlü bir ilişki bulunmaktadır.


Acaba siz KOAH hastası mısınız?
Aşağıdaki sorulardan en az üçüne evet yanıtı veriyorsanız siz de KOAH olabilirsiniz. Kesin tanı Göğüs Hastalıkları Uzmanı tarafından konulmalıdır.
1. Haftanın çoğu günü sık sık öksürüyor musunuz ?
2. Haftanın çoğu günü balgam çıkarıyor musunuz ?
3. Yaşıtlarınıza göre nefesiniz daha kolay mı daralıyor ?
4. Yaşınız 40’ın üzerinde mi ?
5. Halen sigara içiyor musunuz ya da eskiden içer miydiniz ?

KOAH'ın tanısı, basit bir test olan solunum fonksiyon testi ile konabilmektedir. KOAH’da erken tanı, hastalığa bağlı ölüm oranlarını ve yaşam kalitesinde düşmeleri azaltacaktır. Bu nedenle, 40 yaş üstü, sigara içmiş ya da içmekte olan ve/veya meslek icabı ya da çevresel ortam gereği tozlu ortamlarda bulunan kişilerde müzmin seyirli öksürük, balgam ve nefes darlığı yakınmalarından en az birinin bulunması halinde kişinin bir göğüs hastalıkları hekimi tarafından görülüp solunum fonksiyon testi yaptırması gerekir.

KOAH önlenebilir ve tedavi edilebilir bir hastalıktır. KOAH’lı bir hastanın yapması gereken ilk iş sigarayı bırakmaktır. Hastalığın gelişimi ve ilerlemesini durdurmak için zararlı toz ve dumandan uzak durulması, grip ve zatürre aşılarının yapılması ve nefes yoluyla alınan ilaç tedavisinin yanı sıra fiziksel aktivitenin önerilmesi ve uygulanmasının sağlanması gereklidir.


Alerji Kabusunuz Olmasın


Alerji, günümüzün hızla artan, popüler hastalıklarındandır. Vücudun bağışıklık sisteminin solunum veya temas yoluyla maruz kaldığı her hangi bir maddeye karşı gösterdiği aşırı hassasiyet reaksiyonudur. Aslında zararlı olmayan alerjen, vücudun savunma sistemi tarafından yabancı olarak algılanır ve alerji denilen aşırı reaksiyon gelişir. Alerjiye yatkın insanlar ‘atopik’ olarak adlandırılır. Atopi bir hastalık olarak değerlendirilmez fakat kalıtsal bir özelliktir. Açık tenliler ile deniz kenarı ya da nemli ortamlarda yaşayan insanlarda daha fazla görülür. Alerjiye neden olan alerjenlerin çoğu organik kökenli maddelerdir. Alerjik rahatsızlıklar gelişmiş ülkelerde daha sık görülmektedir. Stres, yoğun çalışma ortamı, hava kirliliğinin artması, gıdalara eklenen katkı maddeleri alerjilerin görülme sıklığının artmasına yol açtığı bilinmektedir. Alerjik rahatsızlıklar her yaştan insanı etkileyebilir. Genetik yatkınlıkla alerjik reaksiyon görülme sıklığı artar. Anne ya da babada alerjik bir durum varsa bu oran yüzde 25’lere kadar çıkıyor.

En sık rastlanan alerjenler;

· Ot ve ağaç polenleri

· Evcil hayvanların deri veya tüyleri

· Çeşitli gıdalar (süt, yumurta, soya, deniz ürünleri, meyve ve kuruyemişler)

· Ev ve toz akarları

· Mantar veya küf sporları

· Arı sokmaları

· Birtakım ilaçlar

· Kimyasal reçineler, lastik, nikel

· Lastik, kauçuk tarzı maddeler

Kolye, küpe tarzı takılar

Alerjik hastalıklar

· Alerjik nezle veya alerjik rinit

· Göz nezlesi ya da alerjik konjiktivit

· Alerjik astım

· Ürtiker (Kurdeşen)

