TIBBİ BİRİMLER


+A A-

MEDICANA BURSA Göğüs Hastalıkları

Astım


Astım, her yaştan bireyi etkileyebilen, doğru tedavi ile kontrol altına alınabilen, kontrol altına alınamadığında ise günlük aktiviteleri ciddi olarak kısıtlayan, hava yollarının daralması ile kendini gösteren, ataklar halinde seyreden, atak dışında ise hastanın sağlıklı hissettiği kronik bir havayolu hastalığıdır.

Astımda hava yollarında mikrobik olmayan bir iltihap vardır. Bu nedenle hava yolu duvarı şiş ve ödemlidir. Bu durum akciğerlerin uyaranlara aşırı duyarlı olmasına neden olur. Toz, duman koku gibi uyaranlar ile hemen öksürük, nefes darlığı ve göğüste baskı hissi gibi yakınmalar ortaya çıkar. Krizde hava yollarını saran kaslar (adeleler) kasılır, ödem ve şişlik artar, ilerleyen iltihapla birlikte hava yolu duvarı kalınlaşır. Hava yollarındaki salgı bezlerinden kıvamlı bir müküs (ifrazat-balgam) salınır. Tüm bunlar hava yollarını önemli ölçüde daraltır ve havanın akciğerlere girip çıkması engellenir. Bu durum kendini artan öksürük, nefes darlığı, hırıltı, hışıltı ile kendini gösterir. Astım her yaştan bireyi etkileyebilen ve kontrol altına alınamadığında günlük aktiviteleri ciddi olarak sınırlayabilen kronik (müzmin) bir hastalıktır.

Astım tüm dünyada yaklaşık 300 milyon kişiyi etkilediği tahmin edilen ciddi bir halk sağlığı sorunudur. Astımdan dolayı her yıl 250.000 kişinin öldüğü tahmin edilmektedir. Ülkemizde ise her 100 erişkinden 5-7’sinde, her 100 çocuktan 13-15’inde görülmektedir.


Astım Belirtileri Nelerdir?


Astım, özellikle gece veya sabahın erken saatlerinde meydana gelen tekrarlayan, hırıltılı solunum, öksürük (genellikle kuru vasıfta), nefes darlığı ve göğüste baskı hissi ataklarına neden olan havayolu aşırı duyarlılığı ile beraberdir. Bu ataklar kendiliğinden veya tedavi ile geri dönüşlüdür. Şikâyetler mevsimsel özellik gösterebilir.


Astım Kimlerde Ortaya Çıkar? Risk Faktörleri Nelerdir?


Astım hastalığının ortaya çıkmasında rol oynayan kişisel risk faktörlerinin başında genetik, erkek cinsiyet ve obezite gelmektedir. Anne ya da babadan birisinde astım varsa çocukta astım olma olasılığı %20-30 iken, her iki ebeveynin astımlı olması durumunda çocuğun astımlı olma olasılığı %60-70'lere çıkar. Çevresel risk faktörleri ise alerjenler, enfeksiyonlar, mesleki açıdan maruz kalınan çeşitli maddeler, sigara dumanı, ev içi ve dışı hava kirliliği ve diyettir.


Endüstrileşen ülkelerde en sık görülen solunum sistemi hastalığı astımdır. Sigara kullanımı ve dumanına maruz kalmak, astımlılarda akciğer fonksiyonlarının bozulmasına, astım şikâyet ve ağırlığında artmaya neden olmaktadır. Gebelikte ise sigara içen annelerin çocuklarında ilk bir yıl içinde hışıltılı solunum ile seyreden hastalık gelişme riski 4 kat fazladır.


Beslenmenin ve özellikle anne sütünün astımla bağlantısı çok araştırılmıştır. Anne sütü alan çocukların inek sütü ve soya proteini alan çocuklara göre daha az hışıltılı solunum yolu hastalığına yakalandığı ortaya konmuştur.


Astımı Tetikleyen Faktörler Nelerdir?


Doğru tedavi ile astımlı hastaların hemen hiç yakınması olmaz, ancak zaman zaman, karşılaştıkları bazı çevresel etkenler; nefes darlığı, öksürük, hışıltılı solunum gibi belirtilerin tekrar ortaya çıkmasına neden olur. Bazen bu yakınmaların şiddeti o kadar çok olur ki hasta acil servise başvurmak zorunda kalabilir. İşte belirtileri ortaya çıkaran bu etkenlere tetikleyiciler denir. Astımda sık görülen tetikleyiciler şunlardır:

Evde ya da dışarıda bulunan birçok alerjen astım atağını başlatabilir. Bunlardan önemli olanları; polenler, ev tozu akarları, küf mantarı sporları, hamamböceği, hayvan tüyleri, bazı besinler (süt, yumurta, fıstık, balık, buğday, soya gibi...)

Astımlı kişilerde solunum yolu enfeksiyonlarının astım ataklarını tetiklediği bilinmektedir. Astımlı bireylerde basit bir grip bile nefes darlığını tetikleyebilmektedir.

Gerek çocukluk çağında gerekse erişkin dönemde sigara dumanına maruz kalmak astım belirtilerinin ortaya çıkmasını sağlar.

Bazı ilaçlar astım seyrinde önemli rol oynamaktadır.

Astım atakları, hava kirliliği ile artmaktadır.

Alerjik bireylerde alerjen özellikteki bazı besin maddeleri (balık, kabuklu deniz ürünleri, kuruyemiş, yumurta, süt, muz vb.), diğer alerjik belirtiler yanı sıra astım ataklarını da tetikleyebilmektedirler.

