TIBBİ BİRİMLER


+A A-

MEDICANA ÇAMLICA Girişimsel Radyoloji

Girişimsel Radyoloji Nedir?

Girişimsel radyoloji denilince görüntüleme yöntemleri kullanılarak tanı ve tedaviye yönelik müdahaleler akla gelir. Radyolojinin diğer dallarından farkı da işte buradadır. Diğer dallarda radyolog elde edilen tetkiki değerlendirirken girişimsel radyolojide hasta vücudu üzerinde bizzat müdahale gerçekleştirir. Tanıya yönelik işlemlerin arasında görüntüleme kılavuzluğundaki biyopsiler (herhangi bir cilt kesisi oluşturmadan) ya da koroner anjiyografi dışındaki tüm anjiyografiler (damar görüntülemeleri) sayılabilir. Tedaviye yönelik işlemler ise tıkalı veya daralmış damarların açılmasından, tümör tedavisine, beyin kanamasına yol açmış anevrizma (damardaki baloncuklaşma)dan, idrar veya safra kanallarındaki tıkanıklıkların açılmasından, vücut boşluklarında biriken sıvıların boşaltılmasından, bacaktaki varislerin tedavisine kadar çok geniş bir alanı kapsar.

Girişimsel radyoloji eğitimi nasıl alınır?

Ülkemizde girişimsel radyolojinin yaygınlaşmış resmi bir eğitim programı olmadığından girişimsel radyolojide uzmanlaşma daha çok radyoloji uzmanlıklarını elde etmiş bu işe hevesli hekimlerin bir nevi “alaylı” şekilde öğrenmeleri şeklindedir. Oysa ki, başta ABD olmak üzere pek çok batı ülkesinde girişimsel radyoloji eğitimi oldukça ciddiye alınmaktadır ve bir yan dal ihtisası şeklinde eğitimlerini tamamlamış ve “girişimsel radyolog” ünvanı almış hekimler tarafından uygulanmaktadır. Bu nedenle ülkemizde maalesef ancak belli bazı merkezlerde uygulanabilmektedir ve henüz istenen şekilde yaygınlaşamamıştır.

Hastalar Girişimsel Radyolojiye Nasıl Başvururlar?

Hastalar girişimsel radyolojiye genellikle başvurdukları hekimler tarafından yönlendirilirler. Mesela beyin kanaması geçiren bir hastayı genellikle ilk önce beyin cerrahı veya nörolog değerlendirir ve daha sonra şayet girişimsel olarak tedavi olabileceği öngörülürse girişimsel radyoloğa yönlendirilir. Karaciğerde tümör bulunan bir hasta kemoterapiye yanıt alınamadığında onkoloğu tarafından bölgesel tedavilerin denenmesi amacıyla yönlendirilebilir. Bir örnek daha vermek gerekirse bacaklarındaki damarlardaki tıkanıklıklar dolayı ayağını veya bacağının bir bölümünü kaybetme tehlikesiyle karşı karşı kalan hasta yine ilgili branş hekimi olan kardiyovasküler cerrah, ortopedist veya plastik cerrah tarafından yönlendirilebilir.

Bazı durumlarda ise mevcut alışılagelen tedavi yöntemlerinin dışında hasta “minimal invaziv” dediğimiz vücut bütünlüğünü bozmayacak şekilde bir tedaviyi tercih eden, hastalar böylesi bir alternatif arayışıyla kendileri girişimsel radyolojiye başvurabilirler. Bu tarz tedavilere örnek olarak karotis dediğimiz şahdamarındaki darlıkların tedavisinde cerrahi yerine stentleme (metal kafes tarzındaki materyal ile darlığı açma), veya rahimdeki miyomların tedavisinde de miyomun veya rahimin cerrahi olarak çıkartılması yerine miyom embolizasyonu adını verdiğimiz damarların kapatılması şeklindeki tedaviler verilebilir.