· İlaç alerjisi

· Böcek alerjisi

· Arı alerjisi

· Gıda alerjisi

· Egzama

· Atopik Dermatit

·

· Polen alerjisi

Dönemsel olarak bahar aylarında artış gösterir

Konu alerji olduğunda baharın müjdecisi polenlerin yol açtığı en önemli sorun; alerjiler. Dönemsel alerjilerin en fazla görüldüğü zaman bahar aylarıdır. Bu dönemde ağaç polenleri, otlar, çiçekler ve çay polenleri rüzgarın da etkisiyle sık sık yer değiştirdiği için özellikle mevsimsel alerjisi olan kişiler için en zor zaman dilimidir. Bahar mevsiminde havaya yoğun bir şekilde bitki polenleri karışır. Polenler havaya karıştıkları için bu dönemde özellikle gözler ve solunum sisteminde alerjiler görülür. En çok polen alerjisine yol açabilecek bitkilerin başında çimen, çayır ve arpa,yulaf, çavdar,mısır gibi hububat polenleri geliyor. Yabani ot polenleri ve bazı ağaç polenleri (huş, kavak, zeytin, çınar vb.) ise diğer diğer polen gruplarını oluşturmakta.

Bunlar mevsimsel ısınma ile birlikte mart aylarından başlayarak eylül ekime kadar uzayan dönemde reaksiyonlara yol açabiliyor. Yerleşimlerine ve mevsime göre çok değişiklikler gösterirler. Ağaçlar yaz başından ortasına kadar, çimenler ilkbahar sonu yaz başı, otlar yaz sonu sonbahar başı artan alerji sebebidir. Bu problem kendisini en sık bahar nezlesi, bazen de astım şeklinde gösterir. Özellikle bahar aylarında polenlerden kaynaklanan alerjilerden korunmak gerekmektedir.

Polen alerjisi olan kişilerin hemen hemen hepsinde göz ve burun belirtileri görülüyor. Gözlerde sulanma,kaşıntı,kızarıklık, burun akıntısı,tıkanıklık,hapşırık ve burun kaşıntısı görülebilen belirtiler. Bazı hastalarda ise alt solunum yolları da etkilenerek astım tablosu ortaya çıkıyor . Bu durumda nefes darlığı,öksürük, göğüste daralma hissi, hırıltı ve hışıltı görülebiliyor.

Alerji nasıl tespiti edilir?

Deri testleri ya da kandan alerjene özgü antikorların bakılmasıyla sorumlu alerjen saptanabilir. Deri testlerinden yaklaşık 2 hafta önce antihistaminik dediğimiz alerji ilaçlarının kesilmesi gerekir. Bu testler alerji tanısı için değil, dokunan alerjenin saptanması için kullanılırlar. Hastada alerjik duyarlaşma, testin duyarlılığının altındaysa hasta alerjik olmasına rağmen testler negatif kalabilir.

Peki polen alerjisinden korunmak icin ne yapalım?

Polen alerjiniz varsa hayatı kolaylaştırmak için bazı önlemler alınabilir.

Polenler sabaha karşı 04:00-05:00 saatlerinde uçuşmaya başlar ve akşam 21:00-22:00’ye kadar etkili olmaya devam ederler. Sabah saatlerinde havada daha yoğundurlar ve etkileri ilerleyen saatlerle azalır.

1. Mümkünse sabah erken saatlerde dışarı çıkmayalım. Mutlaka çıkmamız gerekiyorsa maske takalım veya bir mendille ağzımızı, burnumuzu kapatalım. Açık havada olabildiğince kısa kalalım ve doğadan, piknik alanlarından uzak duralım.

2. Evimizi sabah saatleri yerine akşam saatlerinde havalandıralım. Kalkar kalkmaz evi havalandırmak için balkon kapılarını ve pencereleri açmayalım.

3. Alerjimiz yoğunsa ve dış ortama çıkmadığımız halde ilaçlarımızı da düzenli kullanmamıza rağmen şikayetlerimiz gerilemiyorsa kapalı ortamlardaki havayı polenlerden arındıracak filtreli havalandırma veya hava temizleme cihazı kullanın.

