TIBBİ BİRİMLER


+A A-

MEDICANA BURSA Kulak Burun Boğaz

FONKSİYONEL VE ESTETİK BURUN CERRAHİSİ


Estetik, yıllardan beri var olan bir kavram olmakla beraber günümüzde daha fazla oranda gerek kadın, gerekse erkeklerin yaşamında önem taşıyan konulardan biri haline gelmiştir. Araştırmalara göre en yaygın yaptırılan estetik operasyonların başında estetik burun ameliyatı gelmektedir.

Kıyafetimiz, duruşumuz, mimiklerimiz ve yüzümüzün şekli iletişim açısından birer mesaja sahiptir. Estetik burun ameliyatları; Türk halkı tarafından burun küçültme ameliyatı olarak bilinse de, aslında yüzün karakterini yeniden belirleyen ve kimi zaman sadece küçük değişiklikler ile kişinin yüz ifadesinde pozitif etkiler yaratan bir operasyondur.

İster genetik nedenlerden, isterse sonradan oluşan travmalara bağlı olsun eğer burnunuzda yüz hatlarınıza uymayan bir şekil bozukluğu olduğunu düşünüyorsanız burun estetiği ameliyatı ile bu sıkıntıdan kurtulmanız mümkündür. Burun estetik ameliyatı yüz gelişimi tamamlandıktan sonra yapılabilir. Bu sınır kabaca genç kızlarda 16-17 yaş, erkeklerde ise 17-18 yaş olarak tanımlanabilir. Ancak ciddi fonksiyonel sıkıntısı olanlarda burun tıkanıklığının yüz gelişiminde yaratacağı kalıcı etkileri engellemek amacıyla daha erken yaşlarda, burun büyüme noktalarına zarar verilmeden de ameliyat yapılabilmesi mümkündür.

Burnunuzdaki şekil bozukluğunun yüzünüzde yarattığı negatif etki ya da mutsuz ifade ameliyat sonrası kaybolacağından, çevrenizdeki kişiler burun ameliyatından daha fazlasını algılayacak ve genel olarak olumlu etkiyi hissedecektir. Çevremizdeki kişilerden gelen olumlu tepkiler de özgüvenimizin yükselmesinde son derece yardımcı olacaktır.


Doğal Güzellik için Bütünlük Önemlidir!!!

Tüm bunların yanında yüzdeki asimetrik bozukluklar ve burun, alın, çene ve yanak oranlarının uyumsuzluğu ameliyat sonrasındaki başarılı sonucu etkileyen önemli ayrıntılardır


Burnunuz Size Özeldir…

Unutmamalı ki herkesin yüz oranı farklıdır ve bir başkasında beğenilen burun şekli sizde güzel durmayabilir.

Yüz güzelliğinde, bütünü oluşturan organların tek başına güzel olmaları değil, oransal uyumları ve birlikte güzel görünmeleri önemlidir. Uzun bir yüzde kısa bir burun çirkin görünebileceği gibi; tam tersi yuvarlak, küçük bir yüzde, uzun burun ve sivri bir çene bütünlüğü bozacağından hoş görünmeyecektir. Bu nedenle yüz bölgesinde bir estetik ameliyat planlarken yüzün şekli, oranları ve hatta cildin kalitesi, karakteri ameliyat öncesinde yeterince analiz edilmeli ve yeni planlanan burun şekli buna göre tasarlanmalıdır.


Sonuç olarak, estetik kaygı dışında, burundan nefes alma sorunu yaşayan bir kişi uyku kalitesi ve dolayısıyla günlük yaşam kalitesi etkileneceğinden dolayı bu ameliyatlar sonrasında kendini daha zinde hissedecektir. Unutmayın sağlıklı ve rahat nefes aldıran, yüzünüze yakışan bir burun, özgüveninizi artırıp, kendinizi daha mutlu ve iyi hissettirecektir.


  

Baş-Boyun Bölgesi Kanserleri-Tümörleri

Baş-boyun bölgesinde yer alan kötü huylu tümörler- kanserler tüm vücut kanserlerinin % 9′unu, kanserden ölümlerin % 4′ünü oluşturur. Erkeklerde kadınlardan 4-5 kat fazladır. 50 yaş üstünde daha sık görülür.

