Sosyal anksiyete bozukluğu: Toplum önünde korku mu, yoksa tedavi edilebilir bir durum mu?
Sosyal anksiyete bozukluğu, sosyal veya performans ortamlarında başkaları tarafından izlenmekten, yargılanmaktan veya aşağılanmaktan duyulan yoğun ve kalıcı bir korku ile karakterize edilen bir kaygı bozukluğudur. Bu durum normal utangaçlığın çok ötesine geçer ve günlük rutinleri, iş hayatını ve kişisel ilişkileri ciddi şekilde bozabilir. Sosyal anksiyete bozukluğu, dünya genelinde en sık görülen kaygı bozukluklarından biri olup yaşam boyu yaygınlığı yaklaşık yüzde 12 olarak bildirilmektedir. Amerikan Psikiyatri Birliği'nin DSM-5 tanı ölçütleri ve Dünya Sağlık Örgütü'nün ICD-11 sınıflandırması, bu tabloyu bağımsız bir psikiyatrik bozukluk olarak tanımlamaktadır.
- İçindekiler
- Sosyal anksiyete bozukluğu nedir ve nasıl tanımlanır?
- Sosyal anksiyete bozukluğunun nedenleri nelerdir?
- Belirtiler: Sosyal anksiyete kendini nasıl gösterir?
- Sosyal anksiyete bozukluğu nasıl tanı konur?
- Sosyal anksiyete bozukluğunun tedavisi
- Psikoterapi
- Yaygın yanılgılar ve gerçekler
- Ne zaman doktora, ne zaman acile gidilmeli?
Sosyal anksiyete bozukluğu nedir ve nasıl tanımlanır?
Sosyal anksiyete bozukluğu, yaygın bir kaygı bozukluğu türüdür. Sosyal anksiyete bozukluğunun, diğer adıyla sosyal fobinin, belirleyici özelliği, sosyal veya performans durumlarında yargılanma, olumsuz değerlendirilme veya reddedilme korkusudur. Sosyal anksiyete bozukluğu olan kişiler, görünür şekilde kaygılı davranmaktan (örneğin, kızarma, kelimeleri karıştırma), beceriksiz veya sıkıcı olarak görülmekten endişe duyabilirler. Sonuç olarak, genellikle sosyal veya performans durumlarından kaçınırlar ve bir durumdan kaçınılamazsa, önemli ölçüde kaygı ve sıkıntı yaşarlar. Bu bozukluğa sahip olan birçok kişi ayrıca hızlı kalp atışı, mide bulantısı ve terleme gibi güçlü fiziksel semptomlar yaşar ve korkulan bir durumla karşılaştıklarında ataklar geçirebilirler. Korkularının aşırı ve mantıksız olduğunu kabul etseler de, genellikle kaygılarına karşı güçsüz hissederler.
DSM-5'e göre sosyal anksiyete bozukluğu tanısı konabilmesi için sosyal durumlarda belirgin korku veya kaygı yaşanması, bu korkunun utanç verici ya da aşağılayıcı biçimde değerlendirileceği kaygısından kaynaklanması, sosyal durumların ya kaçınmayla ya da yoğun kaygıyla atlatılması ve bu tablonun en az altı aydır sürmesi gerekmektedir. Belirtilerin kişinin günlük yaşamını, mesleki işlevselliğini veya sosyal ilişkilerini anlamlı biçimde bozması da tanı için zorunlu kriterler arasındadır.
Sosyal anksiyete bozukluğu genellikle çocukluk veya ergenlik döneminde başlar ve aşırı utangaçlık veya kamusal ortamlardan veya sosyal etkileşimlerden kaçınma şeklinde kendini gösterebilir. Kadınlarda erkeklere göre daha sık görülür ve bu fark ergenlerde ve genç yetişkinlerde daha belirgindir. Doğru tedavi ve destekle, sosyal kaygı bozukluğu olan kişiler kaygılarını yönetebilir ve yaşam kalitelerini iyileştirebilirler.