4. Ev ve araba klimaları bakımdan geçirilmeli, polen filtreleri mutlaka yılda bir defa temizletilmelidir.

5. Gözlük kullanıyorsak gözlüğümüzü düzenli olarak yıkayalım. Gözlüğe yapışan her polen rahatsızlanmamıza neden olacaktır.

6. Günlük kıyafetlerinizi yatak odanızda çıkartmayın.

7. Çamaşırları dış ortamda kurutmaktan kaçınmalıyız. Polenler çamaşırların üzerine yerleşebilir.

8. Dışardan eve girdiğimizde ellerimizi ve yüzümüzü mutlaka yıkayalım ve polenleri uzaklaştıralım.

9. Polen mevsiminde açık havada spor yapmak doğru değildir. Yine gözlerin yan taraflarını kapatan güneş gözlüklerinin faydası olabilir


Polen alerjisinde tedavinin ilk basamağı korunmadır. Korunma yöntemlerini uyguladığımız halde şikayetler devam ediyorsa antihistaminik dediğimiz antialerjik ilaçlar ile burun veya göze lokal uygulanan damla ve spreyler ilaç tedavisinin ilk kısmını oluşturur. Burun ve göze lokal uygulanan sprey/damlaların bir kısmı kortizon içerir ancak vücudun diğer organlarında herhangi bir yan etki yapması söz konusu değil.

Polen döneminde ilaç tedavisi ile istenilen sonuç alınamayan ve alerjileri cilt testleri ile doğrulanmış hastalarda aşı tedavisi olarak da bilinen immünoterapi uygulanabilir.

 ZATÜRRE(PNÖMONİ)

Zatürrenin tıbbi adı pnömonidir. Akciğerin iltihabıdrr. Bakteri, virüs, mantar gibi çeţitli mikroplarla oluţabilir. En sık görülen, hekime başvurmaya neden olan, en fazla ölüme yol açabilen hastalıklar arasındadır. Özellikle çocuklarda, 65 yaţ üstü yaşlılarda kronik bir hastalığa sahip olanlarda (böbrek, ţeker, kalp veya akciđer hastalýđý gibi), sigara kullananlarda, bağışıklı sistemini baskılayan  bir hastalık  veya ilaç kullanımıyla daha sık görülür.

Toplumda gelişen pnömoniler halen yüksek hastalık ve ölüm nedenidir. Pnömoni, ingiltere ve ABD'de ölüm nedenleri arasında 6. sırada; infeksiyonlara bağlı ölümler arasında  ise 1.sırada yer alamktadır .

Ateş, öksürük, balgam çıkarma, gögüs ağrısı  en sık rastlanan belirtilerdir. Nefes darlığı , bilinç kaybı, bulantı -kusma, sık nefes alıp verme, kas-eklem ağrıları, halsizlik gibi belirtiler de görülebilir. .

Zatürre belirtileriyle gelen hastalar muayene edildikten sonra çoğunlukla akciğer grafileri çekilerek tanı konur.  zatürre durumlarında ve hastaneye yatması gereken hastalarda kan testleri, bilgisayarlı tomografi ve balgam testleri gibi ileri incelemeler gerekebilir. .

Antibiyotikler, bol sıvı alımı, istirahat, ağrı  kesiciler ve ateş düşürücüler gibi tedaviler genellikle kullanılır. Hastaneye yatması gereken hastalarda daha farklı tedaviler gerekebilir. Çok akciğer zatürre durumlarında yoğun bakımda yatma zorunluluđu doğabilir. Hastanın  yaţış  hastalýklarý, zatürrenin şiddeti gibi durumlara göre ayaktan mı, yoksa hastaneye yatarak mı tedavi edileceğine  karar verilir.

Tedavi süresi hastalığın  baţlangçtaki i şţiddetine, sorumlu mikroba, eşlik eden bir hastalık  olup olmamasına  ve hastanın  bireysel yannıtına  göre değişebilir.

Altta yatan kronik hastalıkların  kontrol altına  alınması dengeli beslenme, hijyenik önlemler, sigara ve alkol alışkanlıklarının  kontrolü, aţý uygulamalrı ile hastatalıktan sıklığı  ve ölüm oranı azaltılabilir.