Girişimsel Radyolojinin Hangi Alanları Vardır?

Girişimsel radyoloji klasik olarak üç temel yan dala ayrılabilir. Bunlar:

  • Beyin ve boyun damar hastalıklarının tedavisini üstlenen girişimsel nöroradyoloji,
  • Vücudun diğer bölgelerindeki (beyin ve kalp hariç) damarsal sorunların üstesinden gelmeye çalışan periferal vasküler girişimsel radyoloji ve
  • Damar dışı tedavileri kapsayan nonvasküler girişimsel radyolojidir.

Yalnız son yıllarda kanser hastalıklarında her aşamada rol üstlenen girişimsel onkoloji adını verdiğimiz bir yan dal daha vardır ki aslında vasküler ve nonvasküler girişimsel radyolojideki mevcut bilgilerimizin ve yöntemlerin onkolojik hastalıklardaki uygulamasıdır. Bu alanlardaki tedavi yaklaşımlarının ortak yanı hepsinin minimal invaziv olması ve çoğu zaman genel anestezi ve uzun hastane yatışlarına gerek kalmadan çoğu zaman günübirlik olarak tedavi işlemlerinin gerçekleştirilebilmesi ve hastanın aynı gün taburcu olabilmesidir.

Girişimsel Radyolojide Uygulanan Yöntemlerin Ortak Yanı Nedir?

Girişimsel radyoloji bir takım üst düzey cihazların kullanılmasını gerekmektedir ve işlem sırasında kalabalık bir ekip bulunmaktadır. Ayrıca girişimsel radyolojide kullanılan iğne, tel ve kateter adı verilen ince borucuklar birtakım özellikli malzemelerden yapıldıkları için,  işlemler klasik cerrahiye kıyasla ilk etapta daha maliyetli gibi gözükse de,çoğu zaman genel anestezi ve sonrasında yoğun bakım takibine gerek olmaması ve hastanede kalış süresi ve günlük yaşama dönüş süreleri göz önüne alındığında aslında klasik yöntemlere kıyasla maliyet bakımından çok bir fark olmadığı söylenebilir.

Her türlü tıbbi girişimde olduğu gibi girişimsel radyolojik işlemlerde de işlemin özelliklerine göre birtakım riskler söz konusu olabilir ve işlem öncesi bu risklerin hasta ile paylaşılması çok önemlidir. Yetkin ellerde ve optimum koşullarda risklerin çok az olduğunu söyleyebiliriz. Fakat yine de her türlü ihtimal bilimsel veriler ışığında tüm olasılıklar hastalar ile paylaşılmalıdır.

Nöroradyoloji ve Girişimsel Nöroradyoloji?

Nöroradyoloji, radyolojinin beyin, baş-boyun, omurilik ve sinir hastalıklarının görüntülemesi ile ilgili dalıdır. Girişimsel nöroradyoloji ise bu hastalık grubuna tetkik ve tedavi amacıyla radyolojik yöntemleri kullanarak müdahale anlamına gelir. Nöroradyoloji veya girişimsel nöroradyoloji dendiğinde ilk akla gelen şey beyin kanaması olacaktır. Oldukça ciddi ve yüksek ölüm riski bulunan böylesi bir durumda hastada çoğu zaman bilinç kaybı, beyin fonksiyonlarında ani kayıp veya azalma veya çok şiddetli başağrısı gelişir. Nöroradyoloji tanı anında önemli rol oynar. Beyin kanamasına erken tanı konması ve tipinin zamanında belirlenebilmesi başarılı müdahale ile hastanın sağlığına kavuşmasına olanak tanır. Böylesi bir durumda acil koşullarda genellikle Bilgisayarlı Tomografi elde edilir. Soru işaretleri bulunuyorsa daha zaman alıcı ve ulaşması Bilgisayarlı Tomografiye kıyasla daha güç olan Manyetik Rezonans Görüntülemeye başvurulabilir. Bu incelemelerle radyoloji uzmanı genellikle doğru tanıya ulaşır. Arada kalınan bazı nadir hallerde ise görüntüleri yorumlamak için bir nöroradyoloğun görüşüne başvurulabilir.