Sosyal anksiyete bozukluğunun nedenleri nelerdir?
Sosyal anksiyete bozukluğunun tek bir nedeni yoktur; biyolojik, psikolojik ve çevresel etkenler bir arada rol oynar.
Nörobilimsel açıdan amigdalanın aşırı aktivasyonu ve prefrontal korteks ile amigdala arasındaki düzenleyici bağlantının zayıflığı sosyal tehdit algısını artırır. Serotonin, dopamin ve GABA sistemlerindeki işlev bozuklukları da bu tabloya katkıda bulunur. Genetik yatkınlık önemli bir etkendir; birinci derece akrabalarda sosyal anksiyete bozukluğunun bulunması riski artırır.
Psikolojik açıdan erken dönem utandırıcı ya da travmatik sosyal deneyimler, aşırı koruyucu ya da eleştirel ebeveyn tutumları ve düşük özsaygı bu tablonun gelişimine zemin hazırlayabilir. Bilişsel çarpıtmalar, özellikle olumsuz değerlendirilme korkusu ve felaketleştirme eğilimi, tablonun sürmesinde belirleyici rol oynar.
Belirtiler: Sosyal anksiyete kendini nasıl gösterir?
Sosyal anksiyete bozukluğu olan kişiler, başkalarının önünde performans sergilemek veya başkalarının yanında bulunmak zorunda kaldıklarında şunları yaşayabilirler:
- Kızarmak, terlemek veya titremek
- Kalp atış hızının yükselmesi
- Zihinlerinin boşaldığını veya midelerinin bulandığını hissedebilirler
- Vücut duruşları sert olur veya aşırı kısık sesle konuşurlar
- Göz teması kurmakta, tanımadıkları kişilerin yanında bulunmakta veya sosyal ortamlarda insanlarla konuşmakta zorlanırlar, hatta bunu istedikleri zaman bile!
- Kendilerine güven duymama veya insanların onları olumsuz yargılayacağından korkma
- Başka insanların bulunduğu yerlerden veya başkalarıyla etkileşime girmek zorunda kalabileceği durumlardan kaçınmak
- Olumsuz bir sosyal durumun en kötü sonuçlarına hazırlıklı olur
Sosyal kaygı bozukluğu olan çocuklar ve gençler, yetişkinlere benzer semptomlar gösterebilir, ancak ayrıca şunları da yaşayabilirler:
- Okula gitmekten kaçınmaya çalışırlar
- Arkadaş edinmekte zorlanırlar
- Karın ağrısı veya baş ağrısından şikâyet ederler
- Sosyal ortamlarda duygusal patlamalar yaşayabilirler
- Konuşmayı veya sosyal ortamlara katılmayı reddedebilirler
Sosyal anksiyete bozukluğu olan tüm kişilerde semptomlar zaman içinde dalgalanma gösterebilir ve genellikle önemli stres veya değişiklik dönemlerinde daha kötüleşir. Kaygıya neden olan durumlardan kaçınmak kısa vadede faydalı gibi görünse de, tedavi edilmediği takdirde kaygı muhtemelen devam eder.
Sosyal anksiyete bozukluğu nasıl tanı konur?
Sosyal kaygı bozukluğu tanısı konulabilmesi için, kişinin başkaları tarafından yargılanabileceği veya eleştirilebileceği sosyal durumlardan dolayı güçlü bir korku veya kaygı duyması gerekir. Bu durumlardan kaçınmaya çalışabilir veya bunlarla aşırı rahatsızlıkla yüzleşebilir. Bu duyguların en az 6 ay sürmesi ve iş, okul veya ilişkiler gibi günlük yaşamı etkilemesi şarttır.
