+A A-

Kafa Tabanı Tümörü



Kafatasının alt kısmında bulunan ve beynin üzerinde oturduğu alana, kafa tabanı adı verilir. Kafa tabanında, sinirler ve kan damarlarının içinden geçtiği sayısız delikler bulunur. Beyni, sinüs, göz ve kulaklar gibi bölümlerden ayıran kafa tabanı, karmaşık ve bir o kadar fonksiyonel bir yapıya sahiptir. Kafa tabanı tümörleri, kafatası kemiği, sinüs, beyin, sinir ve damarlarda oluşan bozukluklardan etkilenerek oluşabilir. Ön, orta ve arka olmak üzere üç bölümden oluşan bölgede meydana gelen tümörlerin tedavisi de tümörün oluştuğu yere göre farklılık gösterir.

Kafa Tabanı Tümörü Nedir?

Beyni önemli ölçüde koruyan ve fonksiyonlarını gerçekleştirmesine katkıda bulunan kafa tabanında görülen iyi ve kötü huylu kanser oluşumlarına kafa tabanı tümörü denir. Bu tümörler, yavaş büyüyen ve belirtileri bakımından oldukça sinsice ilerleyen malign oluşumlardır. Kafa tabanının orta, ön ya da arka kısmında gelişebilen tümörlerin, ameliyatla çıkarılması son derece güçtür. Bununla birlikte teknolojinin gelişimine endeksli olarak ilerleyen tıbbi tedaviler, robotic cerrahi gibi birçok alternatifin de tedavi sürecine eklenmesiyle oldukça gelişmiştir. Kafa tabanı tümörü, beyni dışarı doğru iten ve fiziksel fonksiyonları etkileyen, önemli ve az rastlanan beyin tümörü çeşididir.

Kafa Tabanı Tümörünün Belirtileri Nelerdir?

Belirtiler kişiden kişiye ve tümörün bulunduğu yere göre değişiklik gösterir. Büyüme hızı birçok kafa tabanı tümöründe yavaştır. Tümör büyüdüğünde, göz sinirleri, beyin, atardamarlar gibi hayati organlara bası yaparak fonksiyonlarını fark edilir ölçüde değiştirir. Bu nedenle, vücudun verdiği sinyallere dikkat etmek önemlidir. Burnu etkileyen tümörler, koku ve nefes alma gibi fonksiyonları zorlaştırır. Hipofiz bezine baskı uygulayan kafa tabanı tümörleri yutmayı ve hatta görmeyi engelleyebilir. Kafa tabanı tümörlerinde ayrıştırıcı ve en belirgin belirtiler arasında baş ağrısı, yutkunma güçlüğü, koku alma duyusunda bozulma, bulanık veya çift görme, duyma kaybı gibi işlevsel bozulmalar gelir. Vücutta oluşan lekelenmeler,  benler, et benleri ve siğiller de kafa tabanı tümörlerinin belirgin habercisi olabilir. Bu nedenle, ben oluşumlarını yakından takip etmek hastalığı önceden teşhis etmek adına önemlidir.

Kafa Tabanı Tümörü Neden Olur?

Hastalığın net olarak kesinleşmiş nedenleri olmamakla birlikte, kafatasının radyasyona maruz kalması, böcek ilaçları ve arsenik gibi zehirli kimyasallara maruz kalınması, risk faktörleri arasında yer alır. Bu tip risk faktörleri, ancak hastalığın oluşumunu tetikleyen ve arttıran nedenler arasında gösterilebilir. Genetik yatkınlık, kafa tabanı tümörü oluşumunda risk faktörü oluştursa da “kesin olarak genetik bir hastalıktır” denilemez.


Tanı Yöntemleri Nelerdir?

Fiziksel olarak ortaya çıkan belirtiler her ne kadar hastalığın teşhisinde önemli bir ipucu verse de teknik tanımlamalar da teşhisi destekleyen en güçlü faktörlerdir. Genel olarak bu yöntemler şu şekilde sıralanabilir:

