TIBBİ BİRİMLER

Medicana Sağlık Grubu Hastaneleri, Tüm Branşlarda SGK Anlaşmalıdır.


Hematoloji Nedir?

“Kan bilimi” anlamına gelen hematoloji; kan, kan yapıcı organlar ve buralarda meydana gelen rahatsızlıklar ile ilgilenen multidisipliner bir tıp dalıdır. Hastanelerin iç hastalıkları biriminde yer alan bu bilim dalındaki hekimlere ise hematolog denir.

Yaşamsal bir sıvı olan kan; vücuttaki oksijeni, vitaminleri, hormonları, besin maddelerini ve antikorları dokulara taşıyarak canlılığın devamını sağlar. Embriyo döneminde başlayan kan üretimine tıpta ‘hematopoiesis’ adı verilmektedir. Hematopoiesis; medüller hematopoiesis ve ekstra medüller hematopoiesis olmak üzere ikiye ayrılır. Medüller hematopoiesis kemik iliğinde meydana gelen kan üretimini ifade ederken, ekstra medüller hematopoiesis ise karaciğer ve dalak gibi organlardaki kan üretimi anlamına gelmektedir. İnsan hayatı için son derece mühim olan bu kan ve kan yapıcı organları konu alan hematoloji bilimi çok sayıda branş ile iç içe çalışmak durumundadır. Hematologlar, gerekli olan durumlarda, dâhiliye uzmanları, biyokimya uzmanları, immünoloji uzmanları, pediatri uzmanları, fizyologlar, antropologlar, patologlar ve laboratuvar uzmanları gibi farklı birimler ile iş birliği yaparak hastaları tedavi etme yoluna giderler. Hastalıkların tanı koyulması aşamasında birbirinden farklı testlere başvuran hematologlar elde ettikleri bulgular sonucu hastalarına bireysel tedavi yöntemleri uygularlar. Tam kan sayımı bunlardan en sık kullanılan ve kişinin genel sağlık durumunu detaylı bir şekilde gösteren testlerin en önemlileri arasında yer almaktadır. Hücre yapılarına göre 3 farklı gruba ayrılan kan değerlerinde meydana gelen düşüşler ya da yükseklikler farklı rahatsızlıklara işaret etmektedir. Kan hücreleri alyuvarlar, akyuvarlar ve kan pıhtılarından oluşmaktadır. Alyuvarlar denilen eritsositler, kanın neredeyse yarısını oluştururlar ve eksikliği durumunda anemi denilen kansızlık meydana gelirken, yüksek olması durumu da ciddi bir rahatsızlığı işaret ediyor olabilmektedir. Akyuvarlar denen lökositler ise vücudun mikroplara ve zararlı etkenlere karşı korunmasında görev alan beyaz kan hücreleridir. Lökositler hücrelerinde meydana gelen yükselmeler enfeksiyonlara, bağışıklık sisteminde meydana gelen hastalıklara ya kemik iliğinde meydana gelen lösemi gibi ciddi hastalıklara belirti olabilir. Kanın pıhtılaşmasını sağlayan trombosit hücrelerinde meydana gelen yükseklik ya da düşüklükler birtakım komplikasyonlara ya da problemlere yol açabilmektedir. Beyin felci ya da kalp krizi gibi ciddi patolojik durumlar bunlardan bazılarıdır.

Hematoloji Hangi Hastalıklara Bakar?

Kanda oluşan hastalıkların tanı, tedavi ve takip süreci ile ilgilenen hematoloji genel itibari ile iyi huylu ve kötü huylu hastalıklar olmak üzere iki alanda yoğunlaşır. Bu rahatsızlıkların en sık karşılaşılanları şu şekilde sıralanabilir:

Anemi: Halk arasında kansızlık olarak da bilinen anemi alyuvarlarda meydana gelen hemoglobin düzeyinin azalması ile oluşan bir rahatsızlıktır. Çoğunlukla demir eksikliği sebebiyle meydana gelen kansızlıkta kişiler halsizlik, yorgunluk, nefes darlığı, çarpıntı, saç dökülmesi, baş ağrısı ve baş dönmesi gibi şikâyetlerle hastanelere başvurabilirler. Yapılan tetkikler sonucu hematologlar doğru beslenme önerileri ve takviye edici ilaçlar ile kandaki hemoglobin seviyesini normal düzeylere getirerek bu rahatsızlığı ortadan kaldırabilmektedir.

