Sevginin ve bağlılığın simgesi olan 14 Şubat Sevgililer Günü kapsamında, Medicana Zincirlikuyu Hastanesi’nde kalp sağlığı ve ilişkilerin psikolojik boyutuna dikkat çekmek amacıyla özel bir söyleşi düzenlendi. Klinik Psikolog Tuna Tüner’in konuşmacı olarak yer aldığı etkinlikte; aşkın biyolojisi, ilişkilerde güven duygusu, duygusal bağlanma ve ruhsal iyilik hâlinin kalp sağlığı üzerindeki etkileri ele alındı. Yoğun katılımla gerçekleşen buluşmada, sevginin yalnızca romantik bir duygu değil; aynı zamanda psikolojik ve fizyolojik boyutları olan bütüncül bir sağlık meselesi olduğu vurgulandı.
Etkinliğin açılış konuşmasını gerçekleştiren Medicana Zincirlikuyu Hastanesi Genel Müdürü Dr. Oğuzhan Cücü, kalp sağlığının yalnızca fiziksel parametrelerle değil, kişinin duygusal yaşamıyla da doğrudan bağlantılı olduğuna dikkat çekerek stres, yalnızlık, değersizlik hissi ve kronik çatışma ortamlarının kalp-damar sağlığı üzerinde bilimsel olarak kanıtlanmış etkileri olduğu hatırlattı.
Etkinliğin konuğu olan Klinik Psikolog Tuna Tüner, Feyzan Ersinan moderatörlüğünde yaptığı konuşmasında, “Hayatımıza giren herkes aslında en doğru insandır. Çünkü ilişkiler bizi bize tanıtır. Kendimizi tanımak için ötekine bakmamız yeterlidir. İlişkiler, hem ruhumuzun hem de kalbimizin aynasıdır” ifadelerini kullandı.
Söyleşide aşkın nörobiyolojik temellerine de değinildi. Tüner, aşkın dopamin merkezli ödül sistemiyle ilişkili olduğunu belirterek, “Aşkın gözü kördür; çünkü yoğun bir biyokimyasal süreç yaşarız. Duygusal bağlılık hissettiğimiz kişiyle aramızdaki bağ, yalnızca romantik değil aynı zamanda nörolojik bir süreçtir. Bu nedenle aşk çoğu zaman bağımlılık hissine benzer” dedi.
Ancak kalıcı ve sağlıklı bir ilişkinin yalnızca kimyasal çekimle sürdürülemeyeceğini belirten Tüner, sevginin iki temel koşulu olduğunu vurguladı: “Birincisi, sevilebilmiş olmak. Yani sevginin ne olduğunu deneyimlemiş olmak. İkincisi ise karşımızdaki kişinin hikâyesini sevebilmek. Onun geçmişini, yaşadıklarını, kusurlarını kabul edebilmek.”
Modern çağda ilişkilerin en büyük problemlerinden birinin mükemmeliyetçilik olduğuna dikkat çeken Tüner, sosyal medyanın beklenti algısını değiştirdiğini belirtti.
“Sevgiye olan talep azaldı, yerini arzu aldı. Hepimiz arzulanmak istiyoruz. Kadınlar kendilerine bakacak bir erkek, erkekler ise sürekli onları mutlu edecek bir kadın arayışında. Fakat karşılıklı olarak birbirimizden orantısız beklentiler içindeyiz. Bu beklentiler hem ruh sağlığını hem de dolaylı olarak kalp sağlığını olumsuz etkiliyor.”
Sosyal medyanın, kişinin olduğu hâl ile olmak istediği hâl arasındaki farkı büyüttüğünü belirten Tüner, bunun kronik yetersizlik ve değersizlik hissini tetikleyebileceğini ifade etti.
Söyleşide güven kavramı da özel olarak ele alındı. “Ben ona nasıl güveneceğim?” sorusunun çoğu zaman karşı tarafla değil, kişinin kendi geçmiş deneyimleriyle ilgili olduğuna değinen Tüner, güvenemeyen bireylerin yoğun kaygı yaşadığını, bunun da uzun vadede hem psikolojik hem fiziksel sağlık üzerinde olumsuz etkiler yaratabildiğini söyledi.
“Güvenemiyorsanız ilişkiye başlamayın. Güvenebileceğiniz kişilerle yola çıkın. İyileşmenin formülü basittir: Yüzleşmek ve yeniden deneyecek cesareti bulmak.”
Etkinlikte belli bir yaştan sonra âşık olmanın dinamikleri de konuşuldu. Tüner, özellikle 40 yaş sonrasında insanların neyi istemediğini daha net bildiğini belirterek şunları söyledi: “Bu yaşlarda ilişkiden beklenti değişir. Artık statü ya da dış görünüm değil, hayatınıza eşlik edecek birinin varlığı önem kazanır. Günün sonunda insan, başarılarını ve yaşadıklarını paylaşabileceği birine ihtiyaç duyar. Partner dediğimiz kişi, hayatımıza şahitlik eden kişidir.”
Yalnızlık ve duygusal izolasyonun kalp-damar hastalıklarıyla ilişkisine de değinilen söyleşide, sağlıklı ilişkilerin stres düzeyini azalttığı ve yaşam kalitesini artırdığı vurgulandı.
Söyleşinin sonunda 14 Şubat’ın yalnızca romantik bir kutlama günü değil, aynı zamanda kalp ve ilişki sağlığını hatırlama günü olduğuna dikkat çekildi.
Tüner, “Aşk biraz kontrolü bırakabilmektir. Muktedir olan âşık olmaz. Sevgi, yanımızda birinin olduğunu hissetmektir. Bu hisle birlikte gelen huzur, güven ve aidiyet duygusu hem ruhumuzu hem kalbimizi besler” diyerek sözlerini tamamladı.
Yoğun ilgi gören etkinlik, katılımcıların sorularının yanıtlanmasının ardından çiçek takdimi ve hatıra fotoğrafı çekimi ile sona erdi.