 

KOAH

KOAH [Kronik (Müzmin) Obstrüktif (Tıkayıcı) Akciğer Hastalığı] nefes yollarında mikroplarla oluşmayan bir iltihaplanmaya bağlı oluşan ilerleyici bir akciğer hastalığıdır.

Bu hastalık özellikle sigara dumanı ve diğer zararlı gaz ve parçacıklara bağlı olarak gelişen havayollarının mikrobik olmayan iltihabı sonucu oluşur. Bu iltihap, akciğerdeki küçük hava odacıklarının harabiyeti (amfizem) sonucu hava yollarının daralmasıyla 40 yaş ve üzerinde ortaya çıkar. Hava yollarında daralma ve akciğerin en küçük birimi olan hava kesecikleri (alveol)’ ndeki harabiyet giderek artar. Normalde balon gibi esnek olan genişleyip-daralabilen havayolları bu özelliğini yitirir. Genişlemiş hava keseciklerine giren havanın çıkması zorlaşır, daha da şişmeye başlar. Hava keseciklerindeki bu değişiklikler anormaldir ve kalıcı olur. Bu bulgular “Amfizem’’ olarak adlandırılır.

KOAH’ta ayrıca küçük havayolları mikrobik olmayan iltihap nedeniyle şişer, balgam üreten bezlerin aşırı çalışması sonucu balgam miktarında artış olur. Daralan havayollarından havanın geçişi güçleşir. Bu bulgular ise “Kronik bronşit’’ olarak tanımlanmıştır.
KOAH tanımı içinde “Kronik Bronşit” ve “Amfizem” birlikte yer alır.


Sonuç olarak nefes darlığı ve/veya kronik öksürük ve balgam çıkarma gibi şikayetlere neden olur. Hastalığın ilk aşamalarında ortaya çıkan öksürük yakınması aslında hastalığın ilk belirtisi olmasına rağmen genellikle bu şikayet “sigara içimine” bağlanır ve hasta daha geç doktora başvurur. Hastalık bu ilk aşamada saptanabilirse, hastalığın ilerlemesi durdurulabilir

KOAH’da en sık görülen yakınmalar nefes darlığı, öksürük ve balgam çıkarmadır. Sigara içen kişiler öksürük ve balgamı kanıksarlar ve bu nedenle doktora başvurmazlar. Nefes darlığı nedeniyle fizik aktivitede azalma ortaya çıkar. Eforda nefes darlığı çeken kişi, yol yürümek istemez, günlük işlerini azaltır, markete gitmeye çekinir ve zamanla evden çıkmamayı tercih eder hale gelir. Bu şekilde giderek artan fiziksel aktivite azalması, hastanın yaşam kalitesini bozarak hastalığın ilerlemesine neden olur, sakatlık ve ölüme yol açar. KOAH’lı hastaların %75’i yetersiz fiziksel aktivite göstermektedir. Hastalık ilerledikçe bu oran daha da yükselmektedir. Yirmi yıl boyunca izlenen KOAH’lı olgularda haftada iki saat ve daha fazla yürüyüş yapan hastalarda hem KOAH nedeniyle hastaneye başvurularda hem de bu hastalık nedeniyle ortaya çıkan ölüm oranlarında %30-40 azalma saptanmıştır. Bu nedenle, hem bu hastalığın önlenmesi hem de ilerlemesinin engellenmesinde ‘fiziksel aktivitenin arttırılması’ gerekmektedir.

Sizde KOAH var mı? Test Edin !

1. Haftanın çoğu günü sık sık öksürüyor musunuz ?
2. Haftanın çoğu günü balgam çıkarıyor musunuz ?
3. Yaşıtlarınıza göre nefesiniz daha kolay mı daralıyor ?
4. Yaşınız 40’ın üzerinde mi ?
5. Halen sigara içiyor musunuz ya da eskiden içer miydiniz ?

YUKARIDAKİ SORULARIN EN AZ ÜÇÜNE EVET YANITI VERDİYSENİZ, BİR GÖĞÜS HASTALIKLARI UZMANINA BAŞVURUN VE KOAH TANISI İÇİN SOLUNUM FONKSİYON TESTİ YAPTIRIN.