Akdeniz Anemisi: Talasemi olarak da bilinen Akdeniz anemisi kalıtsal sebeplerle oluşan ve hayat boyu düzenli tedavi gerektiren bir hastalıktır. Talasemi majör, talasemi intermedia, talasemi minör ve talasemi minima olmak üzere 4 farklı şekli görülen bu hastalıkta talasemi majör olan ağır bir hastalık çeşididir. Kalıtsal yolla geçen bir hastalık olması dolayısıyla genellikle bebeklik döneminde belirti vermeye başlar. Bu belirtiler halsizlik, huzursuzluk, iştahsızlık, ciltte belirgin solukluk gibi farklı durumlar olarak ortaya çıkmaktadır. Düzenli kan nakli gerektiren Akdeniz anemisini hematoloji uzmanları ömür boyu gözlem altında tutmaktadırlar.

Lösemi: Vücuttaki beyaz kan hücrelerinde oluşan lösemi kan kanseri ya da kemik iliği kanseri olarak bilinmektedir. Çocukluk çağında daha sık rastlanan lösemi kemik iliği içerisinde hücrelerin kontrolsüz ve aşırı çoğalması ile oluşan ciddi bir hastalıktır. Kan üretim sistemini etkileyen lösemi çocuklarda olduğu kadar 55 yaş üzeri yetişkinlerde de görülebilmektedir. Kan kanserleri hücre tiplerine ve hastalığın süresine göre iki çeşide ayrılır. Hücre tipine göre miyeloid veya lenfoblastik olan lösemiler, ilerleyiş sürelerine bağlı olarak da akut ya da kronik olarak ikiye ayrılır. Akut tip lösemi en yaygın görülen türdür ve kişide belirtiler aniden ortaya çıkarak hızla kötüye doğru ilerler. Kansızlık nedeniyle ciltte rahatlıkla gözlemlenebilen solukluk, sık tekrarlayan yüksek ateş, iştahsızlık, diş etlerinde ağrılar ya da kanamalar, burunda kanama gibi farklı belirtilen veren rahatsızlıkta erken teşhis hayati önem taşımaktadır.

Hemofili: Bir çeşit pıhtılaşma hastalığı olan hemofili vücuttaki kanın normal şekilde pıhtılaşmaması sonucu oluşan nadir sıklıkla rastlanan genetik bir hastalıktır. Hemofili hastaları herhangi bir yaralanma durumunda sağlıklı bireylere oranla daha uzun süreli kanama yaşarlar. Pıhtılaşmayan kan bazen dış yaralanmalarda olduğu gibi içe doğru da görülebilir ve yaşamı tehdit eden boyuta ulaşabilmektedir.

Lenfadenopati: Vücudun savunma sistemi olan lenf düğümlerinin normalin üzerinde şişerek anormal büyüklüğe ulaşması anlamına gelen lenfadenopati, altta yatan farklı hastalıklardan ötürü oluşabilen bir rahatsızlıktır. Lenfadenopatinin altında viral enfeksiyonlar, bakteriyel enfeksiyonlar, paraziter enfeksiyonlar, mantar enfeksiyonları ya da lenfoproliferatif yani kanser hastalıkları olabilmektedir. Her büyüyen lenf bezi ciddi bir hastalığa işaret etmemekle birlikte genel olarak enfeksiyon kaynaklı olanlarda gözlemlenen bulgular; ağrı ve lenfin yer aldığı cilt yüzeyinde kızarıklık şeklinde oluşur. Enfeksiyon ve yaralanmalara karşı oluşan lenfadenopiti rahatsızlıkları sıcak kompres uygulamaları ya da ilaç tedavileri ile kontrol altına alınabiliyorken otoimmün kaynaklı olanlar kişiye özel farklı tedavi yöntemleri gerektirir.