Baş boyun bölgesi kanserleri içerisinde en fazla gırtlak kanserleri (% 45-50) görülür. Kanserlerin gelişiminde; sigara, tütün çiğnenmesi, alkol, genetik faktörler, kötü beslenme, çevresel faktörler, hijyenik faktörler, endüstriyel ürünler, radyasyon ve bazı mikropların rol oynadığı bilinmektedir.


Son yıllarda artan çevre kirliliği, gıda eksiklikleri, gıdaların bozulmaması için kullanılan kimyasal maddeler, GDO' su ile oynanmış besinler, sanayi atıklarının doğal su kaynaklarını ve doğayı tahribi, atmosferin kirlenmesi; insan sağlığı ve yaşamında olumsuz etkiler yapmakta ve önemli sağlık problemlerine ve kanserlerde artışa sebep olmaktadır.

Sürekli güneş ışığına maruz kalma dudak kanserlerini artırmaktadır. Geniz kanserlerinin oluşmasında virüs dediğimiz bazı mikropların ilişkisi vardır.

Tüm kanserlerde olduğu gibi bu bölge kanserlerinde de başarılı tedavi, erken teşhise bağlıdır. Baş- boyun kanserleri vücuttaki diğer birçok kanser türüne göre erken belirti veren hastalıklardandır. Bu nedenle bir takım uyarıcı belirti ve bulguların zamanında dikkate alınması ile erken teşhis konulabilir, tedavi başarısı artar ve hastanın yaşamını kurtarabiliriz.

Baş ve Boyun Bölgesinin kapsadığı alanlar;

Solunum, konuşma, yutma ve işitme gibi çok önemli fonksiyonları olan baş-boyun bölgesinin kapsadığı alanlar:


• Ağız boşluğundaki dudaklar, yanakların iç kısmı, diş eti, damak, dil, ağız tabanındaki dokuları

• Burun içindeki ve yüz kemikleri ve bunların içinde yer alan sinüs boşluları

• Nazofarenks, orofarenks ve hipofarenks denilen boğazın en üst kısmındaki ve yutaktaki dokular

• Ses telleri ve gırtlak bölgesindeki dokular

• Kulak kepçesi ve dış kulak yolundaki dokular

• Tükürük bezleri, tiroit bezi ve boyundaki diğer cilt, lenf ve kas dokuları.



Baş-Boyun Bölgesi Tümörleri-Kanserlerinde Belirtiler;

Baş ve boyunun herhangi bir kesiminde genellikle ağrısız ve gittikçe büyüyen şişlik, ağız içinde, dilde veya dudakta iyileşmeyen yaralar, ağızda uyuşukluk hissi, çiğnemede ve yutkunmada güçlük, devam eden ses kısıklığı veya seste değişiklik, nefes alma güçlüğü, devam eden burun tıkanıklığı veya burun kanaması, göz çevresinde şişlik veya çift görme, geçmeyen kulak ağrıları, kulak çınlaması veya işitme güçlüğü olabilir.


Boyunda Şişlik;

Baş boyun kanserleri genellikle vücutta herhangi bir yere yayılmadan önce boyundaki lenf bezlerine yayılır. Boyunda 2-3 haftadan uzun sürede geçmeyen şişlikler bir doktor tarafından görülmelidir. Tabi ki tüm şişlikler kanser demek değildir. Ancak şişlikler ağız, gırtlak, guatr, lenf ve kan kanserinin ilk belirtisi olabilir. Böyle şişlikler genellikle ağrısız ve gittikçe büyüme eğilimindedir.

Ses Kısıklığı ve Seste Değişim;

Pek çok gırtlak kanseri ses değişimine neden olur. 2 haftadan uzun süren ses kısıklığı ya da ses değişimleri önemlidir. Her ne kadar pek çok ses değişikliğinin nedeni kanser değilse de Kulak Burun Boğaz ve Baş-Boyun uzmanının gırtlağı ve ses tellerini endoskopik yöntemle muayene etmesi gerekir.