Nöroradyolojinin sık olarak ilgilendiği diğer bazı hastalıkların başında beyin tümörleri gelir. Tümörlerin doğru tanı alması, ameliyat öncesi ön tiplendirmesinin yapılması başarılı tedavi açısından büyük önem taşır. Nöroradyolog bu aşamalarda perfüzyon adı verilen tümörün kanlanmasını inceleyen tetkik, DTI veya traktografi adı verilen beyindeki bağlantı yolları gösteren inceleme ve fonksiyonel MR adı verilen beyin fonksiyonlarını ve hangi bölgenin etkilendiğini ortaya koyan ileri MR incelemelerini uygular ve yorumlar. Tümör görüntülemesinde ameliyat sonrası takiplerde ortaya çıkan görüntüleme değişikliklerinin de tedavilere bağlı mı yoksa tümörün nüksünü mü temsil ettiği ve yine nöroradyolog tarafından yanıtlanması gereken sorulardan birkaçıdır.

Beyin damarlarındaki baloncukların yırtılmasına bağlı beyin kanamasına nasıl müdahale eder?

Beyin kanamasının “subaraknoid kanama” adı verilen bir alt grubu vardır ve beyin dokusunu saran zarlar arasında kan birikimini ifade eder. Böylesi bir durumda bir sonraki adım “anevrizma” adı verilen beyin damarlarındaki baloncuklaşmaları saptamak amacıyla beyin atardamarlarının görüntülenmesi olacaktır. Günümüzde beyin damarlarını görüntülemede Bilgisayarlı Tomografi ve Manyetik Rezonans cihazları ile gerçekleştirilen anjiyografi işlemleri klasik olarak damara girilerek yapılan anjiyografinin yerini büyük ölçüde almıştır. Beyin kanaması durumunda yine ulaşılması daha kolay ve daha kısa sürdüğü için Bilgisayarlı Tomografi ile Anjiyografi tercih edilen yöntemdir. Bazı soru işareti olan durumlarda ise DSA adı verdiğimiz kateter ile gerçekleştirilen anjiyografiye hala gereksinim duyulmaktadır. Bu incelemeler sonunda “anevrizma” denilen baloncuklaşma saptanan hastada mutlaka tedavi gerekliliği vardır.

Beyindeki anevrizmalar toplumun %1’inde görülür. Daha çok damarların ikiye ayrıldığı noktalarda damar duvarındaki altta yatan zayıflıklardan kaynaklanır. Anevrizma çeperinde damarda normalde olması gereken üç katlı yapı bulunmadığından ve sadece ince bir zar yapısı olduğundan kanama riski oldukça yüksektir. Bazı kalıtımsal hastalıklardan anevrizma görülme oranı artarken, aile bireylerinde anevrizma bulunanlarda görülme sıklığı toplumun diğer kesimlerine göre sıktır.

Çoğu zaman kendini sınırlayan ilk kanama atağında hayatta kalabilen hastalar ikinci bir kanama durumunda yaşamını kaybetme tehlikesi ile karşı karşıyadır. Anevrizmaların klasik tedavisinde son 50 yıldır mikrocerrahi alanındaki gelişmelerin de katkısıyla beyin cerrahlarını tarafından gerçekleştirilen müdahaleler iyi ellerde oldukça iyi sonuçlar vermektedir. Yalnız bazı anevrizmalar yerleşim yerleri nedeniyle bazıları ise şekilleri nedeniyle cerrahi tedavi açısından uygun değildir. Bazı hastaların ise yaş, diğer medikal sorunlar gibi sebeplerden dolayı cerrahi açıdan uygun olmadığı hallerde girişimsel nöroradyologlar tarafından uygulanan “anevrizma embolizasyonu” oldukça iyi sonuçlar vermektedir. Anevrizma embolizasyonunda girişimsel nöroradyolog İngilizce “coil” Türkçe ise “sargı” veya “sarmal” adı verilen oldukça yumuşak özel nitelikli metalik materyalleri anevrizmanın içine doldurarak anevrizmanın tam olarak kapanmasına olanak sağlar. Günümüzde akım çevirici adı verilen bir takım özel stentlerin sayesinde cerrahi veya sarmal embolizasyonu ile tedavi edilemeyen anevrizmaların tedavisi de yine mümkün hale gelmiştir.