Tanı, psikiyatrist veya klinisyen psikoloji uzmanı tarafından yapılan yapılandırılmış klinik görüşmeyle konur. Liebowitz Sosyal Anksiyete Ölçeği (LSAS) ve Sosyal Fobia Envanteri (SPIN) hem tanıyı desteklemek hem de tedavi yanıtını izlemek amacıyla yaygın biçimde kullanılır. Ayırıcı tanıda panik bozukluğu, yaygın anksiyete bozukluğu, özgül fobi, otizm spektrum bozukluğu ve şizoid kişilik bozukluğu göz önünde bulundurulmalıdır. Sosyal anksiyete bozukluğu çoğu zaman depresyon, diğer anksiyete bozuklukları ve alkol kullanım bozukluğuyla birlikte seyreder; bu eştanı varlığı tedavi planlamasını doğrudan etkiler.
Sosyal anksiyete bozukluğunun tedavisi
Sosyal anksiyete bozukluğunun tedavisi genellikle psikoterapi, ilaç tedavisi veya her ikisini birden içerir. Doğru tedavi planının seçimi, kişinin ihtiyaçlarına, tercihlerine ve tıbbi durumuna, ayrıca bir ruh sağlığı uzmanıyla yapılan görüşmeye bağlıdır. En iyi tedaviyi bulmak deneme yanılma gerektirebilir ve psikoterapi ve ilaç tedavisinin etkisini göstermesi biraz zaman alabilir. Türk Psikiyatri Derneği ve Avrupa Anksiyete ve Depresyon Derneği (EADV), tedavide psikoterapi ve farmakolojik yaklaşımların birlikte ya da ayrı ayrı uygulanabileceğini belirtmektedir.
Psikoterapi
Psikoterapi (konuşma terapisi veya danışmanlık olarak da adlandırılır) yüz yüze veya uzaktan sağlık hizmeti yoluyla etkili olabilir. Bir terapist, uygulamalar veya diğer araçlar gibi dijital veya mobil teknolojiyi kullanarak terapiyi destekleyebilir veya tamamlayabilir. Farklı terapiler farklı insan tipleri için işe yarar.
Bilişsel davranışçı terapi (BDT), araştırmalarla desteklenen bir psikoterapi türü olup, sosyal kaygı bozukluğunun tedavisinde yaygın olarak kullanılmaktadır. BDT, bireye farklı düşünme, davranma ve durumlara tepki verme yolları öğreterek kaygı ve korkuyu azaltmasına yardımcı olur. BDT ayrıca, sosyal kaygı bozukluğunun tedavisinde çok önemli olan sosyal becerilerin öğrenilmesine ve uygulanmasına da yardımcı olabilir. BDT, kapsamlı bir şekilde incelenmiş ve psikoterapi için "altın standart" olarak kabul edilmektedir.
Maruz bırakma terapisi, bir kişinin kaçındığı aktivitelere katılmasına yardımcı olmak için kaygı bozukluğunun altında yatan korkularla aşamalı olarak yüzleşmeye odaklanan bir Bilişsel Davranışçı Terapi (BDT) yöntemidir. Maruz bırakma terapisi, gevşeme egzersizleriyle birlikte kullanılabilir. Grup terapisi formatında uygulanan BDT, sosyal kaygı bozukluğu için de önemli faydalar sağlayabilir.
Sosyal anksiyete bozukluğu için bir diğer tedavi seçeneği de kabul ve bağlılık terapisi (ACT)'dir. ACT, Bilişsel Davranışçı Terapiden (BDT) farklı bir yaklaşım benimseyerek, düşünce ve davranışları yargılamadan kabul etmeyi ve anlamlı aktivitelere katılımı teşvik eder. ACT, kişinin rahatsızlığını ve kaygısını azaltmak için farkındalık ve hedef belirleme gibi stratejiler kullanır.
Farmakolojik tedavide Seçici serotonin geri alım inhibitörleri (SSRI'lar), özellikle paroksetin, sertralin ve essitalopram, birinci basamak ilaç tedavisi olarak önerilmektedir. Serotonin-norepinefrin geri alım inhibitörleri (SNRI'lar), özellikle venlafaksin, etkili bir alternatiftir. Bu ilaçların tam etkisinin ortaya çıkması 4-6 haftayı bulabilir; tedaviye yanıt değerlendirmesi için en az 8-12 hafta beklenmesi gerekir. Performans tipinde propranolol gibi beta blokerler belirli durumlarda hekim önerisiyle kullanılabilir. Benzodiazepin grubu ilaçlar bağımlılık riski nedeniyle uzun süreli kullanımda önerilmez.