Ağızda ve Dudakta İyileşmeyen Yaralar;

Dil ve dudak kanserlerinin çoğu 2-3 haftada iyileşmeyen yaralar ve boyunda şişlikler olarak başlar. Yara ve şişlikler iltihaplanmadıkça ağrısızdır. Yaralarla beraber boyunda bir şişlik varsa daha da ciddiye alınmalıdır.


Ağızdan, Burundan ve Genizden Kanama;

Bu sıklıkla kanser haricinde bir nedene bağlıdır. Bununla beraber ağız, burun, boğaz ve akciğer tümörleri kanamaya neden olabilirler. Özellikle tükürük veya balgamda kanamanın devam etmesi akciğer kanserleri açısından dikkate alınmalıdır.


Yutma Problemleri;

Boğaz, yutak ve gırtlak kanserleri özellikle katı gıdaların ve bazen sıvıların yutulmasını zorlaştırabilir. Yutma ağrılı hale gelebilir


Ciltteki İyileşmeyen Yaralar;

Baş-boyun bölgesinde görülen deri kanserleri en sık alın, yüz, kulak, dudak gibi cildin güneşe daha çok maruz kaldığı yerlerde görülür. Deri kanseri sıklıkla küçük soluk bir yara şeklinde başlar, yavaş büyür ve ortasında gamze şeklinde bir çukur ve yara oluşur. Bazı deri kanserlerinde renk değişimi görülür. Özellikle dudakta, yüzde, kulakta iyileşmeyen bir yara varsa dikkate alınmalıdır. Baş ve boyun bölgesindeki cilt kanserleri erken başlanan tedaviye iyi yanıt verir.


Geçmeyen Kulak Ağrıları;

Özellikle yutkunma esnasında kulak ve etrafında oluşan ağrılar; boğazda, genizde, gırtlakta büyüyen tümöre ya da enfeksiyona bağlı olabilir. Uzun süren kulak ağrıları; yutkunma güçlüğü, ses kısıklığı ya da boyunda bir şişlik ile beraberse daha da önemlidir. Bu bulguların en kısa zamanda bir Kulak Burun Boğaz Uzmanı tarafından da değerlendirilmesi gereklidir.


Baş-Boyun Bölgesi Tümörleri-Kanserlerinde Tedavi

Baş boyun kanserlerinin erken teşhisi ile tedavinin başarısı arasında çok büyük bir ilişki vardır. Kanserin evresi, tipi, hastanın yaşı, cinsiyeti, vücut direnci, hastanın sosyoekonomik durumu tedavi planlamada önemlidir.

Baş ve boyun kanserlerinin tedavisi genellikle birçok branşın birlikte çalışmasını yani multidisipliner çalışmayı gerektirir. Hangi tedavilerin yapılacağı tümörün yerine ve yayılımına göre belirlenir. Her hasta için tedavi protokolü değişebilir.

Gelişen cerrahi, ilaç ve ışın tedavileri ve hastaya göre uygulanan yaklaşım teknikleri ile iyileşme oranı artmakta, yaşam süreleri yüz güldürücü sonuçlar vermektedir.

Baş ve boyun kanserleri için ilk seçenek cerrahi tedavilerdir. Cerrahi tedaviler: endoskopik(lazer, radyofrekans,vs) ve açık olarak yapılabilmektedir. Erken veya çok ileri evre olmayan hastaların cerrahi tedavileri: yutma, konuşma gibi hayati fonksiyonları korunarak yapılabilmektedir. Ancak, birçok baş ve boyun kanseri için ışın tedavisi (radyoterapi) de çok etkili bir seçenek oluşturmaktadır. Seçilmiş, uygun hastalarda da tedavi yöntemleri birlikte kullanılmakta, bileşik tedaviler yapılabilmektedir.