Beyin kanamasının diğer sebebi olan damar yumaklarına müdahale:

Beyin kanamasının özellikle çocuk ve gençlerde görülen bir diğer sebebi ise arteriovenöz malformasyon adı verilen damar yumaklarıdır. Bu hastalar tekrarlayan ve tedaviye dirençli epileptik nöbetler ile de başvurabilirler. Bu hastalık grubunda da uzun yıllardır uygulanan cerrahi yöntemler oldukça iyi sonuçlar vermesine karşın, bazen damar yumağı çok büyük ve yaygın olabileceğinden cerrahi pek mümkün olamamaktadır. Böyle bir durumda girişimsel nöroradyolog damar içinden yaklaşımla damar yumağının çekirdeğine ulaşmaya çalışır ve doku yapıştırıcısına benzer kan ile temas ettiğinde hemen katılaşan ilaçları damar yumağının içerisine verir. Bazı durumlarda teknik nedenlerden dolayı bu işlemin birkaç seansta veya daha fazla tekrarlanması gerekir.

Boyun ve beyin damarlarındaki darlıkların açılması:

Girişimsel nöroradyolojinin tedavisini üstlendiği diğer bir hastalık grubu ise boyun ve beyin damarlarındaki darlıklardır. Böylesi bir durumda ilk tedavi seçeneği çeşitli kan inceltici ilaçlar olmakla birlikte bu ilaçlara rağmen tekrarlayan yakınmalarda veya darlık derecesi çok fazla olduğunda müdahale kaçınılmaz olmaktadır. Tedavide vücudun diğer bölgelerinde olduğu gibi stent adı verilen metalik kafes tarzındaki materyaller darlık bölgesine yerleştirilerek kan akımının tekrar normale dönmesi sağlanır. Bu sayede felç veya diğer fonksiyon kayıplarına yol açacak atakların yinelenmesinin önüne geçilir.

Herkesin korkulu rüyası: Akut inme!

Tıbbi olarak “akut inme” adını verdiğimiz sorun ise beyin damarlarındaki ani gelişen tıkanıklık anlamına gelir ve hastalar birden gelişen tek taraflı kuvvet kaybı, konuşma veya anlamada güçlükler, görme sorunları veya bilinç kaybı ile hastaneye ulaştırılır. İlk 6-8 saat içerisinde hastaneye ulaştırılan ve gerekli tetkikler yapılarak beyin kanaması gibi benzer bulgulara yol açabilecek diğer olasılıklar ekarte edildikten sonra uygun hastalarda DSA adı verilen beyin anjiyosu yapılarak tıkalı damar içindeki pıhtı çeşitli ilaçlarla eritilebilir veya bir takım özellikli kateterler yardımı ile çıkartılarak damarın tekrar açılması sağlanır. Oldukça komplike ve büyük alt yapı ve donanım gerektiren bu işlemlerde hastanın evden alınmasından anjiyografi masasına ulaştırılmasına dek oldukça titiz ve ivedi ekip çalışması gerekmektedir. Batı’da bu şekilde ihtisaslaşmış inme ekipleri ve inme üniteleri mevcutken ülkemizde henüz yeterli bilinç düzeyine ulaşılamamıştır. Bugün Türkiye’de hipertansiyon, şeker hastalığı, kolesterol yüksekliği, sigara ve diğer beslenme alışkanlıkları nedeniyle akut inme oldukça sık görülmektedir ve ALS gibi nadir nörodejeneratif hastalıklara kıyasla zamanında tanı ve tedavi imkanları ile hem önlenebilir hem de tedavi edilebilir olması sebebiyle ülkemizde yeterli toplumsal bilinç düzeyine ulaşabilmek amacıyla büyük kampanyalara ihtiyaç duyulmaktadır.