Stres ve duygusal değişiklikler de astım belirtilerinin ortaya çıkmasına neden olabilir. Aşırı gülmek, ağlamak, o anda sık ve derin nefes almalara neden olarak hava yollarını uyarabilir. Huzursuzluk ve sinirlenme de astım belirtilerini tetikleyebilir.

Egzersiz de astım belirtilerini tetikleyebilmektedir.

Alerjik nezle, sinüzit, nazal polip gibi kronik üst solunum yolu hastalıkları uygun tedavi edilmediğinde astım belirtilerini tetikleyebilir.


Astım Nasıl Tedavi Edilir?


Astım tedavisinin amacı, hava yollarındaki mikrobik olmayan iltihaba bağlı daralmanın giderilmesi ve hastanın rahat nefes almasının sağlanmasıdır. Hekim ve hasta/aile arasındaki işbirliği ile belirtilerin tamamen kontrol altına alınması çoğunlukla sağlanmaktadır Astımın iyi değerlendirilmesi ve tedavisi, eşlik eden hastalıkların ortaya konması ve tedavisi, tıbbi tedavinin iyi izlenmesi gerekmektedir.


Tedavide Kullanılan İlaçlar Nelerdir?


Astımın temelde bir havayolu hastalığı olması nedeniyle, kullanılan ilaçların çoğu da havayolu ile verilir. İlaç, doğrudan hasta olan bölgeye yani hava yollarına gider. Böylece küçük dozlarda yarar elde edilirken yan etkiler de en aza indirilmiş olur.


Astım Tedavisi Nasıl Takip Edilir?


Hipertansiyon, şeker hastalığı gibi astımlı hastalar da düzenli olarak hekim tarafından izlenmelidirler. Her hasta; güncel tedavi planı, bu tedaviye uyum ve astım kontrol düzeyinin belirlenmesi açısından düzenli olarak değerlendirilmelidir.


Ne Sıklıkta Doktora Başvurulmalıdır?


Muayene ve değerlendirmelerin sıklığı astımın başlangıçtaki şiddetine göre değişir. Tipik olarak hastalar ilk tedavi başlandıktan sonra 1-3 ay arasında ve daha sonra her 3 ayda bir değerlendirilmelidir.


Grip


Grip, influenza virüsü ile gelişen, bulaşıcı bir enfeksiyondur. Grip virüsü vücudumuza solunum yolu ile girer, yaklaşık 1-3 gün içinde de yaşamımızı zorlaştıran semptomları ortaya çıkarır. Enfeksiyon yaklaşık 7-10 gün devam eder.

Aslında basit, geçici bir hastalık olarak görülmekle beraber son dönemlerde özellikle vücut direnci düşük olan bireylerde ölümlere neden olabilmektedir.


Nasıl Bulaşır?


Grip virüsünü taşıyan kişilerle aynı ortamda bulunan ve havayı soluyan kişiler risk altındadır. Hasta olan kişinin soluması, konuşması, öksürmesi veya hapşırması ile havaya karışan virüsler, sağlıklı kişiler tarafından solunum yoluyla alınır.


Belirtileri Nelerdir?


Ateş yüksekliği, halsizlik

Şiddetli kas eklem ağrısı

Baş ağrısı

Kuru öksürük

Daha nadir olarak burun akıntısı, boğaz akıntısı gibi üst solunum yolunu ilgilendiren semptomlarla karşımıza çıkar

Grip ile soğuk algınlığı çoğu zaman birbirine karıştırılmaktadır. Soğuk algınlığı genellikle; burun akıntısı, burun tıkanıklığı, hapşırma, boğazda yanma, ağrı ile seyreder. Halsizlik ve ateş yüksekliği pek görülmez. Sinüzit, farenjit gibi üst solunum yolu enfeksiyonları ile devam edebilir.


Tedavisi Nedir?


Gribin belirgin bir tedavisi yoktur. Olabildiğince dinlenmek, bol bol su içmek, vücut direncimizi arttıracak gıdaları tüketmek gerekir. Semptomları gidermek için bazı ilaçlar kullanılsa da bunlar tedavi edici değildir. Antibiyotiklerin virüse etkisi yoktur. Kullanıldığında fayda görmeyiz. Daha ağır vakalarda ve gribe bağlı ağır komplikasyonlar gelişirse (zatürre gibi) doktor tarafından virüslere etkili ilaçlar da kullanılabilir.


Gripten Nasıl Korunabiliriz?


Gripten korunmanın en etkili yolu aşılanmaktır. Aşı döneminde doktorumuza başvuralım ve eğer uygun görürse aşımızı yaptıralım. Özelikle risk grubu olan gebeler, çocuklar, yaşlılar, sağlık çalışanları, ek hastalığı olanlar (astım, KOAH, kalp yetmezliği, böbrek yetmezliği, karaciğer yetmezliği, şeker hastalığı), dalağı alınmış olanlar aşılanmalıdırlar.

Bulunduğumuz odayı bol bol havalandıralım.

Öksürürken, hapşırırken ağzımızı mendille veya kolumuzun iç kısmıyla kapatalım.

Ellerimizi sık sık yıkayalım, kapı kolları, elektrik düğmeleri, merdiven korkulukları gibi herkesin sürekli ellediği yerlerde grip virüsü yoğun olarak bulunmaktadır.

Telefon, klavye gibi ortak kullandığınız yüzeyleri dezenfekte edelim. Virüsler bu yüzeylerde 8 saat yaşayabilirler.