  • Fiziksel Muayene: Hekim tarafından yapılacak fiziksel muayenede hastalığın belirtileri, kişinin genel sağlık durumu ve varsa kronik hastalıkları gibi konular değerlendirilir. Sinir sistemini kontrol etme amaçlı olarak duyma, refleksler, görme, düşünme ve hatırlama becerileri gibi birçok önemli konu gözden geçirilir.
  • MR ve BT: Manyetik Rezonans (MR) VE bilgisayarlı tomografi (BT) kafa tabanı tümörünün teşhisinde önemli rol oynayan görüntüleme yöntemleridir. Bu yöntemler, hem kafa tabanı tümörü hem de diğer beyin tümörlerinin belirlenmesinde sıklıkla başvurulan teşhis araçlarıdır.
  • Kemik Taraması ve PET: Hastalık şüphesi bulunan kişiye radyoaktif madde enjekte edilerek tümörün tam olarak nerede yerleştiği görülür. Kemik taraması adı verilen bu yöntem sayesinde, tümörün çevredeki diğer organlara sıçrayıp sıçramadığı da belirlenmiş olur. PET (Pozitron Emisyon Tomografisi) yöntemiyle, kanserli hücrelerin büyüme aşamasında olduğu evre görüntülenir. PET yöntemi, BT yöntemi ile beraber kullanılarak daha kesin sonuçlar elde edilebilir. PET çekimi öncesinde kişiye radyoaktif glikoz enjekte edilerek bu maddenin boyadığı kanserli hücreler, beyindeki normal sağlıklı hücrelerle kıyaslanır. Hastalığın hangi bölümlere yayıldığı ve yayılmaya devam ettiği gözlemlenir.
  • Anjiyografi ve Endoskopi: İnce bir kamera yardımıyla burundan girilerek tümörün yeri keşfedilmeye çalışılır. Tümörün hangi tip hücrelerden oluştuğunu belirlemek için, biyopsi yapılması gerekebilir. Burundan içeri gönderilen kamera ve ince iğne biyopsisi yardımıyla parça alınarak, tümörün iyi ya da kötü huylu olduğu belirlenebilir.
  • Baş ve Boyun Testleri: Bu bölgelerdeki bazı bölümlerin çalışma fonksiyonlarını gözlemlemek için, birtakım fonksiyonel test modelleri uygulanır. Hastanın fiziksel belirtileri ve tümörün yerine göre, testlerin türü de belirlenir. Duyma kaybı olan hasta için odiometri testi, denge testleri, görme ve ses telleri için uygulanan testler, bu araştırma yöntemleri arasındadır.

Kafa Tabanı Tümörlerinin Çeşitleri Nelerdir?


Serebellopontin Köşe Tümörleri: Beyin ve beyincik arasındaki bölgede tutunan tümörler, kafa tabanı tümörleri arasında en sık rastlanılan tümör çeşitleridir. Belirtileri, diğer kafa tabanı tümörleri ile büyük benzerlik gösterir.

Menenjiyoma: Beyin zarı tümörleri, kafa içinde yer alan tümörlerin  yaklaşık %18’ini oluşturur. Sıklıkla iyi huylu tümörler olup etraftaki yapılara saldırgan davranışlarda bulunabilirler. Arka kafa çukuru, en sık yerleştikleri alandır. Denge bozukluğu, kulak çınlaması ve işitme kaybı gibi kulakla ilgili şikayetler, erken dönem belirtilerindendir. 

Glomus Tümörleri: Kulak tümörleri olarak da bilinen bu tümörler, yerleştikleri alana göre iki türde adlandırılır. Birincisi Glomus Timpanikum diğeri de Glomus Jugulare tümörleridir. Kulağın içinden başlayan Glomus tümörü, Glomus Timpanikum sıklıkla nabızdan gelen sesle eş zamanlı kulak çınlaması şeklinde bulgu verir. Kulağın altındaki büyük toplardamardan başlayan Glomus Jugulare tümörleri ise sıklıkla uzun süre belirti göstermez. Yutma bozuklukları, yüz felci, işitme kaybı hatta kalp çarpıntısı ve ritm bozuklukları gibi belirtiler, tümör yeterince büyüdükten sonra ortaya çıkan bulgulardır.

Kordoma: Kafa tabanının orta kısmına yerleşen tümör çeşididir. Etrafındaki yapıları ve kemiği iterek büyüdüğü için genellikle tahrip edicidir. Kafa tabanında yerleşir ve zamanla sinüsün içine kadar girerek burun tıkanıklığına yol açabilir. Belirtileri erken teşhisini kolaylaştıracak ölçüde çeşitlidir. Bu belirtilerin başlıca olanları, görme kaybı ya da çift görme, baş ağrısı, yüzde ağrı, denge bozuklukları, kulak çınlaması ve işitme kaybıdır.

Kondrosarkom: Kötü huylu tümörler olup hızlı ve oldukça saldırgan bir yapıya sahiptirler. Hem etraftaki hem de uzak organlara sıçrayarak (metastaz) tutunabilir ve onları işgal ederler.

Lipom ve Hamartom: İyi huylu kafa tabanı tümörleridir. Belirtileri diğer kafa tabanı tümörleri ile benzer. Bu yönüyle başta kötü huylu olduklarını düşündürebilir ancak BT ve MR tetkikleri ile kolayca diğer tümör çeşitlerinden ayırt edilebilirler.

Kolesteatoma: Kafa tabanı tümörleri arasında sık görülen tümör çeşitlerinden biridir. Genellikle doğuştan meydana gelen hücre artıklarından meydana gelirler. Sinsi ve oldukça yavaş bir büyüme hızına sahiptirler. Belirtilerini vermesi ve fark edilmesi 20’li yaşlardan sonra gerçekleşir. İşitme kaybı, kulak çınlaması, yüz felci, baş ağrısı gibi diğer kafa tabanı tümör çeşitleriyle benzerlik gösteren belirtileri mevcuttur.