 

Laringofarengeal Reflü (Boğaz Reflüsü)

Reflü,  genel olarak yemek borusunun altındaki mide geçişinde bulunan kapının çalışma bozukluğundan dolayıyiyeceklerin mideden, yemek borusuna geri gelmesidir. Laringofarengeal reflüde (boğaz reflüsü) mide içeriğinin boğaza kadar gelip burada yarattığı tahriş sonucu birtakım belirtiler oluşur. Boğazdaki yapılar narin yapıları nedeniyle mide asidine  yemek borusuna göredaha dayanıksız olduğundan mide içeriği bazen asit içermese bile boğazda tahribat yapmaktadır. Bu nedenle reflüye bağlı boğaz şikayeti olan hastaların %50'sinde klasik mide reflüsü belirtileri olan göğüste yanma ya da mide şikayeti yoktur.

Boğaz reflüsünün bilinen kesin bir nedeni yoktur. Bu konuda yapılan araştırmalarda yemek borusunun üst kısmında bulunan ve mide içeriğinin yukarı kaçmasının önleyen valv mekanizmasının çalışmasından bir soruna bağlı olabileceği öne sürülmüştür. Bu valv normalde kapalı olur ve yutma sırasında lokmaların aşağı geçişi sırasında kısa üreli olarak açılarak yutmaya izin verir.

Boğaz reflüsü olan hastalar genellikle boğazda kitle varmış hissi, yutarken ağrı ve/veya takılma, seste çatallanma, sık sık gıcıklanma şeklinde öksürük-boğaz temizleme, sürekli geniz akıntısı hissi yaşarlar. Bu şikayetlerine eşilk eden mide şikayetleri çok az olabilir; hatta bazı hastalarda hiç olmayabilir.

Boğaz reflüsü tanısı hastanın şikayetlerinin dikkatli bir şekilde dinlenmesi ve ayrıntlı muayene ile koyulabilmektedir. Kulak Burun Boğaz pratiğinde sıklıkla kullandığımız endoskoplar ile yemek borusunun girişine kadar olan alanlar değerlendirlmeke ve asit tarafından yaratılmış olan doku hasarlarına ait bulgular saptanabilmektedir.

Boğaz reflüsü tedavisinde mide asit oluşumunu azaltıcı ve reflü oluşumunu önleyici ilaçlar verilmektedir. Ancak tedavinin en önemli basamağı hastanı beslenmesi ile ilgili yapacağı değişikliklerdir. Yemeklerden sonra en az 2-3 saat boyunca kesinlikle uzanmamak, yatmamak gereklidir. Reflüsü olan bir bireyin her türlü kahve (türk kahvesi, Granül kahve filtre kahve.....), çikolata, soda, meyveli soda,  gazoz, kola gibi gazlı tüm içecekler ve alkol gibi reflüyü arttırdığı net olarak gösterilmiş besinlerden kesinlikle uzak durması gereklidir. Bunların dışında az miktarlarda ve sık beslenilmeli, bir anda fazla yemek yemekten veya uzun süre aç kalmaktan kaçınılmalıdır. Mide tıka basa doldurulmamalıdır. Protein içeriği yüksek yağ içeriği düşük bir diyet uygulanmalıdır. Alt özafagus sfinkter basıncını düşürdüğü için sigara içilmemelidir. Yemek yerken sıvı alımı azaltılmalı, sıvı öğün aralarında alınmalıdır.  Çok sıcak veya çok soğuk besinler tüketilmemelidir. Kaymak, krema, mayonez, tereyağı, margarin gibi yağlı besinler, baharatlar, domates, turunçgiller reflü arttırabileceği için tüketimi en aza indirilmelidir.