Kalabalık ortamlardan olabildiğince uzak duralım.

Düzenli egzersiz vücut direncini yükseltecektir.

Koyu yeşil, kırmızı, sarı meyve ve sebzeler de vücut direncini yükseltir. Beslenmemize özen gösterelim.


Hava Kirliliğinin Göğüs Hastalıklarına Etkisi


Soluduğumuz havanın kalitesinin sağlımız üzerine etkisi oldukça büyüktür. Hava kirliliği, insan sağlığını veya çevresel dengeleri bozacak şekilde bu hava birleşiminde değişim olması ya da normalde olmaması gereken maddelerin havaya karışmasıdır. Kış aylarının gelmesiyle birlikte hava kirliliği, toplum sağlığını daha da tehdit eder hale gelmiştir. Toplum sağlığı üzerine zararlı etkisi olan başlıca kirletici maddeler partikül madde, ozon, azot dioksit, kükürt dioksit, metan, karbon siyahı (is) ve civadır. Bu kirleticilerin havada artması ile canlılar için önemli olan oksijen oranı düşer, insan, bitki ve hayvanların yaşamı olumsuz etkilenir, fiziksel zararlar ve ekonomik kayıplar meydana gelir.

Dünya genelinde hava kirliliğinin neden olduğu sağlık sorunları nedeniyle yaklaşık her gün 20.000 kişi ölmektedir. Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Örgütü (OECD), 2050 yılında dış ortam hava kirliliğinin, dünya genelinde çevresel koşullara bağlı ölümlerin birinci nedeni olacağını öngörmektedir. Hava kirliliğine bağlı gelişen ölümlerin yaklaşık yarısı trafik kirliliği, kömürlü termik santraller, evsel ısınma, orman yangınları, hafriyat kazıları ve çöl kumları gibi dış ortam hava kirliliğinden kaynaklanmaktadır. Ayrıca, hava kirliliği kansere yol açan en önemli çevresel etmenlerden biri olarak da sınıflandırılmıştır.

Türkiye'de hava kirliliği değerleri, Avrupa Birliği ve Dünya Sağlık Örgütü (WHO)'nün sağlığın korunması için belirledikleri standart sınır değerlerin oldukça üzerindedir. Verilere göre, Avrupa'da hava kirliliğine bağlı erken ölümlerin en yüksek oranda olduğu ülkelerden biri Türkiye olarak görünmektedir. Avrupa Çevre Ajansı (EEA) verilerine göre, Türkiye'de kentlerde yaşayan nüfusun %97,2'si sınır değerlerin üzerinde partikül maddeye (PM) maruz kalmaktadır ve 2010 yılında Türkiye'de dış ortamda partikül madde ve ozona maruz kalma nedeniyle yaklaşık 28000 kişi zamanından önce hayatını kaybetmiştir. Iğdır, Batman, Afyon, Osmaniye, Gaziantep ve Siirt, T.C. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı ve WHO verilerine göre Türkiye’nin en kirli 6 ili olarak dikkat çekiyor. Hava kirliliğinde eşik değerin 20 pg/metreküp olmasına karşın bu 6 ilde bu değer 100 birimin bile üzerindedir.

Hava kirliliğinin insan sağlığına değişik derecelerde ve farklı organ sistemlerini etkileyerek zarar verdiği çok çeşitli çalışmalarla kanıtlanmıştır. Özellikle solunum, kalp ve dolaşım sistemi, üreme sistemi, sinir sistemi üzerine belirgin etkileri bulunmaktadır. Solunum sistemi üzerine olan etkilerine bakıldığında hava yolu tahrişi, akciğer fonksiyonlarında azalma, üst ve alt solunum yolları enfeksiyonları, solunumsal ölümler, astım ve kronik tıkayıcı akciğer hastalığında (KOAH) alevlenmeler, bu kronik hastalıklar nedeniyle hastaneye başvurular ve hastanede yatışlar ve akciğer kanseri riskinde artış sayılabilir. Kalp ve dolaşım sistemi üzerindeki etkileri ise kalpte ritim bozukluğu, kalbin yeterince beslenememesi sonucu gelişen göğüs ağrısı (angina pektoris), kalbi besleyen koroner damarlarda tam tıkanma ve kalp krizi, kan basıncında yükselme (hipertansiyon) olarak sayılabilir. Solunan kirleticilerin tetiklediği akut ve kronik (birkaç saat ile birkaç gün arası değişen) etkiler meydana gelebilir.

Hava Kirliliğinin Sağlık Üzerine Etkilerini azaltmak için alınabilecek önlemlerden bazıları; ısınmak için düşük kükürt düzeyli yakıt kullanımı, ısınma gereksinimini azaltmak için binaların termal izolasyonunu, şehirlerde kalorifer yakma saatlerinin düzenlenmesi, bireylerin enerji tasarrufu ve yakıt kullanımı ile ilgili eğitimi, yakıtların kirlilik düzeylerinin azaltılması, yakma sistemlerinin iyileştirilmesi, merkezi ısıtma ve doğal gaz kullanımının yaygınlaştırılması, büyük binaların baca filtre sistemleri kullanmaları, yeşil alanların arttırılması, kurşunsuz benzin kullanımının yaygınlaştırılması, egzoz yayılımını azaltan katalitik konvektör kullanımı bulunmaktadır.


KOAH


KOAH [Kronik (Müzmin) Obstrüktif (Tıkayıcı) Akciğer Hastalığı] nefes yollarında mikroplarla oluşmayan bir iltihaplanmaya bağlı oluşan ilerleyici bir akciğer hastalığıdır.