Epitel Hücreli Tümörler: Kulağın içinde ve temporal kemik üzerinde büyüyen tümörlerdir. Dış kulak kanalının derisinde oluşmaya başlar ve büyüdükçe iç ve dış yönlere doğru yayılır. Kötü huylu bir tümör olup, etraftaki yapıları iterek ve baskı uygulayarak gelişir. Metastaz oluşumu olasılığı yüksektir.

Endolenfatik Kese Tümörü: İç kulağın kese biçimindeki uzantısında gelişen tümörlerdir. Nadir rastlanırlar ve işitme kaybı belirtileri ile kendilerini gösterirler. Hastanın tümör gelişen kulağı, zaman zaman iyi ya da kötü duyma gibi dalgalanmalar geçirebilir. Baş dönmesi atakları da ortaya çıkarabilen tümör, Meniere hastalığı ile zaman zaman karıştırılır.


Tedavi Yöntemleri Nelerdir?

Kafa tabanı tümörleri, tedavisi bakımından birçok seçenek içerir. Cerrahi yöntemler, kemoterapi ve radyoterapi uygulamaları ya da sadece izlemeye bağlı süreçler, tedavi yöntemlerini oluşturur. Tedavi sırasında bu yöntemlerin bir ya da birkaçı bir arada kullanılabilir. Tümörün yeri, yayılım bölgesi, hızı, iyi veya kötü huylu olması, hastanın farklı kronik rahatsızlıklarının bulunması, tedavi yöntemini seçmek adına belirleyicidir.

Kemoterapi, cerrahi müdahaleyi destekleyici bir yöntem olarak tek başına ya da ameliyat sonrasında uygulanır. Tümörün yeri bakımından cerrahi müdahalenin uygun bulunmadığı durumlarda, radyasyon tedavisi çözümsel bir yaklaşımdır. Kafa tabanı tümörü, cerrahi olarak güvenle çıkarılabilecek bir yerdeyse, ameliyat tek çözüm yöntemidir. İyi huylu tümörlerde burun içinden uygulanan endoskopik cerrahi yöntemler uygulanabilir ve kafa tabanı tümörleri için birçok cerrahi uygulama yöntemi söz konusudur. Herhangi bir biçimde hastanın hayatını olumsuz yönde etkilemeyen ve büyümeyen iyi huylu tümörler için, cerrahi müdahalelere gerek kalmadan, izleme yöntemi de yeterli olabilir.

Kafa Tabanı Tümörü Cerrahisi Nasıl Uygulanır?

Kafa tabanı tümörleri, ulaşılması zor beyin alt taban bölgesinde olduğundan, operasyonların güvenli ellerde yapılması önemlidir. Yeni nesil tıp teknolojileri sayesinde, günümüzde bu operasyonlar mikroskobik yöntemlere ilaveten robotik cerrahilerle de üst seviyelere taşınmıştır. Kafa tabanına ulaşmak için kafatası kubbesinin kaldırılarak aşağıya doğru inilmesi, istenmeyen sonuçların oluşmasına neden olabilir. Sinirler ve bu bölgedeki hassas dokuların zedelenmesi, ameliyat sonrasında kalıcı hasarların ortaya çıkmasını sağlayabilir. Bu nedenle, teknolojinin de hızla ilerlemesiyle ortaya çıkan yeni yöntemler, cerrahi uygulamalar açısından daha fonksiyonel çözümlerdir. Endoskopik yöntemlerle başta burundan, kulak içi, gözlerin arasından, geniz bölgesi ya da boynun arka kısmından girilerek tümör başarıyla çıkarılır. Operasyon sonrasında hassas sinirlerin zarar görmemesi, koku ve görme gibi fonksiyonların kaybedilmemesi için ameliyatlarda üst güvenlik tedbirleri oluşturan nöromonitörizasyon ve nöronavigasyon gibi üstün teknolojik yöntemler de kullanılır. Ameliyat süreci oldukça uzundur. Kafa tabanı tümörü ameliyatlarında, 19 saate varan uzun süreler olabilmektedir.

Ameliyat Sonrası Bakım ve İyileşme Süreci

Uzun süren ameliyat sonrası, hastanın ortalama 7 günlük bir süre boyunca hastanede kalması uygun görülür. Hasta, genel sağlık durumuna da bağlı olarak bir iyileşme grafiği sergiler. Ameliyat öncesindeki yaşam kalitesi, sigara ve alkol kullanımı gibi olumsuz etkenlerin hastanın hayatında var olup olmaması, iyileşme sürecinin kısalığı üzerinde etkilidir. Ameliyat sonrasında gerekli görüldüğü taktirde kemoterapi ve radyoterapi süreçleri doktor tarafından planlanır. Hastaya uygulanacak ilaçlar ve kullanım süreleri de iyileşme sürecinin gidişatında oluşan koşullara göre programlanır.


Medicana Samsun Hastanesi Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı

Doç. Dr. Enis Kuruoğlu

Sağlıklı Günler Dileriz.

Randevu Almak için Tıklayınız

Oluşturma: 03.06.2020 03:42
Son Güncelleme: 03.06.2020 03:42
Oluşturan: Medicana Web ve Yayın Kurulu