           

ALERJİK RİNİT

Rinit, nazal pasajı döşeyen mukozanın inflamasyonu olarak tanımlanır. Bu inflamasyonu tetikleyen birçok faktör vardır, bunlar arasında enfeksiyoz ajanlar, alerji, iritanlar, çeşitli ilaçlar, hormonlar gibi birçok sebep sayılabilir. Etken alerji ise alerjik rinit olarak isimlendirilir. Türkiyede ve dünyada, özellikle gelişmiş toplumlarda sıklığı giderek artmaktadır. Erişkinlerde %20-30, çocuklarda %30-40 oranları bildirilmektedir. Burun akıntısı, burun tıkanıklığı, burun kaşıntısı ve hapşırma şikayetlerinden bir veya daha fazlasının olması ile karakterizedir. Bununla birlikte baş ve yüz ağrısı, kulak ağrısı, boğaz ve damak kaşıntısı, sık boğaz temizleme ihtiyacı ve uyku bozuklukları da görülebilmektedir. Alerjik rinit, bazen önemsiz bir hastalık gibi algılanabilse de, yaygın morbiditeye sebep olması, medikal tedavi masraflarını artırması, iş gücü ve veriminde azalmaya neden olması gibi birçok sebepten dolayı gözardı edilmemesi gereken ciddi bir hastalıktır. Çalışmalarda yetişkinlerdeki belirgin işgücü kaybı çocuklarda da okul başarısındaki azalma gösterilmektedir. Yetişkinlerde ve çocuklarda, sinüzit, otit, astım gibi önemli komorbid hastalıklarla da karşımıza çıkabilmektedir. Alerjik rinitler, hem yaşam kalitesini bozması hem de komorbid durumları alevlendirmesi nedeniyle direk ve indirek maliyeti yüksek bir hastalık grubudur.

Atopi, hastanın alerjik hipersensitivite reaksiyonları geliştirmeye genetik yatkınlığı olmasıdır. Atopik hastalık genellikle maruziyet alanında lokal inflamasyona sebep olur ve buna göre sınıflandırılır. Bunlara örnek olarak alerjik konjonktivit, alerjik rinit, alerjik astım, atopik dermatit ve besin alerjileri sayılabilir ve bunlarda bulgulara eklenebileceği unutulmamalıdır.

Rinit benzeri semptomlar yapabilen diğer hastalıkları rinitten ayırmak büyük önem arz eder; bunlar içinde septum deviasyonu gibi anatomik anomaliler, hipotiroidizm ve diabet gibi sistemik hastalıklar, Wegener Granulomatozu gibi granulomatöz hastalıklar, tümörler, yabancı cisimler, Beyin Omurilik Sıvısı rinoresi, nazal polipozis gibi hastalıklar sayılabilir

Anamnez yani öykü alındıktan sonra her hastaya detaylı fizik ve endoskopik muayene yapılması önemli. Alerjik rinitte nazal mukoza genellikle soluk, ödemli ve şişkin görünümdedir. Alerjik rinitte bunun yanında gözler altında koyu renkte alanlar gözlenir (allergic shiners) Bunun yanında alerjik rinitli hastalarda konjonktivitin daha çok eşlik ettiği ve bu hastalarda astım ve atopik dermatit gibi diğer alerjik durumların da eşlik edebileceği akılda tutulmalıdır. Alerjeni saptamada ciltten yapılan ve kandan yapılan alerji testleri yapılabilmekte, kişinin korunması gerektiği etken yada etkenler saptanabilmektedir. Eşlik eden yandaş problemlerde varsa bunların endoskopik muayenelerle saptanarak tedavi edilmesi, alerji tedavisininde daha etkin olarak uygulanabilmesine yardımcı olmaktadır.

Tedavide ilk öncelik alerjenlerden korunma önerileridir. Mevsimsel yada yıl boyu olması özelliklerine göre hastalara önerilerde bulunulmakta ve uygun medikal tedaviler düzenlenmektedir. Medikal tedaviler yanında cerrahi olarak burun etlerinin radyofrekans yöntemleriyle küçültülmesi ve gerekli durumda eşlik eden anatomik deformitelerin düzeltilmesi alerjik rinit tedavisinin başarısını artırmaktadır. Alerjik rinit, gözardı edilmesi durumunda astım gibi daha ciddi alt solunum yolu problemleri gelişebileceği unutulmamalıdır.

Sağlıklı Bir Yaşam İçin Burundan Nefes Alın

 “Burun sadece havanın girip çıktığı bir organ değildir; nefes alıp verme sırasında havayı nemlendirir, ısıtır, sesimizin bize özgü olmasını sağlar, kulağımızı havalandırır, koku almamızı sağlar. İnsan sağlığı için çok önemli bir organdır.”