KOAH, özellikle sigara dumanı ve diğer zararlı gaz ve parçacıklara bağlı olarak gelişen havayollarının kronik seyirli ilerleyici bir hastalığıdır. Hastalık hava yollarının daralması ve balgam üreten bezlerin fazla çalışması sonucu balgam miktarında artışla, 40 yaş ve üzerinde ortaya çıkar. Daralan havayollarından havanın geçişi güçleşir ve nefes darlığı, kronik öksürük ve balgam çıkarma gibi şikâyetler başlar. Erken dönemde saptanabilirse, ilerleme durdurulabilir.

KOAH’ta ayrıca küçük havayolları mikrobik olmayan iltihap nedeniyle şişer, balgam üreten bezlerin aşırı çalışması sonucu balgam miktarında artış olur. Daralan havayollarından havanın geçişi güçleşir. Bu bulgular ise “Kronik bronşit’’ olarak tanımlanmıştır.


KOAH’ın görülme sıklığı 40 yaş üstü yetişkinlerde %15-20’dir. Bir diğer deyişle toplumumuzda 40 yaş üstü her 5 kişiden birinde KOAH vardır. KOAH yılda 2.9 milyon ölüme neden olmaktadır. Günümüzde tüm dünyada 3. ölüm nedeni haline gelen KOAH, tüm ölümlerin de %5.5’inden sorumludur. Türkiye’de solunum sistemi hastalıkları en sık görülen 3. ölüm nedenidir ve bu ölümlerin de %61.5’i KOAH nedeniyledir.

KOAH gelişimi için sigara içimi en önemli risk faktörüdür ancak bazı çevresel ve genetik faktörlerin de hastalık gelişiminde etkili olduğunu göstermektedir. Ülkemizde erişkinlerin yaklaşık yarısı sigara içmektedir. Sigaraya başlama yaşı, dumanın yoğunluğu, günlük ve toplam içilen miktar hastalığın gelişimini etkilemektedir. Sağlıklı bir insanda otuz yaşından sonra akciğer kapasitesi her yıl azalmaya başlar. Sigara içenlerde bu oran çok daha fazladır; ancak sigaranın bırakılması ile akciğer kapasitesindeki bu azalma yavaşlamaktadır. KOAH gelişiminden % 80-90 oranında sigara içiminin sorumlu olduğu, sigara içmeyenlere göre KOAH gelişme riskinin 9.7-30 kat arttığı, KOAH nedeniyle gerçekleşen ölümlerin erkeklerde % 85’inden, kadınlarda ise % 69 undan sigara içiminin sorumlu olduğu bildirilmiştir. İçilen sigara miktarı ile akciğer fonksiyonlarındaki kayıp arasında güçlü bir ilişki bulunmaktadır.


KOAH Tanısı Nasıl Konulur?


KOAH'ın tanısı, basit bir test olan solunum fonksiyon testi ile konabilmektedir. KOAH’da erken tanı, hastalığa bağlı ölüm oranlarını ve yaşam kalitesinde düşmeleri azaltacaktır. Bu nedenle, 40 yaş üstü, sigara içmiş ya da içmekte olan ve/veya meslek icabı ya da çevresel ortam gereği tozlu ortamlarda bulunan kişilerde müzmin seyirli öksürük, balgam ve nefes darlığı yakınmalarından en az birinin bulunması halinde kişinin bir göğüs hastalıkları hekimi tarafından görülüp solunum fonksiyon testi yaptırması gerekir.

KOAH önlenebilir ve tedavi edilebilir bir hastalıktır. KOAH’lı bir hastanın yapması gereken ilk iş sigarayı bırakmaktır. Hastalığın gelişimi ve ilerlemesini durdurmak için zararlı toz ve dumandan uzak durulması, grip ve zatürre aşılarının yapılması ve nefes yoluyla alınan ilaç tedavisinin yanı sıra fiziksel aktivitenin önerilmesi ve uygulanmasının sağlanması gereklidir.


Alerji


Alerji, günümüzün hızla artan, popüler hastalıklarındandır. Vücudun bağışıklık sisteminin solunum veya temas yoluyla maruz kaldığı her hangi bir maddeye karşı gösterdiği aşırı hassasiyet reaksiyonudur. Aslında zararlı olmayan alerjen, vücudun savunma sistemi tarafından yabancı olarak algılanır ve alerji denilen aşırı reaksiyon gelişir. Alerjiye yatkın insanlar ‘atopik’ olarak adlandırılır. Atopi bir hastalık olarak değerlendirilmez fakat kalıtsal bir özelliktir. Açık tenliler ile deniz kenarı ya da nemli ortamlarda yaşayan insanlarda daha fazla görülür. Alerjiye neden olan alerjenlerin çoğu organik kökenli maddelerdir. Alerjik rahatsızlıklar gelişmiş ülkelerde daha sık görülmektedir. Stres, yoğun çalışma ortamı, hava kirliliğinin artması, gıdalara eklenen katkı maddeleri alerjilerin görülme sıklığının artmasına yol açtığı bilinmektedir. Alerjik rahatsızlıklar her yaştan insanı etkileyebilir. Genetik yatkınlıkla alerjik reaksiyon görülme sıklığı artar. Anne ya da babada alerjik bir durum varsa bu oran yüzde 25’lere kadar çıkıyor.