Yaygın yanılgılar ve gerçekler
"Sosyal anksiyete sadece utangaçlıktır, zamanla geçer." (Yaygın yanılgı)
Sosyal anksiyete, utangaçlıktan temelde farklıdır ve nadiren kendiliğinden geçer. Utangaçlık, zamanla kaybolan geçici bir kişilik özelliği iken, sosyal anksiyete bozukluğu ise tanı ölçütlerini karşılayan, tedavi edilmediğinde kronikleşen ve yaşam kalitesini ciddi biçimde düşüren klinik bir tablodur. (Gerçek)
"Sosyal anksiyetesi olan biri sadece yabancılardan korkar." (Yaygın yanılgı)
Sosyal anksiyete özünde, herhangi bir sosyal veya performans ortamında incelenme, yargılanma, değerlendirilme veya utandırılma korkusudur. Bu, yakından tanıdığınız kişiler de dâhil olmak üzere neredeyse herkesle olan etkileşimlerinizi etkileyebileceği anlamına gelir. Yaygın tipte kaygı, iş arkadaşları, aile toplantıları ve tanıdık kişilerle yapılan günlük etkileşimlerde de ortaya çıkabilir. (Gerçek)
"İçki içmek sosyal anksiyeteye iyi gelir." (Yaygın yanılgı)
Alkol geçici olarak çekingenliği azaltabilir ve rahatlatıcı bir etki yaratabilirken, sosyal anksiyete için etkili veya güvenli bir tedavi yöntemi değildir. Alkolü kaygı giderme aracı olarak kullanmak, uzun vadede kaygıyı daha da kötüleştirir ve alkol kullanım bozukluğu geliştirme riskini önemli ölçüde artırır. Sosyal anksiyete bozukluğunda alkol kullanım bozukluğu eştanısı yüksek orandadır. (Gerçek)
"Sosyal anksiyete ilaçla tamamen geçer." (Yaygın yanılgı)
İlaç tedavisi kalıcı bir çözüm olmaktan ziyade, semptomların fiziksel ve duygusal yoğunluğunu azaltmak için güçlü bir araç görevi görür. En kalıcı sonuçlar psikoterapi ve ilaç tedavisinin birlikte kullanılmasıyla elde edilmektedir. (Gerçek)
"Sosyal anksiyetesi olan biri asla başarılı olamaz." (Yaygın yanılgı)
Uygun tedavi ve destekle sosyal anksiyete bozukluğu olan pek çok birey mesleki ve sosyal hayatta yüksek işlevsellik düzeyine ulaşabilir; tanı, kişinin potansiyelini belirlemez. (Gerçek)
Ne zaman doktora, ne zaman acile gidilmeli?
Aşağıdaki durumlarda psikiyatri veya klinik psikoloji birimine başvurulması önerilir:
- Sosyal durumlardan kaçınmanın iş, okul veya ilişkileri olumsuz etkilemesi
- Kaygıyı yönetmek amacıyla alkol veya madde kullanımına yönelme
- Altı aydan uzun süredir devam eden ve günlük yaşamı kısıtlayan sosyal korku
- Eşlik eden depresyon veya diğer anksiyete bozukluğu belirtileri
Acil servise yönlendirilmesi gereken durumlar şunlardır:
- Sosyal anksiyeteye eşlik eden aktif intihar düşüncesi veya kendine zarar verme davranışı
- Şiddetli panik atağı sırasında gelişen göğüs ağrısı, nefes darlığı veya bilinç bulanıklığı





