Tıkanıklık, Gün İçerisinde Yorgunluk Nedeni

 Genelde burun tıkanıklığı ile başvuran hastalar horlama, ağzı açık uyuma sabahları yorgun uyanma, gün içerisinde yorgunluk ve uykuya meyil gibi problemler yaşar. Burun tıkanıklığının büyük bir kısmı burun içinde orta hattı oluşturan septum dediğimiz kıkırdak ve kemik dokunun düzensizliğinden, eğriliğinden kaynaklanmaktadır. Bir kısmı da valv denilen nefes alma açısı darlığı ile burun kanadındaki zayıflık, burun ucundaki düzensizlik ve zayıflık, konka denilen burun eti problemlerinden oluşmaktadır.


 burundan rahat nefes alınamaması durumunda yapılabilecek operasyonları şöyle anlattı: “Septoplasti (burun orta hattını oluşturan kemik ve kıkırdak ameliyatı), nazal valv (nefes açısı ve burun kanadı) cerrahisi, tip plasti (burun ucu ameliyatı) ve konka (burun eti) cerrahisi ile hastanın daha rahat nefes alması sağlanabilir. Rinolplasti (burun estetik) ameliyatları tek başına yapılabildiği gibi septoplasti ameliyatı ile birlikte yapılmaktadır. Böylece hasta şekil olarak istediği bir buruna sahip olduğu gibi daha rahat nefes almaktadır. Septorinoplasti ameliyatı olan hasta daha rahat nefes aldığı gibi psikolojik olarak da kendini daha rahat hissetmektedir. Bu da kendine olan güvenini ve başarısını arttırmaktadır.

Silikon Tamponlar Sayesinde Ağrı Aza İniyor

Bundan 20 yıl öncesinde kullanılan bez tamponların yerini silikon tamponların aldı. Bu  tamponların içerinde delik olduğu için hastaların daha kolay nefes aldığını ve çıkarılması aşamasında ağrı yaşanmadığını ve hastaların 10 gün içinde normal aktivitelerine devam edebildiğini ifade etti.


Kulağınızı temizlerken dış kulak enfeksiyonuna yakalanmayın


Dış kulak yolu kanalı sanıldığı gibi düz bir boru halinde değildir. Kulak zarına yakın bölümde artan bir kıvrılmaya sahiptir. Bu bir koruma özelliğidir. Yani ‘S’ şeklindedir. Aynı zamanda dış kısmı kıkırdak, iç kısmı ise kemik yapıdan oluşur. Kemik ve kıkırdak birleşimi en dar bölümdür. Kulak zarına giden kısmı biraz daha genişler. Bu özellik, fazla kıvrımlı kulağı olan kişilerde suyun ve yabancı cisimlerin daha çok içeri kaçmasını engeller. Dış kulak yolu giriş kısmı olan kıkırdak bölümdeki deri, girişte kıllı ve ter bezlerine sahiptir. Ayrıca kulak kiri dediğimiz salgıyı yaparlar. Bu salgı ve kıllar aynı zamanda kulağın korunmasında rol alır.
Kılların da sürekli dışarı hareketle kirleri dışarı atmaya çalıştığını ifade eden Karaaslan, “Kulak temizliğinde bu bölgenin aşırı temizleme yaparak travmatize edilmemesi gerekiyor. Çünkü bu temizlik sırasında koruyucu yağlı salgı alındığı gibi, kirler kılsız bölgeye geçerek dışarı dönüşü zorlaşır. İçeride birikerek 'buşon' dediğimiz katı kulak kirine yol açar. Bizim dış kulak yolunda yaptığımız temizlik hareketleri esasında bu doğal süreci bozar. Dış kulak yolunun pH’ı değişeceği gibi, olması gereken bakteri ortamı da yani doğal florası da bozulacaktır. Dış kulak enfeksiyonları da genelde bu özelliklerin kaybolması sonrası ortaya çıkmaktadır. Büyükler ve çocuklar özellikle banyo, havuz ve deniz sonrası bu temizliği yaparken aşırıya kaçarlarsa, sonucunda dış kulak yolu girişi travmatize olur. Yarıkların içine bakteri girer ve dış kulak yolu enfeksiyonu dediğimiz ağrılı olay ortaya çıkar. Bunun haricinde kirli sular da (banyo, deniz, havuz) bu enfeksiyona sebep olabilir. Enfeksiyon dış kulak yolu girişinde kızarıklığa ve ileri derecede şişliğe sebep olabilir. Bu enfeksiyon başlangıcında kaşıntı, ağrı, kulakta dolgunluk hissi, sonrasında akıntı ve işitme kaybı tabloya eklenebilir. Alttaki kıkırdak da enfeksiyona katılırsa bu ağrı daha da artar.