En sık rastlanan alerjenler;

Ot ve ağaç polenleri

Evcil hayvanların deri veya tüyleri

Çeşitli gıdalar (süt, yumurta, soya, deniz ürünleri, meyve ve kuruyemişler)

Ev ve toz akarları

Mantar veya küf sporları

Arı sokmaları

Birtakım ilaçlar

Kimyasal reçineler, lastik, nikel

Lastik, kauçuk tarzı maddeler

Kolye, küpe tarzı takılar

Alerjik hastalıklar

Alerjik nezle veya alerjik rinit

Göz nezlesi ya da alerjik konjiktivit

Alerjik astım

Ürtiker (Kurdeşen)

İlaç alerjisi

Böcek alerjisi

Arı alerjisi

Gıda alerjisi

Egzama

Atopik Dermatit

Polen alerjisi

Dönemsel alerjilerin en fazla görüldüğü zaman bahar aylarıdır. Bu dönemde ağaç polenleri, otlar, çiçekler ve çay polenleri rüzgârın da etkisiyle sık sık yer değiştirdiği için özellikle mevsimsel alerjisi olan kişiler için en zor zaman dilimidir. Bahar mevsiminde havaya yoğun bir şekilde bitki polenleri karışır. Polenler havaya karıştıkları için bu dönemde özellikle gözler ve solunum sisteminde alerjiler görülür. En çok polen alerjisine yol açabilecek bitkilerin başında çimen, çayır ve arpa, yulaf, çavdar, mısır gibi hububat polenleri geliyor. Yabani ot polenleri ve bazı ağaç polenleri (huş, kavak, zeytin, çınar vb.) ise diğer diğer polen gruplarını oluşturmakta.

Bunlar mevsimsel ısınma ile birlikte mart aylarından başlayarak eylül ekime kadar uzayan dönemde reaksiyonlara yol açabiliyor. Yerleşimlerine ve mevsime göre çok değişiklikler gösterirler. Ağaçlar yaz başından ortasına kadar, çimenler ilkbahar sonu yaz başı, otlar yaz sonu sonbahar başı artan alerji sebebidir. Bu problem kendisini en sık bahar nezlesi, bazen de astım şeklinde gösterir. Özellikle bahar aylarında polenlerden kaynaklanan alerjilerden korunmak gerekmektedir.

Polen alerjisi olan kişilerin hemen hemen hepsinde göz ve burun belirtileri görülüyor. Gözlerde sulanma, kaşıntı, kızarıklık, burun akıntısı, tıkanıklık, hapşırık ve burun kaşıntısı görülebilen belirtiler. Bazı hastalarda ise alt solunum yolları da etkilenerek astım tablosu ortaya çıkıyor. Bu durumda nefes darlığı, öksürük, göğüste daralma hissi, hırıltı ve hışıltı görülebiliyor.


Alerji Nasıl Tespiti Edilir?


Deri testleri ya da kandan alerjene özgü antikorların bakılmasıyla sorumlu alerjen saptanabilir. Deri testlerinden yaklaşık 2 hafta önce antihistaminik dediğimiz alerji ilaçlarının kesilmesi gerekir. Bu testler alerji tanısı için değil, dokunan alerjenin saptanması için kullanılırlar. Hastada alerjik duyarlaşma, testin duyarlılığının altındaysa hasta alerjik olmasına rağmen testler negatif kalabilir.


Peki, polen alerjisinden korunmak için ne yapalım?

Polen alerjiniz varsa hayatı kolaylaştırmak için bazı önlemler alınabilir. Polenler sabaha karşı 04:00-05:00 saatlerinde uçuşmaya başlar ve akşam 21:00-22:00’ye kadar etkili olmaya devam ederler. Sabah saatlerinde havada daha yoğundurlar ve etkileri ilerleyen saatlerle azalır.

Mümkünse sabah erken saatlerde dışarı çıkmayalım. Mutlaka çıkmamız gerekiyorsa maske takalım veya bir mendille ağzımızı, burnumuzu kapatalım. Açık havada olabildiğince kısa kalalım ve doğadan, piknik alanlarından uzak duralım.

Evimizi sabah saatleri yerine akşam saatlerinde havalandıralım. Kalkar kalkmaz evi havalandırmak için balkon kapılarını ve pencereleri açmayalım.

Alerjimiz yoğunsa ve dış ortama çıkmadığımız halde ilaçlarımızı da düzenli kullanmamıza rağmen şikâyetlerimiz gerilemiyorsa kapalı ortamlardaki havayı polenlerden arındıracak filtreli havalandırma veya hava temizleme cihazı kullanın.

Ev ve araba klimaları bakımdan geçirilmeli, polen filtreleri mutlaka yılda bir defa temizletilmelidir.

Gözlük kullanıyorsak gözlüğümüzü düzenli olarak yıkayalım. Gözlüğe yapışan her polen rahatsızlanmamıza neden olacaktır.

Günlük kıyafetlerinizi yatak odanızda çıkartmayın.

Çamaşırları dış ortamda kurutmaktan kaçınmalıyız. Polenler çamaşırların üzerine yerleşebilir.

Dışardan eve girdiğimizde ellerimizi ve yüzümüzü mutlaka yıkayalım ve polenleri uzaklaştıralım.

Polen mevsiminde açık havada spor yapmak doğru değildir. Yine gözlerin yan taraflarını kapatan güneş gözlüklerinin faydası olabilir


Polen alerjisinde tedavinin ilk basamağı korunmadır. Korunma yöntemlerini uyguladığımız halde şikayetler devam ediyorsa antihistaminik dediğimiz antialerjik ilaçlar ile burun veya göze lokal uygulanan damla ve spreyler ilaç tedavisinin ilk kısmını oluşturur. Burun ve göze lokal uygulanan sprey/damlaların bir kısmı kortizon içerir ancak vücudun diğer organlarında herhangi bir yan etki yapması söz konusu değil.