KOAH'ın tanısı, basit ve ağrısız bir test olan “nefes ölçüm testi” ile kolayca konabilmektedir. KOAH’ın erken tanısı, hastalığa bağlı sakatlık ve ölüm oranlarını azaltacaktır. Bu nedenle, 40 yaş üstü, sigara içmiş ya da içmekte olan ve/veya meslek icabı ya da çevresel ortam gereği tozlu ortamlarda bulunan kişilerde müzmin seyirli öksürük, balgam ve nefes darlığı yakınmalarından en az birinin bulunması halinde kişinin bir göğüs hastalıkları hekimi tarafından görülüp ”nefes ölçüm testini” yaptırması gerekir.

UYKU APNE SENDROMU


UYKU

Uyku kişinin işitsel veya diğer uyarılarla uyanabileceği bir bilinçsizlik durumudur. Kişinin uyandırılamadığı bilinçsizlik durumu olan komadan farklı tutulmalıdır. İnsan ömrünün üçte biri uykuda geçer. Sirkadiyen ritm içerisinde olan uykunun anlaşılması elektroensefalik kayıtlar ve polisomnografik çalışmalar ile olmuştur Medicana Bursa Hastanesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Uz.Dr.Başak Burgazlıoğlu konu hakkında bilgi verdi.


Neden Uyuyoruz?

günlük aktiviteler sırasında harcanan enerjiyi geri kazanmak

konuşma, hafıza ve esnek düşünmeyle ilgili değerlerimizin normal ölçülerde seyretmesi için uykuya ihtiyaç duyuyoruz

Yani, uyku beyin gelişimi üzerinde önemli bir etkiye sahip

Uyumazsak ne olur?

Unutkanlık, dalgınlık, kendini rahatsız hissetmek

Konsantrasyon bozukluğu

Odaklanmada zorluk

Duygudurum bozukluğu

Fiziksel bozukluk

UYKU FİZYOLOJİSİ

İki fizyolojik dönem ve üç evreden oluşur

Normal sağlıklı bir kişi uykuya dalınca sırasıyla Non-REM uykusunun 3 evresinden geçip REM uykusuna başlar. REM ve Non-REM uyku siklusları bir gecede 4-6 kez tekrarlanır


Uyku Apnesi Oluşum mekanizması:

üst solunum yolunun açık kalmasını sağlayan kaslarda gevşeme olur. Dil kökü veya yumuşak damağın veya aşırı büyümüş bademciklerin hava yolunu tıkaması sonucunda en az 10 saniye nefes alamamak uyku apnesi olarak adlandırılır. Uyku apnesi sırasında solunum çabası sürse de, bir süre sonra daha da artan bu çaba beyni uyarır ve hava yolu açılır. Solunumu durana kadar horlayan kişi, gürültülü bir homurdanma ile yeniden nefes almaya ve horlamaya devam eder.

Risk Faktörleri nelerdir?

Yaş

Cinsiyet

Obezite

Sigara

Alkol ve sedatifler

Ek hastalıklar



Beden Kitle İndeksi ve Boyun çevresi arttıkça uyku apnesi gelişme riski artar.

Klasik bilgi

Erkeklerde 43 cm

Kadınlarda 37 cm


Semptomlar

Major semptomlar

Horlama

Tanıklı apne

Gündüz aşırı uyku hali


Diğer semptomlar

Sabah baş ağrısı

Halsizlik, yorgunluk

Uykusuzluk

Noktüri, enürezis

Baş-boyunda terleme

Libidoda azalma

Konsantrasyon bozukluğu

Depresyon

GÖR

Gündüz uyku hali

Genel populasyonda %4-6 oranında görülür

Bize başvuran hastayı değerlendirirken önce şikayetleri sorgularız. Sonrasında Epworth Uykululk Testini yaparız.


Epworth Uykululuk Testi 8 sorudan oluşan , gündüz uykululuğu göstermede etkin subjektif bir testtir.