Periferik Girişimsel Radyoloji: Damar içi ve Damar dışı müdahaleler

Periferik girişimsel radyoloji, radyolojik görüntüleme yöntemlerini kullanarak kalp ve beyin dışındaki damar veya damar dışı müdahalelerin tamamını kapsar. Bu müdahaleler tanı ve tedaviye yönelik olabilir. Damarlarla ilişkili işlemler vasküler girişimsel radyoloji, damar-dışı işlemler ise nonvasküler girişimsel radyoloji adlandırılır. 

Kalp dışındaki anjiyolar, damar tıkanıklıklarının giderilmesi ve embolizasyon işlemleri vasküler girişimsel radyolojide uygulanan yöntemler

Vasküler girişimsel radyolojide kalp ve beyin anjiyoları dışında kateter ile gerçekleştirilen tanı amaçlı tüm anjiyografiler, santral damar yolu açılması gibi işlemler, tüm atardamar veya toplardamar sisteminde gelişebilecek tıkanıklık ve daralmaların tedavileri ile “embolizasyon” adı verilen işlemleri kapsar. Bir çeşit tıkama işlemi olan embolizasyonda amaç fazladan doluş gösteren damarsal yapıların tıkanmasıdır. Beyinde olduğu gibi anevrizmalar iç organları besleyen damarlarda da olabilir. Damar yumağı dediğimiz arteriovenöz malformasyonlar kol ve bacaklarda kas veya yumuşal doku planları içinde olabilir ve çok ciddi yakınmalara sebebiyet verebilirler. Bu durumda da embolizasyon ve benzeri yöntemler oldukça iyi sonuçlar vermektedir.

Kontrol altına alınamayan kanamaların durdurulmasında embolizasyon hayat kurtarıcıdır!

Cerrahi sonrası komplikasyon olarak gelişen kanamalardan, travma sonrası görülen kanamalara, mide barsak kanamalarından, akciğer kökenli kanamalara veya burun kanamalarına kadar çok geniş bir spektrumda tıbbi olarak kontrol altına alınamayan kanamaların kontrolü embolizasyon ile büyük ölçüde sağlanabilmektedir.

Rahimde görülen miyomların tedavisinde vücut bütünlüğünü ve doğurganlığı koruyan bir işlem: miyom embolizasyonu

Klinik endikasyonları gün geçtikte artan embolizasyon işlemlerine son yıllarda rahimde görülen miyomların embolizasyonu ve ileri yaşta erkeklerde oldukça sık rastlanan bir problem olan prostat büyümesindeki embolizasyon da eklenmektedir. Özellikle bu son sayılan iki hastalık grubunda alışılagelmiş cerrahi tedavilere karşı oldukça umut verici bir alternatif oluşturmaktadır.

Damar yolu problemlerine farklı çözüm olanakları sunar!

Yukarıda bahsi geçen santral damar yolu açılması gibi işlemleri ayrıntılandırmak gerekliliği vardır. Bazı tıbbi durumlarda çeşitli ilaçların büyük santral damarlar içerisine (kalbe daha yakın) verilmesi gerekmektedir. Bazı durumlarda ise (kronik böbrek yetmezliğinde hemodiyaliz gibi), yüksek volümlü kan çekilmesi gerekmektedir. Bu tip endikasyonlarda ultrasonografi ve X-ışını kılavuzluğunda kateter yerleştirilmesi de yine girişimsel radyologlar tarafından oldukça hızlı ve güvenli bir şekilde uygulanmaktadır.