Polen döneminde ilaç tedavisi ile istenilen sonuç alınamayan ve alerjileri cilt testleri ile doğrulanmış hastalarda aşı tedavisi olarak da bilinen immünoterapi uygulanabilir.


Alerjiden Korunma Yöntemleri


Hayvan Alerjilerinden Korunma Yöntemleri

Tüm tüylü ve kürklü hayvanlar alerjiye neden olur. Alerjen esas olarak hayvanın idrar ve salyalarında bulunur ve kıllarına yapışır. Kıl miktarı ve uzunluğu ile alerji yaratma düzeyi arasında ilişki yoktur. Aynı hayvan cinsi içinde farklı türler arasında da önemli fark yoktur. Örneğin bir tür kediye alerji varsa, başka bir tür içinde olması beklenir. Hassas kişide duyarlılaşma hayvanla temasın başlamasından 6-12 ay sonra başlar ve hayvanın uzaklaştırılmasına rağmen aylar hatta yıllar boyu devam edebilir.

Hayvanla kısa süreli karşılaşma ani belirtilere, devamlı karşılaşma ise uzun süreli (kronik, müzmin) belirtilere neden olur.  Evde alerjik kişi varsa eve hayvan almamak en doğru çözümdür. Evde hayvan varsa ve hayvan evden gönderilemiyorsa kedi-köpeğin sık yıkanması, yatak odasına sokulmaması, evde halı ve kumaş kaplı mobilyaların azaltılması önerilmektedir. Ancak bu önlemlerin hiçbirisi hayvanın evden uzaklaştırılması kadar etkili değildir. Kedi-köpek alerjenleri giysilerle taşınabildiğinden, dışarıda hayvanla teması olanlar eve geldikten sonra kıyafetlerini değiştirmelidirler.

Polen Alerjisinden Korunma Yöntemleri

Her bitki için polen yayma dönemi bellidir. Ağaç polenleri genellikle şubat-mart aralığında, çim polenleri nisan-temmuz ortasına kadar, yabani ot polenleri ise yaz sonu ve genellikle sonbaharda ortaya çıkar.

Kişi korunmak için, hassas olduğu bitkinin polen yayma döneminde olanakları ölçüsünde dışarı çıkmamalıdır. Polenleri tutan hava filtreleri arabalarda kullanılabilir ancak evde yararı çok kısıtlıdır. Polenin yoğun olduğu günlerde dış ortamda gözlük ve maske kullanılabilir. Polenin yoğun olduğu günlerde kapı ve pencereler kapalı tutulmalıdır. Evdeki pencerelerin ince örgülü telle kapatılması yarar sağlayabilir. Dış ortamdan eve gelince duş yapılıp, elbiseler değiştirilmelidir.


Mantar Sporlarından Korunma Yöntemleri

İdeal olarak 20 santigrat derece sıcaklık ve %60 nem ortamında yaşarlar. Bir yerde mantarın üremesi küflenme olarak ifade edilir. Ev içi küfler organik maddelerin nemlenmesi ile oluşur. İki haftayı aşan nemlenme mutlaka küflenmeye yol açar.

En çok üredikleri yerler bodrum katları, karanlık ve az havalanan yerler, pencere pervazları, banyo perdeleri, kiler, çöplük, ahır, tarla bahçeler, deri, hasır eşya, sızıntılı duvar köşeleri, duvar kâğıtları, ev bitkilerinin saksılarıdır. Sobalı evlerde küf yoğunluğu daha fazladır. Ev içinde ise en çok mutfaklarda, banyolarda, merdiven altında bulunur.

Korunmak için evin rutubeti azaltılmalıdır. Kışın mümkünse evin tüm odaları ısıtılmalı ve evin içinde çamaşır kurutulmamalıdır. Eski halı, yatak, mobilya ve küf kokan malzeme atılmalıdır. Fazla miktarda saksı bitkisi bulundurulmamalıdır. Akvaryum ve kuş kafesleri çevresinde küf kolay gelişebileceğinden evde bu tür hayvanlar bulundurulmamalıdır. Su sızıntısı olan yerler tamir edilmelidir, su geçirmez izolasyon malzemeleri kullanılmalıdır. Küf üreyen yüzeyler %5-10’luk çamaşır suyu ile temizlenmeli ancak bu temizlik hasta tarafından yapılmamalıdır. Hava temizleyici ve filtrelerin kısmen faydası olabilir.


Ev Tozu Akarları için Korunma Yöntemleri

Korunmak için yatak odasında toz toplayabilecek olan kitaplık, kumaş kaplı mobilyalar, battaniye, paspas ve tüylü oyuncaklar kaldırılmalıdır. Yatak, şilte ve yastıklar alerjen geçirmez (ev tozunda bulunan akarları geçirmeyen ama hava sirkülasyonuna izin veren) kılıflarla kaplanmalıdır. Kılıfların haftada bir nemli bezle tozları alınmalıdır. Sentetik yastık ve yatak malzemesi kullanılabilir. Yatak takımları haftada bir 60 derecede yıkanmalıdır. Başta yatak odası olmak üzere mümkün olduğunca halı ve kumaş kaplı mobilyalar kaldırılmalıdır. Mümkünse deri veya suni kaplama ile kaplanmış mobilyalar kullanılmalıdır. Etkin filtreli ve/veya çift katlı torbalı elektrik süpürgesi ile temizlik yapılmalıdır. Bu esnada hasta mümkünse odanın dışında olmalıdır. Kumaş perdeler yerine mümkünse kolay temizlenebilen gölgelikler konulmalı ve ayda bir yıkanmalıdır. Eğer varsa ısıtıcı ve havalandırma filtreleri düzenli olarak temizlenmelidir. Ev içi sıcaklığı 22 derece ve nem oranı %50’nin altında tutulmalıdır. Soğuk ve kuru iklimlerde ev içi havalandırma sık yapılmalıdır.