Her soru için 0-3 puan, maksimum 24 puan.

10 puan ve üzeri anlamlı

Epworth uykululuk testi

1) Aşırı yorgun olduğunuz zamanlar dışında, aşağıdaki durumlarda uykuya dalma olasılığınız nedir ?

2) Oturur durumda gazete veya kitap okurken

3) Öğleden sonra uzanınca televizyon seyrederken

4) Birisi ile konuşurken

5) Pasif olarak toplum içinde otururken (tiyatro gibi)

6) Alkolsüz öğle yemeğinden sonra

7) Ara vermeden en az 1 saatlik araba yolculuğunda

8) Trafikte arabada beklerken uyuklayıp uyuklamadığı sorgulanır.

Görülme Sıklığı

Farklı toplumlarda yapılan araştırmalarda OSAS prevalansı

erkeklerde %3.1-7.5

kadınlarda %2.1-4.5


OSAS Etkilenen Sistemler

OSAS sonucunda birçok sistem etkilenebilir.

Kalp damar sistemi, akciğerler, sinir sistemi, hormon salgısından sormlu sistemler, mide barsak sistemi, göz, üriner sistemimiz ve üreme sistemi uyku apnesinden etkilenen organlardan.

Tansiyon yüksekliği, ritm bozuklukları, damar tıkanıklığı,kalp yetmezliği, akciğer tansiyonun da yükselme, Obezite, diabet, insülin direnci, guatr bezinin az çalışması sayılabilir.




Sosyoekonomik Sonuçlar


Trafik kazaları

İş kazaları

Evlilik sorunları

Ekonomik kayıplar


Sosyal kayıpların Temel Nedeni

Uyku apne sendromunda tekrarlayan hipoksi atakları nedeniyle;

Bilişsel bozukluk

Hafızada zayıflama

Algılama, değerlendirme ve karar verme yeteneğindeki azalmadır


Uyku Apne Sendromunda

Derin uykunun yetersizliği

Sık oksijen düşüşleri

Solunumun durması nedeniyle gece boyunca oluşan yorgunluk gündüz uykululuğa neden olur

Bu nedenlerle trafik kazası riski artmıştır


İş Kazaları

Gündüz aşırı uykululuk iş kazalarına neden olur.

Uyku apneli hastaların

yakıcı, ezici ve kesici cihazların kullanıldığı, torna, hızar, pres ve döküm gibi alanlarda çalışmaması önerilmektedir

Evlilik sorunları

Aşırı uyku hali,

Horlama,

eşler arasında ciddi sorunlara ve hatta boşanmalara neden olabilir


Tanı yöntemleri

Klinik bulgular

Radyolojik tanı

Endoskopik yöntemler

Biyokimyasal incelemeler (?)

Uyku kayıt teknikleri

Polisomnografi—ALTIN STANDART.

Uyku esnasında beyin dalgalarını, solunum ritmini, göz hareketlerini, kalp ritmini, göğüs, karın ve bacak hareketlerini genellikle tüm gece boyunca, belli bir periyotta, eş zamanlı ve sürekli kaydedilmesi işlemidir.


Temel Elektrodlar

EEG

EOG

EMG


Yardımcı Elektrodlar ve Sensörler

Ağız ve burundaki hava akımını ölçen sensörler

Göğüs ve karın duvarındaki hareket sensörleri

Oksijen seviyelerini değerlendiren saturasyon cihazları

Tana hava borusunda mikrofon

EKG

EMG (M. tibialis)

Vücut pozisyonunu belirleyen sensörler mevcuttur.


Tabi bütün gece uyku video kaydına alınır.


Apne hipopne indeksi (AHİ)

Uykuda görülen soluynum durması (apne) ve solunumun yüzeyselleşmesi ile beraber görülen oksijen seviyelerinde düşüşler (hipopne) sayıları toplamının saat olarak uyku süresine bölünmesi ile AHİ elde edilir.

AHI değeri 5’in altında olursa basit horlama olarak adlandırıyoruz.

AHİ≥5 Uyku apne sendromu olarak değerlendirilir ve yine aHI değerine göre derecelendirilir. Hafif/Orta/Ağır OSAS olarak.