Alerjik çocuklarda deri egzamaları ve dermatite eğilimler olabilir. Kulak kanalını döşeyen deri alerjik egzamanın tipik pullanmasını da gösterebilir. Bu durumlarda kaşıntı çok sıktır. Sivri uçlu aletlerin kullanımı, ucu pamuklu ya da pamuksuz çubuklar, dış kulak yolu iltihabının başlamasına ya da ilerlemesine sebebiyet verir. Bu enfeksiyon çok ağrılı olabilir, tedavisi özel bir bakım gerektirir. KBB uzmanı öncelikle enfeksiyonun durumunu belirler. Enfeksiyon sadece dış kulakla sınırlı ise önce temizlik yapılmalı, sonra aşırı ödem varsa hekimin tercihine göre dış kulak yoluna bir geçici tampon yerleştirip, kulak damlaları ve aneljezikler reçete eder. Daha ciddi vakalarda, antibiyotik kullanımı ve sıklıkla pansuman değişimi gerekli.

Reflü Tedavisinde Beslenmenin Önemi


Reflü hastalığında en önemli tedavi başlangıcının kişinin yeme alışkanlığına dikkat etmesi gerekir. Reflünün, genel olarak yemek borusunun altındaki mide geçişinde bulunan kapının çalışma bozukluğundan dolayı yiyeceklerin mideden, yemek borusuna geri gelmesi anlamına gelir. "Laringofarengeal reflüde (boğaz reflüsü) mide içeriğinin boğaza kadar gelip burada oluşturduğu tahriş sonucu bir takım belirtiler oluşur. Boğazdaki yapılar narin yapıları sebebiyle mide asidine yemek borusuna göre daha dayanıksız olduğundan mide içeriği bazen asit içermese bile boğazda tahribat yapmaktadır. Bu sebeple reflüye bağlı boğaz şikayeti olan hastaların yüzde 50'sinde klasik mide reflüsü belirtileri olan göğüste yanma ya da mide şikayeti yoktur" dedi. Boğaz reflüsünün bilinen kesin bir sebebi yoktur.

Bu konuda yapılan araştırmalarda yemek borusunun üst kısmında bulunan ve mide içeriğinin yukarı kaçmasının önleyen valv mekanizmasının çalışmasından bir soruna bağlı olabileceği öne sürülmüştür. Bu valv normalde kapalı olur ve yutma sırasında lokmaların aşağı geçişi sırasında kısa üreli olarak açılarak yutmaya izin verir. Boğaz reflüsü olan hastalar genellikle boğazda kitle varmış hissi, yutarken ağrı veya takılma, seste çatallanma, sık sık gıcıklanma şeklinde öksürük-boğaz temizleme, sürekli geniz akıntısı hissi yaşarlar. Bu şikayetlerine eşlik eden mide şikayetleri çok az olabilir; hatta bazı hastalarda hiç olmayabilir.