Hamamböceğinden Korunma Yöntemleri

Hayvanların vücut parçacıkları, dışkı ve salgıları alerjik belirtilere sebep olur. Özellikle şehirlerde sosyoekonomik yönden geri bölgelerde ve toplu konutlarda hamamböceği önemli bir sorun olarak kabul edilir.

Korunmak için böceklerin giriş yeri olabilecek kapı altı boşlukları, çatlaklar ve boru çevreleri gözden geçirilmeli ve gerekirse onarım yapılmalıdır. En etkili korunma yöntemi budur. Ancak bu yapıldığında diğerlerinin yararı olur.

Böceklerde sprey, toz tablet şeklinde özel kimyasal maddelerle yok edilmelidir. Bu ilaçlama işi çocukların ve ev hayvanlarının temas edebileceği yerlerde dikkatle uygulanmalıdır.

Ev ve apartman içerisinde azaltıcı tüm önlemler (ilaçlama, çöplerin açıkta bırakılmaması gibi) alınmalıdır.


Zatürre (Pnömoni)


Zatürrenin tıbbi adı pnömonidir. Akciğerin iltihabıdır. Bakteri, virüs, mantar gibi çeşitli mikroplarla oluşabilir. En sık görülen, hekime başvurmaya neden olan, en fazla ölüme yol açabilen hastalıklar arasındadır. Özellikle çocuklarda, 65 yaş üstü yaşlılarda kronik bir hastalığa sahip olanlarda (böbrek, şeker, kalp veya akciğer hastalığı gibi), sigara kullananlarda, bağışıklık sistemini baskılayan bir hastalık veya ilaç kullanımıyla daha sık görülür.

Toplumda gelişen pnömoniler halen yüksek hastalık ve ölüm nedenidir. Pnömoni, İngiltere ve ABD'de ölüm nedenleri arasında 6. sırada; infeksiyonlara bağlı ölümler arasında ise 1. sırada yer almaktadır.

Ateş, öksürük, balgam çıkarma, göğüs ağrısı en sık rastlanan belirtilerdir. Nefes darlığı, bilinç kaybı, bulantı -kusma, sık nefes alıp verme, kas-eklem ağrıları, halsizlik gibi belirtiler de görülebilir. .

Zatürre belirtileriyle gelen hastalar muayene edildikten sonra çoğunlukla akciğer grafileri çekilerek tanı konur. zatürre durumlarında ve hastaneye yatması gereken hastalarda kan testleri, bilgisayarlı tomografi ve balgam testleri gibi ileri incelemeler gerekebilir.

Antibiyotikler, bol sıvı alımı, istirahat, ağrı kesiciler ve ateş düşürücüler gibi tedaviler genellikle kullanılır. Hastaneye yatması gereken hastalarda daha farklı tedaviler gerekebilir. Çok akciğer zatürre durumlarında yoğun bakımda yatma zorunluluğu doğabilir. Hastanın yatış hastalıkları, zatürrenin şiddeti gibi durumlara göre ayaktan mı, yoksa hastaneye yatarak mı tedavi edileceğine karar verilir.

Tedavi süresi hastalığın, başlangıçtaki şiddetinden sorumlu mikroba eşlik eden bir hastalık olup olmamasına ve hastanın bireysel yanıtına göre değişebilir.

Altta yatan kronik hastalıkların kontrol altına alınması dengeli beslenme, hijyenik önlemler, sigara ve alkol alışkanlıklarının kontrolü, aşı uygulamaları ile hastalığın sıklığı ve ölüm oranı azaltılabilir.


Uyku Apne Sendromu


Uyku


Uyku kişinin işitsel veya diğer uyarılarla uyanabileceği bir bilinçsizlik durumudur. Kişinin uyandırılamadığı bilinçsizlik durumu olan komadan farklı tutulmalıdır. İnsan ömrünün üçte biri uykuda geçer. Sirkadiyen ritim içerisinde olan uykunun anlaşılması elektroensefalik kayıtlar ve polisomnografik çalışmalar ile olmuştur.


Neden Uyuruz?


Günlük aktiviteler sırasında harcanan enerjiyi geri kazanma, konuşma, hafıza ve esnek düşünmeyle ilgili değerlerimizin normal ölçülerde seyretmesi için uykuya ihtiyaç duyuyoruz. Yani, uyku beyin gelişimi üzerinde önemli bir etkiye sahip. Uyumazsak unutkanlık, dalgınlık, kendini rahatsız hissetmek, konsantrasyon bozukluğu, odaklanmada zorluk, duygu durum bozukluğu ve fiziksel bozukluklar gibi problemlerle karşılaşabiliriz.


Uyku Fizyolojisi


Uyku, iki fizyolojik dönem ve üç evreden oluşur. Sağlıklı bir kişi uykuya dalınca sırasıyla Non-REM uykusunun 3 evresinden geçip REM uykusuna başlar. REM ve Non-REM uyku siklusları bir gecede 4-6 kez tekrarlanır.


Uyku Apnesi Nasıl Oluşur?