Damar tıkanıklıklarının giderilmesi 

Tıpta ateroskleroz adını verdiğimiz “damar sertliği” hastalığında vücutta tüm damarlarda farklı derecelerde plak adı verilen oluşumlar gelişir ve tıpkı kireçle kaplanan borular gibi zamanla damarda ciddi daralmalara yol açar. Ateroskleroz kalp, boyun ve beyin damarlarını tutabildiği gibi, böbrek ve diğer iç organların damarlarını, ve özellikle bacak damarlarını da sıklıkla ilgilendirebilir. Özellikle böbrek damarlarını ilgilendirdiğinde çok sayıda tansiyon ilacı kullanımına rağmen düşmeyen yüksek tansiyon ortaya çıkabilir ve bu darlıklar giderildiğinde yalnızca böbrek fonksiyonlarının düzelmesi sağlanmaz aynı zamanda kan basıncının da normale dönmesi sağlanabilir.

Toplumda olduça sık görülen bacak ve ayak atardamarlarındaki tıkanıklıkları özellikle şeker hastalığı ve sigara kullanımı gibi ek faktörlerin varlığında ciddi boyutlara ulaşabilir ve bu hastalarda kaçınılmaz olarak uzuv kaybına neden olabilir.  Ana atardamar olan aortadan diz altındaki ince damarlara kadar tüm atardamar segmentleri bugün damar içi müdahaleler ile girişimsel radyolojik yöntemlerle açılabilmektedir. Özellikle diz altındaki ince damarların tıkanıklığında cerrahi şansı da bulunmadığından ayaklarını kaybetme tehlikesi ile karşı karşıya kalan hastaların bu işlemler konusunda tecrübeli bir girişimsel radyoloğa mutlaka yönlendirilmelerini istemelerini öneriyoruz. Girişimsel radyoloğun envanterinde anjiyoplasti denilen damarın balonlar ile genişletilmesinden, stentlemeye, ve aterektomi dediğimiz plakların damar içerisinden çıkartılmasına yarayan cihazlar ile uygun durumlarda bunların kombinasyonu yapılarak kan akışının olabildiğince normale dönmesi sağlanır.

Oldukça ciddi ve ölümcül olabilen bir tıbbi aciliyet: Derin ven Trombozu

Derin venöz tromboz adı verilen bacak toplardamarlarındaki ani gelişen ağrı, şişlik ile karakterize tıkanma hali ise bu yakınmaların yanı sıra yüksek yaşamsal riski bulunan akciğere pıhtı atma riski nedeniyle son derece dikkatlice ele alınmalıdır. Pıhtı yeni geliştiğinde çok çeşitli girişimsel radyolojik yöntemler ile temizlenebilmektedir. Bu sayede damar tıkanıklığının kronik sürece evrilerek bacakta ağrı ve şekil bozukluğuna yol açan venöz yetmezliğin önüne geçilebilir. Bu hastalara ayrıca kan inceltici ilaçlar adı verilen kanın pıhtılaşmasını engelleyen ilaçların da başlanması gerekmektedir. Hastanın aynı zamanda kanama ihtimali bulunması ise bu tip ilaçların başlanmasını engelleyeceğinden ana toplardamara bir filtre yerleştirilerek bacak damarlarındaki pıhtıların akciğere ulaşmasının önüne geçilir. Hastanın bilinci açıkken oldukça kısa sürede girişimsel radyologlar tarafından gerçekleştirilen bu müdahale neticesinde akciğer pıhtı gitmesi gibi ölümcül seyredebilecek bu komplikasyon büyük ölçüde engellenmiş olur.