Tedavi


OSAS Tedavi Yöntemleri

Genel önlemler: hastanın kilo vermesi önerilir. Mutlaka diyetisyen kontrolü planlanmalıdır. Yine hastaları mutlaka cerrahi açıdan değerlendirmesi için KBB muayenesini öneriyoruz. Burun, yumuşak damak, dil kökünde opere edilebilecek bir patoloji varsa havayolunda akımı sağlayabilmek için mutlaka değerlendirlmelidir. Bunun dışında ;

Ağız içi araç uygulamaları

Basınçlı hava akımı veren cihazlarla gece boyu hava yollarının açık kalmasını sağlayabiliyoruz. Bu cihazlar halk arasında CPAP, BIPAP olarak biliniyor.


SONUÇ

Uyku apne sendromu toplumda sık görülen bir hastalıktır, Ciddi komplikasyonlara, sosyal sorunlara ve iş gücü kaybına neden olur. Orta ve ağır olgularda CPAP, hafif olgularda ise cerrahi ve ağız içi araç uygun tedavi yöntemleridir





ALERJİDEN KORUNMA YÖNTEMLERİ

HAYVAN ALERJİLERİNDEN KORUNMA YÖNTEMLERİ:

Tüm tüylü ve kürklü hayvanlar allerjiye neden olur. Alerjen esas olarak hayvanın idrar ve salyalarında bulunur ve kıllarına yapışır. Kıl miktarı ve uzunluğu ile alerj yaratma düzeyi arasında ilişki yoktur. Aynı hayvan cinsi içinde farklı türler arasında da önemli fark yoktur. Örneğin bir tür kediye alerji varsa, başka bir tür içinde olması beklenir. Hassas kişide duyarlılaşma hayvanla temasın başlamasından 6-12 ay sonra başlar ve hayvanın uzaklaştırılmasına rağmen aylar hatta yıllar boyu devam edebilir.

hayvanla kısa süreli karşılaşma ani belirtilere, devamlı karşılaşma ise uzun süreli (kronik, müzmin) belirtilere neden olur.

KORUNMA: Evde alerjik kişi varsa eve hayvan almamak en doğru çözümdür

Evde hayvan varsa ortamdan uzaklaştırılmalıdır. En etkili korunma yöntemi budur.

Hayvanın evden gönderilemediği durumlarda ise kedi-köpeğin sık yıkanması,yatak odasına sokulmaması, evde halı ve kumaş kaplı mobilyaların azaltılması önerilmektedir. Ancak bu önlemlerin hiçbirisi hgayvanın evden uzaklaştırılması kadar etkili değildir.

Kedi-köpek alerjenleri giysilerle taşınabildiğinden, dışarıda hayvanla teması olanlar eve geldikten sonra kıyafetlerini değiştirmelidirler.

POLEN ALERJİSİNDEN KORUNMA YÖNTEMLERİ

Her bitki için polen yayma dönemi bellidir. Ağaç polenleri genellikle Şubat_Mart , çim polenleri Nisandan temmuz ortasına kadar, yabani ot polenleri ise yaz sonu ve genellikle sonbaharda ortaya çıkar.

KORUNMA:Kişi hassas olduğu bitkinin polen yayma döneminde olanakları ölçüsünde dışarı çıkmamalıdır.

Polenleri tutan hava  filtreleri arabalarda kullanılabilir ancak evde yararı çok kısıtlıdır.

Polenin yoğun olduğu günlerde dış ortamda gözlük ve maske kullanılabilir.

Polenin yoğun olduğu günlerde kapı ve pencereler kapalı tutulmalıdır.

Evdeki pencerelerin ince örgülü telle kapatılması yarar sağlayabilir.

Dış ortamdan eve gelince duş yapılıp, elbiseler değiştirilmelidir.

MANTAR SPORLARINDAN KORUNMA YÖNTEMLERİ

İdeal olarak 20 santigrat derece sıcaklık ve%60 nem ortamında yaşarlar. Bir yerde mantar üremesi küflenme olarak ifade edilir.Ev içi küfler doğal organik maddelerin nemlenmesi ile oluşur. İki haftayı aşan nemlenme mutlaka küflenmeye yol açar.