Boğaz reflüsü tanısı hastanın şikayetlerinin dikkatli bir şekilde dinlenmesi ve ayrıntılı muayene ile koyulacağını belirten Dokuzlar, "Kulak burun boğaz pratiğinde sıklıkla kullandığımız endoskoplar ile yemek borusunun girişine kadar olan alanlar değerlendirilmekte ve asit tarafından oluşturulmuş olan doku hasarlarına ait bulgular saptanabilmektedir. Boğaz reflüsü tedavisinde mide asit oluşumunu azaltıcı ve reflü oluşumunu önleyici ilaçlar verilmektedir. Ancak tedavinin en önemli basamağı hastanın beslenmesi ile ilgili yapacağı değişikliklerdir. Yemeklerden sonra en az 2-3 saat boyunca kesinlikle uzanmamak, yatmamak gereklidir. Reflüsü olan bir bireyin her türlü kahve, çikolata, soda ve kola gibi gazlı tüm içecekler ve alkol gibi reflüyü arttırdığı net olarak gösterilmiş besinlerden uzak durması gereklidir. Bunların dışında az miktarlarda ve sık beslenilmeli, bir anda fazla yemek yemekten veya uzun süre aç kalmaktan kaçınılmalıdır. Mide tıka basa doldurulmamalıdır. Protein içeriği yüksek yağ içeriği düşük bir diyet uygulanmalıdır.

Sinüzitler ve Endoskopik Sinüs Cerrahisi


Sinüzitler, burun tıkanıklığı, baş ve yüz ağrısı, geniz akıntısı ve burun akıntısı, koku alamama, uyku bozuklukları ve çocuklarda öksürük gibi semptomlarla karşımıza çıkar. Bu bulgular günlük yaşam kalitesi, işgücü kaybı ve çocuklarda sosyal yaşam ve okul başarısında belirgin azalmaya neden olur.

Sinüzitler diğer adıyla rinosinüzitler, burun içini ve sinüslerimizi döşeyen mukozanın enflamasyonudur. Bu enflamasyonun nedeni virüsler, bakteriler yada mantarlar olabilir.

Bu enfeksiyonların oluşmasında yatkınlığa yol açan kişisel faktörler (alerji, anatomik yapısal bozukluklar; septum deviasyonu gibi, vücut direncinin azaldığı durumlar yada çevresel faktörler (ortamın ısısı, nem durumu, çevresel iritanlar)  rol oynamaktadır.

            Sinüzitler hastalığın sürecine göre akut yada kronik olarak sınıflandırılır. Akut sinüzitler eğer komplikasyonlara neden olmadıysa öncelikle medikal tedavi ile tedavi edilir. Eğer göziçi ve çevresi, kafa içi komplikasyonlar oluşmuş ise cerrahi tedavi de gündeme gelmektedir.

            Kronik sinüzitler, genellikle burun içindeki poliplerle birlikte ortaya çıkmaktadır, diğer grubuysa polipsiz kronik rinosinüzitlerdir. Her iki grup içinde medikal tedavi ve cerrahi tedavi birlikteliği, hastaya ve hastalığın durumuna göre seçilmektedir.


Endoskopik Sinüs cerrahisi, burun içinden yapılan, dışarıdan herhangi bir kesi olmadan uygulanan bir işlemdir. Son yıllarda gelişmeye başlayan bu yöntem ile yardımcı aletler ve optikler, yüksek çözünürlüklü görüntüleme sistemleri kullanılarak, ulaşılması güç boşluklar ve hastalıklı alanlara ulaşarak, yüksek oranlarda başarı elde etmek mümkündür.


Uygulama Alanları:

1.Sinüslerin medikal tedaviye yanıtsız enfeksiyonların tedavisi

2.Sinüslerin drenajını bozan ciddi anatomik deformitelerin düzeltilmesi

3.Nazal polipozis tedavisi

4.İlerleyici mantar sinüzitleri tedavisi

5.Kafa içi ve göz ilişkili komplikasyonların tedavisinde

6.Burundan BOS(Beyin omurilik sıvısı) kaçağının tamir edilmesi

7.Burun içi ve sinüslerde yerleşimli yabancı cisimlerin çıkarılması

8. Burun içi ve sinüslerde yerleşimli tümörlerin çıkarılması


gibi alanlarda uygun donanımı bulunan merkezlerde rahatlıkla uygulanabilmektedir.