Damar dışı Müdahaleler: Nonvasküler Girişimsel Radyoloji

Nonvasküler girişimsel radyolojide yapılan müdahalelere gelince ise yine ultrasonografi ve bilgisayarlı tomografi gibi görüntüleme yöntemlerinin kılavuzluğunda doku veya sıvı örneklemeleri, vücudun çeşitli bölgelerinden sıvı veya abse boşaltılması sayılabilir. Tüm bu işlemler sedoanaljezi adı verilen hastanın konforlu olmasını sağlayan ilaçların damardan verilmesini takiben, lokal anestezi altında bilinç tamamen açıkken gerçekleştirilir. Bazı daha basit işlemlerde ise sedoanaljeziye dahi gerek kalmayabilir. 

Asit adı verilen karında yaygın ve tekrarlayan sıvı birikimleri kanserin son evrelerinde veya siroz/karaciğer yetmezliğinde görülebilir. Bu sıvının ultrasonografi kılavuzluğunda girişimsel radyolog tarafından boşaltılması organ veya damar yaralanması gibi riskleri en aza indirger. Benzer şekilde akciğer boşluğunda da yine enfeksiyon, kanser, karaciğer, kalp veya böbrek yetmezliği gibi hallerde sıvı toplanabilir ve ultrasonografi kılavuzluğunda güvenle boşaltılabilir. 

Görüntüleme yöntemleri kullanılarak gerçekleştirilen biyopsi işlemleri ise mutlaka doku tanısı gereken hallerde hastayı gereksiz bir ameliyattan kurtarabilir. Kesin olarak doku tanısına ulaşılan durumlarda tedavi planı daha doğru olarak yapılabilir.

Safra ve idrar kanallarındaki problemlere yönelik drenaj işlemleri ve stentler, gastrostomi adı verilen yutma fonksiyonu problemleri olan hastalarda direkt olarak mideden beslenmeyi sağlayacak işlemler yine girişimsel radyologlar tarafından güvenle uygulanabilmektedir. Gastrostomi adı verilen ciltten mide içerisine beslenme amacıyla direk bir yol açılması genel cerrahlar tarafından ameliyat yolu ile, gastroenterologlar tarafından endoskopik yolla yapılabilir. Ancak girişimsel radyolojinin temel avantajı özellikle solunum sıkıntıları da bulunan hastalarda diğer iki yola kıyasla güvenle uygulanabilmesidir.

Yeni bir Alan: Girişimsel Onkoloji 

Vasküler ve nonvasküler girişimsel radyolojik yöntemlerin kanser hastalarının tanı, tedavisi ve semptomatik olarak palyasyon amacıyla uygulanması ile “girişimsel onkoloji” adı verilen dal kavramsal olarak yeni yeni gelişmektedir. Tanı başlığı altında yukarıda anılan görüntüleme kılavuzluğundaki biyopsiler ve örneklemeleri tekrar vurgulamaya gerek yok.

Kanser hastalarında kemoterapi ilaçlarının güvenle verilebilmesi çok önemlidir ve genellikle Batı ülkelerinde santral bir damar yolu olmadan bu ilaçlar kesinlikle verilemez. Bu hastalarda en sık tercih ettiğimiz yöntem “subkütan port” adı verilen damar yoludur. Göğüste cilt altına yerleştirilen bir haznesi ve boyun damarlarından ana toplardamarın kalbe ulaştığı yere kadar devam eden ince bir borucuktan oluşan bir kateteri vardır. Tamamen ciltaltında kalan hazne içerisine iğneler ile ulaşılarak hem kemoterapi ilaçları güvenle verilebilir, hem de her türlü tetkik amaçlı kan örneği hastayı yaralamadan elde edilebilir. Çok çeşitli sorunlarla boğuşan kanser hastalarında en azından ilaç verirken ve kan örneği alırken canlarının yanmaması sağlanır.