En çok üredikleri yerler bodrum katları, karanlık ve az havalanan yerler, pencere pervazları, banyo perdeleri, kiler, çöplük, ahır, tarla bahçeler,deri, hasır eşya, sızıntılı duvar köşeleri, duvar kağıtları, ev bitkilerinin saksılarıdır. Sobalı evlerde küf yoğunluğu daha fazladır. Ev içinde ise ençok mutfaklarda, banyolarda, merdiven altında bulunur.

KORUNMA: Evin rutubeti azaltılmalıdır.

Kışın mümkünse evin tüm odaları ısıtılmalı ve evin içinde çamaşır kurutulmamalıdır.

Eski halı, yatak, mobilya ve küf kokan malzeme atılmalıdır.

Fazla miktarda saksı bitkisi bulundurulmamalıdır.

Akvaryum ve kuş kafesleri çevresinde  küf kolay gelişebileceğinden evde bu tür hayvnlar bulundurulmamalıdır.

Su sızıntısı olan  yerler tamir edilmelidir, su geçirmez izolasyon malzemeleri kullanılmalıdır.

Küf üreyen yüzeyler %5-10 luk çamaşır suyu ile temizlenmeli ancak bu temizlik hasta tarafından yapılmamalıdır.

Hava temizleyici ve filtrelerin kısmen faydası olabilir.

EV TOZU AKARLARI İÇİN KORUNMA YÖNTEMLERİ

Yatak odasında toz toplayabilecek olan kitaplık, kumaş kaplı mobilyala, rbattaniye,paspas ve tüylü oyuncaklar kaldırılmalıdır.

Yatak,şilte ve yastıklar alerjen geçirmez (ev tozunda bulunan akarları geçirmeyen ama hava sirkülasyonuna izin veren) kılıflarla kaplanmalıdır. Kılıfların haftada bir  nemli bezle tozları alınmalıdır.

Sentetik yastık ve yatak malzemesi kullanılabilir. Yatak takımları haftada bir 60 derecede yıkanmalıdır.

Başta yatak odası olmak üzere mümkün olduğunca halı ve kumaş kaplı mobilyalar kaldırılmalıdır.Mümkünse deri veya vinleks kaplanmış mobilyalar kullanılmalıdır.

Etkin filtreli ve/veya çift katlı  torbalı elektrik süpürgesi ile temizlik yapılmalıdır.Bu esnada hasta mümkünse odanın dışında olmalıdır.

Kumaş perdeler yerine mümkünse kolay temizlenebilen gölgelikler konulmalı ve ayda bir yıkanmalıdır.

Eğer varsa ısıtıcı ve havalandırma filtreleri düzenli olarak temizlenmelidir.

Ev içi sıcaklığı 22 derece ve nem oranı %50 nin alştında tutulmalıdır.

Soğuk ve kuru iklimlerde ev içi havalandırma sık yapılmalıdır.

HAMAM BÖCEĞİ İÇİN KORUNMA YÖNTEMLERİ

Hayvanların vücut parçacıkları,dışkı ve salgıları alerjik belirtilere sebep olur. Özellikle şehirlerde sosyoekonomik yönden geri bölgelerde ve toplu konutlarda hamamböceği önemli bir sorun olarak kabul edilir.

KORUNMA: Böceklerin giriş yeri olabilecek kapı altı boşlukları, çatlaklar ve boru çevreleri gözden geçirilmeli ve gerekirse onarım yapılmalıdır.En etkili korunöma yöntemi budur. Ancak bu yapıldığında diğerlerinin yararı  olur.

Böceklerde sprey, toz tablet şeklinde özel kimyasal maddelerle yok edilmelidir. Bu ilaçlama işi çocukların ve ev hayvanlarının temas edebileceği yerlerde dikkatle uygulanmalıdır.

Ev ve apartman içerisinde azaltıcı tüm önlemler (ilaçlama, çöplerin açıkta bırakılmaması gibi) alınmalıdır.