Üst solunum yolunun açık kalmasını sağlayan kaslarda gevşeme olur. Dil kökü veya yumuşak damağın veya aşırı büyümüş bademciklerin hava yolunu tıkaması sonucunda en az 10 saniye nefes alamamak uyku apnesi olarak adlandırılır. Uyku apnesi sırasında solunum çabası sürse de, bir süre sonra daha da artan bu çaba beyni uyarır ve hava yolu açılır. Solunumu durana kadar horlayan kişi, gürültülü bir homurdanma ile yeniden nefes almaya ve horlamaya devam eder.


Risk Faktörleri Nelerdir?


Yaş

Cinsiyet

Obezite

Sigara

Alkol ve sedatifler

Ek hastalıklar

Beden Kitle İndeksi ve Boyun çevresi (erkeklerde 43 cm, kadınlarda 37 cm) arttıkça uyku apnesi gelişme riski artar.

Horlama

Tanıklı apne

Gündüz aşırı uyku hali

Diğer semptomlar:

Sabah baş ağrısı

Halsizlik, yorgunluk

Uykusuzluk

Noktüri, enürezis

Baş-boyunda terleme

Libidoda azalma

Konsantrasyon bozukluğu

Depresyon


Hasta değerlendirilirken önce şikâyetleri sorgularız. Sonrasında Epworth Uykululuk Testini yaparız. Epworth Uykululuk Testi 8 sorudan oluşan, gündüz uykululuğu göstermede etkin sübjektif bir testtir. Her soru için 0-3 puan, maksimum 24 puan, 10 puan ve üzeri anlamlı değerlendirilmektedir. Epworth uykululuk testinde:

Oturur durumda gazete veya kitap okurken

Öğleden sonra uzanınca televizyon seyrederken

Birisi ile konuşurken

Pasif olarak toplum içinde otururken (tiyatro gibi)

Alkolsüz öğle yemeğinden sonra

Ara vermeden en az 1 saatlik araba yolculuğunda

Trafikte arabada beklerken uyuklayıp uyuklamadığı gibi bilgiler sorgulanır.


Görülme Sıklığı


Farklı toplumlarda yapılan araştırmalarda OSAS (Uyku Apne Sendromu) prevalansı erkeklerde %3.1-7.5 ve kadınlarda %2.1-4.5 oranlarında görülmektedir.


OSAS’tan Etkilenen Sistemler


OSAS sonucunda birçok sistem etkilenebilir. Kalp damar sistemi, akciğerler, sinir sistemi, hormon salgısından sorumlu sistemler, mide barsak sistemi, göz, üriner sistemimiz ve üreme sistemi uyku apnesinden etkilenen organlardan. Tansiyon yüksekliği, ritim bozuklukları, damar tıkanıklığı, kalp yetmezliği, akciğer tansiyonun da yükselme, Obezite, diyabet, insülin direnci, guatr bezinin az çalışması sayılabilir.


Sosyoekonomik Sonuçları Nelerdir?


Trafik kazaları

İş Kazaları

Evlilik Sorunları

Ekonomik Kayıplar


Sosyal kayıpların temel nedeni, uyku apnesi sendromunda tekrarlayan hipoksi atakları nedeniyle;

Bilişsel bozukluk

Hafızada zayıflama

Algılama, değerlendirme ve karar verme yeteneğindeki azalmadır.


Tanı Yöntemleri


Uyku Apnesi Sendromunda klinik bulgular, radyolojik tanı, endoskopik yöntemler, biyokimyasal incelemeler, uyku kayıt teknikleri ve Polisomnografi gibi tanı yöntemleri kullanılmaktadır. Polisomnografi Testi, uyku esnasında beyin dalgalarını, solunum ritmini, göz hareketlerini, kalp ritmini, göğüs, karın ve bacak hareketlerini genellikle tüm gece boyunca, belli bir periyotta, eş zamanlı ve sürekli kaydedilmesi işlemidir. Kişinin uykusu bütün gece video kaydına alınır.


Apne Hipopne İndeksi (AHİ)


Uykuda görülen solunum durması (apne) ve solunumun yüzeyselleşmesi ile beraber görülen oksijen seviyelerinde düşüşler (Hipopne) sayıları toplamının saat olarak uyku süresine bölünmesi ile AHİ elde edilir. AHİ değeri 5’in altında olursa basit horlama olarak adlandırılır. AHİ 5’e eşit ve 5’ten büyükse uyku apne sendromu olarak değerlendirilir ve yine AHİ değerine göre hafif, orta ve ağır olarak derecelendirilir.


Tedavisi Nedir?


Hastanın kilo vermesi önerilir. Mutlaka diyetisyen kontrolü planlanmalıdır. Yine hastaların mutlaka cerrahi açıdan değerlendirilmesi için KBB muayenesi olması gerekir. Burun, yumuşak damak, dil kökünde opere edilebilecek bir patoloji varsa havayolunda akımı sağlayabilmek için mutlaka değerlendirilmelidir. Bunun dışında; ağız içi araç uygulamaları, basınçlı hava akımı veren cihazlarla gece boyu hava yollarının açık kalması sağlanabilir. Bu cihazlar halk arasında CPAP, BIPAP olarak bilinmektedir.

Sonuç olarak uyku apne sendromu toplumda sık görülen bir hastalıktır, Ciddi komplikasyonlara, sosyal sorunlara ve iş gücü kaybına neden olur. Orta ve ağır olgularda CPAP, hafif olgularda ise cerrahi ve ağız içi araç uygun tedavi yöntemleridir.