Kanser Tedavi Eden bir branş olarak Girişimsel Radyoloji

Girişimsel onkoloji başta karaciğer olmak üzere çeşitli tümörlerin tedavisinde de önemli roller oynamaktadır. Görüntüleme kılavuzluğunda perkütan ablasyon adı verilen tümöral dokunun yakılması ve dondurulması şeklindeki tedavi yöntemleri karaciğer, akciğer ve böbrek tümörlerinde başarı ile uygulanabilmektedir. Kemoembolizasyondaha çok karaciğer tümörlerinde anjiyografik yolla karaciğerdeki tümörü besleyen dalların içine kemoterapi yüklenmiş parçacıkların verilerek kemoterapinin sistemik etkilerine en aza indirerek aynı zamanda da tümörü besleyen damarları tıkayarak iki yönde etki eder. Radyoembolizasyon adı verilen daha yeni bir yöntemde de beta radyasyon yayan parçacıklar yine anjiyografik yollarla tümörü besleyen damarların içine enjekte edilir ve böylece radyasyonun tümör üzerinde etkili olması sağlanır. Bu sayede vücut dışından verilen radyoterapinin çevre dokulardaki zararlı etkileri ortadan kaldırılmış olur. Bu tip tedavilere karar başta onkoloji hekimleri olmak üzere tıbbi bir konseyin ortak çalışması sonucu verilir ve literatür verileri doğrultusunda o tümör tipi için en doğru yaklaşım hangisi ise o yönde karar verilir.

Kanser Hastalarının Konforunu Sağlayıcı ve Tedavi Süreçlerine Desteke Verici İşlemler

Ne yazık ki bazı durumlarda her türlü medikal, cerrahi ve girişimsel radyolojik tedavi yöntemlerine rağmen kanser hastalığının ilerlemesinin önüne geçilememektedir. Ama bu durumlarda dahi hastanın son dönemlerini konforlu bir şekilde geçirmesinde girişimsel radyolojiye roller düşmektedir. Daha önceki bölümlerde değinildiği gibi bu hastaların vücut boşluklarında ciddi sorunlara yol açan sıvı toplanmaları geliştiği zaman görüntüleme yöntemleri kılavuzluğunda güvenli bir şekilde tahliyesi yapılabilir. Bazı durumlarda girişimsel radyolog kateter adı verilen borucukları vücut boşluklarına yerleştirerek sıvının devamlı bir şekilde tahliyesini sağlayabilir. Bu hastalarda son dönemlerde görülen diğer bir problem de kanserli hücrelerin kemik ve dokulara yayılması neticesinde gelişen ve ağrı kesicilere dirençli ağrılardır. Bu durumlarda girişimsel radyolog bazı sinir köklerini bloke ederek ağrının hissedilmesini ortadan kaldırır. Bu tarz müdahalelerin en yaygın olarak uygulananı “çölyak ganglion blokajı” olup uygun hastalarda onulmaz karın ağrısı durumlarında Bilgisayarlı Tomografi eşliğinde mide arkasındaki sinir ağının bloke edilmesi esasına dayanır. Yine kemik tutulumlarında ablasyon ile birlikte kemik dokunun sertleştirilmesi anlamına gelen sementoplasti hastaların ağrılarından kurtulmalarına yardımcı olabilir.

Kansere bağlı olmayan ağrılarda da girişimsel radyoloji:

Girişimsel radyolojinin ağrı alanındaki katkıları sadece kanser hastalıkları ile ilgili durumlarla sınırlı değildir. Bel ve boyun ağrılarının bazı türlerinde cerrahi endikasyon bulunmadığı zamanlarda özellikle sinir kökünün irrite olduğu durumlarda çeşitli uzun süreli ağrı kesici ve iltihap giderici ilaçlar lokal olarak enjekte edilebilir ve hastanın yakınmaları kısa süre içinde ortadan kalkabilir. Benzer şekilde çeşitli eklem rahatsızlıklarında da görüntüleme yöntemleri kılavuzluğunda enjeksiyonlar güvenle yapılabilmektedir.